Anglosaksonlar, sonunda Yahudileri Ortadoğu’nun fokurdayan kazanına atarlar (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“İlahi adalet”, İbret alabilenleri için, Su, Buhar ve Yağmur misalidir.

 

İsrail devleti, Yahudi Halkınca değil, sayısız yararlarının olacağını düşünen, Batılı Siyasetçiler ile Yahudi Bankerler tarafından kurulmuştur. Devletin kurulma aşamasında göç edecek gönüllü Yahudiler olmayınca; bir kez daha Yahudileri yaşadıkları ülkelerden kaçırmak adına katliamlar başlar.

Ormandaki ağaçlar, sapı kendilerinden olan balta tarafından doğranmaktadır.

Yahudileri Filistin’e göçe zorlamak için önceki yazımızda verilenlerden iki örneği tekrar edersek;

-“…Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- pogromlar ismiyle bilinen bir dizi katliam yaşandı. Katliamlara maruz çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı…”

-“…Nazi Almanyası’nın 1930’lardan 1940’ların ortalarına kadar Yahudilere soykırım uygulamaya başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başladı…”

Kaldığımız yerden devamla;

Fransızların bir devlet kurma cinliği karşısında, ezeli rekabetçileri İngilizler herhalde boş durmayacak onlarda Yahudilere, bir taşla beş kurmanın hesabı ile bir devlet kurmanın telaşı içine gireceklerdir.

Bunun uzun hikâyesine başlamadan evvel konunun anlaşılması adına, oyuncularının ve kurulan oyun (Özellikle Siyonizm) hakkında açıklama yapılmaktadır.

Siyonizm,“Filistin’de Yahudiler için yeniden bir vatan kurulmasına destek veren uluslararası Yahudi siyasi hareketidir. Söz konusu alan, Tevrat’ta bahsi geçen ve İsrail Diyarı adı verilen topraklardır.

Bu siyasal örgüt, Avusturya-Macar gazeteci Theodor Herzl tarafından Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı eserinin yayımlanmasının ardından, 19. Yüzyıl sonlarında resmen kurulmuştur. Bilinen en ciddi finansörlerinin başında, (Banker) Rothschild ailesi geldiği ifade edilmektedir.

“İsrail Diyarı”na Yahudi göçünü teşvik etmeyi amaçlayan hareket, sonunda Yahudiler için bir anavatan olarak İsrail’i kurma hedefine 1948 yılında ulaşmıştır. Savunucuları, Siyonizm’in amacını; Yahudi ulusu için kendi kaderini tayin olarak görmektedir.

Theodore Herzl’in 1897’de I. Siyonist Kongrede bir öngörü de bulunur.

Veya bildiği bir konuda bilgi verir.

– “Ben Basel’de İsrail Devletini kurdum. En geç 50 yıl içinde bu gerçek olacak..” demesinden 50 yıl sonra ilan edilmiştir.

Konu daha geniş manada kavranabilmesi için aşağıda iki farklı hikaye anlatılacaktır.

İlk olarak yaygın olarak anlatılan daha doğrusu kamuoyunun bilmesi gereken hikâyemiz;

-Theodore Herzl, Filistin’de kurulacak bir devlet için 2 Abdülhamid’den büyük paralar karşılığında toprak satın almak ister. 2. Abdülhamid ne bir karış toprak satar ne de uzun vadeli olarak kiralar.

Bu toprak talebinin red edilmesi üzerine İstanbul’daki (Theodore Herzl’in) heyetinde bulunan Osmanlı vatandaşı-Selanik mebusu (Yahudi) Emanuel Karasu; Sultan Hamit’in hal’inden çok sonra hatıralarını yazmış olan 2. Abdülhamid’in Mabeyn Başkatibine,

-”Ben zat-ı şahaneyi bir daha görmeye geleceğim. Fakat bu sefer kendisinden bir atıfet ve lütuf istemek için değil…”Diyecektir.

2. Abdülhamid’in Mabeyn Başkatibi,  “1906’da Emanuel Karasu’dan dinledikleri ile, 27 Nisan 1909’da (İttihatçılardan) gelen hal’i tebliğ heyetinde aynı Emanuel Karasu’nun bulunuşu sadece tesadüf müdür?” Diye sorarak, Emanuel Karasu’nun yukarıdaki ifadelerini aktarır.

Peki, Selanik mebusu (Yahudi) Emanuel Karasu, 2. Kez ne için gelecektir?

