“Affairisme”, “Havuz-Yavuz” Meselesi (6)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

http://www.istanbullite.com/tarihtenkapaklar8595/golcukveyavuzhavuz.html

Tarih, Deniz misalidir. Zamanı geldiğinde kendisine ait olmayanları sahile getirmektedir.

 

Büyük gürültüler kopmasına yol açan eski istiklal Mahkemesi Başkanı ve iş Bankası idare meclisi üyesi Bahriye Vekili İhsan Bey’in yolsuzluk meselesi, aynı cinsten bir hikâyedir. Eski Topçu Binbaşısı İhsan Bey -ki Mütareke yıllarında ticaretle uğraşmıştır-Zafer’den sonra kendisi gibi İş Bankası İdare Meclisi üyesi olan Ertuğrul (Bilecik) mebusu Dr. Fikret ve Enver Paşa’nın eski eniştesi Nâzım Bey. Aralarında bir adi şirket kurmuşlar ve para kazanmayı kararlaştırmışlardır.

“Havuz-Yavuz” (*) Meselesi mecliste tartışma konusu olunca. Sabık Bahriye vekiline neden ticaret işlerine girdiği Meclis Komisyonunca sorulmuştur. Soru, İhsan Bey’i asabileştirmiş,

-“Bunu bana neden soruyorsunuz?” diye bağırmasına yol açmıştır.

-“Hepiniz, başta reisimiz olmak üzere ‘zenginleşmek lâzımdır, demokrasi zenginliğe dayanır’ demiyor muydunuz? Hepiniz aynı şekilde işlere girmediniz mi?

Ne var ki. Ticaret ve politikayı birlikte yürütmek isteyen bu kişiler, yabancı silâh tekellerinin ağına düşmüşlerdir.

Yabancı silah tekelleri, Bahriye’nin siparişlerini kazanmak amacıyla, İhsan Bey’in çevresini rüşvete boğmuşlardır.

Divan-i Âli’de İhsan Bey ortağı ‘İş Bankası İdare Meclisi üyesi Dr. Fikret Bey, 55.000 lira komisyon aldığını açıklamıştır.

Divan-ı Âli’de, nüfuzlu Bilecik milletvekili ile Reis arasında geçen konuşma şöyledir:

Reis: – Siz komisyon aldınız mı?

Fikret Bey: -Evet, 55 bin lira aldım. Komisyon 210 bin lira tutuyordu. Bu işi sonuna kadar takip ettik. Teklifleri Histman veriyor, Halil Kâmil Bey refakat ediyordu. Komisyonu aldıktan sonra kendisine beş bin lira verdim.

Reis: -Mayın fabrikasını siz mi teklif ettiniz, yoksa vekâlet mi teklif etti?

Fikret Bey: -Şirket teklif etti.

Reis: -Komisyon ne surette alındı?

Fikret Bey: -Mukavelenin akdini müteakip bendenizin hissesini vereceklerdi. Histman’a dedim ki ‘benim hissemi gönderin,’ o da gönderdi. Nazım Bey’in hissesini ayrı gönderdi.

Evvelâ Nâzım Beye söyledim. O da bana ‘taksit verildikçe komisyonumuzu alacağız, teamül böyledir’ dedi.

Reis: -Nâzım Bey’e bir mektup vermişsiniz. Bunda ‘Komisyonun yarısı bana ait, Yansı Nâzım Bey’e aittir. Hissem olan 55 bin lirayı aldım’ tarzında…

Fikret Bey: – Evet efendim, şimdi hatırıma geldi.

Görüldüğü gibi, Eski İstiklâl Mahkemesi Başkanı ve Bahriye Bakanı İhsan Bey’in şirket kurduğu arkadaşları yabancı firma komisyonculuğu peşindedirler.

Nitekim Divan-ı Ali’de Yavuz’un tamiri ile ilgili bir başka firmanın, Ankara’da nüfuzlu kimselere birkaç yüz bin Frank gönderdiği tespit edilmiştir.

Bu ortamda yeni rejimin aleyhtar havasına rağmen, büyük şehirlere yerleşmiş imtiyazlı yabancı şirketler işlerini yürütme olanağı bulmuşlar, Ankara’dan yüksek tarifeler elde etmişlerdir.

Türkiye İktisat Mecmuasının 23 Haziran 1923’te yazdığına göre, imtiyazlı şirketler mümessilleri Ankara’dan “ellerinde Millî Hükümetçe tasdik edilmiş zulüm fermanları, kanun çerçevesine bürünmüş haksızlık beratlarıyla döndüler.“

Gelişigüzel yükseltilmiş tarifeler tasdik edilmiş, hatta bazıları lüzumsuz olarak daha da yükseltilmişti. Bunların içinde bir telefon kumpanyası vardı ki, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen yüksek bir tarife uygulamak, müşterilerinden çeşitli adlarla tarife dışında para çırpmak vadisinde emsaline taş çıkarttığı, mütareke yıllarında santrallerinde Türkçe muhaberatı kaldırdığı, İslâm memurlarını ezdiği ve başlarından feslerini bile attırdığı halde Ankara’da muhtekirâne olan tarifesine şayan-ı hayret yeni bir zam yapmaya muvaffak oldu ve ayrıca bütün haksızlıklarını tasdik ettirdi.

