Açık Toplum serisi; 1919 Yunan işgali, İşgalcilerin ‘Yeni Devlet!’ ile ilgili yaptıkları yapılandırmanın ön çalışması mıdır? (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Kalküta Üniversitesi Müslüman Rektör Vekili Sir Hasan Suhraverdi'nin tespiti gerçeği tam olarak ifade etmektedir.

Kalküta Üniversitesi Rektör Vekili Sir Hasan Suhraverdi’nin tespiti gerçeği tam olarak ifade etmektedir.

 

Önce Kalküta Üniversitesi Rektör Vekili Sir Hasan Suhraverdi’nin (1): “Biz Türkleri yalnızca Müslüman oldukları için değil, birçok Avrupalı ulusları boyundurukları altına almış Asyalı bir ulus oldukları için de severiz. ‘(2-3) ifadesinin karşılığının, İngiliz ve Yunan İşgallerinde ne olduğuna bir bakalım. İşgal dönemlerinde yaşadıklarımızın şifresi bu ifadenin altında yatmaktadır.

-“Fransız Başbakanı Clemenceau, (30 Ekim 1918’de, Osmanlı tarafında –sadece- Bahriye Nazırı Rauf (Orbay) Bey, İngiliz tarafında ise, İngiltere adına Amiral Calthorpe (ekibi) vardır.  (Antlaşma, karada değil, özellikle denizde ve bir harp gemisinde, Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır. Canmehmet)  İngiltere’nin Mondros’ta (Yanında Fransa ve İtalya olmadan- Canmehmet)  tek başına karar almasını, 30 Ekim’de Quai  d’Orsay’de yapılan itilaf devletleri Yüksek Savaş Konseyi’nde şiddetle protesto etti. Lloyd George, söylenenlerin altında kalmadı:

-“İngiltere dışında kimse Filistin seferine bir avuç siyah derili asker göndermekten başka bir şey yapmamıştır… İngilizlerin Türk topraklarında şu anda 500.000 askeri vardır İngilizler üç dört Türk ordusunu ele geçirmiş ve Türkiye savaşında yüzbinlerce kayıp vermiştir… Sıra ateşkes imzalanmasına gelince kıyameti koparmışlardır “ (4)

Bu ifadelerden anlaşılması gereken, Birinci Dünya Savaşının sonucunu (kaybedenler için) belirleyen sadece İngiltere olduğudur.

Bu bilgi araştırmacılara hediyemiz olsun! 30 Ekim 1918’de  Mondros (Gerçeğinde, Devletin teslim belgesidir) Antlaşmasını imzalayan Rauf Bey,  Yeni Devlet’te, başbakanlık yapmıştır.

İngiltere, Yunan’ın Anadolu’ya çıkarılmasından çok önceleri, Almanların alternatifi olarak, Osmanlı’nın her kesiminde, askerî ve siyaset sahnesinde, taraftarı çok ve etkin bulunan bir Osmanlı kadrosunu hemen işe başlayacak durumda bulmuştu. Almanların dünya savaşında yenildiği anlaşılınca, Bu İngilizci kadro, sıra bize geldi diyerek ön saflara atılmaya başladı. Bu atılımda, geçmiş dönemlerin aksine olarak, Osmanlı’ya “nasıl bir biçim verelim”in ötesinde, İngiltere’nin Osmanlı’ya vereceği görevi almayı başlıca amaçları haline getirmişlerdi. Baskın biçiminde yapılan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı, bütün devlet düzeniyle, İngiltere’nin emri altına girmiş bulunuyordu. Osmanlı’ya verilecek rolü İngiltere belirleyecekti. Osmanlı, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi ile İngiltere’ye “kayıtsız ve şartsız” teslim olmuştu. (5)

“…Lord Balfour’un,  (*) İstanbul’daki  (Mondros’u imzalayan) Yüksek Komiser Amiral Calthorpe’a verdiği 9 Kasım 1918 tarihh direktif ilgi çekicidir:

