Amerika / Batı ile Erdoğan’ın Kavgasının Gerçek Nedenini Açıklıyoruz (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Amerika / Avrupa, son iki yüzyılda kurduğu ahlaki ve ekonomik sistemi, Er-Doğan’a yıktırtacak mı veya Millet Evladı Er-Doğan, bunların kurdukları Antik Roma  /Yunan sistemini yıkacak ve ayağımıza takılan prangaları kıracak mı?

26 Aralık 1949 – The New York Times gazetesi

Türkler, İslâm’ın Öğretilmesine Şimdi İzin Veriyorlar

Ankara Üniversitesi’ndeki Karma İlahiyat Fakültesi, Yeni Hükümetin Politikasını Belirtiyor.

(Ankara, 16 Aralık) Bu sonbaharda Ankara Üniversitesi’nde bir İlahiyat Fakültesi’nin açılması, halkın %98’inin Müslüman olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin liderlerinin, İslam’a karşı tavırlarındaki değişimin dikkate değer bir işaretidir. Bu denemenin ileriye dönük özelliği, okulun karma (eğitim veriyor) olmasıyla gösterilmiştir.

25 yıl önce, Ortodoks (gelenekçi) Müslüman din adamları, Kemal Atatürk’ün İslâmi geleneklerin nüfuzunu çiğneyen; kadınların örtünmesinin (tercüme notu : peçe?) ve erkeklerin fes giymesinin yasaklanması, hafta tatilinin Cuma gününden Pazar gününe alınması, İslâm şeriatının Batılı kanunlarla değiştirilmesi, en sonunda da Arap âlfabesi yerine Lâtin âlfabesinin getirilmesi şeklindeki batılılaştırıcı reformlarına karşı çıkıyorlardı. Kemâlist rejim bu mücadeleyi; yeni nesillerin, yeni fikirlere tamamen sadık olarak yetiştirilebilmesi için, devlet okulları sisteminden tüm dini eğitimi kaldırarak gerçekleştirdi.

İslâm okulları, veya medreseler, kapatılmıştı ve dervişlerin dini emirleri bastırılmıştı. Fakat ibadetin normal halk (tarafından yapılan) türlerine müsaade edilmişti. Çeyrek yüzyıl sonra, İslâm, takipçilerini kırsal kesimlerde tuttu ve İstanbul’daki büyük camiiler, başlıca dini tatillerin kutlaması boyunca hala kalabalıktı. Nadiren olan bir tutuklama da, bazı yerlerde derviş buyruklarının yasaklanmış olan törenlerinin, gizli olarak hala yapıldığını gösteriyor.

Artık Bir Tehlike Değil

Fakat Hükümet, açık olarak karar verdi ki, İslâm artık cumhuriyetçi rejim için bir tehlike oluşturmuyor. Bir sene önce, padişahlar zamanından kalmış olan eski imamların yerini almak üzere; düzenli dini ibadetleri yerine getirtmeleri için, daha az önemli din adamları olan yeni imamların yetiştirilmesi için okullar açıldı. Bu okullara girmek için, ilkokulu bitirmiş olmak gerekiyor; böylece yeni imamlar, İslâmi gelenek dışındaki çalışmalar için en azından bir temel almış olacaklar.

(hükümetin) İslâm’a karşı olan dostça tutumunun diğer bir işareti ise, dini eğitimin ilkokul ve lise sisteminde seçmeli ders olarak okutulmasına izin verilmesidir.

