Amerika ve Rusya “Soğuk Savaş” görüntüsü altında ülkeleri nasıl sömürmektedir (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

ne gördüğünz-1-

 

Ruslar Afganistan’ı işgal ederler. Amerika ne yapar? Ordusunu göndermek yerine kurduğu örgütlere çıkarlarını koruması için milyarlarca dolarlık silah gönderir.

Amerika Irak’ı işgal eder. Rusya ne yapar?

Ordusunu mu gönderir?

Hayır!

Kurdukları, destekledikleri örgütlere silah gönderirler.

Ancak, bu kez oyun Ortadoğu’da daha açık oynanmaktadır.

Rusya ve Amerika şu anda IŞİD bahanesi ile ilgili, Suriye’de çarpışan çetelere birlikte ve alenen silah göndermektedirler.

Peki, Amerika ve Rusya; Yılların “Düşman Kardeşler”i değil midir?

Görünürde öyledir.

Büyük devletlerin örgütledikleri çetelere birkaç örnek.

-“El-Kaide, Taliban, IŞİD, Boko Haram…”

21’nci asır hızlı iletişim çağından, bırakınız bir örgütün silah temin etmesini, bir insanın: İstihbarat örgütlerinin desteği olmadan rahat bir nefes alması sıfır ihtimaldir.

Neden?

Çünkü tüm para, kimlik, pasaport, seyahat ve  bilet işlemleri dijital ortam üzerinden takip edilmektedir.

Gelişmiş, azgelişmiş devlet ve siyaset adamları elektronik sistemler-yazılımlar üzerinden (ABD, Rusya vb.) izlenmekte değil midir?

Bunlar bilinmez mi?

Elbette bilinir.

Yeni Dünya Düzenin’de artık sömürgeler ve sömürge adayları, Kaos ve Terör çeteleri üzerinden yönetilmekte ve baskılanmaktadır.

Şimdi oynanın bu uluslararası oyunun ilk perdesini silah ticareti ile açıyoruz.

REAGAN YENİDEN SİLAHLANIYOR

Reagan’in ilk yıllarında, muhtemelen 1980’lerin askeri girişimleri arasında dünya çapındaki en büyük etkiyi yaratan paralel bir politika oluşturuldu. Bu politika, Washington Post un köşe yazarı Charles Krauthammer’in verdiği isimle “Reagan Doktrini” olarak adlandırıldı.

Amaç Afrika, Orta Amerika ve Asya’nın Marksist rejimlerine karşı isyanları destekleyerek, I960 ve 1970’lerin komünist devrimlerini tersine çevirmeye çalışmaktı.

Reagan 1985’teki Ulusa Sesleniş konuşmasında,

-“Afganistan’dan Nikaragua’ya her kıtada Sovyet destekli saldırganlığa karşı koymak ve doğuştan bize ait olan hakları güvenceye kavuşturmak için hayatlarını riske atanlara olan inancımızı kaybetmemeliyiz” demişti.

Bu politika Ordu’nun yeni kapıldığı düşük yoğunluklu savaş çılgınlığından farklılaşıyordu; çünkü ABD birlikleri pek fazla işin içinde olmayacaklardı.

Nixon Doktrini gibi Reagan Doktrini de, savaşma işini ABD hükümetinin desteği, danışmanlığı ve bazen de yönetimi doğrultusunda başka insanların yapmasını tasarlıyordu.

Fakat Nixon Doktrini dost rejimleri savunmak için gemiler dolusu silah gönderirken, Reagan Doktrini düşman rejimleri alt etmek için anti-komünist gerillaları silahlandırıyor, yönetiyor ve sık sık da yaratıyordu. Reagan Doktrini pek çok ülkede’ hayata geçirildi: Nikaragua, Angola, Mozambik ve hepsinden önemlisi Afganistan. Orada, Brejnev’in Sovyetler Birliği’ni düşürdüğü o kaotik tuzaktı, Birleşik Devletler Müslüman savaşçıları (Mücahitler) milyonlarca Kalaşnikof otomatik tüfek, Stinger uçaksavar füzeleri ve başka teknolojilerle geniş şekilde donattı.

