Affairisme, Vurgunculuk, Cumhuriyetin sanayileşememesi (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Türkiye neden "montaj" çakma sanayicilikten öteye geçemedi? Cevabı merak edenler, dizinin tüm yazılarını okumalıdır.

Türkiye’ki imalat Atölyeleri,  neden “montaj” çakma sanayicilikten öteye geçemedi? Cevabı merak edenler, dizinin tüm yazılarını okumalıdır.

 

Yaygın inanışı ile “Atatürk’ü koruma yasası”, DP tarafından, Atatürk’ü koruma düşüncesi ile çıkarılmıştır. Ancak, ilk iki yazıyı dikkatli okuyanlarda bir tereddüt uyanmaktadır. Bu yasa, “Atatürk’ü değil de, vurguncuları mı korumaktadır?

Neden sanayileşemediğimize, hatalarımızı görmek ve ders almak için Cumhuriyet dönemi vurgunlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz? “Şimdi bir de çimento sanayiindeki gelişmeyi görelim: Türkiye’de ilk çimento fabrikası, 1910 yılında, aslan Osmanlı şirketi tarafından Darıca’da kurulmuştur.

Bunu Eskişehir’deki ufak bir tesis izlemiştir. Bu iki şirket 1920 yılında birleşmiştir. Fakat 1910-1920 yıllarında, Prof. Ahmet Ali Özeken’in deyimiyle. “mali birtakım oyunlar yapmak. Dalavereler çevirmek gayesiyle” fabrika kurmaya gitmeyen Ayyıldız, Hilal, Yerli Çimento, İzmir Çimento vb. gibi çimento şirketleri kurulmuştur.

Mesela yerli Rumların 1916’da kurdukları Ayyıldız, Darıca’da geniş arazi almış, sonra bu arazinin bir kısmını satarak, İstanbul’da emlak alım-satımına girişmiştir.

Cumhuriyet ilan edildiğinde ortada yalnız 40 bin ton kapasiteli Aslan ve Eskişehir Müttehit Çimento Fabrikaları T.A.Ş. vardır. 1926 yılında Ankara Belediyesi. 18 bin ton kapasiteli ufak bir çimento fabrikası kurmuştur.

Belediye fabrikayı kendisi işletmeyip Societe Industrielle des Ciments d’Orient adıi bir yabancı. Firmanın yarı sermayesine katıldığı Ankara Çimentoları T.A.Ş.’ne kiralamıştır. Şirkete Devlet de ortaktır. Yabancı’ sermayeli şirket, bu ufak fabrikayı sürekli işletememiş, onu beş yıl atıl tutmuştur.

Yine 1928 yılında Bakırköy’de 14 bin ton kapasiteli ‘ ufak bir tesis kurulmuştur. Fakat Ankara ve Bakırköy, bir süre sonra ise yaramayacak olan ilkel tesislerdir, Önemli tek tesis Aslan’dır. Devlet, çimento fabrika kurmayı henüz düşünmediği için, çimento sanayii Yabancı sermayenin gelmesiyle gelişecektir.

1929-1932 yılarında bir Belçika firması Kartal’da. Anadolu Çimentoları T.A.Ş. adıyla 75 bin ton kapasiteli bir fabrika kuracaktır. Aslan Şirketi bir Fransız firması ile yarı yarıya, Türk Çimentosu ve Su Kireci AŞ’nde birleşecek ve 80 bin ton kapasiteli Zeytinburnu fabrikasını kuracaktır.

İkinci Beş Yıllık Planla devlet bu alana girinceye kadar, çimento sanayinde daha çok yabancı sermaye egemen olacaktır.

Aslan, Anadolu, Türk Çimento ve Ankara, 1932 yılında bir kartel kurarak piyasayı paylaşacaklar ve fiyatları yüksek tutacaklardır. Çimento fiyatı Yunanistan’da 16, Polonya’da 12 lira iken, Türkiye’de 30 lira olacaktır.

İktisat Vekâlet’inin 1935 yılında yaptığı maliyet araştırmaları 30 liraya satılan çimentonun 20 liraya satılabileceğini gösterecektir.

En büyük müşteri, üretimin yüzde 70 ini tüketen devlettir. Devlet, fiyatların yüksekliğinden ve inşaat mevsimindeki çimento buhranından şikâyetçidir. Bu nedenle, 1935 yılından başlayarak devlet, çimento fiyatlarının tespitine ve 1936 yılından başlayarak çimento ithaline yönelecektir. Daha çok vergilerin hafifletilmesiyle, çimento fiyatlarında yüzde 50’ye yakın bir indirim sağlanacaktır.