-“Türkler, mütarekenin savaşta uğranılan bir bozgunun sonucu olmayıp, kendi istekleriyle bizimle anlaşarak imzaladıkları havasını bütün İslam dünyasında yaratmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemeyeceklerdir. Mısır ve Hindistan’daki Müslüman uyruklarımız, Türklerin tamamıyla yenildiklerini anlayacaklarından, bu durum, Panislamizm’e ve genellikle İslamlığın politikaca sömürülmesine karşı öldürücü bir darbe olacaktır.”(6)

Yine Lord Balfour’un Calthorpe’a yazdığı 9 Kasım (1918) günlü özel talimat mektubu vardır ki, çok daha ilginçtir. Bunda şu esaslar öne sürülüyordu:

1- Mezopotamya, Suriye ve Arabistan’da tarafımızdan işgal altında bulundurulan ülkelerin Osmanlı egemenliğine ya da yönetimine geri dönmemesi siyasetimizin “değişmez bir parçasıdır.”

2- Mısır ve Hindistan’daki Müslüman uyruklarımızın, Türklerin “tamamen yenildiklerini” anlamalarını “özellikle” istiyoruz. Bu, İslamcılığa, Turancılığa ve genel olarak İslam’ın siyasal bakımdan sömürüsüne “öldürücü bir darbe” indirecektir.

3-Türk bakanları, kendilerini içten İngilizci olarak sunup sizi kazanmaya, hatta bizimle müttefikler arasında husumet yaratmak için manevralara başvurabileceklerdir.

4-Padişah ve diğer Türk ileri gelenleriyle olan toplumsal ilişkiler tümüyle resmî olacak ve onların dostça yaklaşmalarına “nazikâne bir uzaklıkla” karşılık gösterilecektir.

5-İhtiyatî tedbir olarak, gecikmeden Ermenistan’da stratejik noktaları işgal etmeliyiz ki, sonradan çıkacak karışıklıkların Ermeni düzeni olduğu söylenmesin. “Bence mütareke bize bu yola gitme imkânını tamamen tanımaktadır.”

6-Hükümetimizin, Osmanlı Devleti’nin geleceği konusundaki niyetleri “sert ve kesindir.” Türkiye’nin ittihat Terakkili olmayan bir hükümetçe mi yeni bir düzene kavuşturulacağı sorunu görevlerinizin kapsamına girmemektedir…. (7)

-“…Hindistan’da, özellikle Müslüman Hintliler, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğüne dokunulmamasını, İstanbul ve Boğazlar’ın Osmanlı Devleti’nde bırakılmasını, Halife’nin İstanbul’dan çıkarılmamasını karar altına almışlar ve bu tezi sonuna kadar savunmuşlardı. Hac boykot edilmişti. “Mübarek Makamlar”  İngilizlerden kurtarılmadıkça Hintliler haccı kabul etmiyorlardı. (8)

5 Mayıs’ta Lloyd George (**) şöyle dedi:

“Günün birinde İtalyanları Anadolu’yu zaptetmiş bir halde görebiliriz. Onları oradan çıkarmak güç olur Rumlar öldürülmekte olduğundan, Yunanlara İzmir’i işgal müsaadesi verilmelidir… “(9)

6 Mayıs 1919’da:

“Türkiye’deki Rumları korumak için, (Yunan Başbakanı) Venizelos’a İzmir’e 2-3 tümen çıkarma müsaadesi verilmelidir,” tavsiyesinde bulundu.  (Fransa) Clemencau ve (Amerika) Wilson razı oldular. (10)

Lloyd George hatıralarında şöyle der: (11)

‘’İngiliz İmparatorluğu için Türkiye ile savaşın özel bir önemi vardı. Osmanlı Halifesi, İslam dünyasının başı idi ve İngiliz İmparatorluğu içinde her yerden fazla Müslüman vardı. Bu yüzden bizim Türkiye ile savaşımız nazik bir işti. Türk İmparatorluğu bizim Doğu’daki büyük ülkelerimizin (Hindistan, Birmanya, Malaya, Borneo, Hong-Kong ile Avustralya ve Yeni Zelanda dominyonları) deniz ve karayolları üzerinde bulunuyordu. İmparatorluğumuzun can damarı olan Süveyş Kanalı’nin geçtiği Mısır, Türk hükümranlığı altında idi. Dolayısıyla imparatorluğumuzun gidiş geliş yolları ve Doğu’daki prestijimiz bakımından Türklerin bize savaş ilan eder etmez yenilip itibarlarını kaybetmeleri çok önemli idi…” (12)