Elbette, Vatan topraklarını satmayan 2. Abdülhamid’i Tahtan indirmek için.

Gerçeğinde de; Meclis-i Milli’nin Abdülhamid’in hal’ kararını bildirmek için görevlendirdiği, 27 Nisan 1909 Salı günü öğleden sonra sarayı ziyaret eden dört kişilik heyette; Arif Hikmet Paşa, Emanuel Karasu Efendi (Carasso), Esad Paşa Toptani, Aram Efendi ve Albay Galip Bey (Pasiner) vardır.

İttihatçılardan Enver Paşa, 2. Abdülhamid’in tahtan indirilmesi ile ilgili olarak; “Siyonistlerin oyununa geldik” diyerek, hatalarını ve pişmanlıklarını itiraf etme olgunluğunu da gösterecektir.

**

Sırası geldiği için hatırlanması gerekenler; Tarihin önemi, bugün başımıza gelenlerin arka planını, gerçeğini öğretmesindedir.

Ancak bu ülkede anlaşılmayan bir uygulama vardır.

Arşivler araştırmacılara (halen) kapalıdır. Bu nedenle Halk kendisinden gizlenen bir şeyler olduğunu düşünmektedir. Dünü tam olarak bilmeden kendimize nasıl doğru bir gelecek kurabiliriz?

**

Ve İngilizler Yahudilere bir Devlet kurmak üzere devreye girerler…

Lloyd George’un Siyonizm’i

Lloyd George göreve geldikten birkaç ay sonra Jön Türk lideri Enver Paşa ile gizli müzakerelere girişmişti.

Bu müzakerelerdeki adamı, İstanbul’da Osmanlı Düyunu Umumiyesi yönetim kurulu başkanlığını yapmış olan, Vickers silah sanayi şirketinin mali işler müdürü Vincent Caillard’dı.

Caillard da, İzmir’in yeraltı dünyasından çıkarak dünyanın en ünlü silah tüccarlığına yükselen ve basında “ölüm taciri” olarak anılan yakın iş arkadaşı Basil Zaharoff’u kullanıyordu.

Zaharoff, 1917 ve 1918’de Cenevre’ye gittiğini orada önce birisinin aracılığıyla, sonra da yüz yüze olarak Enver Paşa ile müzakerelerde bulunduğunu bildirmişti.

Lloyd George, hükümetinde Filistin’i isteyen tek insandı.

Aynı zamanda Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasını da özendirmek istiyordu.

Meslektaşları onun bu görüşlerine ne kadar bağlı olduğunu anlayamadılar.

Lloyd George meslektaşlarının aksine İngiliz antikonformist (*) ve Evangelist (**) düşüncesinde, Yahudileri Siyon’a geri göndermede başı çekmek gibi yüzyıllar öncesine dayanan bir eğilim olduğunu çok iyi biliyordu.

Bu düşünceler gerçekten de kendisinin antikonformist inancının temelini oluşturmaktaydı.

Lloyd George, İngiltere’de Püritenlere (***) ve Mayflower’ın Yeni Dünya’ya yelken açtığı döneme kadar uzanan Hıristiyan Siyonistleri hareketinin en son örneğiydi. Vaat edilmiş topraklar o günlerde hala, gerek Birleşik Devletlerdeki gerekse Filistin’deki insanların zihinlerindeydi.

17. yüzyıl ortalarında Hollanda’da yaşayan iki İngiliz Püriteni -Joanna ve Ebenezer Cartwright- hükümetlerine şöyle bir dilekçe vermişlerdi:

İngiliz milleti, Hollandalılarla birlikte, İsrail’in oğullarını ve kızlarını gemileriyle ataları Abraham, Isaac ve Jacob tarafından vaat edilen ülkeye götüren ilk millet olmalıdır.”

Püritenler, Yahudi halkı öz- yurtlarına geri gönderirlerse Mesih’in görüneceğine inanıyorlardı.

Bu fikir devam ediyordu: 19. yüzyıl ortalarında sosyal reformcu Anthony Cooper -sonraları Shaftesbury Lordu olmuştur- Anglikan kilisesinde Yahudileri Filistin’e götürmek, Hıristiyanlaştırmak ve İkinci Gelişi çabuklaştırmak için güçlü bir dini hareket başlatmıştı.

Karısı dolayısıyla akrabası olan Dışişleri Bakanı Palmerston’u, Filistin’deki Yahudilere İngiliz konsolosluğu koruması vermesi için ikna etmişti. Shaftesbury günlüğüne şöyle yazmıştı:

-“Palmerston, kendi eski insanlarına iyi davransın diye Tanrı tarafından seçilmiş bir araçtı.

