ABD ve Rus Kardeşliği: Batının nasıl refaha kavuştuğunu Osmanlı da biliyordu cumhuriyette (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

korku

 

Osmanlı ve Cumhuriyet yönetimi Batı tipi kalkınmanın sırrını biliyorlardı da neden uygulamadılar? Biz açıklamalarını yapalım, bunun cevabını siz kendinize göre verirsiniz.

-“Ana kapının önünde bir hürriyet heykeliyle karşılaşıyorsunuz; heykelin elinde bir asa vardır ve bir sandalyede oturmaktadır. Görüntüsü ve tavrı izleyenlere şu mesajı verir:

“Ey kıymetli ziyaretçiler, insanlığın bu büyüleyici gelişimine baktığınızda, şunu aklınızdan çıkarmayın ki, tüm bu mükemmellikler hürriyetin eseridir.Ancak hürriyetin koruması altında, insanlar ve milletler mutluluğa erişir. Hürriyet olmaksızın güvenlik olmaz; güvenlik olmadan gayret olmaz, gayret olmadan, zenginlik olmaz; zenginlik olmadan, mutluluk olmaz!…”(*)

Bunları kim söylemektedir?  Sadullah Paşa.

Peki, Paşa ne gördü veya nelere şahit oldu da böyle bir sonuca, yargıya ulaştı?

Sadullah Paşa, uzun yıllar Berlin ve Viyana’da büyükelçi olarak kalmıştır. 1878 yılında ziyaret ettiği Paris Sergisinde sergilenen eserleri gördükten sonra böyle bir kanaate, sonuca varmış olmalıdır.

Bakalım Batı Avrupa’nın kalkınmasını, Paşa’nın dediği gibi “Hürriyet” mi tetiklemiş?

Endüstri kapitalizminin Avrupa’da nasıl ve niçin ortaya çıktığı sorusu, son derece karmaşık bir sorudur. Yapabileceğim tek iş, endüstrileşme olgusunu mümkün kılan ve başka ülkelerde mevcut bulunmayan faktörleri teker teker sıralamaktan ibaret olacaktır. Bunlardan en önde gelenleri;

-Bereketli topraklardan elde edilen zirai ürün fazlası,

-Özgürce para kazanıp servet sahibi olan ve bu yolda devletten destek gören müteşebbis ruhlu insanların varlığı,

-Bu yoldan kazanılan para ile yatırımlar için gerekli olan finansmanın sağlanabilmesi,

-Matematik ve mekaniğe istinat ettirilen pratik bazı bilim dallarında kaydedilen gelişme,

-Makine üretiminin gelişimini cesaretlendiren, giderek genişleyen bir Pazar.(1)

İngiliz yazarın bize özetledikleri:

-Önce ihraç edecek ürününüz olmalı ve elbette bunları üreten, devletten destek gören girişimci iş adamları.

-Sonra: Bu insanlar ürettiklerinden, sattıklarından yatırım yapabilmek için para kazanabilmeli.  kazandıklarından yeni yatırım için gerekli parayı tasarruf edebilsinler.

-Bu arada ilim insanları da, ilmi çalışmalar yapmaları için maddeten desteklenmeli. Ki: El tezgâhları makinelere dönüşebilsin. Ve en önemlisi de, sizin ürettiklerini satacak, pazarlayabilecek yeni pazarlara ulaşılmış olmalı.

Görünürde ne kadar da  basit (ekonomik) kurallar değil mi?

Bunların arasında “motor” görevini üstlenen en önemli  unsur nedir?

Devlet (yapılanması) ve Devletin halkına bakışı ve onlardan beklentileri?

Sadullah Paşa Paris Fuarını gördükten sonra neye işaret etmiştir?

“Ey kıymetli ziyaretçiler, insanlığın bu büyüleyici gelişimine baktığınızda, şunu aklınızdan çıkarmayın ki, tüm bu mükemmellikler hürriyetin eseridir.Ancak hürriyetin koruması altında, insanlar ve milletler mutluluğa erişir. Hürriyet olmaksızın güvenlik olmaz; güvenlik olmadan gayret olmaz, gayret olmadan, zenginlik olmaz; zenginlik olmadan, mutluluk olmaz!…”

Peki, Bizim devletimizin (Devlet ve siyaset adamları, bürokratlar, akademisyenler, yargı mensupları, askerler ve güvenlik mensupları) dün ve bugün halkına, girişimcisine bakışı nedir?

