Amerika-Erdoğan Kavgasında Rıza Sarraf, Saddam’ın Petrole Bulanmış Karabatağı mıdır ? (9)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Batı anlayışında, “Kazanmanın ahlakı yoktur!”

 

 

Körfez Savaşı’nda aylarca ekrandan gitmeyen; petrole bulanmış, can çekişen karabatak görüntüleri vardı. Habere göre, Saddam Kuveyt´i bombalamış ve denize dökülen petrol sebebiyle, karabataklar bu hale gelmişti. Bu olay Saddam’ın yokedilmesi için ABD tarafından CNN’e ısmarlama yaptırılmış olan bir yalan haberdi. Sonradan ortaya çıktığı gibi; gerçeğinde bunlar, Fransa sahilinde batan bir tankerden yayılmış olan petrolde yüzen karabataklardı.

“ABD´de Kamu Dürüstlüğü Merkezi´nin tespitlerine göre, 2003 Irak Savaşı´nda Başkan Bush ve ekibi, tam 935 yalan açıklamada bulunmuşlardı. Bu haberlerde en çok kullanılan kanal CNN idi.

 

CNN ve Petrole Batan Karabatak

– 1991 Körfez Savaşı döneminde aylarca ekranda gitmeyen, petrole bulanmış can çekişen karabatak görüntüleri vardı. Habere göre Saddam Kuveyt´i bombalamış ve denize dökülen petrol sonucu karabataklar bu hale gelmişti. Halbuki haberi hazırlayan ve CNN´den bunu kullanmasını isteyen Pentagon´du.

– Dışişleri Bakanı Colin Powell´ın, Irak´ta kimyasal silah olduğu ve Saddam Hüseyin´in El-Kaide bağlantılarıyla ilgili yalan ve fabrikasyon haberler, CNN üzerinden bütün dünyaya duyurulmuştu.

– 1 Nisan 2013´te eski CNN çalışanı Amber Lyon, kanalın kendisinden ısmarlama haber istediğini açıkladı. Lyon bunun sebebini sorduğunda, CNN yetkililerinin ´ABD yönetimi böyle istiyor´ dediğini belirtti. Lyon, özellikle Irak ve Suriye´deki durumu, yetkililerin kendisinden abartarak vermesini istediğini söyledi. Lyon ayrıca, İran´a karşı askeri bir müdahaleyi meşru kılmak için kamuoyuna yönelik haberler yaptıklarını ve bunun için CNN´in, ABD yönetiminden büyük paralar aldığını da iddia etti.” (1)

“Körfez Savaşı´nda Saddam´ı kötülemek için 15 yaşındaki bir kızı kullanıp, bebeklerin kuvözde ölüme terk edildiği yalanı CNN´e ait. 15 yaşındaki Kuveytli bir kız gönüllü olarak çalıştığı hastanenin Iraklı askerler tarafından baskına uğradığını ve bebeklerin kuvözlerden alınarak yerlere atılıp ölüme terkedildiğini söylüyordu. George Bush savaşa bahane oluşturmak için her fırsatta bu hikayeyi kullandı. Halbuki 15 yaşındaki kız o hastanede hiç bulunmamıştı. Kuveyt´in Amerikan büyükelçisinin kızıydı. Adı da Nayirah el-Sabah´tı.

Gerçek ortaya çıkana kadar ABD Irak´ı bombalamaya başlamıştı bile.” (2)

* * *

Bu da Alman Medyasının Yalanı

“Almanya’da yayın yapan Morganpost gazetesi, İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı protestolarını konu alan haberinde, eli bağlı bir kadına tekme vuran polis fotoğrafı koyarak, bu polisin Türk polisi olduğunu iddia etti. Bu olayın Amerika Birleşik Devletleri’nde, 2009 yılının Mayıs ayında gerçekleştiği ortaya çıktı. Kadını tekmeleyen polis, Lincoln Emniyet Müdürlüğünde çalışan Edward Krawetz isimli  Amerikalı bir polisti.” (3)

* * *

Peki, Gazetecilik bu mudur?

– Gazetecilik, haberlerin ve bilgilerin toplama, değerlendirme, yaratma ve sunma faaliyetidir.

– Gazeteciliğin amacı; vatandaşlara hayatları, toplulukları ve hükümetleri hakkında mümkün olan en iyi kararları vermek için ihtiyaç duydukları bilgileri sunmaktır.