Palmerston, Lloyd George’u andıran bir idealizm ve pratik nedenler karışımıyla hareket ediyordu.

1830 ve 1840’larda isyancı Mısır Valisi Mehmet Ali, Fransa’nın desteğiyle imparatorluğun toprak bütünlüğünü ve Sultan’ın tahtını tehdit etmek için Suriye’ye yürüdüğünde, Palmerston da Fransa ile Büyük Oyun rekabeti bağlamında Osmanlı İmparatorluğu’na bir Yahudi Filistin’i dayatmıştı.  

Her zaman olduğu gibi, Osmanlı davasını destekliyordu. Yahudi Filistin’i davasını savunmasındaki amaçlarından biri, Yahudi desteği sağlayarak Osmanlı rejimini güçlendirmekti.

Bir diğeri de, Fransızların ve himayelerindeki Mehmet Ali’nin yürüdükleri yön üzerinde İngiliz destekli bir Yahudi yurdu yaratarak ilerlemelerini durdurabilmekti.

Başka bir amacı ise İngiltere’ye Ortadoğu’da bir müşteri sağlamak ve böylece Osmanlı içişlerine müdahale için neden yaratmaktı.

Ortodoks inancın savunucuları olan Ruslar ve Lübnan’daki önemli ve stratejik konumlu Maruni (Katolik) toplumunun savunucuları olarak da Fransızlar, Ortadoğu’da büyük çıkar odaklarını ve önemli toplumları temsil ettiklerini iddia etmekteydiler.

Bölgede Protestan varlığı olmadığından İngiltere’nin aynı iddiada bulunması için koruması altında olacak bir halka ihtiyacı vardı.

Palmerston’un Yahudileri vaat edilmiş topraklara götürme fikri aynı zamanda kurnazca bir iç politikaydı.

İngiliz kamuoyunda Püriten heyecanını akla getiren olumlu bir yankı bulmuştu.

Palmerston diplomasisi konusunda ileri gelen bir otoriteye göre, politikası

-“19. yüzyılda tümüyle kaybolmamış olan mistik bir fikirle bağlantılı görülüyor Buna göre İngiltere Tanrı’nın, Yahudileri Kutsal Topraklara götürme aracıydı.”

Bu görüş her nasılsa, en azından İngiliz üst sınıflarında, yaygın bir Yahudi aleyhtarlığıyla birlikte yaşıyordu.

Aynı düşünce Asquith Kabinesi’nde bir İngiliz kabinesine giren ilk Yahudi olan Ulaştırma Bakanı ve Liberal Parti’nin liderlerinden Sir Herbert Samuel’in de aklına gelmişti.

Sir Herbert, 1915 Ocak ayında Başbakan Asquith’e verdiği bir muhtırada -Britanya İmparatorluğu için stratejik önemi olduğundan– Filistin’in İngiliz himayesine alınmasını a önerdi ve oraya geniş boyutlu bir Yahudi iskanının özendirilmesinin yararlarını sıraladı.

Lloyd George Kabine’ye Filistin’dekı Kutsal Hıristiyan Yerlerinin “Agnostik dinsiz Fransa’nın” eline geçmesine izin vermenin çirkin olacağını söylüyordu.

Siyonist hareket yeniydi, ama kökleri, bağımsızlığı eski Roma tarafından ortadan kaldırılan ve halkı 2. yüzyılda sürgün edilen Filistin kadar eskiydi. Yahudiler sürgünde bile dinlerini bırakmamışlar, kesin yasaları ve gelenekleriyle aralarında yaşadıkları insanlar arasında farklılıklarını korumuşlardı.

İkinci sınıf statü, işkenceler, sık sık yapılan kıyımlar, sürekli olarak kovulmaları, ayrı bir kimlik ve kaderleri olduğu duygusunu desteklemişti.

Dini inançlarına göre Tanrı kendilerini Siyon’a döndürecekti ve her yıl bayramlarında aynı duayı yinelerlerdi: “Gelecek yıl Kudüs’te!

Siyon’a dönüş, 19. yüzyıl ideolojisi tarafından çağdaş ve politik bir programa dönüştürülünceye kadar hayal olarak kalmıştı.

O zamanın çok tutulan fikri -bu fikir Fransız devrim orduları tarafından ekilmiş ve sonra da gelişmiştir- her milletin bağımsız bir yurdu olmasıydı.