Doğu uluslarına kötü bir örnek olan,

onlarda Batılıları yenebilecekleri ümidini uyandıran Türkleri kesin olarak ezmek,

böylelikle İngiliz İmparatorluğu içindeki ulusların bir sömürge halkı olarak kalmasını manen kolaylaştırmak istenmiştir.” (13)

Lord Curzon’un İstanbul ile Boğazlar’ın Türklerden alınması konusunda İleri sürdüğü düşünceler aşağıdadır: (14)

“Aşağı yukarı beş yüz yıllık bir süre boyunca Türklerin Avrupa’da bulunmaları Avrupa siyasası için bir delilik, entrika ve çürüme, Türklere tâbi uluslar için bir zulüm ve fena idare kaynağı, îslam âlemi için de yerinde olmayan küstahçasına ihtiraslar saiki olmuştur. Türk’ü, kendini büyük bir devlet addetmek cüretine sevk etmiş ve ona aynı hayali diğerlerine kabul ettirme kudretini vermiştir… (Türklerin Avrupa’da bulunmaları) Balkan sorununun çözülmesine ve Balkan uluslarının tam serbestisine karşı sarsılmaz bir set olmuştur. Gelir ve varlığının İstanbul’un çürümüş çevresine veyahut hakiki kuvvetli ve ihtiyaçları ile mütenasip olmayan kara ve deniz kuvvetlerinin gereklikleri için israf olunması Türk ulusunun daha iyi ve uygun hiçimde yöneltilmesini aynı surette engellemiştir.” (15)

“..Amiral Calthorpe’un 27 Temmuz’da gönderdiği telgrafa göre, Türkler Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını ciddî olarak hazırlıyor ve İngiltere’nin yol göstericiliğini ve desteğini dahi arıyorlar. Sonradan gelen Yunanların İzmir’i işgali ile birlikte, daha önce Italyanların Anadolu’ya el atmış olması karşısında Türkler, herhangi bir Batılı Hıristiyan devletten bir şey beklemiyorlar.. Küçük Asya’da bağımsız ve belki de fanatik bir hükümet kurulmasının Sultan’ın ve İstanbul’un otoritesini ortadan kaldıracağı dikkate alınmalıdır. (16)

“…Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 28 Temmuz 1919 tarihli raporunda şöyle diyordu:

-‘’İzmir’in işgali ile taraflar arasında ayrılık tohumları atılmıştır. Bu anlaşmazlık korkunç kanlı evreler göstermiştir… “Hıristiyan halk tarafından olduğu gibi, Türk halkınca da bir İngiliz, Amerikan ya da Fransız himayesi sevinçle karşılanacaktır.” (17)

“… (İngiltere komiseri) Rawlinson, 27 Temmuz’da Kâzım Karabekir Paşa’yı ziyaretle, Paris Barış Konferansı’nda Türkiye’nin Amerikan Mandası altına verilmesi istenmişse de Amerika’nın kabul etmediğini, buna göre Türkiye’nin herhalde İngiliz Mandası altına gireceğini, bunun Türkiye için büyük faydalar sağlayacağını, İngilizlerin sırf insanlık gayretiyle Mısır ve İrak ile Hindistan’ı mandası altına alıp iyiliklerine çalıştığını bildirdi. (18)

“…Batılılar, 30 Ekim 1918’e göre, ana hatları belirtilmiş topraklar üzerinde, hükümeti ise kendisini 30 Ekim 1918’de yapılan mütareke ile sınırlı görmüyordu. Almanya ile 28 Haziran’da barış antlaşması imzalanmış olmasına rağmen, Osmanlı barışının, İngilizlerin istediği 30 Ekim sınırları ile Saltanat ve Hilafetin olmayacağı yeni bir devletin şartlarını hazırlayacak dört yıllık bir süreye ihtiyacı olacaktı. (19)

