Amerika İsrail gibi Kürtleri de paralı asker yapmak için mi hazırlıyor (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Amerikan firması Standart Oil of New York (Socony) 1919’da iki mühendisini Irak’a petrol aramak üzere göndermişti. Bunlardan biri, yazdığı mektupta “… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalı” diyordu.

Amerikan firması Standart Oil of New York (Socony) 1919’da iki mühendisini Irak’a petrol aramak üzere göndermişti. Bunlardan biri, yazdığı mektupta
“… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalı” diyordu. Peki, Amerika her şeyi yapıyor mu?

 

Hristiyan Avrupa-Batı, Asırlardır katlettiği, işkence ettiği ve oradan oraya sürdüğü Yahudiler için Filistin’de bir devlet mi kurdu, yoksa onları (Siyonistleri kullanarak) ilelebet kaynayacak Ortadoğu kazanının içine mi attı?

Şimdi kaynayan kazana atılma sırası, (kullanılmak üzere gönüllü olarak bekleyen) Kürtler’de mi?

Ve Amerika hangi beklenti ile, İsrail’in güvenliğini kendi güvenliği olarak görmektedir?

İsrail’in kuruluşu ile bir taşla beş kuş vurmanın hesabını yapanlar; Siyonist anlayışla, Ortadoğu’da Bir Yahudi-Müslüman savaşı çıkaranlar, şimdi de aynı anlayışla, sözde “Büyük Kürdistan!” ile, Kürt-Arap savaşı çıkararak,

Musul Petrolleri için:

-“… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalı…

diyen mühendislerin önerisi doğrultusunda Amerika, Ortadoğu’da petrol için herşeyi yapmakta mıdır?

İsrail ve Amerika İlişkisinin arkasında yatan tek gerçek nedir? Bu noktada Batı’nın (Amerika-İngiltere-Fransa-Rusya vb.) siyaset anlayışını biraz tanımamız gerekmektedir?

İngiltere ve Amerika’nın Petrole bakışları (Musul petrolleri)

I. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce Osmanlı hükümeti, yarı hissesi İngiliz Anglo-Persian, Hollandalı Royal Dutch Shell ve Alman Deutche Bank’a ait olan Türk Petrol Şirketi‘ne imtiyaz hakkı tanımış ve yabancı ortaklar Türk şirketinin katılımı olmadan, Osmanlı topraklarında arama ve üretim yapmamayı taahhüt etmişlerdi.

O sıralarda ABD, Ortadoğu’da İngiltere ve Fransa tarafından nüfuz bölgeleri oluşturulmasına karşı çık(a)mamakla birlikte, özellikle petrole ilişkin ticari faaliyetlere müdahale edilmemesini ve Amerika’nın bu yöndeki girişimlerinin engellenmemesini istemekteydi.

Nitekim Amerikan firması Standart Oil of New York (Socony) 1919’da iki mühendisini Irak’a petrol aramak üzere göndermişti. Bunlardan biri, yazdığı mektupta

“… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalı”

diyordu. Mektubun işgal altındaki İstanbul’da İngilizlerce ele geçirilmesi üzerine Londra, Irak Yüksek Komiseri Arnold Wilson’a jeologların petrol aramasının yasaklanması yönünde talimat verdi. Kısacası Kuzey Irak’a artık Avrupa devleri değil ABD de burnunu sokmaya başlamışlardı.

Amerikalıların, elde edilmesi için “Her şey yapılmalıdır” diyecek kadar hayati gördükleri Musul Petrolleri için İngiltere (Deniz Bakanı) Başbakanı, Wilston Churchill ne demektedir?

“Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir! ”(1)

Aşağıda,  ROGER GARAUDY ‘nin,  “İSRAİL MİTLER VE TERÖR” isimli kitabından kısa bir alıntı verilmektedir.

Bu kitap Fransa’da yasaklanmış, hiçbir yayınevi basılmasını üstlenmemiştir. Yazar, kitabı kendisi bastırmıştır.

Aşağıda kısa alıntılardan sonra, İsrail’in (Yahudilerin) nasıl kullanıldığı ve “Batının kuklası mı?” sorusuna cevap aranacak-bulunacaktır.

Kitabın tanıtımından; (Arka kapak yazısı)

Bu eser Fransa’da yasaklandı.

Roger Garaudy, hiçbir yayınevi kabul etmediği için, ağır hapis ve ağır para cezasını göze alarak, eserini “Samiszdat/Kendi Yayını” olarak piyasaya sürdü.

Bu eseri okumakta ne mahzur var?” dediği için Fransa’nın “legion d’honneur/liyakat nişanı” sahibi, dünya çapında ünlü, en saygın din adamı Rahip Pierre medyada maskara edildi ve kendisi saldırılara ancak üç ay dayandı, sonunda pes etti ve özür diledi.

