Akıl : Hem Kur’an’ın Bizlere Anlattığı, Hem De İnsanın Ondan Ne Anladığı

Önceki Yazı

 

Bilmemek çok tehlikeli değildir. Bilmediğini bilmemektir, tehlikeli olan.

 

Çocuk eğitiminde başarılı olan ailelerinin, diğerlerinden basit bir farkı bulunmaktadır. Bu da, çocuklarının eğitiminde “Gör, Uygula ve Anla  anlayışını uygulamalardır.

Peki, bu metodda çocukları ileride başarılı kılan nedir ?

Bir örnek:  “Gör, Uygula ve Anla !”

“…Ünlü mucit Edison’un yaramazlıklarına katlanmak büyük sabır gerektirir… Edison’un başını belaya sokma becerileri, anneyi oldukça korkutur. Bir defasında kanalda boğulmaktan, yine bir keresinde tahıl asansörünün içine düşüp boğulmaktan kıl payı kurtulur. Babasının ambarında yangın çıkarır. Bunun sebebi sorulduğunda, açıklaması daha ilginçtir : ‘Yalnızca neye yol açacağını görmek istedim’.  Merak küpünün içerisine batırılmış gibi, sürekli sorular yönetir çevresindekilere. Yaramazlıkları karşısında verilen tepkiler ve dayaklar, bu soruları azaltmaz; aksine çoğaltır. Annesine kazların neden yumurtaların üzerine oturduğunu sorar. Nancy : ‘İçlerinden yavru çıkması için’ cevabını verir. Hemen komşusunun ambarına gidip, kaz ve tavuk yumurtalarının üzerine kıvrılıp, yavru çıkartmaya çalışır…” (*)

“Aklın iki vazifesi veya işlevi vardır : Birinci vazifesi, anlamaktır…” (1)

“…Aklın ikinci görevi ve işlevi de, müstakilen hüküm vermek, bilinenden bilinmeyeni elde etmek (istidlal) ve tahlil etmektir.” (2)

“Kur’an’da akıl kelimesi hep fiil hâlinde kullanılmış olup, isim olarak zikredilmemiştir. Aklın sıfatını ve işlevini ifade eden, başka kökten kelimeler de kullanılmıştır. Akıl, isim olarak kullanıldığında, insanda bulunan anlama, muhakeme etme ve ilim yapma gücü olarak tanımlanmaktadır.” (3)

“Arapçada ‘akl’ kelimesinin kök manâsı, kötü söz ve davranıştan kendini geri tutmaktır. Bunun için akıl; cehaletin, bilmezliğin karşıtı ve insanın, önce(den) bilmediği şeyi bilmesi ve tanıması anlamına gelmiştir.” (4)

“Aklın fiil olarak kök manâsı: tutmak, dizginlemek, deveye yular vurup onu tutmak ve idare etmek, yönetmek demektir. (5)

“İkal’ın ‘ip, bağ’ manâsına gelmesi; akıl kelimesinin, ‘tutmak ve bağlamak’ manâsında olmasından kaynaklanmaktadır. Bu kök manânın maddi bir şeyde kullanılması, etimolojik (sözüklerin kökenleri) bakımdan olup; manâ sonra manevi bir anlamda, ‘aşırı söz ve fiilden insanı tutan, dizginleyen, onda mevcut bir güç’ anlamında kullanılmıştır. Sanki bu güç insanı dengede tutmaktadır. İnsanı, işlerinde ve sözlerinde dengeli ve muvazeneli tutan bu kuvvet, aynı zamanda işlerin ve sözlerin arasında iyi ve kötü olanlarını birbirinden ayırt eden, onlar hakkında iyi ve kötü hükmünü bildirip, kötülerinden sakındıran ve onları işlemekten insanı geri tutan görevini yüklenmesi, tabiatının gereği olmuştur. (6)

“…Bu manâlar, Aristoteles’ten beri felsefecilerin de kabul ettikleri (akıl ile ilgili) manâlar(ın) birincisi (olan) akıl, insanda mevcut olan bir kuvvedir. (düşünce, kapasite, niyet)

