Amerika ve Avrupa arasındaki bir savaşta Çin ve Rusya nerede duracaktır (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarım Toplumu'nda Toprağı; İmalatçı Toplumu'nda çeliği; Bilgi Çağı'nda bilgiyi işleyebilirseniz, rekabetçi  olabilirsiniz.

Tarım Toplumu’nda Toprağı; İmalatçı Toplumu’nda çeliği; Bilgi Çağı’nda bilgiyi işleyebilirseniz, rekabetçi olabilirsiniz.

 

Gönderilen ABD’li uzman tespitlerinin sonucunu;  “..Pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalıdır.” (1) ifadeleri ile aktarır. Peki, Uğrunda her şey yapılması gereken şey nedir? Elbette, Petrol…Üstelikte Musul Petrolleri.

Yazının kurgusu bir yerden alıntı değildir. (Bildiğimiz) bir esin kaynağı bulunmamaktadır.

Özellikle 1. Ve 2. Dünya Savaşlarına baktığımızda kavganın arkasında; Kapitalist sistemin yaşamasının-başarılı olmasının gereği, “ucuz hammadde-emek” ve “aç pazarlar” bulunmaktadır.

Gerek Amerikan’ın bağımsızlığının, gerek Dünya savaşlarının yapıldığı dönemde, Mevcut hammadde ve pazarlar, dönemin büyüklerine yeterli seviyededir.

20’nci asra girildiğinde sanayileşme ve bağımsızlık hareketlerinin yanında, hem hammaddelerin hem de devletlerin refahlarını sürdürmelerinin bedeli artmıştır.

Geçen yüzyılda sömürge olan ülkeler, bugün hem sanayileşmekte, hem de önceden sömürgesi oldukları ülkelere rekabetçi konuma yükselmektedir.

Kıyametin kopacağı nokta, işte bu tespit veya durumdur.

Bu manada gelişmiş ülkeler artık hem ucuz hammadde bulamamakta, hem de ürettiklerini önceden “aç pazarlar” olarak tanımlanan eski sömürgelerine satamamaktadırlar.

Açık ifadesi ile, Bugünün Dünyasında ucuz hammadde-emek bulmak zorlaşmıştır.

Batının Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirerek ulaştığı refah seviyesini yükselten ayaklar teker teker çökmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu bu amaçlar yıkıldı,

Çin İmparatorluğu da,

Alman İmparatorluğu da,

Sovyetler Birliği de,

Bugün Ortadoğu ve Afrika ülkeleri, (örtülü savaşlarla) desteklenen ihtilaller ve işgallerle giderek daha küçük parçalara bölünmektedir…

Özetle; Pasta küçülmüş ve artık masada olanlara yetmemektedir.

Afganistan, Kuveyt, Irak, Libya, Suriye, Mısır, Kırım, Ukrayna, hatta Balkanlardaki hareketlenmeler bunlarla ilgilidir. “El kaide, Taliban, IŞİD, Boko Haram, vb” bu işte kullanılan (kurgulanmış) maşalardır.

Avrupa Birliği‘nin kuruluşu, belki de bir dünya savaşı’nın habercisidir.

Her ne kadar Avrupa Ülkeleri, kendilerini, Amerika ve Rusyaya karşı (koruma niyeti ile) bu birliğe başlamışlarsa da…

Devam edecek

-Amerika için Musul, “… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalıdır.” İfadesinde sorgulanacak olan, “Herşey!” derken, ne kastedilmektedir?

Yakın geçmişte, Amerika’nın hem İngiltere, hem de Almanya ile yaşadığı iki ayrı savaş vardır. Birincisi; İngiltere ve Amerika (Kuzey Amerika’daki Koloniler) arasında Bağımsızlık Savaşı; İkincisi, 2. Dünya Savaşı’nda Amerika’nın (Müttefiklerin) Almanya’yı işgali.