Türkiye’nin modern üniversite sistemine İslâmi çalışmaların dahil edilmesi, bu ölçülerin çok ötesine geçer. Ankara Üniversitesi Rektörü olan Dr. Hikmet Birand, 31 Ekim’de yeni dönemin açılış nutkunda, -anlamlı bir şekilde Başkan İsmet İnönü’nün huzurunda-, ilahiyat fakültesinin amaçlarını şu sözlerle özetledi :

“ Fakültenin görevi, dini yüksek öğrenime sahip insanlar yetiştirmek, bir dini araştırmalar bilim merkezi olmak, bu münasebetle İslâm’ın ana prensiplerine ışık tutmak ve  tüm yanlış fikirleri ortadan kaldırarak, onun gerçek özünü ortaya koymak. (tercüme notu : bu kısımda “İnşallah” sözü bulunuyor olmalıdır; haber metninde buraya yıldız işareti konulmuş ve sonrasında açıklama olarak “Eğer Allah isterse, görev başarılı şekilde yerine getirilir” notu eklenmiş). Bilimsel gerçekleri reddetmeyen ve onlarla alay etmeyen şekilde oluşturulan bir dindar ruh / tutum; büyük, aydınlatıcı ve derinlemesine bir güç olabilir.

“Lâik-Dindar” Yaklaşım

Dr.Esat Arsebük, fakülte dekanı, (fakültenin) yaklaşımını “lâik-dindar” olarak tanımlıyor. Bu, Türk gençliğine, dinlerini orijinal kaynaklarından öğrenme fırsatını verecek, diyor.

Dört yıllık eğitim için ilk yıl öğrencileri, 15 tanesi bayan olmak üzere toplam 80 öğrenciden oluşuyor. Hepsi lise mezunu ve normal üniversite giriş sınavlarından geçtiler.

Bazı mezunlar, Türkiye’nin başlıca camiilerinde vaiz olarak hizmet verecekler. Bayanların bazıları, dekan tarafından öne sürüldüğü şekilde, bu camilerden daha çok kadınların geliyor olduklarına, vaiz olarak hizmet verebilirler. Bazı erkekler, daha az önemli olan din adamlarına (imamlara) başkanlık edecek müftüler olabilirler.

Birçoğu yine de, bu tip (din adamlığı) görevleri haricinde; İslâmi müze uzmanı, din işlerini ve dini vakıflardan gelen gelirleri yöneten ilgili hükümet dairelerinde memur ve liselerde din öğretmeni olarak görev almaya hazırlanıyorlar. (1)

* * *

İlk Türkçe Hutbenin Okunuşu :

5 Şubat 1932, Ramazan’ın son cuması idi. Bu gün Süleymaniye camisinde bir diğer ilk daha gerçekleştirildi. İlk Türkçe hutbe, ses sanatkârı hafız Saadettin Kaynak’a okutuldu. Minberde başı açık ve frak giymiş olarak okudu. (2)

Kaynak’ın hatıralarında anlattığına göre, Süleymaniye camisi ilk Türkçe hutbeyi dinlemek için hınca hınç dolmuş, dinleyiciler arasında Başbakan İsmet İnönü de yer almış, hutbe bitince “Arap olduğu sanılan” denilen bir kişi, hutbeye tepki için “böyle hutbe olmaz, namaz fasittir (yerine getirilmemiştir)” diye bağırarak tepkisini göstermiş, cemaatten onu dinleyen olmamış, daha büyük tepkilerin önüne geçmek için camide dinleyiciler arasına 150 sivil polis yerleştirilmişti. (3)

1932 Ramazanı boyunca bütün İstanbul camilerinde Türkçe Kur’an okunmuş; Atatürk, ayın sonunda hizmeti geçen bütün hafızları Dolmabahçe Sarayı’nda toplayarak onlara teşekkür etmiş, 200’er lira para vermişti. (4)

Îlk Diyanet İşleri Reisi olarak da, gerçekte Mason Biraderlerden olan Mehmet Rıfat Börekçi atanmıştır.

Diyanet bugünkü statüsüne 14 Haziran 1935’te çıkarılan 2800 sayılı kanunla gelmiştir. Aradaki yıllarda temelde değil, bazı kazai konularda yeni yönetmelikler çıkarılarak işlevselliği güçlendirilmiştir.

