Amerika Ve Avrupa Bölgemizde Artık Bir “Kürdistan” Kurduramaz (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İsrail ve “Kürdistan” düşüncesinin arkasında, bir taşla birkaç kuş vurma hesabı vardır.

Birincisi : Yahudilerin ve Kürtlerin kullanılarak, Doğu’nun zenginliklerinin Batı’ya aktarılması.

ikincisi : İsrail Devleti ile, “Müslüman-Musevi Savaşı”; “Büyük Kürdistan” ile de“Kürt-Arap Savaşı”nın başlatılmasıdır.

Bu savaşlar ile Müslümanlar ve Museviler kendi aralarında savaşırken; Batılılar, başta petrol olmak üzere bölgenin kaynaklarını sömürmeye devam edecek, bu sömürü ile de çöküşte olan ekonomilerini bir süre daha ayakta tutarak, savaşan her iki tarafa da bol miktarda ve diledikleri fiyatla silah satışı ile devasa paralar kazanacaklardır.

Batılıların bu planlarına karşılık, Yahudiler / Museviler bunu çok iyi bilmeli ve aralarındaki azınlığın hırslarına kurban gitmemelidir. Çünkü Hıristiyan Batı, hiçbir zaman Yahudilere yardım etmemiş, en küçük bir bahanede onlara işkence ederek yerlerinden sürmüştür. Tarih, bunun sayısız örnekleri ile doludur.

Buna karşılık, çok erken dönemden itibaren Müslümanlar, Yahudilere/Musevilere yardımcı olmuş ve sadece yardımcı olmakla da kalmamış, onları Hıristiyan Batılılar’dan korumuşlardır.

Tarihin, “Ders almayan aptallar için tekrar ettiği” çok iyi bilinmektedir. Haçlı Seferleri’nde Hristiyanlara karşı Müslüman ve Yahudilerin birlikte savaştığı, konunun araştırmacılarınca çok iyi bilinir. Bugün ise Yahudiler tercihlerini ve imkanlarını, kendilerine asırlar boyunca işkence eden, katleden Batılılar lehine kullanmaktadırlar.

Ancak, Batılılar yeniden gelişen Doğu (ve gücü) karşısında yarın bu toprakları (yani bölgemizi) terk edecek, Yahudiler dün olduğu gibi yine Müslüman Araplar ve Türklerle başbaşa kalacaklardır.

Neticede, kim ne yaparsa kendine yapmaktadır !

Amerika ve Avrupalı Devletler bu bölgede “Büyük Kürdistan” kurdurtamazlar. Peki neden ?

Çünkü hem şartlar, İsrail Devleti’nin kurulduğu dönemin şartları değildir; hem de Türkiye ve İran yüzyıl önceki (zayıflatılmış) durumda değillerdir.

Bunlara ilâve olarak Çin, Rusya ve Hindistan’ın, Batılılar ile olan (acı) geçmişlerini ve bugün bulundukları noktadaki güçlerini ve gelişmişliklerini de dikkate alırsak; Amerika ve Avrupalılar bu bölgede artık diledikleri gibi at koşturamayacak ve kendi çıkarlarını bölge devletlerine koşulsuz dayatamayacaklardır.

Şimdi tarihte biraz geriye giderek, Amerika’nın / Avrupalı Devletler’in bölgemizde neden bir “Kürdistan” devleti kurdurtamayacakları düşünce ve iddiamızı biraz açmaya çalışalım :

Fransızlar ve Ortadoğu (halkları ile ilgili) Politikaları

“…1900’lerin başlarında Osmanlı İmparatorluğu ulusçuluk akımlarıyla parçalanırken, bugünkü Lübnan ve Suriye’yi kapsayan topraklarda da Arap milliyetçileri hareketlilik içindedir.

1916’da Müslüman ve Hıristiyan 33 Arap aydını, Beyrut’taki Fransız Konsolosu’na mektuplarla başvurarak, bağımsızlıklarına kavuşmaları yahut da bir nevi koruma altına girmeleri arzusuyla ‘medeni’ diye andıkları ülkelerden yardım talep ederler. Osmanlı ile Fransa savaşa tutuşunca konsolosluk kapatılır, (ve konsolosluk) o vakitler ‘tarafsız’ konumdaki ABD’nin korumasına verilir.

Fransız Konsolosu, Mısır’daki ikâmetgâhına taşınırken, diplomatik teamüller icabı bütün belgeleri yok eder; (fakat) 33 Arap Aydın’ın mektupları hariç… Fransız konsolosuna tercümanlık yapan şahsiyet ise Şam’da zindana düşmüştür. Kurtulmak için Cemal Paşa’ya konsolosluğa gizlenen (bu) mektupları eleverir.

Cemal Paşa, Arapların bu ‘ihanetleri’ karşısında adeta çılgına döner. Hepsini bir bir evlerinden toplattırır ve işkenceden geçirttikten sonra Beyrut’taki meydanda astırır. O gün bugündür bu meydana Şehitler Meydanı denmesinin sebebi hikmeti budur.’

