ABD ve Rus Kardeşliğinin hikmeti! Ruslara göre Türkler güçlendikçe bağımlılıkları artmalıdır (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

coğrafi keşifler

 

Düşürülen Rus uçağının görünen bir, görünmeyen üç boyutu var. Ruslar uçaklarını kasıtla düşürterek kendilerine neden bir kazık attılar?

Osmanlı Tarihini doğru öğrenenler: Avusturya, Rusya ve Fransa’nın Osmanlı’yı ilk çembere alan ve parçalayanların başındaki devletler olduğunu bilirler.

Avusturya ile Rusya, Osmanlının altını Balkanlarda; Fransızlarda Kuzey Afrika ve Mısır’da oymaya başlamıştır.

Süreç içerisinde İngiliz ve Fransızların (1853 Kırım Savaşı’nda olduğu gibi) yanımızda durmaları, bizim hayrımıza değil, karşı tarafın, örneğin: Rusların paylaşımdan (izinsiz) büyük lokma koparmaması vardır. Rusların da böyle (görüntüde) yardımları vardır. Mısır ve Milli Mücadele bunlara örnektir.

Rusları doğru anlamanın yolu, Şark Meselesi”nden geçmektedir.

Bu nedenle “Şark Meselesi”ni kavramadan, ne İngilizlerin bizlere olan yaklaşımını anlayabilir, ne de Rus ve Amerikalıların. Bunların anlatımını takiben Rus uçağının düşürülmesine açıklık getirilecektir.

Okuyanların bu meseleyi tüm cepheleri ile değerlendirmelerine imkan sağlamak adına, Prof. Dr. Ercüment KURAN’ın bir tespitini aktaralım.

– (Yusuf) “Akçura Türk tarihçiliğine yeni görüşler de getirmiştir. Şark meselesinin temelinde îktisadın yattığını ilk fark eden her halde odur. Zira, bu meselenin Sanayi inkılâbı ve mamul mallarına açıkpazar saydıkları Osmanlı İmparatorluğunu paylaşamamaları sonunda aralarında rekabete girişmelerinden doğduğunu 1902’de yayınladığı bir makalede belirtmiştir.”(1)

“Şark meselesi”

1- Hıristiyan Avrupalıların Müslüman doğu milletlerini ekonomik ve siyasi nüfuz ve hükmü altına almak amacından oluşan tarihi meselelerin hepsidir,

2- Avrupalıların Osmanlı Devleti’ni bahaneler ortaya koyarak parçalamak, zapt etmek, Osmanlı idaresi altında bulunan farklı milletlerin bağımsızlıklarını sağlamak istemelerinden meydana gelen tarihi meselelerin hepsidir.

Dolayısıyla Şark Meselesi hakkında verilen yukarıdaki iki tanımdan ikincisi, bugün, yarın için eskimiş ve tasfiye edilmiştir. Çünkü Osmanlı Devleti yıkılmıştır.

Ancak birinci tanım içine giren Şark Meselesi yaşanan olaylardan ve tarihin seyrinden daha az etkilenmiştir. Yani günümüz itibariyle devam etmektedir.

…XX. yüzyıla kadar gelen Şark Meselesi Haçlı Seferleri’nin Müslümanlara özellikle de Türklere karşı olmasıyla devam etmiştir. Bu da Türklerin Anadolu’ya gelmeleriyle başlamıştır.

Rusya için ise Şark meselesi; “İstanbul ve Çanakkale Boğazları hangi hüküm ve nüfuza tabi bulunuyorlar? Bunların tasarruf edeni kimdir?” olarak karşımıza çıkmaktadır.

…Dolayısıyla Rusya için şark meselesi Karadeniz ve Boğazlar üzerinde hâkimiyet kurmak olmuştur. Bunun için de Hıristiyanları kullanmak yolunu seçmiştir.

Osmanlı Devleti üzerinden sıcak denizlere inmek her zaman Rusya’nın geleneksel politikası olmuştur. Yani Rusya için Şark Meselesi, Boğazlar = Osmanlı Devleti’dir…

İngiltere Kralı V.George Rus Büyükelçisi Benckendorff ile görüşürken

“İstanbul artık sizin olmalı” demekteydi. İngiliz Hariciyesi’nin Petrograd’a gönderdiği notada ise; “Osmanlı Hükümetinin hareketiyle Orta-Doğu sorunu tamamen çözümlenmiş olacaktır. Türk Boğazları ve İstanbul Rusların da kabul ettiği bir şekilde sonuçlandırılacaktır” demektedir.

..Düvel-i Muazzama denilen Rusya, Avusturya, İngiltere, Fransa ve Prusya Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşabilmek için yapay bir Şark Meselesi oluşturmuşlardır.

Bu devletlere daha sonra 1871’den itibaren Almanya’da katılmıştır.