Amerika’nın Bağımsızlık Savaşı’nda, “Çatışmalar önce Büyük Britanya’nın sömürge sorunlarından kaynaklanan bir iç savaş olarak başladıysa da; 1778’de Fransa Krallığı’nın, 1779’da İspanyol İmparatorluğu’nun 1780’de Hollanda’nın Koloniler’in yanında yer almasıyla, uluslararası bir savaşa dönüştü…”

Bu özet ifadelerden anlaşılan; Batı Medyası’nda gösterilmek istendiği gibi, Savaşlar sadece, Doğu-Batı arasında değil, “Hayati Çıkarlar”ın çatışması durumunda Batı’nın kendi içerisinde de savaşlar yaşadığı gerçeğidir.

Gerçeğinde bugün de (belki de şimdilik) perde arkasında, Amerika ve Almanya arasında hem Balkanlarda hem de Ortadoğu’da bir –ekonomik- savaş yaşanmaktadır.

Birinci Bölümden kaldığımız yerden devamla;

Bu noktada Batı’nın (Amerika-İngiltere vb) siyaset anlayışını biraz tanımamız gerekmektedir?

İngiltere ve Amerika’nın Petrole bakışları (Musul petrolleri)

I. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce Osmanlı hükümeti, yarı hissesi İngiliz Anglo-Persian, Hollandalı Royal Dutch Shell ve Alman Deutche Bank’a ait olan Türk Petrol Şirketi‘ne imtiyaz hakkı tanımış ve yabancı ortaklar Türk şirketinin katılımı olmadan, Osmanlı topraklarında arama ve üretim yapmamayı taahhüt etmişlerdi. O sıralarda ABD, Ortadoğu’da İngiltere ve Fransa tarafından nüfuz bölgeleri oluşturulmasına karşı çık(a)mamakla birlikte, özellikle petrole ilişkin ticari faaliyetlere müdahale edilmemesini ve Amerika’nın bu yöndeki girişimlerinin engellenmemesini istemekteydi.
Nitekim Amerikan firması Standart Oil of New York (Socony) 1919’da iki mühendisini Irak’a petrol aramak üzere göndermişti. Bunlardan biri, yazdığı mektupta

“… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalı” diyordu.

Mektubun işgal altındaki İstanbul’da İngilizlerce ele geçirilmesi üzerine Londra, Irak Yüksek Komiseri Arnold Wilson’a jeologların petrol aramasının yasaklanması yönünde talimat verdi. Kısacası Kuzey Irak’a artık Avrupa devleri değil ABD de burnunu sokmaya başlamışlardı.(2-3)

Amerikalıların, elde edilmesi için  “Her şey yapılmalıdır” diyecek kadar hayati gördükleri Musul Petrolleri için İngiltere (Deniz Bakanı) Başbakanı, Wilston Churchill ne demektedir?

– “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir!”

Toparlanırsa; Amerika için, “Her bedel ödenir!” düşüncesine; İngiltere ne demektedir?

Bir damla petrol bir damla kandan (İnsan hayatından) daha önemli’dir.

Demek ki, Sahip olduğu refahı, gelişmemiş bölgelerden elde ettikleri ucuz hammadde-işçiliklere borçlu olanlar, (Kapitalistler) bunları kaybetme durumunda savaş dahil tüm seçenekleri her an masada hazır tutmaktadırlar.

Seçenekleri masada tutmakla, bunlara sahip olunmaya devam edilmekte midir?

Elbette…  bu seçenekleri destekleyecek güçlü ekonomi-güçlü ordulara sahipseniz.

Peki, Hangi durumda Avrupa (Almanya-Fransa-İngiltere-İtalya) ile Amerika arasında bir savaş çıkabilecektir?

İnsanlar kendilerini tekrar eden varlıklardır.

Bu, açık ifadesi ile, Bugün bir davranış sergilemişsek, bunun dünde bir örneğini bulabilir, veya gelecekte benzeri bir davranışı sergileyeceğimizi öngörebiliriz.

Bu durum bir Türk Atasözü ile şöyle seslendirilir;  “Otu çek köküne bak!”

