<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>canmehmet</title>
	<atom:link href="http://www.canmehmet.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.canmehmet.com</link>
	<description>&#34;Geçmişi hatırlamayanlar, onu tekrarlamaya mahkûmdur “Jorge Santayana</description>
	<lastBuildDate>Sat, 15 Jun 2013 18:46:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yüzyıl önce Taksim Kışlası’nda hapsedilen Cin &#8216;Gezi Parkı’nda şişeden nasıl çıktı (1)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3557&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yuzyil-once-taksim-kislasinda-hapsedilen-cini-gezi-parkinda-kimler-siseden-cikardi-1</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3557#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jun 2013 16:44:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart vakası]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizler]]></category>
		<category><![CDATA[İttihatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim kışlası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3557</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı dizisinde; 100 yıl evvel bir darbe ile gasp edilen iktidarın, “Halkın eline tekrar mı geçiyor? Telaşı ile başlatılan olayların, düşünülenin aksine halk iktidarının kalıcı olmasını nasıl tetiklediği anlatılacaktır. Başlamadan bir kez daha tekrar edersek, -Geçmişi hatırlamayanlar, onu tekrarlamaya &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3557">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3558" class="wp-caption alignnone" style="width: 343px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3558" rel="attachment wp-att-3558"><img class="size-full wp-image-3558" title="cin" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/cin.jpg" alt="" width="333" height="240" /></a><p class="wp-caption-text">Cin&#39;in şişeden çıkması kadar, oraya nasıl girdiği de önemlidir.</p></div>
<p>Bu yazı dizisinde; 100 yıl evvel bir darbe ile gasp edilen iktidarın, “<strong>Halkın eline tekrar mı geçiyor</strong>? Telaşı ile başlatılan olayların, düşünülenin aksine <strong>halk iktidarı</strong>nın kalıcı olmasını nasıl tetiklediği anlatılacaktır.</p>
<p>Başlamadan bir kez daha tekrar edersek,</p>
<p>-<strong>Geçmişi hatırlamayanlar, onu tekrarlamaya (yaşamaya) mahkûmdur.</strong> (1)</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>&#8216;Gezi Parkı&#8217;na nasıl gelindi?</strong></p>
<p>Taksim Kışlası,  İttihatçılar ve 31 Mart İsyanı<strong>;</strong></p>
<p><strong>Taksim Kışlası;</strong></p>
<p>Taksim Kışlası&#8217;nın yapımına, Üçüncü Selim&#8217;in iktidar senelerinde, 1803&#8242;te başlanmış, bina bittiğinde Kapıkulu Askerlerinin topçu birliklerine tahsis edilmiştir.</p>
<p>Kışla, 1911&#8242;de Taksim Meydanı ile birlikte,  İngiliz, Fransız, Avusturya ve Türk ortakların kurduğu bir konsorsiyuma satılır&#8230; Yeni sahipler kışlayı ve meydanı ne olarak kullanacakları konusunda birkaç yıl boyunca karar veremezler. Satışı yapan Osmanlı hükümeti kararını 1917 Aralık&#8217;ında değiştirir, daha önce ödenmiş olan bedel karşılığında hem kışlayı, hem de meydanı geri alarak yeniden topçulara tahsis eder&#8230;<strong> Ve </strong>Kışlanın, 1939’da yıktırılıp yerine park yapılmasına karar verilir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Taksim Kışlası neden yıktırıldı?</strong></p>
<p>Araştırmacı yazar, Sayın Murat Bardakçı, (2) Taksim kışlasının 1939 yılında,&#8221;O zamanın hükümeti de, İstanbul&#8217;un belediyesi de neredeyse enkaz haline gelmiş olan ve hiç durmadan masraf çıkartan binadan kurtulmak için yıktırılmıştır” demektedir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">İttihat ve Terakki</strong></p>
<p class="MsoNormal">İttihat ve Terakki Fırkası, Başlangıçta devletin anayasal bir düzene kavuşmasını amaçlayan gizli bir dernek olarak kurulan örgüt; anayasanın kabul edilip II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra iktidarı denetleyen bir siyası parti (İttihat ve Terakki Fırkası) halini almış; 1912&#8242;de ise iktidar partisi olmuştur.</p>
<p class="MsoNormal"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">1908 Devrimi</strong></p>
