ABD ve Rus ortaklığının arka planı: Batının Osmanlı Devleti ile olan hesabı neden bitmedi (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

coğrafi keşifler

 

Türkler, Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarını ele geçirmişlerdi. Kara yoluyla yapılan her türlü ticari ilişki bütünüyle Türklerin kontrolü altında gerçekleşiyordu. Bu sebeple Batıyı Doğuya bağlayan bir deniz yolu bulunmalıydı.

Bu yol, ya Afrika burnu dolanılarak, ya da Dünyanın etrafında dolanılarak bulunacaktı. Ama, mutlaka bulunacaktı. Columbus’a, Vasco dö Gama’ya yapılan yardımlar, denizcilik teknolojisinin gelişmesini hızlandırdı.(1)

Bu alıntının sahibi, “3. Dünya’nın Batılılaştırılması” eserinin yazarı Paul Harrison’dır.

Yazar, bu satırları ile, bizim için çok önemli ancak, tarihimizde fazla seslendirilmeyen bir gerçeği de gündeme taşımaktadır. Nedir bu gerçek?

Bu öyle bir gerçektir ki: Hem Osmanlının yükselmesinin ve dönüştürülmesinin (yıkılmasının değil), hem de Batının, refaha kavuşmasının yanında, Sanayi Devrimi’nin gerçekleştirilmesinin de ana etkenlerindendir.

Şimdi bu tarihi gerçekleri rahat bir koltuğa yerleşerek okumaya/öğrenmeye başlayabiliriz.

Paul Harrison eserinde:

-…Avrupalıların İslam dünyasından ekonomik ve teknolojik yönden ileri olmasının temelinde elbette birçok neden yatmaktadır. Bunları detaylı olarak açıklamak imkânsızdır, lakin kısa bir özetle gözden geçirebiliriz: Batılı ülkeler, haçlı seferleri ve coğrafi keşifler sebebiyle İslam dünyası ya da doğu medeniyetinden önemli ölçüde etkilenmişler..”

Neden “Coğrafi keşifler?”

-..Türkler, Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarını ele geçirmişlerdi. Kara yoluyla yapılan her türlü ticari ilişki bütünüyle Türklerin kontrolü altında gerçekleşiyordu. Bu sebeple Batıyı Doğuya bağlayan bir deniz yolu bulunmalıydı. Bu yol, ya Afrika burnu dolanılarak, ya da Dünyanın etrafında dolanılarak bulunacaktı.Ama, mutlaka bulunacaktı. Columbus’a, Vasco dö Gama’ya yapılan yardımlar, denizcilik teknolojisinin gelişmesini hızlandırdı. Tüccarlar, Asya ile yaptıkları ticaretten dehşetli para kazandılar..” (2

O günün Dünyasında ne oldu da (Kara) İpek Yolu’na denizden bir seçenek aranmaya başlandı?

Bunun cevabı kamuoyunda fazla bilinmez ve bilenlerinde yazmak işine gelmez.

Hristiyan Avrupa: 11. Ve 13. Asırda, Müslümanların elinde bulunan Ortadoğu Toprakları’nı “Kutsal Topraklar” almak için (aslında seferler İslam ülkelerinin zenginliğinin yağmalanması için düzenlenmiştir) başlattıkları Haçlı Seferlerinde başarılı olamaz ve içlerine kapanırlar. Bu içe kapanma Fatih’in 1453 İstanbul, 1458 Yılındaki Atina’nın Fethi’ne kadar devam eder.

Osmanlıların  son iki Fethi, Hristiyan Dünyası’nı ayağa kaldırır ve onları köklü bir çözüm aramaya zorlar.

Bulunan çözüm, Osmanlı Topraklarından geçen ve onlara büyük ölçüde gelir sağlayan ticaret kervanlarının seyahat ettikleri İpek Yolu’na (denizden) bir seçenek bulmaktır.

15. Asırda yapılan Coğrafi Keşiflerin arkasındaki ana neden budur.

Bu keşifler, Hristiyan Avrupa’ya büyük zenginlik; Osmanlıya iç karışıklıklar, isyanlar getirecektir.

Özeti: İstanbul ve Atina’nın Fethi, Yalnızca bir çağı kapatmamış, Dünyanın taşlarını yerinden oynatmıştır.

Bu nedenle bugün, İstanbul’un yeniden el değiştirmesi bir dünya savaşı nedenidir.

I.Dünya Savaşı’nda ağır bir yenilgi almamıza rağmen İstanbul’un bizde kalmasının arkasındaki etken; Galiplerin, İstanbul ve Boğazlar bölgesini paylaşmak için kendi aralarında yeni bir savaş yapacak gücü bulamamaları, buna cesaret edememeleridir.

Ancak, bu mesele Batılılar için kapanmamış, şimdilik buzdolabında dondurulmuştur.

Galipler işin birinci ayağını: “Batılılaştırılmamız!”, (biz buna “ehlileştirmek!” diyelim) görünürde verilen siyasi bağımsızlığımıza karşılık, iktisadi bağımsızlığımızın engellenmesidir.

İki bölümde açılan başlıklarla artık konuya girebiliriz.

Osmanlı Devleti, görünürde herşeyini kaybetmesine rağmen I. Dünya Savaşı’nda 5-7 Cephede yaklaşık bir milyon askerini donatmış ve beslemiştir.

Beslemekle kalmamış, Hem Çanakkale hem de Kut-ül Amere ’de dönemin büyük devletlerine karşı açık bir şekilde zaferler de kazanmıştır. Osmanlı o dönem ne açtır, ne de imkansızdır. (Bu kasıtlı olarak çarpıtılarak aktarılır)

Osmanlı devleti, yaklaşık ikiyüz yıllık bir süreçte, siyaseten ve ekonomik gelişmesinin engellenmesi ile, dönemin tüm büyük devletlerince kuşatılarak, dikenli tellerle çevrilmiş bir alana hapsedilmiştir.

Peki, ne oldu da I. Dünya Savaşının bitmesine, II. Dünya savaşı’na girmememize rağmen 2000’li yıllara kadar dizlerimizin üzerinde doğrulamadık, 1930-1940-1950’li yıllarda yoksulluktan başımıza bit düştü halk çaresizlik içinde kıvrandı?

Bu noktafa seslendirilmeyen bir hususu daha gündeme getirelim.

Türkiye II. Dünya Savaşı’na girseydi ne olurdu? Bu neden hiç tartışılmamıştır? Yoksa kasıtlı olarak tartışılması istenmemiş midir?

Öyle ya… Dünyanın güçlüleri birbirleriyle savaşırken bizler kayıplarımızı telafi edemez miydik?

Bizim görünürde Milli Mücadele’den zaferle çıkmamıza ve resmi tarihe göre “devasa ekonomik atılımlar!” yapmamıza rağmen?

Yoksa bunların hepsi birer propaganda mıydı? (Gerçekte böyle bir atılım bulunmamaktadır)

Bunun cevabını bize gelecek bölümde üstelikte çok açık olarak Paul Harrison vermektedir?

Devam edecek?

Batı refaha kavuşurken Doğu’nun göremediği nedir?

-Osmanlı nerede hata yaptı?

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmış alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(1) “3. DÜNYA’NIN BATILILAŞTIRILMASI”, Paul Harrison

(2) A.g.e.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*