Fakat devlet, fiyatları yine de pahalı bulmaktadır ve inşaat mevsiminde çimento buhranı devam etmektedir. Bunun üzerine devlet, Temmuz 1938’de çimento sanayiini devletleştirme kararını almıştır. Bu karar uygulanamamıştır.

Artan ihtiyaç dolayısıyla çimento ithal tekeli verilen Etibank, geniş ölçüde ithalâta girişmiş ve bu çimentoyu yerli çimento satış fiyatından 2 lira ucuza piyasaya vermiştir. Ne var ki, çimento satışı birkaç büyük firmalara yaramaktadır.

Devlet, “Memlekette toptan çimento ticareti, sermaye sahibi ve bu işlerde öteden beri mütevaggil mahdut birkaç şahsa inhisar etmektedir. İnşaatçılar. Müteahhitler, ikinci derecede tüccarlar, münhasıran birinci derecedeki toptancılardan mal alma mecburiyetinde bulunmaktadırlar” gerekçesiyle, bir iki aracıyı zengin eden ucuz fiyatlı satıştan vazgeçilmiştir.

Görüldüğü gibi, bir imar hareketi içinde bulunan Türkiye’de, yabancı sermayenin katkısıyla bir iki modern tesis kurulmakla birlikte, çimento sanayiinde özel teşebbüsçülük bekleneni vermemiştir.

Özel Teşebbüsçülüğün bilançosu

Daha genel planda, devlet himayesi ve teşvikleri ile millî sanayi kurma çabalarının bilançosu ne olmuştur?

Şevket Süreyya Aydemir, bu konuda şu rakamları vermektedir: 1938 yılında, 189’u 1923’ten önce kurulmuş. Teşvik-i Sanayi Kanunu’ndan yararlanan 1098 teşebbüs vardır. Fakat bu endüstri varlığının yüzde 90’ı. Gerçekte fabrika denilemeyecek birtakım derme çatma tesislerdir.

Odalar Birliği de yayınladığı bir incelemede, özel sanayiin çeşitli nedenlerle pek yetersiz kaldığını kabul etmektedir‘. Odalar Birliğine göre ancak devletçilik yıllarında özel sektör nisbi bir gelişme göstermiştir.

O yıllarda “iktisadî devletçilik” ten yana olan Ahmet Hamdi Başar ise,

-“Devlet desteği ile özel teşebbüs yaratma yararlanarak birdenbire zengin olanlar arasında kazandıkları paralarla yatırım yapıp kalkınmamıza hizmet edenler çıksa bile, ben bu yolu sakat ve tehlikeli bulmaktaydım. Bir kere zenginliğin kaynağı devlet oluyordu. Gümrükleri yükselten, demiryolu yapımı için müteahhitlere bol para veren, dövizsizlik yüzünden mal gelemediği için karaborsayı yaratan devletti.

-Bu gibi yollarla çabuk para kazananlar endüstriye yatırım yapsalar bile, çok kolay ve çabuk para kazanmak için kapkaç sanayi kuracaklardı.

-Han bodrumlarında, mahalle aralarındaki salaşlarda, eski binalarda fabrikalar mantar gibi yerden bitiyor, en adı cinsten çıkarılan malları piyasada dünya fiyatlarının bir İki misli yükseğine satılıyordu. Bu devirlerde hiçbir özel teşebbüsün modern bir fabrika kurduğu ya da çekirdekten yetişmiş sanayi erbabının işini modernleştirdiği görülmemiştir.

-Dışarıdan çubuk halinde çelik teller getirip (çünkü sanayi hammaddesi diye bunların ithali kontenjan dışıydı) zımba makinasında bunları çivi hâline sokan ve dört misli fiyata satan açıkgözler çıkmıştı. Bizde böyle gözü açık insanlar az olduğundan, hatta bulunmadığından, bunların hemen hepsi dilimizi dahi konuşamayan vatandaşlarımız ya da ecnebi oluyordu tabii hepsinin paravana olarak kullandıkları. Çoğu iktidara yakın Adamları vardı.( Ahmet Hamdi Başar. Hâtıralar, Barış Dünyası. Sayı.73)

Devletin hayli fedakârlığı göze alarak giriştiği özel sanayii destekleme politikası, bu politikanın taraftarları arasında hayal kırıklığı yaratmıştır. (1)

 

(1)”Türkiye’nin Düzeni”, Doğan Avcıoğlu

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*