Amerika; Türkiye, İran ve Rusya’nın taktik ortaklığına engel olabilir mi? (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Medyada, Devletlerin Stratejik Planları (*) tartışılmaz. Kamuoyu önünde tartışılan, Taktik Planlardır. Çünkü Stratejik Planlar çoğunluk tarafından bilinmez, devletler bunun alenen tartışılmasına izin vermezler.

ABD’nin (Batının), Türkiye ile ilgili taktik planları: Onu (NATO) çizgisinden (“Batının çıkarlarını koruması”, diyelim) çıkmamasıdır. Arka (stratejik) planda ise : Türkiye ile hayati çıkarları, bir savaş nedeni olabilecek derinliktedir. Ve bu planlar, günlük olaylardan, iniş-çıkışlardan etkilenmez.

Stratejik planlar, geriye yönelik; 200-300 yıllık süreçte olgunlaştırılan çok uzun vadeli hedeflerdir.

Ülkemizde açılan Yabancı Misyoner Okulları, yapılan askeri ve ekonomik ittifaklar, tarafların stratejik hedefleri için en güzel örneklerdir. (1)

Son dönemde Batının ülkemize uyguladığı ekonomik zorlamalar, yaptırımlar, taktik; Gülen (FETÖ) üzerinden (NATO tarafından da desteklenen) darbe girişimi stratejiktir. Darbelerle verilmek istenen : “Çok uzun yıllarda ancak kurabildiğimiz çıkarlarımıza zarar verme !” örtülü mesajıdır.

Uluslararası güçler yaklaşık her yüzyılda bir el değiştirir. (**) Bu, açık ifadesi ile, “Güç”, kimsenin elinde uzun süre  kalıcı değildir.

Buna, son bin yıllık dönem içinden örnek verilirse: Roma İmparatorluğu, Endülüs Emevi Devleti, Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Amerika ve günümüzde sıradaki yerini almaya hazırlananlardan: Japonya-Çin, Hindistan.

Son beş yüzyılın önemli devletlerinin yükseliş ve çöküşlerinin nedenlerini detaylı olarak inceleyen Paul Kennedy (***) ; 

–”Milletler, askeri güçlerini, ekonomik kaynaklarına göre ve geniş çaptaki ekonomik çıkarlarını savunmak amacıyla ayarlamaktadırlar.” Diyerek devam eder : Ancak, “Bu askeri gücü ortaya koymanın bedeli, taşıyamayacakları kadar ağırdır.

Yazar, açık ifadesi ile, “sizi başlarda yükselten ordu (güç) bir müddet sonra taşıyamayacağınız; yok ediciniz, öğütücünüzdür.” Demektedir.

Bu iddiayı biraz açalım:

-ABD’nin W. Bush döneminde Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevlerini yürüten Condoleezza Rice,“Amerikan ideali tehlikede” (2) demiştir.

“Amerikan ideali” tehlikede de, gerçeğinde Amerika bu idealini (stratejik planlarını)  bugün sürdürecek ekonomiye (güce) sahip midir?

1) “SONY, (Japonya)  “Colombia Pictures”/ABD’li şirket) 3.4 milyar dolara satın almış, 6 milyar dolardan fazla ödeyerek (Amerikalı) “Universal Studio’ların” sahibi olmuştur. “7 Eleven” dükkanlarının ana şirketin sahibi Japonlardır. (Amerikan) “McDonald’s “ bile, % 50 Japon ortaklığıdır…”

2)Birleşik Devletler ’in sanayi ve ileri teknoloji alanında da rekabet gücü azalmaktadır.

3)Birleşik Devletler hükümeti ihracatçılarını ve denizaşırı yatırımcılarını dünyanın her köşesine hızla göndermesinin maliyetini, halk yoksullaşarak ödemiştir.

4)Birleşik Devletler, firmalarının son otuz yıldır dünyanın en büyük oniki şirketi listelerinden silinmesi de sanayi rekabetindeki kaybı teyid etmektedir. Örneğin 1960’da Birleşik Devletler her bir kategoride ilk onikiye giren altı elektrikli cihaz/elektronik şirketine, yedi demir ve çelik şirketine, sekiz demir içermeyen metal şirketine ve sekiz kimyasal madde şirketine sahipti;

5)Birleşik Devletler Ticaret Odası’nın 1990’da yayınladığı bir araştırmada : Gelecek ekonomik refah için yaşamsal olan (süperiletkenler, bioteknoloji vb.) oniki önemli teknoloji alanında küresel rekabet açısından Birleşik Devletleri’n dört teknolojik alanda “kötü bir şekilde kaybederek” alanı Japonya’ya kaptırdığı, altı alanda “kaybetmekte olduğu”, iki alanı “tuttuğu”, hiçbir alanda da “kazanmadığı”nı belirtiliyordu.”(3)

Bunlarda anlaşılan ; Amerika’nın yeterli ekonomik değerlerle  beslenemediği ve (süper!) gücünün bir süredir açık bir şekilde aşınmaya başladığıdır.

