Amerika-Erdoğan Kavgası : Rockefeller’ın, Musul Petrolü ; Ayasofya’nın Caz ve Ecevit ile ilgisi! (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Geçmişi olmayanın geleceği yoktur. Büyük devletler, büyük geçmişleri ile büyük devletlerdir.

 

“Amerikan Elçiliği, ‘Amerikan Caz Orkestrası Birliği’nden, Türk yetkililere iletilmek üzere bir mesaj aldığını açıkladı. Bu mesajda, (Ayasofya) camiinin tam akustik detayları soruluyor ve dünyanın en çok sayıda en güçlü saksafonlarına sahip, en büyük caz orkestrasının getirilmesi vaad ediliyor.’ ” (1)

Tekrar dönecek olduğumuz konuya kısa bir ara veriyor ve hikayemizin başına dönerek, Misyoner Rahip Cyrus Hamlin’i dinliyoruz :

“…4 Temmuz 1869’da, münasip bir törenle, binanın temel taşı yerleştirildi. İlk konuşmayı saygıdeğer E. Joy Morris yaptı ve taşı yerine koydu.

Bakır bir kutunun içine bir yığın belge koyulduktan sonra, belgelerin tamamen kuruması için birkaç saat fırında ısıtıldı ve lehimlendi.

Bu kutu, köşe taşındaki bir boşluğa bırakıldı, sıcak asfalt döküldü ve merasim meclisinde bulunanlar; Amerikan, Türk, Alman, İngiliz. Yunan, Fransız, İtalyan, bakır, gümüş sikkeler attılar. Konuşmalar İngilizce, Fransızca, Türkçe, Yunanca, Ermenice ve Bulgarca yapıldı. Sir Philip Francis ve saygıdeğer Canon Gribble da merasimde üzerlerine düşeni yaptılar.

Yunan hatip, köşe taşı henüz bırakılmış okul binasını, belâgatlı bir üslupla, II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) tarafından Kostantiniyye’nin (İstanbul’un) fethi ve Bizans imparatorluğunun yıkılması için yaptırılmış (olan) yakınımızdaki surla kıyasladı :

‘Bu bina, şu kulelerden daha yüksekte. Onlara hakim. Güçleri ruhani ve ebedi, Bu bina, onların yıkılıp gitmesine şahitlik edecek.’

Okul binasının dış cephesi, otuz dört metreye otuz bir metre idi; ortasında aydınlatma, havalandırma ve koridorlardan erişim için bir avlu bırakılmıştı. Kullanılan taş, 1452-53 yıllarında inşa edilmiş surun taşlarıyla aynıydı. Dört asırdır belirgin bir hasar görmemiş (olan) malzeme iyi sayılırdı. Yanmazdı, zemini demir ve tuğlaydı, duvarlar tuğlaydı. Bina çok sağlam inşa edilmiştir ve Boğaz’ın en seçkin binalarından biridir. (2)

Ortodoks papazları inançlarına göre; 1453’te İstanbul’un fethinden ve Bizans’ın yıkılmasından sonra siyah cübbe giyerler, uzattıkları saçlarını arkadan düğümlerler. Bu inanca göre düğüm, İstanbul yeniden Ortodoksların başkenti olunca açılacaktır. (3)

12 Ocak 1927 tarihli The New York Times Haberi

“Ayasofya’da Caz Arzusu

Amerikalı Müzisyenlerce, Türk Yetkililere Teklif Yapıldı.

Ünlü Ayasofya camiini, bir caz mabedine dönüştürmeye yönelik Amerikan planı, The Daily Mail’in İstanbul muhabiri tarafından bildirildi. Amerikan Elçiliği, ‘Amerikan Caz Orkestrası Birliği’nden, Türk yetkililere iletilmek üzere bir mesaj aldığını açıkladı. Bu mesajda, camiinin tam akustik detayları soruluyor ve dünyanın en çok sayıda en güçlü saksafonlarına sahip, en büyük caz orkestrasının getirilmesi vaad ediliyor.