– Gazetecilik, yalan haber üreterek devletleri, hükümetleri, siyasetçileri, bürokratları ve işadamlarını tehdit ederek çıkar sağlamak mıdır yoksa onların yasadışı işlerini, bir çıkar amacı ve yönlendirme yapmadan kamuoyuna sunmak mıdır?

Aşağıda, bugün olduğu kadar, dün de gazete ve gazetecilerin hangi kötü emellere alet olduklarının, bir blog ortamının izin verdiği ölçüde aşağıda aktaracak, gelecek (10 numaralı) bölümle de diziyi sonlandıracağız.

* * *

Dünden Bugüne, Batı Medyasının bizimle ilgili ana görevi nedir ?

“…Ağustos 1882’de Avrupa gazetelerinde, Suriye’deki Müslüman ahalinin Hristiyanları katledileceğine dair yayınlanan gerçek dışı haberler, Hristiyan kamuoyunun dikkatlerini bölgeye çekmeyi başarmıştır (HR. SYS, nr, 31/70). Bu tür haberler, bölgede emniyet içerisinde yaşayan Hristiyan halkı derinden üzmüştür. Beyrut’taki bütün Gayrimüslim patrikleri, ruhani liderleri ve sair Hristiyan ileri gelenleri tarafından, böyle bir durumun olmadığına dair imzalanan bir mazbata, posta ile Reuter Kumpanyasına ve diğer Avrupa gazetelerine gönderilerek haberler tekzip edilmiş ise de, aleyhte kamuoyu oluşturmaya yetmiştir (Y. A. HUS, nr, 288/64).

7 Şubat 1895 tarihli Daily News gazetesindeki “Suriye’de Nefret Uyandıran İddia” başlıklı bir haberde de, Hristiyanların evlerinin önüne bir saldırıya karşı barikat kurduğunu, durumun ciddi olduğu yazılmıştır (HR. SYS, nr, 30/21). Hristiyanların katledildiğine dair İngiliz basınında çıkan yalan haberlere ilk tepki Amerika’dan gelmiş ve Birleşik Devletler bölgeye savaş gemileri göndermiştir. Ancak bölgede inceleme yapan Amerikalı yetkililer, haberlerin doğru olmadığını görmüşlerdir (Y. PRK. DH, nr, 8/62). İngiliz gazetelerinde peş peşe çıkan bu tür yalan haberlerden sonra gerçekler ortaya çıkınca, olayın yalan olduğu Reuters Ajansı tarafından da ilan edilmek zorunda kalınmıştır (Y.A. HUS, nr, 323/3; nr, 322/79). Bu tür haberler Hristiyan Avrupa kamuoyunun dikkatlerini bölgeye çekmeye yetmiş ve bölgedeki Hristiyan ayrılıkçıların kendi halkları tarafından desteklenmesini sağlamıştır…

…Napolyon’un bölgede başlattığı etnik milliyetçilik fikri, yapılan yayınlar sayesinde, yüzyılın sonunda, dinî inancın önüne geçecek boyuta ulaşmıştır. El-Burhan Gazetesi’nin yayınları buna güzel örnektir. Trablusşam’da Abdülkadir El Mağribi’nin sorumluluğunda yayınlanan bu gazete, Araplığın dinden önde geldiğini savunmaktadır (DH. KMS, nr, 2-1/13). Osmanlı Devleti’nden ayrılarak, Fırat ve Dicle’den Süveyş Kanalına, Akdeniz’den Umman Denizine kadar bağımsız bir Arap Devleti kurma fikrini işleyen yayınlar, o zamana kadarki geleneksel din kardeşliğinin bir tarafa bırakılmasını sağlayabilecek kadar güçlü bir akım meydana getirebilmiştir (Y. PRK. TKM, nr, 51/17).

…Zahletü’l-Fetat Gazetesi: 1910 yılında yayına başlayan gazete Fransız taraftarıdır. Cebel-i Lübnan’ın Osmanlı’dan ayrılmasını savunmaktadır. Müslümanlar aleyhine de yayınlar yapan gazetenin dağıtılması yasaklanmıştır (DH. KMS, nr, 4/33, DH. KMS, nr, 39/17).

Şuray-ı Ümmet Gazetesi: Hilafet aleyhine yazılar neşretmektedir. Dağıtılması yasaklanan gazete, Paris Postası ile Osmanlı topraklarında gizli olarak dağıtılmıştır (İ. HUS. 96/1320 S-042).

