Amerika – Erdoğan Kavgasının Ana Nedeni, Halkımız Öğrenmesin Diye, Korkudan Mı Açıklanmıyor (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

CHP eski Genel Başkanı, Başbakan Ecevit’i tanımayanımız yoktur. Ancak, gerçek hikâyesini bilenlerimizin sayısı o kadar fazla değildir.

28 Mayıs 1925 tarihinde İstanbul’da doğdu.

1944 yılında Robert Koleji‘nden mezun oldu. Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çevirmen olarak iş hayatına atıldı.

1946 senesinde okuldan arkadaşı olan Rahşan Aral ile evlendi.

1946-1950 yılları arasında Londra Elçiliği Basın Ateşeliği’nde kâtip olarak görev yaptı.

1950 senesinde Cumhuriyet Halk Partisinin yayın organı Ulus gazetesinde çalışmaya başladı. Daha sonra Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerinde vazifelerde bulundu.

1955 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Kuzey Karolina eyaletinin Winston-Salem şehrinde, The Journal and Sentinel’de konuk gazeteci olarak görevlerde bulundu.

1957’de Rockefeller Foundation Fellowship tarafından sağlanan burs ile tekrar ABD’ye giderek Harvard Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Öte yandan burada yapılan pek çok seminere katıldı.

27 Ekim 1957 tarihinde yapılan Türkiye Genel Seçimleri’nde, CHP’den milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.

1974’te Milli Selamet Partisi ile koalisyon hükümeti kurarak 8 ay kadar başbakanlık görevini sürdürdü.

1980 askeri darbesi sırasında Ecevit siyasetten 10 yıl uzaklaştırıldı. 1987 yılında yapılan halk oylaması sonucunda bu yasak kaldırıldı.

1990’lı yılların sonunda, Merve Kavakçı’nın meclise başörtülü gelmesi sebebiylebu kadına haddini bildirin” diyerek, Kavakçı’yı meclisten kovdurmaya çalışması meşhurdur.

Bülent Ecevit, 5 Kasım 2006 tarihinde hayatını kaybetti. (1)

Şimdilik, öğrenim gördüğü okulu ve çalışma hayatında yükselirken çıktığı merdivenlere dikkat etmeniz yeterli olacaktır.

Konuyu açmak adına, bir kapıyı daha aralıyoruz :

“Amerikalı, Fransız ve İngiliz misyonerler, Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek olan fikrî yapıyı, gene ülke topraklarında kurdukları okullarla oluşturmuşlardır.

Misyoner okulları, batılı emperyalist ülkelerin kendi emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı Devleti’ne karşı kullandıkları en güçlü silâh olmuştur. Köylere kadar yayılan bu okullar sayesinde, birbiriyle yüzyıllar boyunca birlikte yaşayan halklar, birbirine düşman edilmiş ve bağımsızlık mücadelelerine destek olunmuştur. Buna tipik bir örnek ise Arap hareketinin liderlerinden olan Refik Rızzık Selum’un Osmanlı Divan-ı Harb’i huzurunda anlattıklarıdır :

Ben Fransız mekteplerinde okudum. Bugün Suriye, Irak ve Lübnan’da eşraf ve ağaların evlâtları Cizvit mekteplerinde okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hakimdir. Onlar ya İngiliz mekteplerinde, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir : Hepsi için müşterek düşman Türklerdir. Bu itibarla; Arapları malûm, hatta gayri malûm gayelere sevketmek emelinde olanların ele alacakları yegane mevzuu Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamıza bizden sonrakiler de ister istemez düşeceklerdir.‘ ” (2)

“Yabancı okullara giden öğrenciler, yüksek bir hayat seviyesine kavuşmak, Avrupa görmek, medenî olmak, toplumda önemli bir statü kazanmak gibi değişik teşviklerle yetiştirilmişlerdir. Hatta bu öğrenciler, zamanla kendi toplumlarının değer yargılarından uzaklaşmaya başlamışlardır.

Tüm bu faaliyetlerin bilinmesine rağmen yabancı okullara hala ilgi duyulmasında etken, zengin veya elit tabakanın çocuklarının, ilerde iş bulmalarında önemli bir ayırt edici unsur olan, yabancı dil bilmelerini ve Avrupa seviyesinde medenî bir eğitim görmelerini istemeleridir.

