ABD ve Rus ortaklığının arka planı: “Batılılaşmak” doğru ifadesi ve ispatı ile sömürgeleştirilmektir. (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

coğrafi keşifler

 

Lütfen! A4 ebadında bir kâğıdı ikiye bölerek: bir tarafına (çekirdek ailenizin) Son on yılda mobil telefon ve TV yenileştirilmesi karşılığında ödediği bedeli; diğer tarafa da sayılanlarla kendinizi geliştirmenizin yanında; ülke ekonomisinin (fayda-zarar anlamında) nasıl etkilendiğini not düşünüz. Bunlara son 10 yılda okuduğunuz kitapları da sayı olarak ekleyiniz.

İnsanların, iletişim için konuştuklarını, kendini geliştirmek için okuduklarını da unutmadan.

ABD-Rus ortaklığı‘nın arkasında yatan nedenlerin biraz daha açılması ve daha önemlisi, üzerinde düşünülmesi için “reklam ve ajanslar” hakkında  bilgi verilmesi gereklidir. Bu bilgilerden sonra konuya kalınan yerden devam edilecektir.

Modern Türk reklamcılığının kurucusu olarak kabul edilen Eli Acıman vefat etti.

Vitali Hakko’nun ‘Şen Şapka’sı için yaptığı reklamla birlikte 1944 yılında girdiği sektörde ‘Bay Acıman’ olarak tanınan usta reklamcı, 92 yaşında hayata vefat etti… Manajans’ın kurucusu olan Acıman için, bugün saat 13.00’de Neveşalom Sinagogu’nda bir cenaze töreni düzenlenecek.

Eli Acıman, Saint Joseph Lisesi’nden mezun olduktan sonra eğitim için gittiği İngiltere’den döndüğünde, aile mesleği iplikçilik yerine reklamlığı seçti. İlk işi Vakko’nun kurucusu Vitali Hakko’nun o zamanki markası ‘Şen Şapka için bir ilan hazırlamak olan Acıman, bu ilanla reklamcılık tarihinde yeni bir sayfa açtı…Acıman ve Hakko arasında başlayan dostluk, aralarına Mario Beghian’ın da katılmasıyla birlikte 1943 yılında ortakla dönüştü ve birlikte “Faal Reklam Acentası”nı kurdular. Ancak işler istendiği gibi gitmeyince, ortaklar ayrıldı ve Acıman yola tek başına devam etti.

Koç’la tanışınca şansı açıldı

Birkaç yıl sonra Vehbi Koç ile tanışması Acıman için, önemli bir dönüm noktası oldu. Koç şirketinin reklam işlerini almasıyla Acıman’ın işleri yoluna girdi…” (1)

Bu kısa bilgiden sonra sıra ülkemizdeki Yabancı Reklam Yapımcı Firmaları‘na gelmiştir. Meraklıları verilen bilgilerin daha fazlasını aşağıdaki web adresinden bulabileceklerdir.

“..En Yabancı Sektörler

Türkiye yabancı sermayeyi çekmek için büyük uğraş veriyor.  Yabancı sermayeli şirketlerin sektörlerdeki gücü ise önemini daha iyi ortaya koyuyor. Otomotiv, kargo taşımacılığı, ilaç, reklam ve gıda… Türkiye’de yabancı şirketlerin en etkin olduğu sektörlerden. Otomotivde yabancı sermayeli şirketlerin pazar payı yüzde 95, kargo-kuryede yüzde 75’in üzerinde, ilaç ve reklamda ise yüzde 70’e yakın

Otomotivde son tablo

Otomotiv, Türkiye’de yabancı şirketlerin ağırlığının hissedildiği önemli sektörlerde biri. Üretici şirketlerin neredeyse tamamı yabancı sermayeli. Distribütörlerle birlikte toplam 43 firmanın faaliyet gösterdiği sektörde Tofaş, Oyak Renault, Hyundai Assan, Anadolu Honda, Ford Otosan gibi, pazara hakim firmaların tümünde yabancı payı var.