Orta Doğu’da geleceğe dönük hedefleri olan devletleri içerisinde basını en başarılı kullanan ülke İngiltere olmuştur. İngilizlerin Arabistan, Mısır, Suriye, Irak, Yemen ve Trablus’u birleştirmek ve tek millet tek devlet oluşturmak için gayret sarf ettikleri yönünde yayın yapılarak, ulusal duyarlılığı olan Arapların desteği alınmaya çalışılmıştır (Y. PRK. TKM, nr, 27/1)…

…İngilizler, ulusal basınlarının yanı sıra bunlarla koordineli çalışacak yerel basın faaliyetlerinde de önem vermiştir. Bu amaçla kendi lehlerinde kamuoyu oluşturabilmek için Arapça ve diğer Avrupa dillerinde yayın yapan dergi ve gazetelere maddi yardımda bulunmuşlardır (Y. EE, nr, 56/11). Bunlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:

Ceridetü’l Mısriye: İskenderiye’de Arapça ve Türkçe olarak yayımlanan gazete (Y. A. RES, nr, 49/3), sahibi İngiliz olan Egybtian Gazetesi’nin Arapçaya tercüme edilmiş hâli gibidir (Y. PRK. MK, nr, 4/59). Bundan dolayı da kapatılmıştır (Y.A. RES, nr, 49/3).

El-Misbah Gazetesi: Beyrut’ta Marunîler tarafından çıkarılmıştır. İngiltere destekli ve Arap Milliyetçiliği yapan gazete, Suriye’nin İngiltere’nin himayesine girmesi hakkında yayın yapmıştır (Y. A. HUS, nr, 277/95).

Hürriyet Gazetesi: 1894’te Selim Faris tarafından kurulmuştur (Hartman, 1997: 365). Osmanlıcılık fikrini savunuyor görünmesine rağmen, gerçekte Arap Milliyetçisidir (Hanioğlu, 1985: 93). İngiliz Hükûmeti tarafından gizli olarak desteklenmiştir (Y. PRK. EŞA, nr, 11/56). İyi bir İngiliz taraftarı olan Selim Faris, çeşitli Avrupa gazetelerinde takma adlarla İngilizlerin Mısır’dan çekilmemesi gerektiğine dair makaleler kaleme almıştır (Y. PRK. EŞA, nr, 14/36).

…El-Muktataf Gazetesi: 1877’de Beyrut’ta çıkarılan gazete, İngiliz menfaatlerine hizmet etmekteydi…

…El-Kabs Gazetesi: Eski Nasıra Kaymakamı Şam Mebusu Arap Milliyetçisi Şükrü El Aselî tarafından Suriye’de çıkarılan gazete Arap saltanatı ve hilafetini savunmaktadır. Türk ve Arap toplumu arasına nifak tohumu ektiği gerekçesiyle kapatılmıştır (Kurşun, 1992: 66)…

…El-Eyyam Gazetesi: Cebel-i Lübnan’da meclis üyesi olan Marunî Numan Maluf’un oğlu olan Yusuf Maluf tarafından, New York’ta çıkarılmıştır (Y. EE, nr, 136/98). Lübnan’ı Osmanlı Devleti’nden ayırmayı amaçlayan ve New York’ta Nesib Şebli’nin başkanlığında kurulan “Suriyetü’l-Fettat” yani “Genç Suriyeliler” Cemiyeti’nin yayın organı gibi çalışmıştır (Y. PRK. TKM, nr, 13/34)…

…Amerika ve Avrupa’ya göç etmiş gayrimüslim Osmanlı tebaasının yürüttüğü yayın faaliyetlerinin yanı sıra, Batı gazetelerinin de Orta Doğu’daki Osmanlı idaresi aleyhine çalışmalar yaptığı görülmektedir. Washington Post (HR. SYS, nr, 74/67), New York Herald (HR. SYS, nr, 74/65) Daily Times ( Y. PRK. EŞA, nr, 14/75), Times (HR. SYS, nr, 96/8) gibi Amerikan gazeteleri, tehditvarî ilanlarla Osmanlı Hükûmeti’nden para koparmaya çalışmıştır…

…Napolyon, 1798’de yayımladığı beyannamelerde, halkın halifeliğe bağlılığından çekindiğinden, hedefinin Mısır’ı ve hilafeti korumak olduğunu ifade etmişti (Soysal, 1964: 224-225). Aradan geçen 100 yılı aşkın süreden sonra Şam’da çıkartılan El-Muktebes Gazetesinde, 14 Eylül 1909’da Halifeliğin Harun Reşit ile birlikte bittiği yönünde haberler yayımlanmıştır (Umar, 2004: 57).