Peki, hal böyle iken, Amerika: Venezuela, İran, Türkiye gibi ülkelerle (görünen şekli ile ekonomik boyutta) neden uğraşmaktadır?

Bugün Dünyada en çok borçlu ülkelerin başında Amerika ve İngiltere gelmektedir.

Amerika, örtülü sömürgelerini ve siyaseten etkili olduğu alanlarını hızla kaybetmektedir.

Her ne kadar medyada yazılmasa da, Küresel Sermaye, kazanamadığı için  Amerika’yı terk etmektedir.

Amerika, bir süre (eski alışkanlıkla) etki alanlarındaki ülkeleri tehdit edecek, ancak, o da sonunda günün şartlarının  getirdiklerine razı olacaktır.

Peki, Amerika’yı kısa vadede neler beklemektedir?

-Amerika, kendi içine (bölgesine mi) dönecektir, yoksa :

-1945’lerde olduğu gibi uzak pazarları-hammadde depolarını, daha fazla pay almak için (askeri manada) zorlayacak mıdır?

Bu dizide, bu sorunun bölgemiz ile ilgili kısmına cevap vermeye çalışılacaktır.

Geçmişte, Şii anlayışına sahip İran ile Osmanlı Devleti’nin önünü kesmeye çalışan Batı; Yakın Tarihte, Osmanlı Devleti’ni parçalamak için de Rusya’yı desteklemiş, ancak, bugün gelinen noktada : hem İran, hem Rusya, günün şartları nedeniyle asgari müştereklerde de olsa Türkiye ile (taktik anlayışıyla) bir araya gelmeye çalışmaktadırlar.

Devam edecek…

 www.canmehmet.com

Açıklama ve Kaynaklar:

(*)Taktik Planlar : Günün şartlarına göre düşünmek, çözüm üretmektir. Stratejik Planlar : Günün şartlarını da (değerlendirerek) dikkate alarak uzun vadeli planlar yapmaktır.

(**) Herny Kissinger: Eski ABD Dışişleri Bakanı

(***) Paul Kennedy, “Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri”

“Tarih boyunca neden bazı ülkeler güç kazanırken bazıları güç kaybetmektedir? Bu soru, tarihi anlamak açısından olduğu kadar, yeni bir yüzyılın eşiğine gelmiş olan günümüz dünyasını anlamak açısından da ilgi çekicidir. Çünkü geçmişteki büyük imparatorluklar nasıl serpilip gelişmiş ve çökmüşlerse, günümüzün ve yarının imparatorlukları da onlar gibi yükselip çökeceklerdir. Paul Kennedy, son beş yüzyılın dünya politikası üzerine yaptığı bu detaylı araştırmada, ekonomik güç ve askeri güç arasındaki kritik ilişki üzerinde durup, bu ilişkinin imparatorlukların yükselişi ve çöküşlerine olan etkisini araştırıyor. Milletler, askeri güçlerini, ekonomik kaynaklarına göre ve geniş çaptaki ekonomik çıkarlarını savunmak amacıyla ayarlamaktadırlar. Ancak, Kennedy’ye göre, bu askeri gücü ortaya koymanın bedeli, taşıyamayacakları kadar ağırdır.

İncelemesine 1500’lü yıllardan başlayan Paul Kennedy, kitabının son bölümlerini 1945 ve 2000 yılları arasındaki Büyük Güç politikalarının analizine ayırıyor. Kennedy sadece bu dönemin önde gelen devletlerinin askeri yetenekleri ve politikaları üzerinde durmakla kalmıyor; Birleşik Devletler, Sovyetler birliği, Batı Avrupa ülkeleri ile yakın zamanlarda ortaya çıkan Çin ve Japonya gibi Asyalı güçlerin önemini de vurguluyor.” (Kitabın tanıtımından)  

(1)“Fatihin İstanbul’u aldığı surlardan bu milletin kültürünü fethedeceğim” Diyerek, okul binasını inşa ettiği taşları bile Fatih’in fetih için yaptırdığı Rumelihisarı’nda kullanılan taş malzemenin aynısını seçen Misyoner Cyrus Hamlin en iyi örnektir. Cyrus Hamlin, 1811-1900 yılları arasında yaşamış ABD’li bir misyoner ve eğitimcidir. 1834 yılında Bowdoin College’den mezun oldu. 1837 yılında ise Bangor Theological Seminary eğitimini tamamladı. 1838 yılında American Board isimli kuruluş adına misyoner olarak ABD’den ayrıldı.  Ocak 1839’da Osmanlı İmparatorluğu’na geldi. 1860 yılında Robert Kolej’in kurulması çalışmalarına başladı. 1876 yılına kadar okulun Müdürü olarak görev yaptı. (Kaynaklar ve Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-fatihin-hisar-taslarindan-tersine-fetih-icin-yapilan-bir-okulunun-hikayesi-1.html

(2) Milliyet.com.tr, 30.08.2012

(3) James Petras-Morıs Morley,“İmparatorluk mu? Cumhuriyet mi? Amerika’nın Küresel Gücü ve iç çürümesi” (1996)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

↓