Reklamda global ağ avantajı

Türkiye’de 200-250 reklam ajansının olduğu tahmin ediliyor. Bunların 74’ü Reklamcılar Derneği’ne üye ve sektörün büyük ölçekli firmalarını oluşturuyor. Reklamcılık sektörü de yabancı sermayeli firmalar açısından zengin. Toplam reklam harcamaları içinden yüzde 65-70’lik payın da onlara ait olduğu tahmin ediliyor. Yabancı sermayeli firma sayısı ise 21. Pars/McCann-Erickson, Young&Rubicam, Güzel Sanatlar Saatchi&Saatchi, Grey Worldwide ve Penajans D’arcy, ilk akla gelenler.

Yabancıların sektörden bu kadar büyük pay almalarının nedeni kuşkusuz uluslararası iş bağlantıları.
İlancılık Reklam Ajansı Başkanı Yakup Barouh, yabancıların büyük cirolu işleri aldıklarını hatırlatıyor. Bunun sebebi de uluslararası bir firmanın yurt dışında çalıştığı ajansla Türkiye’de de reklam işlerini yürütmesi. Dolayısıyla, büyük bütçeli reklam çalışmaları da buradaki yabancı firmaların cirosuna yansıyor. Ayrıca yurt dışından hazır reklamlar kullanılabilmesi yabancıların önemli bir avantajı”(2)

Artık 3. Dünyanın Batılılaştırılması‘na dönebilir ile Paul Harrison’a kulak verebiliriz.

Üçüncü Dünya ülkelerinin eğitim yoluyla Batılılaştırılması hareketi, okul dışı araçlar vasıtasıyla da yoğun bir şekilde desteklenir. Bu araçların en başında geleni, kitle iletişim araçlarıdır. Sosyolog Jeremy Tunstall’in tespitine göre bu kitle iletişim araçlarının tamamına yakını, Anglo-Amerikandır.

Endonezya, Pakistan, Tayland, Malezya, Nijerya, Gana, Kenya, Kolombiya ve Peru’da bulunan reklam ajanslarının en büyükleri Amerikalıların mülkiyeti altındadır.

Hindistan, Meksika ve Arjantin’de önde gelen reklam şirketlerinin beşte üçünün yönetimi Amerikalıların elindedir. Bunlar, çalışmalarında Batılı yöntemler kullanmakta, Batıdan imajlar vermektedirler.

…Üçüncü Dünya ülkelerinde reklamlarda kullanılan insan tipleri, gene varlıklı kesime mensup tipler arasından seçilmektedir.

Aynı yaklaşıma hükümet eliyle yapıIan reklamlarda da rastlamak mümkündür. İran’da aile planlaması ile ilgili olarak yapılan bir reklam posterinin üzerinde iki ailenin görüntüsüne yer verilmiştir.

Bu ailelerden biri ana. Baba ve iki çocuktan oluşuyordu ve varlıklı oldukları gerek giyim kuşamlarından ve gerekse içinde bulundukları ortamdan anlaşılıyordu. Keyifleri pek yerinde gözüküyordu. İkinci aile ise, pek bol çocukluydu .”Fukaralık paçalarından akıyor, pek  mesai mutsuz görünüyorlardı.

Bu reklam ile verilmek istenen mesaj şuydu: Zengin olmak, bir Batılı gibi yaşayabilmek istiyorsan, iki çocuktan fazlasını dünyaya getirme. Aksine davranır, çok çocuk sahibi olursan vaziyetin berbat olur. Aklını başına topla. Sonra demedi deme.

Reklamlarda da yerli motifleri kullanmak küçük düşürücü, aşağılayıcı bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Üçüncü Dünya ülkelerinin tamamına yakınında insanlar milli kültürlerinden kaçmak, geçmişle olan bağlarını hızla ve hırsla koparmak için mümkün olanı yapmak için şartlandırılmaktadırlar. Bu işi yapanların bugün için büyük ölçüde başarılı olduklarını söylememiz, haklarını teslim etmemiz gerekir.