Son beş yüzyılın önemli devletlerinin yükseliş ve çöküşlerinin nedenlerini detaylı olarak inceleyen Paul Kennedy ; “

Milletler, askeri güçlerini, ekonomik kaynaklarına göre ve geniş çaptaki ekonomik çıkarlarını savunmak amacıyla ayarlamaktadırlar.” Diyerek devam etmektedir; Ancak,

-“Bu askeri gücü ortaya koymanın bedeli, taşıyamayacakları kadar ağırdır.” (4)

Bu açık ifadesi ile, sizi başlarda yükselten ordu-güç, bir müddet sonra taşınamayacağı için yok ediciniz, öğütücünüz olmaktadır.

Bu iddiayı biraz açalım;

-ABD’nin W. Bush döneminde dışişleri bakanlığı ve ulusal güvenlik danışmanlığı görevlerini yürüten Condoleezza Rice,“Amerikan ideali tehlikede” (5) demiştir.

“Amerikan ideali tehlikede” de, bakalım Amerika bugün bu ideali sürdürecek ekonomiye (güce) sahip midir?

-“SONY, (Japonya)  “Colombia Pictures’ı”  (ABD’li şirketi) 3.4 milyar dolara satın almış, 6 milyar dolardan fazla ödeyerek (Amerikalı) “Universal Studio’ların” sahibi olmuştur. “7 Eleven” dükkanlarının ana şirketin sahibi Japonlardır. (Amerikan) “McDonald’s “ bile% 50 Japon ortaklığıdır…”

-Birleşik Devletler’in sanayi ve ileri teknoloji alanında da rekabet gücü azalmaktadır.

-Birleşik Devletler hükümeti ihracatçılarını ve denizaşırı yatırımcılarını dünyanın her köşesine hızla göndermesinin maliyetini, halk yoksullaşarak ödemiştir.

-Birleşik Devletler firmalarının son otuz yıldır dünyanın en büyük oniki şirketi listelerinden silinmesi de sanayi rekabetindeki kaybı teyid etmektedir. Örneğin 1960’da Birleşik Devletler her bir kategoride ilk onikiye giren altı elektrikli cihaz/elektronik şirketine, yedi demir ve çelik şirketine, sekiz demir içermeyen metal şirketine ve sekiz kimyasal madde şirketine sahipti;

-Birleşik Devletler Ticaret Odası’nın 1990’da yayınladığı bir araştırmada, gelecek ekonomik refah için yaşamsal olan (süperiletkenler, bioteknoloji vb.) oniki önemli teknoloji alanında küresel rekabet açısından Birleşik Devletleri’n dört teknolojik alanda “kötü bir şekilde kaybederek” alanı Japonya’ya kaptırdığı, altı alanda “kaybetmekte olduğu”, iki alanı “tuttuğu”, hiçbir alanda da “kazan”madığı belirtiliyordu.”(6)

Bunlarda anlaşılan Amerika’nın yeterli ekonomik değerlerle beslenemediği ve (süper!) gücünün aşınmaya başladığıdır.

Peki, bu durum Amerika’yı nereye taşıyacaktır?

-Amerika, kendi içine (bölgesine mi) dönecektir, yoksa,

-1945’lerde olduğu gibi uzak pazarları-hammadde depolarını, daha fazla pay almak için (askeri manada) zorlayacak mıdır?

İşte bu noktada yapılacak tercih, Bir Avrupa-ABD Savaşı‘nın cevabı da olacaktır.

Devam edecek…

 

Resim;www.economist.com‘dan alınmıştır.

 

(1) Fromkin, D. 1989, s. 534: (SEVR’E GİDEN YOL” AHMET HURŞİT TOLON, dip not)

(2) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=69481Ayrıca bakınız;

(3) Fromkin, D. 1989, s. 534: (SEVR’E GİDEN YOL” AHMET HURŞİT TOLON, dip not)

(4) Paul Kennedy, “Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri”,

(5) Milliyet.com.tr, 30.08.2012

(6) James Petras-Morıs Morley,“İmparatorluk mu? Cumhuriyet mi? Amerika’nın Küresel Gücü ve iç çürümesi” (1996)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*