Özellikle İngiltere ve Rusya Şark Meselesi’nde öncü ve etkili iki devlet olmuştur…

Şark Meselesi’nin birinci döneminde (1071-1683) Avrupa savunmada Türkler taarruzdadır.

Bu dönem içerisinde Avrupa Türkleri Anadolu’ya sokmamak için Haçlı seferlerini başlatmış ancak başarılı olamamıştır.

İkinci dönemde ise Avrupa bu kez Türklerin Rumeli’ye yani Avrupa’ya girişini engellemek istemiş ancak bunda da başarılı olamamıştır.

1683 Viyana bozgunundan sonra ise Türkler savunmada Avrupa taarruzdadır.

Bu dönemde Avrupa, Balkanlardaki Hıristiyan nüfusun ya bağımsızlıklarını kazanması ya da haklar elde etmesi için uğraşmıştır. Bunda da başarılı olmuştur.

Bu dönemde Avrupa Türkleri Avrupa’dan atmak ve İstanbul’u geri almak amacında olmuştur.

Şark Meselesi’nin son safhası da Türkleri geldikleri topraklara geri göndermek yani Anadolu’dan çıkarmak olmuştur.

Bu amaçlarını da Sevr ile gerçekleştirmek istemişlerdir. Sevr’in hayata geçirilmesi demek “bir kelime ile Türklerin mahvı demekti” .

1808-1858 yılları arasında çeşitli aralıklarla Osmanlı Devleti’nde İngiltere’nin Büyükelçisi olarak görev yapan Stratford de Redcliffe bu zaman zarfında Times’a mektuplar, makaleler göndermiştir.

Bunlardan 1874 tarihli olanında Şark Meselesi’ni, daha çok acil nedenlerle belki de tehlikeli olarak ağırlaştırılmış, kesinlikle çok maliyetli ve güçlü bir ön hazırlığı yapılmadan sunulan bir muhtıra olarak tanımlamaktadır.

1875 tarihli mektubunda ise, Şark Meselesi’ni volkana benzetmektedir. O’nun da bir volkan gibi dinlenme aralıkları vardır. Zaman zaman patlar, zaman zaman dinlenir. Ancak bu aralarda salgınlarla karşılaşır. Bunlarda yıkıcı ve belirsizdir…

18 Temmuz 1877 tarihli bir makalesinde ise Şark Meselesi’ni çok zorlu, tehlikeli ayni zamanda çok önemli etkilere sahip ve şiddetli tutkular yüzünden de oldukça heyecan verici ancak bir o kadar da yıkıcı faaliyetleri olan bir süreç olarak nitelemektedir.

İngiliz diplomat Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasını Şark Meselesi’nin bir parçası olarak görmektedir. Yine Times’a yazdığı mektuplarında ve makalelerinde Şark Meselesi’nde başı çekenlerin İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya olduğundan bahsetmektedir..

Yine gerek ABD Büyükelçisi Morgenthau gerekse İngiliz Büyükelçisi Stratford de Redcliffe’in Osmanlı Devleti için daha çok Türkiye, Türk İmparatorluğu gibi ifadeler kullandıkları görülmektedir.

Misyonerlik Faaliyetleri

Türklerin İslamiyet’e girmesinden önce Rumeli ve Anadolu’da Hıristiyanlığı kabul etmiş pek çok Türk bulunmaktaydı. Hatta bu Türkler Müslüman Türklere karşı bazen Hıristiyan ordularında savaşmaktaydılar.

Bu sebepledir ki Papa II. Pi, Doğu Roma’yı feth eden Fatih Sultan Mehmed’i bir mektupla Hıristiyanlığa davet etme fikrini ortaya atmıştır.

Çünkü Hıristiyan olan Türkler ile Hıristiyanlık çok büyük güç kazanacak ve Türklerin de Avrupa’ya gelip Hıristiyanlığı kabul eden kavimlerden farkı kalmayacaktır.

İslamiyet’in bu cesur muhafızları ortadan kalkınca Hıristiyanlık Türkler sayesinde büyük başarı kazanacak ve bütün Asya’ya yayılabilecektir.

Şark Meselesi’nin” mülki, siyasi ve ekonomik cepheleri arasında en göze çarpanı Avrupalıların manastır, hastane, okul gibi kurdukları müesseseler aracılığıyla yaptıkları propagandalardır.

Özellikle de Müslümanlara Hıristiyanlığı kabul ettirmenin zorluğunu anladıktan sonra kurdukları okullar aracılığıyla bu amaçlarını Müslüman çocuklarına Fransız, İngiliz, Amerikan, Alman muhipliği aşılayarak ulaşmak için çalışmışlardır.

Bu çocuklar Hıristiyan olmasalar bile bu kültürde yetişmeleri Batı için çok büyük bir gelişme idi.

Batı Türk çocukları üzerinde bu çalışmaları yaparken azınlıklardan da en çok önem verdikleri Ermeniler olmuştur…

Bu okullar başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere, İtalya ve Avusturya öncülüğünde açılmıştır.