28 Haziran’da, Osmanlı istekleri başka devletlerin menfaatlerini de ilgilendirdiğinden, Osmanlılar hakkında acele bir karara varmanın mümkün olamayacağı gerekçesiyle, Osmanlı delegelerine Paris’te kalmanın bir fayda sağlamayacağı bildirildi. (20)

“…Yunanistan’ın Anadolu’ya karşı harekete geçmesini istemeyen, buna karşı “milli” bir direniş isteyen İtalya’nın durumu, Anadolu’nun işgali karşısında müttefikleriyle aynı görüşü paylaşmış olduğunu gösteriyordu.

Anadolu’da yeni bir oluşumun ilk adımları, bütün Batılılar tarafından ortak kararla yürürlüğe giriyordu. (21)

“...Düşmanlar, Yunanları İzmir’e çıkartırken, Doğu’da teşkilatlanmaya, silahlanmaya başlamış halkı da, paşalar gibi, kontrol altına almak gerekiyordu. Yunanların Batı Anadolu’da çıkış noktaları önceden saptanmış ve sınırlandırılmış, belirlenen hududun ötesine geçmeleri yasaklanmıştı. Sırada, Doğu’daki halkın İngilizlere karşı kurulmuş örgütlerini dağıtıp ellerindeki silahların bir an önce alınması vardı. Batı’da toplanmış silahlar, Yunanlara karşı kullanılması için Anadolu’ya gönderiliyor, Doğu’daki silahlar da toplanıp İngilizlere teslim ediliyordu.

Doğu’da, İngilizlere karşı olan kuvvetler dağıtılınca, iş, Anadolu’ya verilecek yeni biçimin oluşumuna kalıyordu. Batı Anadolu’daki Yunanlar, vitrin önündeki göstermelik düşmandı. 100.000 kişilik bir askeri güçle Anadolu’ya hükmetmesinin mümkün olmadığı, başından beri Yunanları Anadolu’ya itenler tarafından bilinen bir gerçekti. Daha işin başında, Yunanları Anadolu’dan nasıl çıkartırız hesabı yapılmaya başlanmıştı.

Yunanların Anadolu’ya çıkartılması ile Osmanlı halkına “işte sizin düşmanınız Yunandır” diyerek, sonucu başından belli bir vuruşmayı gösteriyorlar. Cephe gerisindeki asıl mücadele, Osmanlı’nın Doğu ile olan bütün bağlarını kopartarak tasfiye edip yeni devleti kurmak, İngiltere’nin başını çektiği Batı’nın, Sovyetler de içinde olmak üzere, başlattığı savaş, Yunanların yenildiği savaş değil, Türklerin Osmanlı’yı tasfiye ettiği savaştır. Burada da bunun hikâyesi anlatılıyor. (22)

“..19 Nisan 1919’da d’Esperey de “İstanbul, İzmir ve Edirne Türk kalacaktır,”’ demekle, yapılan işin yanlışlığını çok kesin olarak ortaya koymuş oluyordu. (23)

“..Lord Curzon’un muhtırasında, “Türklere de kendi mukadderatlarını tayin hürriyet ve etmeleri hakkı tanınmak ve Türklerin asıl vatanı olan Anadolu’nun Hürriyet ve istiklâli ile toprak bütünlüğü garanti edilmeli, fakat Avrupa’daki yerleri Türklerden alınmalı, İstanbul ve Boğazlar’ın idaresi başkalarına verilmeliydi” deniyordu.