Bu, insanda doğuşta bulunur. İnsanın ruhunda (nefsinde) bulunan bu kuvve, varlıkların sıfatlarını; iyi ve kötü, güzel ve çirkin, eksik ve tam olarak kavradığı gibi , şeylerin hakikat ve mahiyetlerini de anlayan ve birbirinden ayıran bir cevherdir. Bu, her insanda bulunur ve insanı insan yapan ve hayvandan ayıran bu akıldır; insanın sorumlu ve yükümlü tutulması, bu aklın kendisinde bulunmasına dayanır. Bu akıl kendisinde olmayan insan, sorumlu ve yükümlü olmaz. Kur’an-ı Kerim’de de, insandan sorumluluğu ve yükümlülüğü kaldıran ayetler, kuvve hâlindeki aklın bulunmadığını anlatmış olur. Bu kuvve hâlinde olan akılda akıl ilkeleri ve genel, külli, tümel (var olan her şeyi kapsayan) kavramlar bulunmaktadır.

Aklın ikinci manası; işleyen, fiil hâlinde olan aklın elde ettiği bilgiler, yaptığı deneyler ve kazandığı izlenimlerden ilkeler ve hükümler koyması ve bunları yapmasını meleke ve maharet hâline getirmesidir. Buna çalışan, işleyen akıl demekle, kuvve hâlindeki aklın, kendinde mevcut olan ilkelere ve hükümlere yeni bilgiler ve hükümler eklemesine, kuvve hâlindeki aklın bilgilerini geliştirmesine ve davranışına, uygulamasına yönelik manası kastediliyor. Akılsızlıkla itham edilen ve yerilen insanların yerilmeleri kuvve (Canmehmet notu: tasarım, ham, üzerinde çalışılmamış) hâlindeki akla sahip olmadıklarından değil, akıllarını çalıştırmayıp kullanmadıklarından.ve aklın ilkelerine uymadıklarından dolayıdır. Sanki akılları yokmuş gibi.  (7)

Kur’an’da akıl kelimesinin fiil çekimi hâlinde kullanılmasından; aklın fiil hâlinde olması, çalışması önerilmiştir. Kur’an’ı Kerim işe ve fiile önem vermekte olduğundan, aklın kuvve hâlinde olması üzerinde durmamış, onun çalışıp ve çalıştırılıp iş görmesini istemiştir. Akılsızlığı, ‘aklın çalıştırılmaması’ manâsında kullanarak, aklını çalıştıranları övmüş ve çalıştırmayanları yermiştir. Kur’an’ın davası şudur : Saf akıl çalıştığı zaman, mutlaka doğruyu bulur, yanlışı ve doğruyu anlar ve doğruyu tercih eder.

Kur’an-ı Kerim’de kullanılan ‘akıl’ kelimesinin fiil çekimlideki manâlarını, Türkçe şöyle ifade edebiliriz: Akletmek, akıl ermek, aklı başında olmak, akıl erdirmek, aklı kesmek, anlamak, düşünmek, akıllı olmak, akılla kavramak, aklı kullanmak, aklı çalıştırmak. Görülüyor ki, akletmek; anlamak, kavramak ve düşünmek manâlarına geliyor. Bir şeyin ne olduğunu anlamak, kavramak. Anlamak, iki türlü olur. Bir şeyi ve sözü, kelimeyi anlamak. Burada tek bir şeyin ne olduğunu zihne alma ve onu kavrama kastedilir. İkincisi bilinen bir şeyden başka bir şeyi anlama olarak kullanılır, Bunda birden çok şeyden, sözden ve onların kir araya gelmesinden başka bir şeyi anlamak.

Mesela taş, çimento, tuğla, kireç, tahta ve cam gibi şeylerin bir düzen içinde bir araya getirildiğini gören kimsenin, onları bir araya getiren birinin bulunduğunu anlaması ve onları bir araya getirenin ne kadar mahir veya beceriksiz bir kimse olduğunu kavraması, akletmesidir. Görünmeyen bir şeyi akılla öğrenmesidir ki, akıl bu bilgiye düşünerek (tefekkür ederek) ulaşır.