Bu durum Reagan Doktrini için büyük bir başarı, Sovyetler için ise tam da ekonomik sistemlerinin çöküşe yaklaştığı anda onları zora sokan acı verici ve bedeli yüksek bir felaket olarak görülecekti.

Kalaşnikofların Pakistan’a ve Afganistan’a sokulması da Reagan takımının saldırgan silah ihracatıyla uyuşuyordu.

Yeni yönetim, dostlarımızı silahlandırmamızın sebep olacağı düşünülen kötülükler konusunda daha az endişelenecekti. Bu yönetim, “stratejik bölgelerde konumlanmış ve kendilerini savunma yetenekleri bizim en dolaysız ve acil öz-çıkarlarımıza hizmet eden ulusların güçten düşürülmesi gibi rahatsız edici bir sonuçtan” kaçınmak için “küresel politikamızın bu temel unsurunu” kullanacaktı. Carter politikasının bu şekilde ters yüz edilmesi – kuşkusuz uygulamada sıkça ihlal edilmiş olsa da – onun sınırlamalar getirdiği başlıca her konuyu içeriyordu.

Silah satışları da buna bağlı olarak sıçrama gösterdi: hükümetin finanse ettiği silah ihracatları Reagan’in ilk dönemi boyunca iki katına çıktı.

Daha fazla askeri amaçlı dış yardım yapıldı. Satışları hızlandırmak için araçlar geliştirildi. Ve toplam olarak, hem sübvanse edilen hem de ticari silah ticareti arttı – resmi rakamlara göre 1979 ile 1987 arasında üç katına çıktı.

Görünürdeki amaç Sovyet komünizmini geriletmekti, ama Reagancıların kafasında başka bir oyun daha vardı.

Yakın zaman önce Amerika’nın yaşadığı en büyük aşağılanma Basra Körfezi’nde meydana gelmişti.

Bu yüzden, acil olarak özellikle Körfez devletlerine askeri güç aktarıldı. Suudi Arabistan 1980’lerin silah ithalatçıları arasında açık farkla liderdi; öyle ki, savaş halindeki İran ve Irak’ı dahi geçmişti.

Türkiye, Mısır, Ürdün ve İsrail de listenin üst sıralarında yer alıyordu ve bu durum Reagan yönetimindeki Beyaz Saray’ın o zaman İslamcı militanlığa gösterdiği yoğun ilgiyi yansıtıyordu.

Reagan politikası bir bütün olarak Türkiye’ye dönük tutumunda kendisini gösteriyordu. Başkan yönetiminin on altıncı ayında. Savunma Bakanı ve Dişişleri Bakanını askeri diktatörlüğü kucaklaması için Ankara’ya gönderdi.

Aralık 1981’de darbe liderleriyle buluşan Weinberger, Birleşik Devletler’in “hem askeri hem de ekonomik yardım yoluyla, elden geldiğince destek olmaya çalışacağını” ilan etti. (1)

Devam edecek:

-“Amerikan halkı içinde yaygın bir şekilde onaylanan ve Avrupalı hükümetler tarafından da desteklenen böylesi bir felsefenin üstünlüğü, herkese şu şaşmaz mesajı iletiyordu:

Batı “çıkarlarına” dönük tehditler askeri gücün acımasız bir şekilde kullanılmasıyla yenilgiye uğratılmalıydı ve uğratılabilirdi. Dahası, Amerika Birleşik Devletleri bu görevi yerine getirecek başlıca güç olacaktı..

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmıştır.

(1)“SAVAŞ GANİMETLERİ, AMERİKAN SİLAH TİCARETİNİN İNSANİ BEDELİ” JOHN TIRMAN Aram Yayıncılık: Nisan 2005

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*