Muhabir, teklifin İstanbul’dan destek bulamadığını söylüyor.” (4)

Gelecek bölümde, Ayasofya’nın 1935 yılında “Müze” olmasının hikayesini, bizzat Mustafa Kemal Paşa’dan aktaracağız.

Caz ve Petrol !

Amerikalılar, İngiliz-Fransızların Musul-Kerkük bölgesine aşırı ilgisinin gerçek nedenini öğrenmek için bölgeye Amerikan firması Standart Oil of Newyork Secony adına, 1919 yılında iki mühendisi gönderirler. Bunlardan birisi yazdığı mektupta : “Pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalıdır.” şeklinde görüşlerini belirtmiştir. (5)

Bugün Ortadoğu’da, “IŞİD-PKK” vb. Taşeron katil örgütler üzerinden yaşanan açık veya örtülü savaşların, katliamların; milyonlarca insanın yerlerinden / yurtlarından kovulmasının ve denizlerde boğulmalarının arkasında sadece :

Pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalıdır“ düşüncesi, yani Petrol /Siyah altın” vardır.

Lozan’da, dünya kamuoyunun gözü önünde olduğu için açıkça hazmedilemeyen (el konulamayan) Musul Petrolleri, 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara’da, “Ankara Antlaşması” ile işgalcilerin eline geçer ve antlaşma Haziran 1926’da, T.B.M.M’de onaylanarak yürürlüğe girer.

Musul’un (petrolün) Osmanlı İmparatorluğu’ndan hile ile alınması; İngiliz, Fransız ve Amerikalılar tarafından ele geçirilmesinin hikâyesi, şeytana parmak ısırtacak cinstendir.

Yeri geldiği için ilginç bir bilgiyi de aktaralım :

Sultan Vahdettin, gerçeğinde devletin işgalcilere tesliminin bir belgesi olan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan (30 Ekim 1918) sonra, vefat edecek olduğu 16 Mayıs 1926 tarihine kadar, Osmanlı devletinin ve petrolünün paylaşıldığı (önce İstanbul’da, sonra ise) San Remo’da, “Esirdir ve esaret altındadır.

Sabık (eski) Sultan Vahdettin, Musul Petrollerinin resmi devrinden (5 Haziran 1926) sadece birkaç gün evvel vefat etmiştir. (Zehirlenmiş olduğu da iddialar arasındadır).

Kim bilir ?..

Kimileri, pazarlık ve ellerini güçlendirmek adına, kimlerle ne fırıldaklar döndürmüşlerdir ?

Uğruna Dünya Savaşı çıkartılan Osmanlı (Irak-Mezopotamya) petrolü; Müttefiklerin, Nisan 1920 ortalarında, San Remo’da toplanmasıyla, “Türk Antlaşması” ile paylaşılır.

Amerikalılar isteklerine, (Vahdettin’in gözaltında olduğu ve vefat ettiği yer olan) San Remo’da kavuşurlar.

Dış Türkiye Petrolleri’nin yeni sahipleri : British Petroleum, Royal Dutch Shell, Compagnie Française ve Near East Development (Standard Oil Company of New York’un başlangıcı olan Standart Oil ve Socony Mobil). Her birine düşen pay %23.75 ve Gülbenkyan ise %5 ‘tir. (6)

Petrol, Caz (!) ve ABD’li Banker, Petrolcü Rockefeller’dan burs alan (CHP’li) ECEVİT ! (*)

Standart Oil Firması hakkında… (kurucusu John D. Rockefeller’dır)

“… Frederick, bu gösterişli plânın, onun için ne anlama geleceğini anladı ve bunun hakkında bir şey yapmalıydı. Söylendiğine göre ilk olarak, bölgede uzun zamandır ekonomik çıkarları olan Amerikan Standart Oil Company (petrol şirketi) yetkilileri ile, Ayasofya’nın bir gazinoya ya da ‘caz mabedine’ dönüştürülebilme ihtimalini görüştü.