Söylenen sözün içerdiği fikri, anlatmak istediği gayeyi anlamak ve ona akıl erdirmek de bir düzeni ve sistemi içerir. Ne denmek istendiğini anlamak ve kavramak aklın çalışmasına, aklın kendini harekete geçirmesine, kendini çalıştırmasına ve düşünmesine bağlıdır. Bundan dolayı, mürekkep ve birleşik birçok nesneyi bir anda anlamak, düşünmeyi ve akletmeyi gerektirir. Düşünmeyen, ne denmek istendiğini anlamaz.” (8)

“…Kur’an-ı Kerim’de, doğrudan düşünmek anlamında kullanılan tefekkür kelimesi de, aklın bu ikinci görevini daha açık surette pekiştirmektedir. Tefekkür (kelimesi) düşünmek, fikir yürütmek, akıl etmek; bilinenleri inceleyip uygun bir şekilde düzenleyerek bir neticeye varmak; istidlal etmek, bir araya getirilen bilinenlerden ve ileri sürülen, söylenen, anlatılan bir sistemi anlamak ve düşünerek sistemin anlatmak istediği maksat, gaye ve sebebi bulmaktır. Tefekkür ve fikir kelimesi, Kur’an’da on dokuz defa kullanılmakla, düşünmeye verilen önemi ortaya koymuştur.

Tefekkürün nasıl kullanıldığına dair misal(ler) :

 ‘Düşününüz diye, Allah ilkelerini size böyle açıklıyor’ (9)

 ‘Kendilerini iyice düşünmediler mi?  Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri gerçekten ve belirli bir süre için ancak Allah yaratmıştır.’ (10)

– ‘Onlara gönderileni insanlara açıklaman için sana hatırlayıcı gönderdik. Belki düşünürler’ (11)

– ‘Bu örnekleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.’ (12)

“Kur’an-ı Kerim’de bir de nazar kelimesi vardır. Bu hem gözle bakmak hem kalple bakmak yani düşünmek, akıl gözü ile bakmak manalarına gelmektedir. Genellikle halk nazar kelimesini gözle bakmak ve göz manasına kullandığı hâlde, âlimler  bu kelimeyi düşünmek, kalp gözüyle bakmak manasında kullanırlar. (13)

Türkçede de hem göz hem de düşünme manasında kullanılmaktadır.

Düşünme manâsında Kur’an’dan misâller :

“Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah’ın yarattığı her şeyi ve sürelerinin Yaklaşmakta olabileceğini düşünmüyorlar mı? (14)

 “Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız ve süslemişiz bakmazlar mı?” (15)

 “Allah’ın acımasının ürünlerine bir bak; yeryüzünü ölümün den sonra nasıl diriltiyor” (16)

Kur’an-ı Kerimin akıl kelimesini isim olarak kullanmadığını ve onu fiil hâlinde kullanarak çalışmasını, iş görmesini amaçladığını anlatmıştık. Aklın en önemli görevinin düşünmek olduğunu ve düşünmenin, anlamanın bir neticesi olarak göründüğünü ve bu iki anlamda kullanılan aklı destekleyen ve pekiştiren fıkh, tefekkür ve nazar kelimelerini kısaca açıkladıktan sonra, akıl manâsında Kur’an’da kullanılan isim ve kelimeleri kısaca izah etmek gerekir. Bu anlatacağımız kelimeler, akıl manâsında kullanılmış ise de; aslında bunlar aklın birer sıfatı veya aklın işlevini ifade eden isimlerdir. Bunları sıralayalım :

Lüb, çoğulu elbab gelir. Akıl ve akıllar demektir. Lübün kök manâsı; öz, halis, yabancı bir şeyle karışmamış nesne, anlamındadır. İtham, kusur, leke ve ayıplardan uzak; halis, özbeöz akla lüb’ denir. Aklın halisine (17) ve felsefi terimle mücerret, soyut akla lüb denmektedir. ‘Akla gitmeli, aklın erdiği hüküm, aklın hükmü budur’ diyenlere, nakilcilere, akla karşı olanlara, hangi akıl ve kimin aklı diye itiraz edenlere, Kur’an’ın anlattığı lüb olan akıl, yani aklın lübü, en güzel cevabı teşkil eder. Herkes bu akla güvenmelidir. Çünkü Kur’an, buna güvenerek anlatmak istediğini anlatıyor. Bu tür akla sahip olanlar, Kur’anda üst derecede bir övgüye mazhar olmuşlardır. Hiçbir şeyin tesirinde kalmadan, önceki fikir ve inançların etkisi altında kalmadan, sırf akıl ilkelerine göre, sırf aklını ve akl-ı selimini kullanarak ve diğer bir deyimle, yeni bir sonuca varmak için her şeyden şüphe edip, hiçbir şey bilmiyormuş gibi yeniden incelemeye ve araştırmaya koyulmak. Ancak böyle mücerret, soyut, önyargısız arı bir akıl ve lüb ile mümkün olur. Kur’an’ ın bunları övgüsüne misaller (18) :