27.04.1909’da, sözde bütün Suriye halkının hürriyet ve istiklalini savunan ve çok bozuk bir Türkçe ile kaleme alınan bir diğer yaftada, Suriye halkının hürriyet ve istiklalinden çok, Türk milletini hedef alması dikkat çekicidir. Yaftada, Türklerin ıslahının mümkün olmadığı, fıtratlarının fesat üzere bulunduğu ve idrakten yoksun Müslümanlar olduğu gibi çok ağır ifadeler bulunmaktadır (Y. EE, nr, 147/27). Kullanılan Türkçenin bozukluğu, Arapça kelimelerdeki imla hataları, yaftanın Müslüman unsurlar tarafından yazılmadığı düşüncesini uyandırmaktadır (Y.PRK. TKM, nr, 51/17).

I. Dünya Harbi’ne doğru ayrılıkçı basın doğrudan Türklüğü hedef alan yayınlar yapmaya başlamıştır. 1911 senesinde Suriye’ye bir seyahat düzenleyen Ahmet Şerif “Basın ve Duygularda Gösteriş, Hükûmet” adlı dizi makalesinde, Suriye basınının Türklükten nefret ettiğini, vatana ve Osmanlılığa karşı çok büyük bir düşmanlık beslediklerini, onlar için her şeyin Araplık olduğunu, Osmanlı Devleti’nin başarılarından üzüntü, başarısızlıklarından sevinç duyduklarını yazmaktadır…

…Yine İngiliz destekli Arap Baas Gazetesi Şubat 1911’de, Kuveyt Kaymakamlığına geçmişte tanınan küçük ayrıcalıkları bahane göstererek, Kuveyt’in Osmanlı tabiiyetinin şüpheli olduğunu ispat etmeye çalışmıştır. Bu iddialar karşısında, Osmanlı basınından Tanin gazetesinde Hüseyin Cahit; Kuveyt’in her zaman Osmanlı Devleti’nin bir parçası olduğunu, Osmanlı topraklarında birçok kazanın birtakım küçük ayrıcalıklara sahip bulunduğunu, hiçbirinin bunu bahane ederek bağımsız hareket etmediğini yazmıştır (HR. SYS, nr, 104/18)…

…1881’de bazı yabancı gazetelerin Suriye halkının sadakatini tartışmaya açması bölge halkı tarafından büyük tepki ile karşılanırken, yapılan ayrılıkçı basın-yayın faaliyetlerinden sonra alkışla karşılanır olmuştur (Y. A. HUS, nr, 166/116). Büyük devletlerin bölge halkını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtma girişimleri önemli ölçüde hedefine ulaşmıştır. Ancak bunca aleyhteki yayınlara rağmen dönen oyunları görüp, devletine bağlılığını koruyan, sağduyulu büyük bir kitle de mevcuttur. Nitekim Balkan Devletlerinin Osmanlı Devleti’ne savaş açması ihtimali üzerine, Suriye ve Lübnan’da 20.000 ve Amerika’da ikamet eden 3.000 Suriyeli ve Lübnanlı genç Osmanlı Devleti saflarında savaşa girmek isteği ile Osmanlı Devleti yetkililerine müracaatta bulunabilmiştir (Y. EE. KP, nr, 14/1341)…

Türklüğü hedef alan Arap basını, Osmanlı Hükûmeti’ne muhalif Türk unsurunun politikalarını yeniden gözden geçirmesine, Osmanlı-Türk unsurunda Arap düşmanlığına ve Türk Milliyetçiliğinin yükselen değer olmasına neden olmuştur. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Milliyetçiliği’ni esas alan temeller üzerine oturmasında bu tür yayınların önemli rolü olduğunu söylemek pek yanlış olmasa gerektir