<p class="MsoNormal">Merkezi Selanik&#8217;te bulunan 3. Ordu’nun gerçekleştirdiği 1908 Devrimi&#8217;ni Selanik&#8217;te bulunan İttihat ve Terakki merkez komitesi organize etti. Cemiyetin Manastır merkezi, padişaha, Kanuni Esasi’yi yürürlüğe koymasını ve 26 Temmuz’a kadar Meclisi Mebusan’ın açılmasına izin vermesini isteyen bir telgraf çekti. Eyüp Sabri kumandasındaki Ohri Taburu ile Niyazi Bey komutasındaki Resne taburu 22 Temmuz gecesi Manastır’da birleşti ve Manastır Fevkalede Kumandanı olarak görevli bulunan Müşir Fevzi Paşa’yı dağa kaldırdılar. 23 Temmuz günü atılan 21 pare top atışı ile Manastır’da Meşrutiyet yönetimi İttihat ve Terakki tarafından ilan edildi. Durum, Yıldız Sarayı&#8217;na telgraflarla bildirildi. 23 Temmuz’u 24 Temmuza bağlayan gece Kanuni Esasi’nin yürürlüğe konmasına karar verildi ve resmi ilan ertesi sabah gazetelerde yayımlandı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hareketi, çetecilik yoluyla yönetimi ele geçiren ilk hareket olarak tarihe geçti.[10]</p>
<p class="MsoNormal">(10) Ali Erdem, İttihat ve Terakki, Eylül 2008</p>
<p class="MsoNormal"><strong class="MsoNormal">31 Mart Vakası</strong></p>
<p class="MsoNormal">Nisan 1909&#8242;da cemiyete muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey’in Galata Köprüsü üzerinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, İTC iktidarına karşı &#8220;31 Mart Vakası&#8221; olarak bilinen ayaklanmaya yol açtı. Bu ayaklanma Selanik&#8217;ten gelen askerî birlikler tarafından bastırıldı ve cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti.</p>
<p class="MsoNormal">31 Mart’ın sorumlusu olarak gösterilen II. Abdülhamit tahttan indirildi. Yerine getirilen V. Mehmet Reşat, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi. Ağustos 1909&#8242;da yapılan Kanun-ı Esasi değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.</p>
<p class="MsoNormal">…<strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong>Bir başka pencereden 31 Mart İsyanı</strong> <strong>(13 Nisan 1909)</strong></p>
<p>İsyan, II. Meşrutiyet&#8217;in ilanından sonra İstanbul&#8217;da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Meşrutiyetçi hareketin en güçlü kanadı olan İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin iktidarı tam olarak ele geçiremeyerek dolaylı bir denetim kurması, ve <strong>İngilizlerin İttihat ve Terakkicilere söz geçiremeyeceğini fark etmesi</strong>, politik istikrarsızlığa yol açmış, halk arasında da yaygın çalkantılar doğurmuştu.</p>
<p>Bu koşullar bazı muhalefet gruplarının kısa sürede İttihat ve Terakki&#8217;ye karşı İngilizlerin de desteğiyle birleşmelerine zemin hazırladı. Politik istikrarsızlık ve çatışmalar, İttihat ve Terakki&#8217;ye muhalefet eden tanınmış gazetecilerin ajanlar tarafından öldürülmesiyle daha da şiddetlendi.</p>
<p>Bununla birlikte İttihat ve Terakki içinde de sorunlar bulunmaktaydı,</p>
<p>-Teşkilatın İngiliz taraftarı Manastır kolu ile</p>
<p>-Alman taraftarı Selanik kolu arasında rekabet yaşanmakla, o dönemde <strong><span style="text-decoration: underline;">Alman taraftarı Selanik kolu, azınlık durumuna düşen Manastır koluna üstün gelmişti. </span></strong></p>
<p>Bu durum bu partinin Manastır kolunun bir kısmını da saf değiştirip muhalefet ile işbirliğine yöneltti. (3) Diğer taraftan İngilizlerin böyle bir ayaklanmayı teşvik etmesinin nedenide Berlin Antlaşması sonrası, Mısır&#8217;ın kendince işgali sonrası giderek kendi ekseninden uzaklaşıp, hızla rakibi Almanya eksenine doğru kayan ve II.Meşrutiyet sonrası da bu durumu sürdüren Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu kendi saflarına çekme isteğinden kaynaklanmaktaydı.(4)</p>
<p><strong>İsyanın başladığı Taksim Kışlası</strong></p>
<p>12 Nisan&#8217;ı 13 Nisan&#8217;a bağlayan gece, Taksim Kışlası&#8217;ndaki Avcı Taburu&#8217;na bağlı askerler subaylarına karşı ayaklanarak kendilerine önderlik eden din adamlarının peşinde Heyet-i Mebusan&#8217;ın önünde toplandılar ve ülkenin şeriata göre yönetilmesini istediler.</p>
<p>Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti ayaklanmacılarla uzlaşma yolunu seçti ve hükümet üyeleri tek tek istifa etti.</p>
<p><strong>İsyancıların kurduğu yeni hükümet İngilizler tarafından desteklendi.</strong></p>