Bu fikir, saçma ve dine saygısız olarak gelebilir – ne de olsa, dünyadaki en ünlü antik yapılardan biriydi -, Amerikan gazeteleri tarafından, 1926 yılı sonu ve 1927 yılı başlarında seçilmişti. Bir gazete, İstanbul’daki ‘bir grup iş adamının’, ‘binanın dini amaçlarla kullanılmaya uygun olmadığı’ sonucunu çıkarttığını bildiriyordu. Bu (görüş) yayıldı ve bunda yer almak isteyen şirketler, İstanbul’daki Amerikan Başkonsolosluğu’na yazmaya başladılar.

Örneğin ‘Amerikan Caz Orkestraları Birliği’, bu büyük yapının ‘tüm akustik detaylarını’ [binanin orta kubbesinin yüksekliği, onbeş katlı bir binadan daha fazlaydı], ‘ herhangi bir kültürel ya da uygulama endişesi olmadan, ‘neden olmasın’ özgüveniyle ‘dünyanın en çok sayıda en güçlü saksafonlarına sahip, en büyük caz orkestrasının getirilmesi vaad ederek’ sormuştu. Bununla birlikte, Türk yetkililer, bu dehşet verici projeyi hiçbir zaman ciddi şekilde değerlendirmediler ve bu girişim sonuçsuz kaldı.”  (7)

“Nereden Nereye  demek mi gerekir ?

Ya hu !..

Sen Banker misin,

Petrolcü müsün,

Misyoner misin,

Papaz mısın,

Hahambaşı mısın ?

Caz ve Petrol nasıl bir araya gelebilmektedir ?

Aslında bir araya gelen; Fatih’in açtığı çağı kapatmak isteyenler ve 1453’te, Hilâl’in Salib’e yani Haç’a galip gelmesinin intikamını, Osmanlı’nın yıkılışı ile alanlardır.

Dün Ayasofya’da, niyetlerini “Caz” ile açığa vuranlar, bugün yeniden Musul-Kerkük’te petrol ile ortaya çıkmışlardır.

Günümüzde yaşananların çok kısa bir özeti :

Yakın tarihte, Ortadoğu’da oyunun kartları yeniden karıştırılmış ve sömürgeci Batılılar, Musul-Kerkük’teki maskeli baloya, IŞİD’li – PKK vb kıyafetleriyle katılmışlardır.

Umarız kimileri, yaşanan bunca olay karşısında,  PKK’nın, halâ “Kürt kardeşlerimizin haklarını koruyor (!)” gibi içi boş bir iddiayı artık sürdürmezler.

www.canmehmet.com

Devam edecek…

Teşekkür : Konu ile ilgili makalelerin İngilizceden Türkçeye tercüme edilmesine değerli katkılarından dolayı evladım Yılmaz Tamer Argüç’e teşekkür ediyorum.

Açıklama ve Kaynaklar :

(*) CHP eski Genel Başkanı, Başbakan Ecevit, 1957’de Rockefeller Foundation Fellowship tarafından sağlanan burs ile tekrar ABD’ye giderek, Harvard Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Öte yandan, burada yapılan pek çok seminere katıldı. Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/9867.html

(1 ve 4) 12 Ocak 1927 tarihli The New York Times haberi : http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=9900E5DB1E3FE733A25751C1A9679C946695D6CF&legacy=true

(2) Türkler Arasında. (Robert Koleji kuran misyonerin anıları). Cyrus Hamlin. s.231.

(3) Bitmeyen Hesap. Yaşar Yazıcıoğlu. s.59.  Daha fazlası için :  http://www.canmehmet.com/majestelerinin-gazetesinde-yayinlanan-laik-bir-cumhuriyet-ilanin-arkasindaki-sir-4.html

(5) Sevr’e Giden Yol. Ahmet Hurşit Tolon. s.144’te bulunan dip not : “Fromkin, D., 1989, Sy.534.”.

(6) Türkiye’ye Petrol Tröstleri Nasıl Girdiler ? Gülbenkyan Kimdir ? . Yazar : Fontaine Pierre. (Çeviren ve özetleyen : Erdoğan Alkan ), s.24.  (Aktaran : Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, s.568)

(7) The Black Russian. Vladimir Alexandrov.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*