…Bu gelişmeler üzerine Sultan II. Abdülhamit, basın yayın ile ilgili olarak Mısır fevkâlade komiseri Gazi Ahmet Muhtar Paşa’dan bir rapor hazırlamasını istemiştir. 05.03.1889 tarihinde padişaha sunulan bu rapora göre; İslam memleketlerinde yabancı dostluğu en çok Mısır’da yerleşebilmiştir. Bunun temelinde her ay yabancı dostluğunu öven yeni bir iki gazete ve risalenin çıkması yatmaktadır (Y. Prk. Mk, nr, 4/59)…

…1896’da İngiliz işgalindeki Mısır’da Padişah ve Osmanlı Hükûmeti aleyhine ağır ithamları içeren yayınların durdurulması istendiğinde Mısır Hükûmeti basının özgür olduğu müdahalenin mümkün olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Ancak Mısır’da basılan El-Münir ve El-Vakit gazetelerinin İngiltere Kraliçesi hakkında eleştirel yayınları üzerine İngiliz Konsolosu, yayınların durdurulmasını ve yazarlarının mahkûmiyetini istemiştir. Bu durumdan istifade ile Osmanlı aleyhine yapılan yayınların da aynı şekilde cezalandırılması gerektiği iddiasıyla Hidivliğe müracaat edilmiş bu ise Osmanlı Devleti aleyhine yapılan yayınların eleştiri sınırlarında olmasına rağmen Kraliçe’nin şahsına hakaret edildiği gerekçesiyle bu müracaatını reddetmiştir (Y. A. HUS, nr, 358/87).

Yine İngiltere kontrolündeki Mısır’da, Osmanlı Hükûmeti ve hilafet aleyhine pek çok gazete yayımlandığı hâlde, mahallî hükûmet bir tedbir almamakta direnirken, Alman İmparatoru aleyhine yayın yapan bir gazeteci Almanya Konsolosu’nun teşebbüsü ile iki yıl hapse mahkûm edilebilmiştir. Bu gibi yayınlar sadece Mısır, Suriye, Yemen, Lübnan, Trablusşam gibi yerlerde değil Anadolu ve Rumeli’de de olumsuz etki yapmıştır. Mısır Hidivliği nezdinde yayınları engelleyemeyen Osmanlı Hükûmeti bu tür yayınların Osmanlı Devletine girişini yasaklamakla yetinmek zorunda kalmıştır (MV, nr, 103/429)…

…Fransız Deba gazetesinin 10.10.1891 tarihli nüshasında, Yemen ile Hicaz arasında bulunan Asir’de çıkan olayların İngiliz misyonerlerinin Urban Araplarını kışkırtması sonucu meydana geldiğini, Osmanlı Hükûmeti’nin zamanında aldığı acil önlemlerle aşiretleri yatıştırıp çok büyük olayların çıkmasını engellediğini yazmaktadır. Bu tür haberler, isyanın bütün Arap topraklarına yayılmasını engellemiştir (Y. A. HUS, nr, 252/569).

…Yine Fransız Jurnal de Deba gazetesinin, 22 Eylül 1882 tarihli nüshasında yayınlanan bir makale, Fransa ve İngiltere’nin Orta Doğu’da çevirdiği oyunları ortaya koyması bakımından çok önemlidir. Makalede Fransızların Marunîleri, İngilizlerin de Dürzîleri kışkırttığı, İngiliz misyonerlerinin çok başarılı çalışmalar yapabildiği hâlde Fransız Hükûmeti’nin başarılı olamadığını yazmaktadır. İngilizlerin bölgeye İtalyan asıllı ve İngiliz dostu Rüstem Paşa’yı vali olarak atattırarak çok isabetli bir çalışma yaptığı, ancak yeni valinin Fransa taraftarı olması için çalışma yapılması gerektiği istenmektedir (Y. EE, nr, 44/70).

Fransız ve Alman basınının bu tür haberleri karşısında İngiliz basını da bunların oyunlarını ortaya koyacak yayınlar yapmıştır. Mayıs 1903 tarihinde İngiliz basını, rakibi Fransızların Osmanlı Devleti’nde bazı müesseseleri inşa etmek üzere bulunmalarının asıl amacının Şam, İzmir, Selanik ve Afrika gibi yerlere yerleşip, nüfuzlarını genişleterek oralarda kalma olduğunu ifade eden yayınlar yapmışlardır (Y. PRK. AZJ, nr, 47/93)… (4)

* * *

Konuya dönersek,  BBC’ye göre Amerika-Türkiye arasında -siyasi- bir mesele”  haline dönüştürülmeye çalışılan “Rıza Sarraf Olayı” nedir?