<p>Adliye Nâziri Nâzım Paşa İttihatçı Ahmet Rıza Bey sanılarak isyancılar tarafından linç edildi. Aynı şekilde Lazkiye mebusu Arslan Bey de gazeteci Hüseyin Cahid sanılıp öldürüldü. Tahsilsiz ve alaylı olan askerlere halk arasından cahil ayak takımından hamallar ve bazı dindar kimseler de din elden gidiyor propagadalarının etkisiyle katılmıştı. (5)</p>
<p><strong>Ayaklanma Heyet-i Mebusan üzerinde de etkili oldu. </strong></p>
<p>Hükümetin ve meclisin etkisiz kalmasıyla, II. Abdülhamid yeniden duruma egemen oldu. Ayaklanmayı başlatan muhalefet ise, herhangi bir programdan yoksun olduğundan önderliği elde edemedi.</p>
<p>İstanbul&#8217;da <strong>denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki</strong> asıl güç merkezi olan Selanik&#8217;teki 3. Ordu&#8217;yu harekete geçirdi. Böylece ayaklanmayı bastırmak üzere Hareket Ordusu kuruldu.</p>
<p>Ayaklanmacılar 23 Nisan&#8217;ı 24 Nisan&#8217;a bağlayan gece İstanbul&#8217;a girmeye başlayan Hareket Ordusu&#8217;na başarısız bir direniş çabasından sonra teslim oldular&#8230;</p>
<p>Ayaklanmanın bastırılmasından sonra sıkıyönetim ilan edildi ve ayaklanmacıların önderleri Divan-ı Harp&#8217;te yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldılar. Muhalefet hareketi önemli kayıplara uğradı.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ama en önemli gelişme, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan&#8217;ın 27 Nisan&#8217;da II. Abdülhamid&#8217;in tahttan indirilmesini, </span></strong>yerine V. Mehmet Reşat&#8217;ın geçirilmesini kararlaştırmasıydı.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Kışlanın 31 Mart İsyanı’ndaki rolü</strong></p>
<p>Kışla 31 Mart İsyanı&#8217;nda önemli bir rol oynadı. İsyan 12 Nisan &#8211; 13 Nisan 1909 gecesi Taksim Kışlası&#8217;ndaki <strong>Avcı Taburu&#8217;na bağlı askerlerin subaylarına karşı ayaklanarak Meclis-i Mebusan&#8217;ın önünde toplanmalarıyla başladı ve 27 Nisan 1909&#8242;da II. Abdülhamit&#8217;in tahttan indirilmesiyle son buldu.</strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p><strong>Gezi Parkı inşası </strong></p>
<p>1940&#8242;ta şehir planlamacısı Henri Prost&#8217;un önerisi ile kışlanın yıkılması, yerine konut ve sosyal etkinlik alanları inşa edilmesi kararlaştırıldı. Kışlanın yıkımından sonra planlanan düzenlemelerin pek azı yapılabildi.</p>
<p><strong>Kışla&#8217;nın yerine Taksim Gezi Parkı inşa edildi.</strong></p>
<p><strong>-</strong>16 Eylül 2011 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi&#8217;nin aldığı kararla yapının Kentsel Tasarım Projesi ile <strong>bir bütünlük içerisinde değerlendirilerek tekrar inşa edilmesi kararlaştırıldı.</strong></p>
<p>-Fakat 17 Ocak 2013 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yapının inşasına, Gezi Parkının <strong>İstanbul’un belleğinde yer ettiği gerekçesiyle onay vermedi.</strong></p>
<p>-Bu karara İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu nezdinde itiraz edildi. Üst kurul, <strong>1 Mart 2013 tarihinde bölgesel kurulun kararını iptal ederek Kışla&#8217;nın tekrar inşasına kesin olarak onay verdi.</strong></p>
<p>-31.05.2013 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapımına onay veren karara <strong>İstanbul 6. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. (6)</strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p><strong>Yazılanlar özetle;</strong></p>
<p><strong>-</strong>31 Mart Vakası (13 Nisan 1909) II. Meşrutiyet&#8217;in ilanından sonra İstanbul&#8217;da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. <strong>İngilizlerin İttihat ve Terakkicilere söz geçiremeyeceğini fark etmesi</strong>, Bazı muhalefet gruplarının kısa sürede İttihat ve Terakki&#8217;ye karşı İngilizlerin de desteğiyle birleşmelerine zemin hazırladı. Politik istikrarsızlık ve çatışmalar, İttihat ve Terakki&#8217;ye muhalefet eden tanınmış gazetecilerin ajanlar tarafından öldürülmesiyle daha da şiddetlendi.</p>
<p>-İstanbul&#8217;da <strong>denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki</strong> asıl güç merkezi olan Selanik&#8217;teki 3. Ordu&#8217;yu harekete geçirdi. Böylece ayaklanmayı bastırmak üzere Hareket Ordusu kuruldu. Ayaklanmacılar 23 Nisan&#8217;ı 24 Nisan&#8217;a bağlayan gece İstanbul&#8217;a girmeye başlayan Hareket Ordusu&#8217;na başarısız bir direniş çabasından sonra teslim oldular&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">-Ama en önemli gelişme, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan&#8217;ın 27 Nisan&#8217;da II. Abdülhamid&#8217;in tahttan indirilmesini, </span></strong>yerine V. Mehmet Reşat&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Peki, Sultan 2. Abdülhamid tahtan neden indirilmiştir?</strong></p>