Bir diğer ilginç husus ise, ülkedeki Amerikan okullarında okuyan bazı Türk aydınlarının, Kurtuluş Savaşı esnasında Amerikan mandacılığını savunmalarıdır.” (3)

İngiliz diplomatlar ile Amerikalı misyonerler, bizim genetik kodlarımızı bizden iyi çözmüşler (!).

David Urquhart, İngiliz Diplomat yazar (1805-1877) anlatmaktadır :

“…1853’teki sözkonusu mülakatta, kafamda Osmanlı İmparatorluğu değil, Türk Milleti vardı. Bunun için Türklerin dilinden söz ederken, Rus dilinden de söz etmiştim ki, bir gün yıkılıp ortadan kalkacaklarını tahmin ettiğim Avrupalı ırkların dili ile ortak kaynaktan gelme ve onlarla karışıktır. Bu olanlar son derece derin ve önemlidir. Öyle önemlidir ki, bunlardan biri, imparatorluk şehri (olan) İstanbul’a sahiptir. Türkler İstanbul’u ele geçirdiler ama bu, daha dün gibidir. Dört asır; böyle bir millet ki hayatında hiçbir şey değildir. Türkler İstanbul’u göçebe bir aşiret olarak değil, fakat küçük bir akıncı ordu olarak fethettiler. Onlar İstanbul’u kılıçları ile değil, karakterleri ile fethettiler. Onlar İstanbul’u fethedebildiler çünkü; burada oturan halk, onları kendi hükümetlerine tercih etti.

Eğer Türkler ertesi gün İstanbul’u terk etseydi, yerli Rum halkı onları bir gün sonra Bursa’dan veya Konya’dan davet edecektiler. Aynı ırk dörtbin yıl önce, her ne kadar İstanbul’a sahip olmadıysa da Anadolu’da hakimiyeti ellerine geçirdiler.

Türkiye’nin coğrafî durumu çok mükemmeldir. Askerî gücü de böyledir. Ancak bütün bunlardan çok daha mühimi, bu insanların karakterleridir. Bir millet ki aynı zamanda hem çok dürüst, hem de savaşçı olsun… Bu, insanlık tarihinde çok nadir rastlanan bir hadisedir. Bu durum Türklerde var ama Avrupalılarda yoktur. Bundan dolayı Türklerin yaşamaya devam edeceklerini, fakat Avrupalıların yok olacaklarını söylüyorum. Asker bir millet, asker bir hükümetten oldukça farklıdır.

Osmanlı İmparatorluğunun bekasının şartı, Türklerin bizi taklit etmemesi ve bize benzememelerdir. Bu söylediğim, General Valentini’nin 1828-29 seferberliği esnasında yazdığı ve bu konu üzerinde herhangi bir şey öğrenmek isteyenlerin okumaları gereken kitabında söylediklerinden başka bir şey değildir.

General Valentini, Türk askerlerinin Tuna boylarında müstahkem yerleri müdafaa ederken gösterdikleri kahramanlıkları tasvir ettikten ve bunun sadece bu milletin içindeki itici güçten kaynaklandığını gösterdikten sonra, şöyle der :

-“Biz, onlar kendileri olarak kaldıkları müddetçe onlara tesir edecek bir şey yapmamalıyız. Bu şartı ortadan kaldırın, Türkleri bizim gibi konuşur hâle getirin, din dediğiniz, sorumluluk duygusunu bütün hareket ve saiklerden çekin, orada da Avrupa’da gördüğümüz gibi herşeyin merkezde yoğunlaştığı, mahalli varlığın ortadan kalktığı ve herşeyin anlık boş konuşmalarla alınıp verildiği bir vaziyet ortaya çıkar. Ardından insana saygının kaybolması, küfür, toplumun keskin hatlarla sınıflara ayrılması, ferdî menfaatlerin ön plana çıkması, iştiyaksızlık (isteksizlik) gelecek ve haksızlığa isyan duygusu yok olacaktır.