5 Ocak 1918’de Lloyd George, daha açık konuşarak, “Biz Türkiye’yi başkentinden ve çoğunlukla Türk olan Anadolu’nun ve Trakya’nın zengin ve ünlü topraklarından mahrum etmek için dövüşmüyoruz,” demişti.” (24)

Calthorpe’un 27 Temmuz (1919) tarihli raporundan:

“…millî hareketi durdurmak için açıkça harekete geçmek, Türk içişlerine karışmak olacaktır ki, bu da Wilson prensiplerine ve Türk anayasasına aykırıdır. Meclisin İstanbul’da toplanmasına mâni olsak bile, içeride toplanmasını ve ihtimal, Anadolu’da bir müstakil hükümet kurmalarını önlemek elimizde değildir.. (25)

Burada ilginç olan, Calthorpe’un Bandırma gemisi ile Samsun’a çıkanları kastederek “millî hareket” tanımını kullanması ve amaçlarının Anadolu’da “müstakil bir hükümet kurmak” olduğunu söylemesidir. Bu raporun Erzurum Kongresi’nin yapıldığı günlerde verilmiş olması, hareketin ileride alacağı biçimi göstermesi yönünden dikkat çekicidir. (26)

“…1 Haziran 1919’da Damat Ferit Paşa hükümeti, gazetelere bir tebliğ göndererek Türk halkının Yunanlara karşı takındığı tavrı tabiî karşıladığını, halkın duygularına hükümetin de katıldığını bildirmiş ve “itilaf devletleri Katında gerekli teşebbüsleri yapmakta olduğunu”, ayrıca Paris Barış Konferansı katında da “işgal keyfiyetini reddettirmek için” çalışacağını açıklamıştı.’(27)

Bu sözlerden de anlaşıldığına göre hükümet, Anadolu’da başlamış olan mücadeleyi tamamiyle tasvip ediyordu. 15 Haziran 1919’da Harbiye Nezâreti’nin Sadaret makamına gönderdiği bir yazı, bunun daha açık bir deliliydi. Harbiye Nezareti bu yazısında,  “Yunan işgallerini millî kuvvetlerimizle karşılamaklığımız icab eder ki arkadan gelen kuşaklara karşı sorumlu kalmayalım,” diyordu. (28)

-“Yunan birliklerinin İzmir ve yöresini defacto (Fiilen, pratikte) işgali sırf mevcut şartlar dolayısıyla kararlaştırılmıştır ve gelecek için yeni bir hak yaratmamaktadır Bu,  Barış Konferansı’nın Doğu sorununun yarattığı çeşitli problemleri çözümleme yetkisini hiçbir şekilde kısıtlamayan geçici bir tedbirden ibarettir “(29)

Yunan işgalinin, bazı problemleri çözmek için –yani Osmanlı’nın yerine kurulacak devletin kadrolarına halkın desteğini sağlamak için- başvurulmuş geçici bir tedbir olduğunu, kalıcı tedbir sanıp da hayal kurmamasını Yüksek Konsey Venizelos’a hatırlatıyor. Türk ve Yunan askerleri ve Batı Anadolu halkları, bu geçici tedbirin kurbanlarıdır demek istiyor ki, gerçeğin kendisidir. (30)

Konuyu belgeleri ile ancak, (blog ortamı nedeniyle) masanın tozu misalinde ortaya koyabiliyoruz.

Gerisi, meraklılarına ve araştırmacılara kalmaktadır.

Devam edecek;

-Sivas Kongresi’nin, ABD’ye gönderilen (Mustafa Kemal Paşa’nın imzasının bulunan) mektubu (Atatürk, Nutuk’ta hatırlamamakta) Resmi Tarih’de gözlerini kapatmaktadır

 

Resim;Vikipedi’den alınmıştır.

Kim kimdir?

(*) Arthur James Balfour (1848-1930), İskoç politikacıdır. 1874 yılında parlamentoya girdi. Lord Salisbury’nin iktidarı döneminde İrlanda’dan sorumlu sekreter oldu.1891 ve 1895 yıllarında üst üste hazineden sorumlu bakan ve 1902’de başbakan oldu. Balfour 1911 yılında parti liderliğini bıraktı ve 1915 yılında kurulan koalisyon hükümetine katıldı. 1916-19 yılları arasında dışişleri danışmanlığında bulundu. Görevi sırasında yayınladığı bir deklarasyonla (Balfour Deklarasyonu-1917) büyük tartışmalara yol açtı. Birçok tarihçi tarafından bu deklarasyon, 1948’de kurulacak olan İsrail devletinin temelini attı. 1919-22 ve 1925-29 yıllarında Lordlar Kamarası danışmanlığı yapan Bulfour, 1922 yılında Lordluk ünvanı aldı. Balfour, 1930 yılında öldü.(Vikipedi)