“Reza Zarrab ABD’de ne ile suçlanıyor ? (*)

İran asıllı Türkiye vatandaşı iş adamı Reza Zarrab, Mart 2016’da Miami kentinde yakalandı.

İddianamede; ABD’yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamaları yöneltildi.

Zarrab’in iki İran vatandaşıyla birlikte, ABD’nin yaptırımlarını yasadışı yollarla baypas etmek için İran devleti ve bazı şirketleri adına milyonlarca dolarlık finansal işlem yaptığı öne sürülüyor.

Mart 2017’de New York’ta gözaltına alınan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın da, Zarrab’ın suç ortağı olduğu iddia ediliyor.”

* * *

Amerikanın Sesi‘ne göre (**) :

“…Türkiye’de, Rıza Sarraf ve ekonomik-siyasi ilişkileriyle ilgili araştırmalar yürüten Emekli Cumhuriyet Savcısı Ali Özgündüz’e göre; Türk yargısı en kısa sürede Halk Bankası ile ilgili iddiaları içeren dosyayı açarsa, ABD ile ilişkiler doğru zeminde yürüyebilecek.

Ali Özgündüz, CHP’den 24. Dönem Milletvekili görevindeyken, kamuoyunda 17/25 Aralık Soruşturması olarak adlandırılan dosyaları yakından inceleyen, Zafer Çağlayan gibi isimler hakkında mutlaka dava açılması gerektiği söyleyen isimlerden birisiydi. Emekli Cumhuriyet Savcısı Özgündüz, bugün CHP Parti Meclisi üyesi olarak ABD’deki davayı ve ilgili gelişmeleri takip ediyor. Özgündüz, Nisan 2016’da yayımladığı ’17/25 Aralık – Reza’nın ‘Rıza’sını Kazananlar’ kitabında, uluslararası boyutta Türkiye aleyhine gelişmeler olacağını dile getirmişti.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Özgündüz, ABD’deki yargılamada, dava dosyasına Zafer Çağlayan gibi yeni isimlerin eklenmesinin sürpriz gelişmeler olmadığı görüşünde.

…TBMM’de 24.Dönem’de konu görüşüldüğünde, AKP’li milletvekillerine ‘Bu dava burada kapanmaz’ uyarısı yaptığını kaydeden Özgündüz, neden o zaman bu uyarıyı yaptığını şöyle anlattı :

‘AKP’liler kapatmaya kalksa da, başkaları açar. İran kendi soruşturmasıyla açar. Rıza Sarraf aleyhine ABD’de dava açılmasıyla birlikte de, bu noktaya gelineceğini öngörmüştüm. ABD’de Sarraf’a yöneltilen suçlamalar nedir ? Türkiye’de, Dubai’de ve Çin’de kurduğu firmalar ile ABD’nin ve Birleşmiş Milletler’in (BM) yaptırımlarını hileli bankacılık işlemleriyle yoluyla delmek…”

Amerika’nın Sesi, kimlerle röportaj yapmaktadır? Rıza Sarraf üzerinden, devleti sıkıştırmaya çalışan Amerikalılara ait (onlarca desteklenen) Gazeteci-Habercilerle !

Bunların nasıl (dürüst-samimi) haberci oldukları da, yukarıda verilen çokça örnekte görülebilecektir.

* * *

Ve Batı’nın / Amerika’nın gerçeği, üstelik de kendi ifadeleri ile :

Amerika’yı ve siyasetini daha iyi anlamak adına, aşağıda 52 yıl içerisinde belirleyici konumdaki üç siyaset ve devlet adamının görüşü verilmektedir :

1898’de senatör Albert J. Beveridge :

“Dünya ticareti bizim olmalı, olacaktır ve bunu elde edeceğiz de. Denizleri bizim ticaret gemilerimizle kuşatacağız, büyüklüğümüze yakışır bir filo inşa edeceğiz. Kendi kendilerini yöneten, bizim sancağımızı taşıyan ve bizim için çalışan büyük sömürgeler, ticaret yollarımız boyunca yan yana dizilecektir. Kuruluşlarımız, ticaretimizin kanatları üzerinde sancağımızı dalgalandıracaktır. Ve Amerikan hukuku, Amerikan düzeni, Amerikan medeniyeti ve bayrağıyla, bugüne kadar kan revan içinde olan ama artık Tanrı sayesinde yakında ışıl ışıl olacak kıyılara ayak basacağız.” (5)