Günümüzde yaklaşık yüz bin kişilik bir kadrosu vardır ve çok ilginçtir ki, Türkiye’de toplam nüfusun yaklaşık 120’de biri, Diyanet’ten doğrudan veya dolaylı olarak nemalanmaktadır.

Diğer bir anlatımla, toplam nüfus içinde çalışan ve emekli olarak yaklaşık beş yüz bin vatandaş bu kurumdan doğrudan veya dolaylı olarak nemalanmaktadır. (5)

* * *

Türk Camii Şimdi Hapishane Oldu

Adana, Türkiye (AP). İkonoklastik (inançlara / geleneklere güçlü şekilde karşı çıkan) Yeni Türkiye’de, eski camiiler garip amaçlarla kullanılmıştır. Fakat Adana, en büyük camiisinin bir hapishaneye çevrilmesi ile tüm rekorları geride bıraktı.

10 Eylül 1933 tarihli The New York Times gazetesi. (6)

* * *

T.C Dahiliye Vekaleti Matbuat U.M. Sayı:653. Ankara, 17 Mayıs 1943.

Bu yazı, Hz. Muhammed’e dair yapılan bir yayının toplatılması üzerine, yayınevinin müracaatı üzerine verilmiştir.

“Muhterem efendim. Mektubunuzu aldım. Biz her ne şekil suretle olursa olsun memleket dahilinde dini neşriyat yapılarak dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz. Zat-ı âlilerinin herkesçe de müsellüm olan ilim ve faziletine hürmetkârız. Ancak günün bu kabil neşriyata tahammülü olmadığını siz de takdir edersiniz.

Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim (Tör).” (7)

* * *

Temsili Yönetim / Cumhuriyet ve Başkan’ın / Şef’in Oğluna Özel Okul

‘Babam İnönü benim için fakülte açtı’

(Erdal) İnönü, ünlü fizikçi Wigner ile 1953 yılında yaptığı ‘İnönü-Wigner Grup İndirgemesi’ çalışması nedeniyle bu ödüle layık görüldü. İnönü törende yaptığı konuşmada, ilginç bir açıklamada da bulundu.

1947’de mezun olduğu Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin, zamanın Cumhurbaşkanı olan babası İsmet İnönü tarafından kendisi için açıldığını belirtti. İnönü, şöyle konuştu: ‘Ben fiziği çok seviyordum. O yıllarda fen fakültesi sadece İstanbul’da vardı. Annem benden ayrılmak istemedi. Bu nedenle babam yeni kurulan Ankara Üniversitesi’nde Fen Fakültesi açtırdı. İyi de oldu. Oradan birçok başarılı Türk bilimadamı çıktı.’ (8)

* * *

09 Eylül 1947 – The New York Times gazetesi

Türk Başkan’ın Oğlu, Üniversite’ye Katılmak Üzere Burada

Türkiye’nin başkanı olan İsmet İnönü’nün… Pasadena’daki Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ne, Fizik (bölümü) lisansüstü öğrencisi olarak girecek olan 21 yaşındaki oğlu Erdal İnönü, bunun Amerika’ya yaptığı ilk seyahati olduğunu söyledi. (kendisi) Ankara Üniversitesi’nden mezun oldu. Truman Yardım Programı’nın, Türkiye için “çok iyi bir şey” olduğunu ve Türk halkının (bu programı) “çok beğendiğini” ifade etmek dışında, uluslararası durum hakkında yorum yapmayı reddetti. (9)

* * *

Konuya girmek adına (Amerika’dan Robert Koleji kurmak ve öğrenci yetiştirmek için ülkemize gönderilen misyoner Cyrus Hamlin’den başka) bir kapı daha açtık :

Açılan bu kapıdan : (Temsili yönetim olması gereken) Cumhuriyetlerde, (Lozan’la da ilişkili) Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı iddiası ile, (gerçeğinde ise) uygulamasını, oğlu için okul açan Başkan / Şef / Cumhurbaşkanlarını ve her nedense, ülke insanımızın dini değerlerini yakından takip eden yabancı misyon / gazetecileri gördük.