Yalnızca malın pazarlanmasında kullanılan yöntemler değil, ama satılan malın bizzat kendisi de Batılıdır. Levis marka kot pantolonlar, pop kasetler. , dizaynı Batıda yapılmış kukla oyuncaklar… Bu eşyalardan herhangi birini veya birkaçını kullanan kimse, kendini çağdaş ölçülere uymuş gibi hissetmekte, kendisinin bu eşyaları kullanamıyanlara üstün  olduğunu sanmaktadır.

İnsanların bu yolda  şartlandırılıp tek düzeligi benimsemeleri, çok uluslu şirketlere hiçbir değişikliğe tabi tutulmaksızın tüm dünya pazarlarında satabilecekleri malları üretebilme şansını vermektedir.

“…Modern iletişim araçları vasıtasıyla tüketicilerin zevklerinde ve gereksinimlerinde tek düzelik sağlanacak. Eğer üretilen bir mal bir pazara uygun  düşmüyorsa, o pazara uygun mal üretilmeyecek, ama o olacak tarzda yeniden biçimlendirilecek. Çok uluslu şirketler, her ülkedeki seçkinlerle işbirliği yapıp, geniş halk kitlelerini dilediklerince biçimlendirerek daha da güçlenecekler.”

Eğlence dünyasında da Batılı yaşam tarzı hakimiyetini her geçen gün biraz daha perçinlemektedir. Batı’da çekilen filmler, üçüncü Dünya’daki büyük kentlerin sinemalarında gösterilmektedir.

Benzeri bir rolü televizyonun da oynadığına şahit olmaktayız. Hükümetler, ister milli birlik ve beraberliğin pekiştirilmesine hizmet etsin diye, ister ülkenin seçkinlerinin gönülleri hoş olsun, ister bir başka sebeple olsun kendi televizyon istasyonlarını kurduktan sonra, ekranı doldurabilmek için yabancı kaynaklı  yapımlardan yararlanmak zorunda olduklarını göreceklerdir.

Bu filmlerin büyük bir kısmı da Amerikan yapımı olmaktır… Amerikan filmleri vasıtasıyla bir tüketim toplumunun insanının yaşam tarzı. Üçüncü Dünya insanına empoze edilmektedir. CBS tarafından hazırlanan programlar yüz civarında ülkeye satılmaktadır.

Hawai Fiveo adlı film, 47 ülkeye satılmakta, altı ayrı lisana dublajı yapılmaktadır. Bonanza dizisinin 350 milyon civarında seyircisinin olduğu sanılmaktadır. Konunun uzmanı olan Topio Varis’in 1970-71 senelerini kapsayan bir araştırması dış kaynaklı yapımların payının Guatemela televizyonunda % 84, Uruguay televizyonunda % 62 Şili televizyonunda % 55, Dominik televizyonunda % 50, t Malezya televizyonunda % 71, Pakistan televizyonunda % 35, Kore televizyonunda % 31, Filipinler televizyonunda % 29 ve Tayvan televizyonunda % 22 pay sahibi olduğunu göstermiştir.

Oysa, ABD televizyonlarında yabancı yapımların payı sadece % 2, İngiltere’de ise, % 12’dir. Afrika ve Arap ülkelerinde durum farklı değildir. Zambiya, televizyonda gösterilen filmlerin % 64 ünü, Mısır % 41’ini dışardan satın almaktadır. Televizyon yoluyla gerçekleştirilen kültür istilası yeterli görülmüyor olmalı ki, devreye bir de gazeteler sokulmaktadır.