Bu eserde, ucu bize de dokunan 50 yıllık bir yalanın perde arkası anlatılıyor.

Bu eserde, efsane veya mitlerin dünya siyasetini nasıl yönlendirdiği sergileniyor.

Bu eserde, Ortadoğu’daki terör ateşinin niçin sönmeyeceği açıklanıyor.

Fransa’da yasaklanmasına rağmen, bu eser kitabevlerinde tezgah altında kapış kapış satılıyor.

Diğer dünya dilleriyle birlikte Türkçemize kazandırılan bu kitabı okuyanlar, çok şaşırtıcı hakikatlerle karşılaşacaklar ve bazı konularda kendilerinin dahi şimdiye kadar nasıl kandırıldıklarını görecekler…

Bu kitap Fransa-da hiçbir yayınevi tarafından yayımlanmak istenmemiş ve yazar eserini kendi hesabına bastırmak mecburiyetinde kalmıştır.

Kitabın en başında konuyla ilgili olarak Roger Garaudy’nin düştüğü notu aynen sunuyoruz:

-“Yarım asırdan fazla bir sûre kitaplarımı Fransa’nın en büyük yayınevlerinde neşrettirdikten sonra, bugün şu Siyonist sapıklığın antolojisini kendi adıma bastırmak zorunda kaldım. Çünkü ben 1982’den itibaren bir tabuyu çiğnedim. Yani İsrail siyasetini tenkit ettim.

Böyle bir tenkit, 13 Temmuz 1990 tarihli lanet GayssotFabius kanunu tarafından yasaklandı. Bu kanun, Fransa’da İkinci İmparatorluk döneminin düşünce suçu’nu yeniden ortaya koymuş bulunuyor. Delilin, ispatin yerini baskıcı bir kanun alıyor.

Onun için, mesleklerini icra etmek isteyen kitapçıların siparişlerini Romanya’nın Paris’teki kitabevi, librairie du Savoir’a vermeleri gerekiyor.

Bu kitabevi, tıpkı Çavuşesku zamanında yaptığı gibi, bana bu eseri kendi adımla yayımlama hakkı tanıdı. Daha önce Çavuşesku döneminde orada da –fakat Fransa dışında tek tip düşünce ve entelektüel terör hüküm sürüyordu..”

Roger Garaudy.

Bu Kitabı Niçin Yazdım?

Şiddet ve savaşların üreticisi olan entegrizmler (*) zamanımızm öldürücü bir hastalığıdır.

Bu kitap entegrizmlere ayırdığım üç eserden birini oluşturuyor:

İslâm’ın Yükselişi ve Çöküşü adlı eserimde Müslüman entegrizminin merkez üssü olan Suudi Arabistan’ı gözler önüne serdim.

O eserde, Amerika’nın Ortadoğu’yu istilâsındaki hempası olan Kral Fahd’ı İslamcılığı islâm’ın bir hastalığı haline getiren “siyasî fahişe” olarak takdim ettim.

Bir taraftan çocuk aldırma ve gebelikten korunmaya karşı çıktığını açıklayarak “hayatı savunduğunu” iddia ederken, diğer yandan, Amerika’nın dayatmasıyla sürdürülen “Pazar tektanrıcılığı”nın kurbanları olarak yetersiz beslenme ve açlıktan her yıl 13 buçuk milyon çocuk can verirken susan Roma Katolik entegrizmi hakkında iki eser yayınladım.

Bu kitaplarım Allah’a ihtiyacımız var mı? Ve (Pazar tektanrıcılığına karşı yazılmış olan) Bir din savaşına doğru mu? Adlarını taşıyorlar.

*

Üçlü çalışmamızın üçüncü kanadı olan îsrail Politikasının Kurucu Efsaneleri ise, İsrail’in Allah’ı yerine, İsrail devletini koymaktan ibaret olan politik siyonizmin sapmasını sergiliyor.

Bu haliyle İsrail devleti dünyanın geçici efendilerinin, yani Batı tipi büyümenin temel taşı olan Ortadoğu petrollerini sahiplenme gayesi güden Amerika Birleşik Devletleri’nin batmayan nükleer uçak gemisi konumundadır. (Bu “büyüme” modeli, IMF’nin aracılığıyla Üçüncü Dünya ülkelerine her iki günde bir Hiroşima zayiatına denk bir pahaya mal olmaktadır).