Amerikalıların, parçalanacak veya yeni kurulacak devletlerden pay almak için ilginç bir “Açık kapı politikası” (*) anlayışları vardır. Bu politikanın adına, hareketini güçten alan “cinlik (!)” diyebilirsiniz.

Amerikalılar, Osmanlılarla fiili bir savaşa girmedikleri halde, (I. Dünya Savaşı sonunda) İngiltere ve Fransa’nın aralarında paylaştıkları Osmanlının mirasından pay isterler. Bu talep karşısında şaşıran Fransızlar :

Yahu! Siz Türklerle savaşa girmediniz; ne mirası, ne payı ?” dediklerinde, Amerikalılar cevap olarak :

Aaa… Olur mu ? Biz uzun yıllar boyunca okullarımızda adam yetiştiriyoruz” derler.

– Peki, bahsedilen bu adamlar hangi amaçlar için yetiştirilmektedir?

Bunlar, devleti dönüştürmek için veya parçalamak için olabilir mi?

Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu’ndan 1908 yılında ayrıldığında, ilk başbakanlığını yapacak olan, (okulda özel yetiştirilenler arasından seçilen) Robert Kolej mezunu bir Bulgar’dır. “Bulgar isyanlarına bu okul mezunu gençlerin liderlik ettiği” de, tarihe meraklı olanlara sır değildir.

Robert Kolej’de okuyan Müfide Ferit Tek, ecnebi mekteplerinde Türk çocuklarını nasıl feci bir akıbetin beklediğini “Pervaneler” isimli romanında şöyle özetlemiştir:

“Gerçekte buraya Türk giremez demek doğru değildir. Türk girer, fakat Türk çıkamaz.” (10)

Devam edecek:

www.canmehmet

Teşekkür : Konu ile ilgili makalelerin İngilizceden Türkçeye tercüme edilmesine değerli katkılarından dolayı evladım Yılmaz Tamer Argüç’e teşekkür ediyorum.

Resim : Tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve Kaynaklar :

(1) The New York Times gazetesindeki ilgili kaynak bağlantısı : http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=9804E6DC1F3BE23BBC4E51DFB4678382659EDE&legacy=true

(2-3-4) Daha fazlası ve kaynakları için bakınız : http://www.canmehmet.com/ataturkun-usaginin-gizli-defteri-ezanin-turkcelestirilmesinde-cozum-bulunamayinca-felah-olarak-yerinde-kalsin-der-3.html

(5) ”DEVLET VE KİMLİK”. Yazar : Aytunç Altındal. Sahife : 94, 1.Paragraf. Nisan 2010, 1.Baskı.

(6) The New York Times gazetesindeki ilgili kaynak bağlantısı : http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=980DE7DD1631E333A25753C1A96F9C946294D6CF&legacy=true

(7) “DİN VE LAİKLİK”. Yazar : Ord.Prof.Dr Ali Fuad Başgil.

(8) http://www.hurriyet.com.tr/babam-inonu-benim-icin-fakulte-acti-262769(Haber Tarihi : 06.10.2004)

(9) The New York Times gazetesindeki ilgili kaynak bağlantısı : (http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=9C01E2DA153AE233A2575AC0A96F9C946693D6CF&legacy=true

(10) Robert Kolej’de okuyan Müfide Ferit Tek, ecnebi mekteplerinde Türk çocuklarını nasıl feci bir akıbetin beklediğini “Pervaneler” isimli romanında şöyle özetlemiştir : “Gerçekte buraya Türk giremez demek doğru değildir. Türk girer, fakat Türk çıkamaz.”. Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/millet-devlet-olarak-hangi-ucurumun-kenarindan-dondugumuzun-henuz-farkinda-degiliz-kesnizade-tarikati-1.html

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*