Mektupları bilinçli olarak geride bırakan şahsiyet Fransız Konsolos François Georges Picot’tan başkası değil.

Son Arap aydınının asılmasından birkaç gün sonra, Sir Mark Sykes ile Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasını içeren gizli Sykes-Picot anlaşmasını imzayan Picot yani…

Cemal Paşa, ulusçuluk akımlarının giderek gaz almasıyla bağımsızlık arzuları doruğa çıkan Arap aydınlarından böylelikle hıncını almıştır.

Eh, bu esnada İngiliz ve Fransızlar da Ortadoğu’nun haritasını yeni baştan çizmekle iştigal etmektedirler.” (1)

* * *

Bu arada İngilizler ne yapmaktadır ?

 “…İngilizler, Araplara bağımsızlık vaat ediyorlardı. Ama ‘Bağımsızlık’ kavramına biraz farklı bir anlam yükleyerek : ‘Osmanlı’ya karşı bağımsızlık’. Yani Arapları Osmanlı’dan kopartacaklar, kendilerine bağlayacaklardı.

Fransa ise Levant’taki nüfuz alanını genişletme hesapları peşindeydi : Fransa’nın mandası altında bir ‘Büyük Suriye’ yaratmak…

İngiltere’nin denetimindeki Arabistan ile Fransa’nın denetimindeki Suriye’nin sınırları nasıl çizilecekti ?

Bu sorunun yanıtını bulma görevi İngiltere Dışişleri Bakanlığı danışmanı Mark Sykes ve Fransız diplomat François Georges-Picot (Not: Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’in büyük amcası) ikilisine verildi.

Ve uzun, çetin pazarlıklardan sonra, Sevr Antlaşması’na da temel oluşturan o ünlü Sykes- Picot Anlaşması doğdu :

Fransızlar, Lübnan’dan İskenderun’a kadar uzanan sahil bandı ile Adana’dan Malatya’ya, Antep’ten Mardin’e kadar uzanan bölgeyi doğrudan yönetecekler, Şam’dan Musul’a kadar uzanan bölgede de manda yönetimi kuracaklardı.

İngilizler, Bağdat-Basra bölgesini doğrudan yönetecekler, Kerkük’ten Amman’a kadar uzanan bölgede de manda yönetimi kuracaklardı.

Filistin’de ise uluslararası statüde bir yönetim kurulacaktı. Yani, İngilizler ve Fransızlar birlikte yöneteceklerdi.

(Canmehmet : Alıntı yazı devam etmekle birlikte yazar, 2012 yılında yayımlanmış olan yazısının devamında, 2012 yılını kastederek devam etmektedir : ) 13 Ekim Cumartesi günü Paris’te, Millet Meclisi’nin Victor Hugo Salonu’nda bir konferans düzenlendi.

Konusu : Batı Kürdistan’daki durumla ilgili ulusal danışma konferansı.

Konferansın ev sahibi : Kürdistan Ulusal Kongresi. Yani, kendilerinin ifadesiyle, ‘Sürgündeki Kürt Parlamentosu’. Konferansta Fransa temsilcisi Büyükelçi Bernard Dorin. Dorin’in ilgi alanı Kürt sorunu. Hatta bu konuda kitap bile yazdı :

‘Les Kurdes – Destin heroique, destin tragique’. Türkçe’ye ‘Kürtler: Destansı kader, trajik kader’ diye çevirebiliriz. Kitapta, Ortadoğu’daki kargaşanın Kürtler’e geleceklerini inşa etme fırsatı yarattığı savunuluyor.

Büyükelçi Dorin, Fransız parlamentosunun çatısı altında düzenlenen ‘Batı Kürdistan’, yani ‘Suriye Kürtleri’ konferansını açış konuşmasında da görüşlerini olanca açıklığıyla dile getirdi :

Suriye Kürtleri ulusal mücadelelerinde sonuna kadar haklılar. Onların birlik ve dayanışma çabalarına tam destek veriyorum. Suriyeli Kürtler sadece kültürel taleplerle yetinmemeli, Güney’deki (Not: Kuzey Irak’taki) Kürtler gibi yönetim özerkliği için mücadele etmeliler. Kürtler artık başkalarının idaresi altında yaşamaya son vermeli, kendi kendilerini yönetecek duruma gelmeliler...’ ”  (2)

* * *

Devam edecek…

www.canmehmet.com

KAYNAKLAR :

(1) Kaynak ve yazının tamamı için bakınız : https://www.haberturk.com/dunya/haber/768756-picotnun-mektuplari-ve-cemal-pasanin-hinci

(2) Kaynak ve yazının tamamı için bakınız :  Erdal Şafak / Sabah Gazetesi’ndeki yazı bağlantısı _ http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2012/10/16/picot-ve-dorin

(*) Çok merak edilen bir konu: İsrail mi ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedir,  ABD mi İsrail’in? Cevabı, NATO eski Genel Sekreteri Joseph Luns vermektedir. “İsrail, modern çağımızın en az masraflı paralı askeri olmuştur”  Medeniyetlerin ruhu, Nazmi Eroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

↓