…Şimdi meselenin esas noktasına geliyorum. O da şudur : Deniyor ki, ‘Niçin önceleri Türkiye’nin, Hristiyan tebaasından gelebilecek bir tehlike ile karşı karşıya bulunmadığını söylediğiniz halde, şimdi Türkiye’nin yakın bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu söylüyorsunuz ?’

Ben daha önce ne söylediysem, bugün de aynı şeyi söylüyorum. Türkiye 1833’teki gibi, 1867’de artık Hristiyan tebaasından gelecek bir tehlike ile karşı karşıya değil. Ben ilk defa bu fikri ileri sürdüğüm zaman, Avrupa’da hayretle karşılandı. Bununla beraber ben, Osmanlı Devleti’nin tehlikede olduğunu; hem de en yakın zamanda zuhur edecek bir tehlike ile Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğunu söylüyorum. Fakat artık bu tehlike Hıristiyan vatandaşlarından değil, Müslümanlarından kaynaklanmaktadır.

Tehlikenin esas kaynağı, Babıâli’nin Batılı nasihatçıların dinlenmesinden kaynaklanmaktadır. Hükümeti oluşturan, kendisi olmaktan vazgeçip, Avrupai muaşeret (toplumsal ilişkiler) kaideleri ve hayat tarzına kendisini kaptırmış devlet adamları tehlikenin kaynağıdır.” (4)

Sözü burada, Robert Kolej’in kurucularından olan Amerikalı Rahip Cyrus Hamlin’e bırakıyoruz.

“..İstanbul’un düşüşü birçok yazar tarafından Hıristiyanlığın ve medeniyetin kıyameti addedilir. Fetih, Avrupa’yı ve medeni dünyayı gafil avlamıştır. Fakat belki de fetih, Doğu’da savunmaya geçmiş (olan) Hıristiyanlığın, imhasından ziyade kurtuluşu idi; doğrudan reforma taşımasa da, en azından yozlaşmasına mani olmuştur. (5)

“Fetih, matbaanın icadıyla neredeyse aynı zamana denk gelmiştir; ki klasik ve batı öğretileri Avrupa’da yayılırken, basın bunları muhafaza etmeye ve çoğaltmaya hazırdı. Yunan kültürü üzerine çalışmalar okullarda yayıldı. Bu dönemde Grek Yeni Ahit’i muazzam alâka görmüş ve hakkında bir hayli araştırma yapılmıştır. Hatta denilebilir ki, İstanbul’un düşmesi, Avrupalı zihniyetine Yeni Ahit’i kazandırmıştır.

Doğu kılıç ve cihatla meşgûlken; Batı, entelektüel ve endüstriyel keşiflerle meşgûl oluyordu.

Matbaa, deniz seferleri, ticaret, mimarlık, resim ve nihayet reformlar; Batı’yı barbarlık ve cehaletten kurtarmıştır. Sanatlarda ve savunmada kaydedilen ilerleme neticesinde Doğu, Batı’nın asırlarca gerisinde kalmıştır.” (6)

“Osmanlı İmparatorluğu’na duyduğum alâka… Amerikan Meclisi tarafından bir liseyi idare etmek ve kendimi eğitime adamak ve tam otuz beş senelik vazife hayatımı sürdürmek üzere, 1837 senesinin Şubat ayında Kostantiniyye’ye (İstanbul’a) atanmamla başlar. O sıralar imparatorluk buhranlı günler yaşıyordu. Doğuşundan itibaren üç asır boyunca, Hıristiyanlık âlemi için büyük tehdit teşkil eden bu imparatorluk artık kuvvet kaybediyor, daha doğru bir tabirle yerinde sayıyordu.” (7)

İngiliz Diplomat ve Amerikalı Misyoner, bize satır aralarında hangi mesajları vermektedirler ?

“Türkler İstanbul’u kılıçları ile değil, karakterleri ile fethettiler. Onlar İstanbul’u fethedebildiler çünkü; burada oturan halk, onları kendi hükümetlerine tercih etti.

“Türkler için tehlikenin esas kaynağı; Babıâli’nin (Hükümetin) Batılı nasihatçıları dinlemesinden kaynaklanmaktadır. Kendisi olmaktan vazgeçip Avrupai muaşeret kaideleri ve hayat tarzına kendisini kaptırmış devlet adamları tehlikenin kaynağıdır.”