…Batı Avrupa Yahudileri 19. yüzyıl sonlarında kendilerini yüzyıllardır bağlı tutan kısıtlamaların çoğundan yasal olarak kurtulabilmişlerdi: Gettolarından dışarı çıkabiliyor, istedikleri zanaat ya da mesleği yapabiliyor, emlak alıp yurttaşlık haklarından yararlanabiliyorlardı.

Ancak yine de kendilerini yabancı olarak gören komşularından gelen bir düşmanlık dalgasıyla karşılaşıyorlardı.

Doğu Avrupa’da -Polonya da dahil olmak üzere Rus İmparatorluğu, Baltık ülkeleri ve Ukrayna- Yahudilerin durumu tehlikedeydi.

O sıralarda dünya Yahudilerinin çoğu Çarın topraklarında kaldıkları sürece Rus İmparatorluğu’nun kendilerine ayrılmış topraklarında yaşamaktaydılar. Ancak çok azı -kimi özel izinle, kimi yasadışı olarak- St. Petersburg, Moskova ya da bu bölge dışında yaşayabiliyordu.

Bölgede bulunan altı milyon Rus Yahudi’sinin Yahudi Ruslar olmalarına izin yoktu. Bu Yahudiler sadece hukuki kısıtlamalar içinde kalmayıp sık sık pogrom adı verilen örgütlenmiş kıyımlara uğratılıyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın ilk yıllarında bu pogromların ulaştığı korkunç boyutlar, büyük sayılarda Yahudi’nin Rus İmparatorluğu’ndan kaçmasına yol açmıştı.

O sıralarda milliyetçilik tüm politik hastalıkların tedavisi olarak görüldüğünden, birinin çıkıp Yahudi sorununun çözümünün de bu olduğunu söylemesi kaçınılmazdı.

Asimile bir Yahudi olan Herzl, politik Siyonizm fikrini bulduğunda, düşüncesi Yahudilerin milli bir yurtları olması gerektiğiydi. Yeri çok önemli değildi. Herzl Yahudiler ve Yahudilik konusunda hemen hemen hiçbir şey bilmezdi.

Bir Viyana gazetesinin Paris muhabiriydi ve Dreyfus davasında Fransızlardaki Yahudi aleyhtarlığının yarattığı şok, kendisini dünya Yahudilerinin tarihi felaketlerinden kurtarılması gerektiğine inandırıncaya kadar, Yahudi geçmişini unutmuştu bile.

Bir dünya adamı olarak zamanının Avrupa’sında politik alışverişin nasıl yapıldığını bildiği için işe bir Siyonist örgüt kurarak başladı. Sonra örgüt adına çeşitli hükümetlerin yetkilileriyle görüşmeler yaptı.

Diğer Yahudilerle ve yıllardır Kutsal Topraklarda iskan birimleri kuran Yahudi örgütleriyle ilişki kurduktan sonra dünyanın Filistin, ama Yahudilerin İsrail dedikleri bu ülkenin özel çekiciliğini görebildi.

20. yüzyıl geldiğinde, Herzl, Osmanlı İmparatorluğu’yla yaptığı görüşmeler sonunda Sultan’ın Siyonist teklifleri -en azından o sırada- kabul etmeyeceğini anlamış durumdaydı.

1902’de, Salisbury ve Balfour kabinelerinde güçlü sömürgeler bakanı ve modern İngiliz emperyalizminin babası olan Joseph Chamberlain ile önemli bir görüşme yaptı.

Chamberlain de Yahudi sorununa milli bir çözüme inanıyordu. Filistin’in gelecekte bir yolla elde edilmesine kadar, Filistin sınırının berisinde bir Yahudi politik toplumunun kurulması konusunda Herzl’in fikrini anlayışla karşıladı.

Herzl, Kıbrıs’ tan ya da Sina Yarımadası’nın kıyısındaki El Ariş şeridinden söz ediyordu. Buralar ismen Osmanlı İmparatorluğu’na aitse de, aslında İngiltere tarafından işgal edilmiş durumdaydı.

Chamberlain Kıbrıs’ın söz konusu olamayacağını, ama Sina’yı yöneten İngiliz yetkililerinin onayını almaya çalışacağını bildirdi.

Herzl bu onayı almak için İngiliz temsilcisi Leopold Greenberg aracılığıyla politika işlerinde bilgili bir avukat olan Lloyd George’u tutmaya karar vererek Londra’daki Lloyd George ve Roberis şirketine başvurdu.