Kendisine ait olmayan bir ülkeyi Siyonistlere teslim ederken “Kullanılan sistem pek önemli değil, yeter ki biz Ortadoğu’nun petrollerini elimizde tutalım. Asıl önemli olan bu petrolün ulaşîlabilir olarak kalmasıdır” (Kimhe John, Filistin ve îsrail, Ed. Albin Michel, 1973, s. 27) şeklinde demeç veren Lord Balfour’dan, “Çok iyi anlamak lâzımdır ki Suudi Arabistan petrolü dünyanın en güçlü iş bitirici araçlarından birini oluşturur.” (aynı eser, s. 240) diyen Amerikan Dışişleri Bakanı Cordell Hull’a kadar, aynı politika İsrail’in Siyonist yöneticilerine aynı görevi yüklemektedir.

Bu görev, NATO eski genel sekreteri Joseph Luns’un tarif ettiği görevdir:

-“îsrail modern çağımızın en az masraflı paralı askeri olmuştur.” Kaynak: Naday Shragai, Haaretz 13 Mart 1992.

“Meselâ 1951’den 1959’a kadar, iki milyon Israil’i fert başına, iki milyar Üçüncü Dünya ülke sakinlerinin aldıklarından yüz kat daha fazla yardım aldığına göre, yine de kendisine çok iyi ödeme yapılmış bir paralı asker.

Özellikle de çok iyi korunan bir paralı asker.

Çünkü Amerika Birleşik Devletleri, 1972’den 1996’ya kadar, İsrail’in Birleşmiş Milletler’de her mahkum edilişinde harekete geçmiş ve alınan kararlan otuz defa veto etmiştir.

Oysa İsrail yöneticileri o sırada Ortadoğu’nun bütün devletlerini parçalama programlarını uyguluyorlardı.

Söz konusu program, Lübnan’ın 1982 Şubat ayında istilâsı sırasında Kivunim (Yönelimler) sayı 4, s. 50-59 dergisi tarafından kamuoyuna açıklanmıştır.

Bu politika, ABD’nin şartsız desteği sayesinde, milletlerarası kanunun bir “kağıt parçası” (Ben Gurion) olduğu düşüncesine dayanıyor.

Nitekim İsrail’in Batı Şeria ve Golan’dan geri çekilmesini gerektiren Birleşmiş Milletler’in 242 ve 338 numaralı kararlan geçersiz kalmışlardır.

Amerika’nın dahi lehte oy kullandığı Kudüs’ün ilhakının oy birliğiyle fakat hiçbir yaptırım öngörülmeden mahkûm edilmesi de aynı neticeyi doğurmuştur.

Temeli itibariyle böylesine utanç verici olan bir siyaset, belli bir kamuflajı gerektirir ki benim kitabım da işte bunu ortaya çıkarmayı hedefliyor.

En başta, Siyonistlerin kutsal kitaplan entegrist bir bakış açısıyla okuyarak saldırıları “dinen” sözde haklı göstermeleri yer almaktadır. Onlar efsaneyi tarihe dönüştürüyorlar.

Sözgelimi, Hz. İbrahim’in Allah’a şartsız boyun eğişini ve “yeryüzünün bütün ailelerini” kutsamasını kabileci bir anlayışa çeviriyorlar. Bunun sonucu olarak da, fethedilmiş toprak, “vaad edilmiş toprak” haline geliyor, tıpkı Mezopotamya’dan HititIer’e ve Mısır’a kadar bütün Ortadoğu toplumlarında görüldüğü gibi..”(2)

www.canmehmet.com

Resim; Web ortamından alınmıştır.

(1) Daha fazlası ve kaynak için bakınız: http://www.canmehmet.com/amerika-ve-avrupa-arasindaki-bir-savasta-cin-ve-rusya-nerede-duracaktir-1.html

(2) İSRAİL mitler VE TERÖR, ROGER GARAUDY, Sekizinci basım: haziran 2012, Pınar yayınları

Açıklama:

(*) Entegrizm; dini veya siyasi bir inancı tarihin bir önceki sahip olduğu kültür yapısı veya müesseseleriyle özdeşleştirmektir. Böylece mutlak bir doğruya malik olduğuna inanmak ve onun kabullenilmesini dayatmaktır. Bu, gelenekten yana olduğunu iddia ederek her türlü tekamülü reddeden bazı dini grupların veya tutundukları şeyi doktrinel hale getirmiş grupların durumudur.

Entegrizmin ana nitelikleri şöyle tasnife tabi tutulabilir: 1-Hareketsizlik; uyum sağlamayı red, her türlü gelişmeye, evrime karşı kemikleşme 2-Geçmişe dönüş; gelecegin takipçisi olmak, muhafazakarlik 3-Taassup, kapanma, doğmacılık, sertleşme, kavgacı olma, uzlaşma kabul etmeme. Daha fazlası için bakınız; http://www.osmanaydinli.com/?page=ayrinti_k_tanitim&no=11

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*