Üçüncü Dünya ülkelerinin gazetelerinde yer alan çizgi romanların içinde yerli malı olanına rastlamak pek mümkün olmamaktadır. Büyük bir kısmı yabancı, yabancıların önemli bir kısmı da Amerika’ndır. Ne söyleşiler, ne görüntüler, ne espriler, ne dertler ve ne de sevinçler otantiktir

…Endonezya televizyonunda otantik kültürü yansıtan filmler de gösterilmektedir. Ama ne var ki, bir Amerikalı gibi giyinmiş, bir Amerikalı gibi bir Amerikan şarkısını söyleyen Endonezyalı sanatçıların programlarına da bolca yer verilmektedir. Yerli filmlerde yabancı motiflere yer verilmezse bu eserler pek fazla aptalca bulunmaktadırlar. Televizyon, Java’nın en ücra köşelerine kadar uzanmıştır. Fukara köylerde bulunan birkaç televizyon alıcısından biri muhtarın evinin dış duvarlarından birinin üzerine monte edilmiş bir kutunun içerisine yerleştirilmiş, bir başkası bir başka zenginin evinin dış duvarlarından birinin üzerine aynı şekilde konumlandırılmıştır. (3)

Konu neydi?

Amerika ve Rusya’nın bize karşı çıkar ortaklığı.

Peki, biz nereye geldik?

-Okullar, Eğitim içeriği, Reklam ve Filim sektörüne…

Neden?

Nedeni şudur?

Askerler üzerinden yabancı toprakların ve ülkelerin işgali günümüzde çok maliyetli hale geldi. Hâlbuki zihin işgalleri (Algı yönetimi) öyle midir?

Siz, zeki çocuklarınızı gönüllü olarak yabancı okullara gönderiyor, onların dilini öğretiyor, sonra da ülkenizdeki yabancı şirketlere memur-hizmetli olarak veriyorsunuz…

Oh ne ala Mualla!

-Çocuğu doğur, 20-25 yıl emek-zaman-para harcayarak yetiştir ve yabancı ülkelere, kuruluşlarının tesislerinde hizmete amade hale getir!

Ve Bunun adına da “Batılılaşıyoruz!” de.

Her ne gelirse sana senden gelir, sen zannetme ki o benden gelir!

Yıl 2002: Bağımsızlığımızın teminatı ki: NATO’nun en büyük ikinci sıradaki ordusu -İnsan kaynağına sahip olduğundan olmalı- ordumuz,  ihtiyaçlarının ancak yüzde yirmisini yerli kaynaklardan karşılamaktadır. Açık ifadesi ile, yabancı desteği olmadan ordumuzun hareketi “Sıfır” ihtimal derecesindedir.

Yıl 2016: Ordumuz, yüksek teknolojik donanımları da dâhil ihtiyaçlarının yüzde altmışını Yerli/Milli kaynaklardan karşılamaktadır. Ordumuz artık önemli ölçüde bağımsız-özgür ve GERÇEK manası ile güçlüdür.

Bu nedenle dün:

-“Uçaklar PKK sığınaklarını bombalamak için gidiyor, sığınakları -doğru- tespit edemedikleri için dağları, taşları bombalıyor geliyor!” denilen ordumuz; Bugün,

Gidiyor, hedeflerini büyük bir isabetle vuruyor ve Kahramanlar-Aslanlar gibi dönüyorlar. Aradaki fark nedir? Elbette yerli uydu, Yerli İHA ve Milli radar sistemleri. Daha da önemlisi gerçek vatanseverler, bu ülkeye gönülden bağlı evlatları.

Özeti: Biz Batılılaşmayacak, Çağdaşlaşacak, Çağı yakalayacağız. Bunu da batıdan aldığımız makineleri ve bilgileri geliştirerek yapacağız.

Devam edecek

-Batı nasıl gelişti, biz neden geriye düştük?

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(1)http://www.hurriyet.com.tr/reklam-dunyasi-bay-aciman-i-kaybetti-16759490
(2)http://www.capital.com.tr/sektorler/diger/en-yabanci-sektorler-haberdetay-754

(3) 3. DÜNYA’NIN BATILILAŞTIRILMASI. Paul Harrison

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*