“İstanbul’un düşüşü, Hıristiyanlığın ve medeniyetin kıyameti addedilir.” (8)

Konunun bütünlüğü için, The New York Times gazetesinden bir alıntı ile bölümü noktalıyoruz :

01 Haziran 1947 tarihli The New York Times.

Yakın Doğu’ya Demokrasiyi Öğretmek

Amerikan demokrasisinin kavramlarını tanıtmak için bir programı desteklemek üzere, Yakın Doğu Kolej Birliği, Yakın Doğu’daki altı ülkede bulunan, sekiz adet Amerikan Koleji’ndeki tesislerini sürdürmek ve genişletmek için, (bütçeyi) $15.000.000 (onbeşmilyon dolar) arttırmak istiyor.

Hedefleri doğrultusunda (bütçesi) $2.000.000 (ikimilyon dolar) artmış olan Birliğin programı, A.B.D. Dışişleri Bakanı olan George C. Marshall’ın desteğini kazandı. Birliğin Amerikalı yöneticisi olan Albert W. Staub’a gönderdiği bir mektupta Bay Marshall, Yakın Doğu enstitülerinin çalışmalarının “yeteneklerimizi, yöntemlerimizi ve fikirlerimizi; uluslararası anlayışı ve insan refahını geliştirme yolunda diğer ülkelerle paylaşmak olan ulusal politikamıza, uzun zamandır süren etkili bir özel yardımı olduğunu” ifade etmişti.

Bahsedilen sekiz adet Amerikan Koleji : Türkiye’de bulunan Robert Koleji ve İstanbul Kız Koleji, Beyrut Amerikan Üniversitesi ve Beyrut Uluslararası Koleji, Sofya Amerikan Koleji, Yunanistan’daki Atina Koleji, Suriye’deki Şam Koleji ve Bağdat’taki Amerikan Erkek Okulu’dur. (9)

A.B.D. Dışişleri Bakanı olan George C. Marshall, bir zamanlar ülkemizde yerli olarak üretilen uçak fabrikalarının kapatılmasına neden olan kişidir. (kapatılma hikâyesini, aşağıda verilen web adresinden öğrenebilirsiniz __10 no.lu kaynak__).

“Marshall Planı” diye bilinen ve birçok Batı Avrupa ülkesini politik ve ekonomik yönden egemenlikleri altına almayı ve saldırgan emellerinde onlardan yararlanmayı amaçlayan planda da açıkça ortaya çıkmaktadır. Amerikan tekelci sermayedarları, “Marshall Planı”na dahil olan ülkelerin ekonomisini kontrol altına alarak ve pazarlarını kendi artık ürünleri ile doldurarak, bu memleketlerin ulusal ekonomilerini altüst etmektedirler. (10)

Yazılanlar toparlanırsa : Gelişmiş batılılar, hedef ülke yöneticilerini (okullarında eğiterek) seçmekte ve onlar üzerinden ülkeleri yönetmektedir. Seçemedikleri veya çıkarları için kullanamadıkları zaman ise ya darbe, ya suikast veya tehditle işbaşından uzaklaştırmaktadır.

Devam edecek…

www.canmehmet.com

Teşekkür : Konu ile ilgili makalelerin İngilizceden Türkçeye tercüme edilmesine değerli katkılarından dolayı evladım Yılmaz Tamer Argüç’e teşekkür ediyorum.

Kaynaklar ve Açıklamalar :

(1) http://www.yeniakit.com.tr/kimdir/B%C3%BClent_Ecevit

(2-3) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız : http://www.canmehmet.com/ulkemizde-yabanci-okullar-ve-bu-okullarin-kurulus-amaclari.html

(4-5-6-7-8) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız : http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-yabanci-okullarin-bu-ulkeye-incille-getirdikleri-kuranla-goturdukleri-5.html

(9) 01 Haziran 1947 tarihli The New York Times gazetesi. http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=9D0DE2D6133EE13BBC4953DFB066838C659EDE&legacy=true

(10) Bu hüzünlü hikayeyi okumak için bakınız : http://www.canmehmet.com/yerli-ucak-dosyasi-yerli-ucak-fabrikalarini-mashall-inonu-bayar-birlikte-mi-kapattilar-4.html

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*