Teklif Mısır’daki İngiliz yönetiminin muhalefeti kabul edilmedi.

Dışişleri Bakanlığı 19 Haziran ve 16 Temmuz 1903’te Dr. Herzl’e gönderdiği mektuplarda teklifinin uygulanabilir olmadığını bildiriyordu.

Bunun üzerine Chamberlain, Yahudi iskanı için kendi yetki alanında bir bölge verebileceğini söyleyerek İngiliz Doğu Afrika’sında Uganda’yı önerdi.

Yahudi sorununu kendisi de derinlemesine incelemiş olan Başbakan Arthur James Balfour da bunun milli bir çözüm gerektirdiğine inanarak Chamberlain’i destekledi.

Herzl teklifi kabul etti. Lloyd George bunun üzerine Yahudi Yerleşimi Anlaşması’nı hazırlayarak resmen hükümetin onayına sundu.

Dışişleri Bakanlığı, 1903’te, gelecek yıl yapılacak araştırma ve konuşmalar başarılı olduğu takdirde Krallık hükümetinin, bir Yahudi kolonisi kurulmasına yönelik teklifi uygun karşılayabileceğini bildirdi.

Bu, bir hükümetin Siyonist hareket konusunda ilk resmi bildirisi ve Yahudi halkı için millet statüsünden söz edilen ilk resmi belgeydi. Buna Birinci Balfour Deklarasyonu adı verildi.

Bundan kısa bir süre sonra Dünya Siyonist Konferansı toplandı. Herzl burada Uganda teklifini ortaya atarak Doğu Afrika’nın Vaat Edilmiş Topraklar yolunda bir ara istasyon olduğunu ve Çarlık İmparatorluğu Yahudilerinin pogromlardan kaçıp buraya sığınabileceklerini anlattı.

Herzl’in fikirleri kafaları fethettiyse de kalpleri fethedemedi. (1)

 

Devam edecek…

 

Resim;www.arastiralim.com’dan alınmıştır.

Kaynak ve açıklamalar;

(1) “BARIŞA SON VEREN BARIŞ”, David  Fromkin, Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı?

(*) Antikonformist, Var olan düzene, geçerli fikirlere karşı,

(**) Evanjelizm,  Kutsal Kitap’a (Hristiyanlık) dönmek veya yönelmek anlamına gelir.

Evanjelizmin temelleri İngiliz George Whitefield (1715-1770),; Methodizm’in kurucusu John Wesley (1703-1791) ve Amerikalı filozof ve teolog Jonathan Edwards (1703-1785) tarafından atılmıştır. Bu üç kişi Amerika’nın en büyük Protestan mezhebi olan Baptistlerin ve Metodistlerin oluşumunun temel taşlarıdırlar.

ABD’de 1820’lerde genelde Hristiyanlık inancı için kullanılan Evanjelizm 19. yüzyıldan itibaren iki ayrı koldan ilerlemeye başlamıştır. Charles G. Finney ile Amerikan halkının dönüşümünün sağlanması ile devrimcilik anlamı kazanmış diğer taraftan Playmouth Kardeşliği hareketinin kurucusu John Nelson Darby’nin öncülüğünde radikal bir dini yorumu temsil etmeye başlamıştır. Bugünkü Evanjelizm Amerika’daki Hristiyan toplumunun tutucu kanadını temsil etmektedir. Darby’nin Muafiyetçilik akımı İncil ve Dünya tarihini yedi çağa ve veya Tanrı’nın insanlık hakkındaki takdirini gösteren yedi bölüme ayırmaktadır.

C. I. Scofield tarafından yazılan Scofield Referans İncil’i ile 1880 ve 1890’lı yıllarda Darby’nin Tanrı, Tanrı’nın Krallığı’nı temsil eden insanlara imtiyaz vermiştir ve İsrail İncil’in Kıyamet zamanında önemli rol oynayacaktır öğretisi geniş kitlelerce benimsenmiştir.

Lutherci Protestanlık ile başlayan; Püritenizmle olgunlaşan; Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Baba Bush’un başkanlıkları döneminde adım adım gelişen Evanjelizm, 11 Eylül’den sonra Oğul Bush ile Küresel Emperyalizmi yönlendiren esas güç haline gelmiştir. (vikipedi)

(***) Püriten, 16. ve 17. yüzyıllarda I. Elizabeth’in İngiliz Kilisesi’nde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendini “saflığı” aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin ve ibadet şeklidir.

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*