Elektrik Şirketi tonu 34 liradan kömür aldığı bahanesiyle çoğalttığı ücretlerini muhafaza etti ve bu tarifeyi Millî Hükümetle tasdik ettirdi. Anlaşılıyor ki. Ankara’da yapılan müzakereler, şirketlerin tam zaferiyle sonuçlandı”

“Affairisme” denen bu salgına karşı İsmet Paşa, başından itibaren şiddetle karşı çıkmıştır. Başvekil, “siyaseti ticarete âlet edenlere” imkân vermeyeceğini söylemektedir. İsmet Paşa’nın görüşü,

-“Bir iş ki kimse yapamaz, devlet yapar, bunu anlıyorum.

-Bir iş ki, hususî teşebbüs yapar; bunu da anlıyorum.

-Fakat devletin nüfuzunu kullanarak şahıslar veya bankalar yapar, bunu anlamıyorum.

-Ben devletçilik denen şeyi anlarım, fakat dolapçıları anlamam” biçimindedir

Başvekilin Meclis koridorlarında,

-“Hazine’yi soydurmayacağım. Hazine’yi soydurmayacağım…”

Diye haykırdığı işitilmiştir. Ne var ki, alınan tedbirler, yüzeyde kalmaya mahkûmdur.

Yakup Kadri’nin deyimi ile. ‘”Alınan tedbirler, ancak milletvekillilerinin devlet sektöründeki malî ve sınaî müesseselerde idare meclisi âzası olmaları yasağına inhisar etmişti.

Diğer kazanç yolları ise eskisi gibi açıkta durmak idi.

Devlet satınalmalarında komisyonculuk usulünü kaldırma kararının alınması ise, 1939 yılını bulacaktır.

Bu tedbirler, alenen nüfuz ticareti yapılmasını önlemiş olabilir. Fakat nüfuz ticaretini kaldırmaya yeterli değildir.

Sorunun özü şudur: Fethi Okyar ve Ahmet Ağaoğlu, gerçekten mümkün olsa, “affairisme” diye bir salgının ortaya çıkmayacağı açıktır. Bu takdirde, devlet, asayiş, adalet, savunma vb. gibi klasik görevlerle yetinecek ekonomik alan tamamen müteşebbislerin elinde kalacaktır.

Ne var ki, böyle bir liberalizm, millî bir kalkınma çabasından vazgeçmedikçe mümkün değildir. Buna ne yerli müteşebbis razıdır, ne de millî bir kalkınma özlemi çeken yeni rejim razıdır. Devlet, ister istemez, müdahale edecektir. YerIi yabancı kapitalistler, bu müdahalelerin kendi çıkarlarını sağlayacak yönde olması için, her türlü kombinezona başvuracaklardır.

İttihatçılar devrinde dikkati çeken,

Ankara’da Zafer’den sonra nükseden ve bugünde sürüp giden «affairisme» salgını, bu durumun sonucudur.

Müteşebbislerin, devlet nüfuzunu kendi çıkarları uğruna seferber etme çabası, eğer şartlar elverişli olsaydı, sanayileşme yönünde kanalize edilebilirdi. Ne var ki, bunun için devletin, Japonya’da görüldüğü üzere, daha geniş ölçüde devletçilik yapması gerekliydi.

Bu yapılamadığı ve ticarî çıkarlar daha ağırbastığı için. «devlet eliyle fert zengin etme» politikası, sanayileşmeyi sağlamayan kısır bir faaliyet olarak kalmıştır. Zenginleşme çabası, sanayie değil, ticaret ve spekülasyona yönelmiştir.(1)

İlgili dönemi şahit olanların kaleminden aktardık…

Bundan sonrası, özellikle “Atatürk’e muhalefet kanunu” nun çıkarılma nedenini araştırmak meraklılarına kalmaktadır.

 

(1)“Türkiye’nin düzeni”, Doğan Avcıoğlu, Sahife, 424

(*) Havuz-Yavuz meselesi, Yüce Divan

Bahriye eski bakanı İhsan bey (eryavuz) ve Yavuz-Havuz yolsuzluk davası

-“Bahriye Bakanlığı, Fethi Okyar’ın başkanlığındaki 3. Hükümet (22.11.1924-03.03.1925) döneminde 30 Aralık 1924’te kuruldu. ve bakanlığa Cebelübereket (Osmaniye) milletvekili İhsan Bey (Eryavuz) getirildi. Bakanlığa atanmadan önce de Yavuz zırhlısının onarımı işiyle ilgilenen İhsan Bey, Enver Paşa’nın eniştesi Ömer Nazım Bey ve Ertuğrul (Bilecik) Milletvekili Dr. Fikret Bey (Onuralp) ile şirket kurmuş ve hükümete birçok öneri götürmüştü. İhsan Bey, Bahriye Bakanı olduktan sonra Yavuz’un onarım işini Fransız Penoit Şirketi’ne verdi.

İhsan Eryavuz, Bahriye Bakanlığı görevini, Fethi Okyar hükümetinin istifası (3 Mart 1925) üzerine, İsmet İnönü’nün kurduğu hükümette (4. Hükümet 03.03.1925-01.11.1927) de sürdürdü. Bahriye Bakanlığı, 1927 seçimlerinden sonra İsmet İnönü tarafından kurulan 5. Hükümet döneminde kaldırıldı. İhsan Eryavuz’un bakanlığı döneminde Penoit Şirketi’ne, hükümete bilgi vermeksizin ayrıcalıklar tanıdığına ilişkin iddialar üzerine Başbakan İsmet İnönü, 18 Aralık 1927’de Malatya milletvekili sıfatıyla verdiği soru önergesiyle İhsan Eryavuz hakkında meclis soruşturması açıldı. (Cilt 1 – 5. 176:195 ve Cilt 2 – 5. 16,56,58:105) KAYNAK: -TBMM (1920-1992) İhsan Ezherli – TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No:54 (1992)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*