(**) David Lloyd George; (1863 –1945) Britanyalı siyasetçi, 1916-1922 arasında başbakan. I. Dünya Savaşı boyunca ülkesini yönetti, savaş sonrasında Avrupa’nın yeniden şekillenmesinde baş rolü oynadı. Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama siyasetini destekledi, Kurtuluş Savaşı süresince İngiliz Hükümeti’ni idare etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına neden olan Türklere karşı açılmış savaşın baş mimarı oldu. (Vikipedi)

 

Kaynaklar;

(1) Prof. Hassan Suhrawardy;(1884 -1946) tanınmış bir cerrah, politikacı  (Suhraverdi) Suhrawardy Kalküta Üniversitesi’nde (1930-1934) Birinci Müslüman Rektör Yardımcılığı görevinde bulundu.1945 yılında Kalküta Üniversitesi İslam Tarihi ve Kültür Profesörü olarak atandı . Kalküta’nın önemi,  Ülkenin dış ticaretinin üçte birinin bu limandan yapılmasından ileri gelmektedir. Kalküta 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılda Hindistan İmparatorluğu’nun başkentiydi. (Vikipedi-İngilizce)
(2) Y. H. Bayur, “XX. Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri”, TTK, sahife,76

(3) ”Osmanlının Tasfiyesi”, sahife; 248)

(4) David Fromkin, Barışa Son Veren Barış, s.371.

(5) “Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, S.476

(6) Y. H. Bayur, “XX. Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri”, TTK, s.97; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı île İlgili İngiliz Belgeleri, s.22.

(7) Sina Aksin, age, s.94-95.

(8) T.Bıyıklıoğlu,  S.55. (Osmanlının Tasfiyesi, dip not)

(9) Sebahattin Selek, Anadolu îhtilali, s. 188.

(10) S. Selek, Anadolu îhtilali, S.189.

(11) Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, s.312; War Memoirs of David George, IV, s. 1801 vd.

(12) Age. Sahife, 312; War Memoirs of David George, IV, s. 1801 vd. (Osmanlının Tasfiyesi s.459)

(13) Age, s,313.

(14) Age, S.316; Bunlar, Ocak 1919’da îngiliz kabinesi üyelerine dağıtmış olduğu bir andıçta bulunmaktadır. Bkz. Lord Ronaldshay, The Life of Lord Curzon, III, s. 264.

(15) Age, s.316.

(16) Osmanlının Tasfiyesi, S.457

(17) Doğan Avcıoğlu, age, s.27; Dimitri Kitsikis, Yunan Propagandası, s.209.  (Osmanlının  Tasfiyesi, s.456

(18) Mahmut Goloğlu, age, s.97.

(19) Osmanlının Tasfiyesi, sahife.440

(20) Dr. Selahattin Tansel, “Mondros’tan Mudanya’ya kadar”,  s.267; Jaeschke, age, 1, s. 47.

(21) Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, S.428

(22) Osmanlının Tasfiyesi, Sahife, 418

(23) Dr. Selahattin Tansel,  age, s.171. (Osmanlının tasfiyesi, sahife, 417)

(24) T. Bıyıklıoğlu, ‘Atatürk Anadolu’da, 1, s.2

(25) T.Bıyıklıoğlu, ‘Atatürk Anadolu’da, sahife .l5

(26) “Osmanlının Tasfiyesi”, S.448

(27) Dr. Selahattin Tansel, age, s.290; Ömer Sami Coşar, İstiklal Harbi Gazetesi, No: 17. (Osmanlının Tasfiyesi, s.438)

(28)Dr. Selahattin Tansel, age, s.290; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, sayı 4. Belge 84.

(29) T. Bıyıklıoğlu, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, (Türk İstiklal Harbi, 1) s. 10.

(30) “Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, Sahife, 388.

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*