Bu soruyu dürüstçe şu içerikle sorabilir miyiz?

-Rahmetli Erbakan’ın ve Takipçilerinin öncesinde: Belediyelerin, karakolların, kışlaların ve dahi mahkemelerin kapısından içeri girerken (dayak, aşağılama, rüşvet vb. korkusundan) vatandaş, “üç kulhuvallah bir elham” okunmuyor muydu?

Sadullah Paşa, Batı tipi gelişmeyi nasıl özetlemektedir?

“…Ancak hürriyetin koruması altında, insanlar ve milletler mutluluğa erişir..”

Burada  Yazar Paul Harrison’a  geri dönüyor, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Batı endüstrisinin en önemli kısmının yer aldığı kuzeybatı Avrupa’da yoğun bir yerleşim, ancak sanayi devrimi gerçekleştikten sonra mümkün olabilmiştir.

Bunun için son derece makul bir sebep vardır: Akdeniz bölgesinde kullanılan klasik hafif sabanla bu yörelerin killi toprağında tarım yapabilmek pek zordu.

Bu tırmıklar toprağın yüzünü ancak çizebiliyorlar ve pek sığ bir toprak katmanında ürün yetiştirebilmesine imkân veriyorlardı. Oysa sözünü ettiğimiz yörenin ağır killi toprağı böylesi bir sabana bana mısın bile demiyor, bağrını çiftçiye açmıyor, üzerinde çalışanların emeğini boşa çıkarıyordu. Ağır sabanların kullanılmaya başlamasıyla, toprağı alt üst edebilmek mümkün oldu. Bu şekilde alt üst edilmiş killi toprak ise, klasik tarım alanlarına kıyasla daha üretken olmaktaydı

…Daha sonraları dönüşümlü mahsul üretimi (yanında)  tarımla hayvancılığın içice yapılmasıyla hızla miktarı artan tasarruflar, şehirlerin ve endüstrinin gelişebilmesi için gerekli ortamı hazırlamış oldu. Batı kentleri, despot yöneticilerin idaresi altındaki Asya kentlerinden pek farklı bir durumda idiler. Zirai ürünlerin el değiştirdiği ticaret merkezleri olarak geliştiler. Sakinleri, Asyalı emsalleri ile kıyaslanamayacak kadar özgür idiler.

Başlangıçta, özellikle İngiltere ve Fransa’da, ticari faaliyetlerden komisyon alan feodal yönetim tarafından; daha sonraları ise, feodal asillere karşı verdiği mücadelede kendisine siyasi destek verir beklentisi içerisinde olan krallardan büyük destek gördüler.

Bu suretle gücünü ve toplum içerisindeki yerini, babasından kendisine zahmetsizce intikal eden asalet unvanlarından değil ama didine didine kazanıp bir araya getirdiği paradan alan bir sınıf ortaya çıktı.

Bu insanlar ticaret ve küçük çapta sinai üretim yoluyla mal sahibi olmalarına paralel olarak da toplumda itibar sahibi oluyorlardı.

Bundan sonra tarihin şahit olacağı her önemli gelişmenin merkezi artık özgür şehirlerdi.

Hûnerli zenaatkarlar arasından çıkan bir takım insanlar, uygulamalı bilimleri matematikle destekliyerek çok büyük yenilikleri insanlığın hizmetine sundular.

Batılı tüccarlar da ülkeyi yönetenlerin baskısından uzak, dilediklerince hareket edebildiler.

Bu insanların doymak bilmez gözleri, yeni keşiflerin olması sonucunu doğuran yolculukların yapılmasına sebebiyet verdi.

Türkler, Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarını ele geçirmişlerdi. Kara yoluyla yapılan her türlü ticari ilişki bütünüyle Türklerin kontrolü altında gerçekleşiyordu.

Bu sebeple Batıyı Doğuya bağlayan bir deniz yolu bulunmalıydı. Bu yol, ya Afrika burnu dolanılarak, ya da Dünyanın etrafında dolanılarak bulunacaktı.