(ABD başkanı) Truman ise, 1945‘te şöyle der :

“Öyle bir zaman gelecek ki… Birleşik Devletler’in ihtiyaç duyduğu pek çok şeyi dışarıdan elde etmemiz gerekecek. Labrador’a ve Liberya’ya gidip, çelik fabrikalarımızın iyi işlemesi için gerekli madeni almalıyız. Bakırımızı dışardan getirtmeliyiz. Arizona’da ve Utah’ta var ama Şili’ninkinden vazgeçemeyiz. Bolivya’da kalay, Endonezya’da kauçuk vardır tabii. Dünyanın diğer kısımlarında ihtiyacımız olan şeylerin bütün listesini de çıkarabilirim. Bu ülkeler, oligarşik hükümetlerin aracılığıyla ya da doğrudan alttan idareyle Washington’a elverişli, Amerikan şirketlerinin yoğun olarak yerleştiği, Amerikan finansının ulusal ekonomiyi az çok gizli bir şekilde denetlediği ülkelerdir.” (6)

“Kore savaşından kısa bir süre önce, 1950’de Birleşik Devletler’in siyasi çizgisini belirleyen bir belge –National Security Council Memorandum 68 (NSC, 68)- hazırlanmıştır. Bu metni, State Department Planning Staff’ın başındaki Georges Kennan’ın yerini alan Paul Nitze kaleme almıştır.

Georges Kennan uzaklaştırılmıştı, çünkü iktidar onu fazla “uysal” bulmuştu.” (6)

Bununla beraber Georges Kennan, 1950’de şunları yazmıştı :

“Dünya zenginliğinin % 50’sine, ama nüfusunun ise yalnızca % 6,3’üne sahibiz. Bu durumda kıskançlık ve hınç duygularına maruz kalmamız kaçınılmazdır. Gerçek görevimiz, gelecek dönem için ulusal güvenliğimizi tehlikeye atmadan, bu eşitsizlik durumunu koruyacak bir ilişkiler sistemini geliştirmektir. Bunu gerçekleştirmek için her türlü duygusallıktan kurtulacağız ve ayakta düş kurmayı bırakacağız. Günümüzde, dünya ölçeğinde huzur sağlama lüksüne sahip değiliz. Artık insan hakları, yaşam düzeyini yükseltme ve demokratikleştirme gibi belirsiz ve gerçekleştirilemez hedeflerden bahsetmeyi bırakmalıyız. ‘Güç ilişkileri’ deyimiyle, açıkça eyleme geçmek zorunda kalacağımız günler çok uzak değildir. İdealist sloganlarla ne kadar az rahatsız edilirsek o kadar iyi olur.” (7)

www.canmehmet.com

Devam edecek…

Resim : Tarafımızdan hazırlanmıştır.

Açıklama ve Kaynaklar :

(*) Bkz : http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39961164

(**) Bkz : https://www.amerikaninsesi.com/a/turk-yargisi-acilen-halkbank-dosyasini-acmali/4032619.html

(1) http://www.haber7.com/televizyon/haber/1037996-manipulator-cnnin-yalan-haberleri

(2) http://beyazgazete.com/haber/2013/6/13/cnn-in-gecmisi-yalan-haberlerle-dolu-1841281.html

(3) https://www.haberler.com/yalanin-bu-kadari-4748426-haberi/

(4) “ORTA DOĞU TOPRAKLARINDA OSMANLI İDARESİ ALEYHİNE YAPILAN YERLİ VE YABANCI BASIN YAYIN FAALİYETLERİ VE DEVLET ADAMLARININ TUTUMU”. Yazar : Hilmi Bayraktar. Yrd. Doç. Dr., S. Ü., Eğitim Fakültesi.

(5) “BATI TERÖRÜ”, Roger Garaudy. s.83.

(6) “BATI TERÖRÜ”, Roger Garaudy.

(7) “BATI TERÖRÜ”, Roger Garaudy. Daha geniş bilgi ve kaynaklar için bakınız : http://www.canmehmet.com/amerika-ve-ingiltere-yeni-devlet-olusumuna-hangi-anlayisla-ve-ne-zaman-dahil-oldular-7.html

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*