Kime bilgelik verilmişse, ona çok iyilik verilmiştir. Bunu ancak öz akıl sahipleri anlar” (19)

“Bunlarda aklı olanlara dersler vardır.” (20)

Akıl ile ilgili ayetlere başvurarak, Kur’an-ı Kerim’in aklın çalışmasına ve çalıştırılmasına ne kadar önem verdiğini tespit etmiş olduk. Kur’an akla önem verip, ona dayanmakla; insana ne kadar önem ve şahsiyet verdiğini ortaya koymuş oluyor.

İnsanı insan yapan akıldır. Kur’an, aklı şaşmaz ve ölçülerinde yanılmaz kabul etmeseydi, insanları düşünmeye ve akletmeye sevk eder miydi ? Kur’an, aklın anlayışına ve düşünmesine seslendiği için; Kur’an, Kur’anlığını aklı desteklemesinden almaktadır. (21)

Yazılanlar özetle :

– Çocuk eğitiminde,  “Gör, Uygula ve Anla ” metodunun, aklı kullanmayı (düşünmeyi) teşvik ettiği için, büyük önemi vardır.

– Aklın iki vazifesi : a) Anlamak, b) Bilinenden bilinmeyeni elde etmek, tahlil etmektir.

– Kur’an’da akıl kelimesi, ‘anlama, muhakeme etme ve ilim yapma gücü’ olarak tanımlanmaktadır.

– Aristoteles’ten beri felsefecilerin de kabul ettikleri (akıl ile ilgili) manâlar(ın) birincisi (olan) akıl, insanda mevcut olan bir kuvvedir. Aklın ikinci manâsı; işleyen, fiil hâlinde olan aklın elde ettiği bilgiler, yaptığı deneyler ve kazandığı izlenimlerden, ilkeler ve hükümler koyması ve bunları yapmasını meleke ve maharet hâline getirmesidir.

– Kur’an-ı Kerim’in, aklın çalışmasına ve çalıştırılmasına büyük önem vermektedir.

– İnsanı insan yapan, akıldır. Kur’an, aklın anlayışına ve düşünmesine seslendiği için; Kur’an, Kur’anlığını aklı desteklemesinden almaktadır.

www.canmehmet.com

 

Resim : Türkçesi tarafımızca hazırlanmıştır. (https://learnzillion.com/lesson_plans/3501-5-understand-that-the-commutative-and-associative-properties-apply-to-algebraic-expressions-c

Açıklama ve Kaynaklar :

(*) http://kitaplarinbaskenti.blogspot.com.tr/2010/06/elektrik-caginin-mucidi-edison.html

(**) Düşünce, kapasite niyet.

(1) İslamı Yeniden Anlama. Hüseyin Atay. s.65.

(2) A.g.e., s.67.

(3) A.g.e., s.70.

(4) Ebul-Hüseyin Ahmed İbn Fans, Mucem Mekayısıl-Luga, 4/69, Mısır. (Bundan sonra “Mu’cem Mekayis” olarak zikredilecektir.)

(5) Ragıb îsfehani, Mufradatul-Kuran, Mısır, 1324H. S.346. Bundan sonra “Mufradat” olarak zikredilecektir.)

(6) İslamı Yeniden Anlama. Hüseyin Atay. s.71.

(7) A.g.e., s.72.

(8) A.g.e. s.72-73.

(9) Bakara, 2/219. 266.

(10) Rum, 30/8.

(11) Nahl, 16/44.

(12) Haşr, 59/21.

(13) Mufradat, 517.

(14) Araf 7/185.

(15) Kaf 50/6.

(16) Rum 30/50.

(17) Mufradat.461; Mu’cem Mekayis, 5/200.

(18) İslamı Yeniden Anlama. Hüseyin Atay. s.75.

(19) Bakara 2/269.

(20) Tâ-Hâ 20/54, 128.

(21) İslamı Yeniden Anlama. Hüseyin Atay. s.77.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*