Bu okulların ortak amacı olarak Merzifon Anadolu Koleji’nin direktörü Amerikalı George W. White’ın açıklamaları güzel bir örnektir;

“ Hıristiyanlığın en büyük rakibi Müslümanlıktır, Müslümanlarında en kuvvetlisi Türkiye’dir. Bu hükümeti ve memleketi devirmek için Ermeni ve Rum dostlarımız tarafından o kadar kan feda edildi ki, bunlardan birçoğu İslamlara karşı mücadelede şehit oldular. Unutmayalım ki, kutsal hizmetimizin, sonuna kadar daha pek çok böyle şehit kanı akıtılacaktır. Bizim görevimiz bu fırsatı kaçırmamak ve gereğine uygun hareket etmektir”

Günümüz itibarıyla ise bu konu Papa II. John Paul’un 1999 yılında yaptığı bir açıklamada gizlidir;

-“Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika, üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım. Asya’yı Hıristiyanlaştırmanın yolu Türkiye’den geçmektedir

Batı’nın Osmanlı Devleti’ni Ehlileştirme ve Medenileştirme Siyaseti (BOP)

XIX. yüzyılda Batılı devletlerin nazarında şark, istesin ya da istemesin temdin edilmesi gereken yani medenileştirilmesi, ehlileştirilmesi gereken bir saha olmuştur. Batı bu siyaseti daima sömürge ile beraber paralel götürmüştür.

XX. yüzyılda devam eden bu siyaset Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar sürmüştür. XXI. Yüzyılda ise  bu siyaset kendisini Büyük Ortadoğu Projesi olarak göstermektedir.

Burada Sevr Antlaşması, BOP’nin de temeli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çünkü Sevr ile Türkiye askeri açıdan tamamen yetersiz bir duruma sokulmak istenmiştir.

Diğer taraftan ise Sevr, Anadolu toprakları küçük topraklar üzerinde kurulmuş birden fazla devleti öngörmüştür.

BOP kapsamında öngörülen siyasetin sonunda da Ortadoğu olarak adlandırılan bölgenin küçük ve zayıf devletçiklere bölünmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla Sevr’in BOP’a fikir verdiği çok açık olarak karşımıza çıkmaktadır. (2)

Yukarıdaki ifadelerden “Şark Meselesi” veya “Doğu Sorunu”nun ne olduğu biraz açıklanmış olmalıdır.

Şimdi yazılanları ve Rus uçağının düşürülmesi olayına gidebiliriz.

-Kendine gelişmiş Batılılar, kendi çıkarları penceresinden gördükleri ile bize paramızla yüksek sivil ve askeri teknoloji vermemekte, satmamaktadır.

-Bunun nedenleri açık olarak, “Şark Meselesi” kapsamında sıralanmıştır.

-Osmanlı/Türkiye etrafı dikenli tellerle çevrili -görünür siyasi bağımsızlık– görünmeyen iktisadi bağımlılık- alandan dışarıya nasıl çıkacaktır?

Bunu ilk deneyen Sultan Abdülaziz olmuş, ancak niyetini öğrenen İngiliz-Fransızlar onu yerli masonlar üzerinden tahtan indirerek (intihar süsü ile) katledilmişlerdir. İkinci deneyenlerden, II. Abdülhamit Han, ülkesine 33 yıl boyunca yaptığı sayısız hizmet ve bilinçli olarak geleceği kuracak nesiller yetiştiştirdiğinden olmalı, o da, Mason İttihatçı subaylar tarafından tahtan alaşağı edilerek hapsedilmesi yetmemiş olacak, ki: “Kızıl Sultan” yaftası ile suçlanmış; en sonuncuları, Milli Mücadele’yi  başlatan Sultan Vahdettin, Ülkesinin paylaşıldığı San Remo’ya (burada esir tutulması nedense hiç gündeme getirilerek araştırılmamıştır.)  sürgün edilerek, ihanetle suçlanmış ve o da “Hain” damgasından kurtulamamıştır. (M.Kemal Paşa’nın, “Uzaklaştırdık!” *) demesine rağmen)

-Sıradaki Menderes bir şeylerin farkına varmış olmakla birlikte (darbecilerin ağır işkenceleri ile) anasından emdiği burnundan getirilmiş ve geldik Er-Doğan’a…

Devam edecek

Ruslar uçaklarının düşürülmesi için NATO (ABD) ile anlaştı mı?

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(*) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız:  http://www.canmehmet.com/arastirmacilara-hediyemizdir-mustafa-kemal-pasa-sultani-biz-uzaklastirdik.html

(1) TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMASI ve milli meseleler”, Prof. Dr. Ercüment KURAN

(2) Doç.Dr.  Şayan ULUSAN, “ŞARK MESELESİ’NDEN SEVR’E TÜRKİYE”

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*