Ama, mutlaka bulunacaktı. Columbus’a, Vasco dö Gama’ya yapılan yardımlar, denizcilik teknolojisinin gelişmesini hızlandırdı. Tüccarlar, Asya ile yaptıkları ticaretten dehşetli para kazandılar. Değersiz eşyalar satıp, değerlilerini aldılar. Böylece Batı ile Üçüncü Dünya arasında sürüp giden gayri adil ticareti başlatmış oldular. Kazandıkları paralar, daha büyük ölçekli üretim birimlerinin kurulabilmesi için gerekli olan kaynağı oluşturdu.

Daha işin henüz başlangıcında, Batılı olmayan toplumların Batılılar tarafından acımasızca sömürülmesi. Batı kapitalizminin doğuşunda anahtar rolü oynadı. Bu sömürü düzeni kurulamamış olsaydı, yer yüzünün ilk sanayi toplumlarının Avrupa’da ortaya çıkması mümkün olmayabilirdi de.

Güney Amerika’nın sömürgeleştirilmesinden sonra iyice zıvanadan çıkan kâr oranları, köle ticaretinde görülen canlılık; sermaye dağlarının oluşumuna sebebiyet verdi. Batı Afrika, Batı Hindistan ve İngiltere arasındaki ticaret üçgeninin merkezi olan Liverpool, köle, pamuk ve rom ticaretinden büyük paralar kazandı ve bu paralarla Güney Lancashire’de bulunan yatırımları finanse ederek, bu kentin endüstri devriminin beşiği olma vasfını kazanmasını sağladı.

Îngiliz endüstrisinin hızlı gelişimi, sömürgelerde tesis edilen pazarlardan gelen taleplerle, adeta mahmuzlanıp şahlanır oldu. Bu kadar yoğun bir talep oluşturulamamış olsaydı, endüstrinin de bu denli hızlı bir gelişme gösterebilmesi elbetteki mümkün olamazdı.

Avrupa’nın arz üzerinde bir hegomanya kurabilmesinde rolü olan bir başka önemli faktör de, gerek kara ve gerekse denizdeki askeri üstünlüğüydü.

Asırlardır kesintisiz devam eden savaşlar, bilgi ve becerilerini geliştirmişti. Teknolojik gelişmeler, günün en öldürücü silahları ile donanmalarını sağlamıştı. Avrupa mozayiğinin bölünmüşlüğü ve bunun bir sonucu olarak aralarında hiç eksik olmayan savaşlar, askeri alandaki yeteneklerini geliştirmişti. Bu sahada, asırlardır bir istikrar ortamını sürdürmeyi başarmış Çin gibi devletlere karşı üstünlük kazanmışlardı…” (2)

Yukarıda yazılanlar özetlenirse:

-Batı Avrupa’da (İngiltere-Fransa’da) gerçekleştirilen Sanayi Devrimi’ni tetikleyen etkenlerin başında; Halk-Devlet işbirliği, devleti yönetenlerinin halkı üretim-ticaret yapabilmeleri için teşvik etmeleri, ülkede hürriyet ortamının oluşturulması ile, Devletin halkta servetin oluşmasına yardımcı olması, halkının zenginliklerini kıskanmaması vardır.

Meraklıları bu sayılanlarla (Osmanlı-Cumhuriyet dönemlerinde) bizdeki uygulama ve anlayışlarla karşılaştırabilirler.

Devam edecek…

-Ne oldu da Amerikalılar ile Ruslar bize karşı bir çizgide buluşabildiler?

Resim: İçerik tarafımızdan hazırlanmıştır.

www.canmehmet.com

(*) Sadullah Paşa, (1838-1891) “Diplomat, Ticaret ve Ziraat Nazırı. Tanzimat Döneminin önde gelen Osmanlı devlet adamlarındandır. 1853 yılında devlet hizmetine girdi.  4 Nisan 1876 – 30 Mayıs 1876 tarihleri arasında Ticaret ve Ziraat Nazırı olarak görev yaptı. 1877’de Berlin, 1882’de Viyana Büyükelçisi olarak tayin edildi ve son görevinde 9 yıl kaldı.” Daha fazlası için bakınız: https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadullah_Pa%C5%9Fa

(1-2) “3. Dünyanın Batılılaştırılması“, Paul Harrison

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*