<p>-Bunun cevabını bugün çok net olarak verebilmekteyiz.</p>
<p>-Elbette vatan topraklarını musevilere satmadığı, ülkenin borçlarını büyük oranda ödediği; ülkenin eğitimi başta olmak üzere (cumhuriyet yönetiminin sahiplendiği) birçok köklü reformlar yaptığı; tüm imparatorluğu telgraf ağı ile ördüğü,  ciddi manada demiryolu ve köprüler yaptırdığı için olmalıdır&#8230;</p>
<p>-Bunlarla beraber Sultan 2.ci Abdülhamid, Yahudilere, Filistin bölgesinde büyük paralar karşılığında toprak satmadığı için de önemli bir hedef olmuştur. Kendisini tahtan indiren ekipteki dört kişiden biri, Filistin’den toprak satmasını isteyen Musevi-Mebus, Emanuel Karasu’dur.</p>
<p>Emanuel Karasu Sultanın yanından ayrılırken özel kalem müdürüne;</p>
<p>-&#8221;<strong>Tekrar geldiğinde, bu kez Sultan&#8217;dan rica için gelmeyeceğini&#8221;</strong> de açık olarak ifade etmiştir.</p>
<p>-<strong>Ne kadar ilginç değil mi?</strong></p>
<p><strong>- &#8220;van münüt”</strong></p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p>Resim; http://www.ssszmzh.org/news/dile-benden/</p>
<p>Kaynakça;</p>
<p>(1) Jorge Santayana</p>
<p>(2) Habertürk, 14.6.2013</p>
<p>(3-4) Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın (Vikipedi’nin alıntılarıdır)</p>
<p>(5) Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, 31 Mart Hadisesi’nin İçyüzü, Yeni Dünya Dergisi (Vikipedi’nin alıntılarıdır)</p>
<p>(6) Anonim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3557</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmet İnönü (ilk kez) anlatıyor; Atatürkle ihtilafımızın nedenleri</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3532&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ismet-inonu-ilk-kez-anlatiyor-ataturkle-ihtilafimizin-nedenleri</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3532#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jun 2013 08:26:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[iNÖNÜ'NÜN HATIRALARI]]></category>
		<category><![CDATA[İnönü-Atatürk ihtilafı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü'nün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü-DEFTERLER 1919-1973]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3532</guid>
		<description><![CDATA[“Son seneleri Atatürk’ün çok zor olmuştu. Gece alkol tesiri ile alınan teşebbüsleri ertesi gün daima iptal etmek bir eski âdetimiz idi. Son seneler bu âdet kalkmağa başladı. Hele nihayete doğru (1936 – 37 vuzuh ile hatırladığım seneler) gece arzu veya &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3532">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignnone" style="width: 830px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3533" rel="attachment wp-att-3533"><img class="size-full wp-image-3533" title="Kapak" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/Kapak.jpg" alt="" width="820" height="1200" /></a></dt>
</dl>
<dl id="attachment_3533" class="wp-caption alignnone" style="width: 830px;">
<dt class="wp-caption-dt"><p class="wp-caption-text">İsmet İnönü, DEFTERLER 1919-1973 Yapı Kredi Bankası Yayımları, sahife, 251′den itibaren 255. ve 256 sahifeler.</p></div>
<p>“Son seneleri Atatürk’ün çok zor olmuştu. Gece alkol tesiri ile alınan teşebbüsleri ertesi gün daima iptal etmek bir eski âdetimiz idi. Son seneler bu âdet kalkmağa başladı. Hele nihayete doğru (1936 – 37 vuzuh ile hatırladığım seneler) gece arzu veya teşebbüs ettiği bir işi ertesi gün tamamen sakin ve tamam iken de iltizam (ile) takip etmeğe başladı…”</p>
<p>…</p>
<p><strong>Günlüklerden 1;</strong></p>
<p>“18 Eylül Cumartesi (1937)</p>
<p><strong>-(Başbakanlıktan) Çekilme kararı </strong></p>
<p>(14 Eylül’de 9 devletin (İngiltere, Fransa, Yunanistan, Türkiye, Romanya, Yugoslavya, Mısır, Sovyetler Birliği ve Bulgaristan) katılımıyla imzalanan ve Akdeniz’de korsanlık faaliyetlerine karşı alınacak ortak önlemleri belirleyen Nyon Anlaşması 18 Eylül’de TBMM’de oybirliğiyle onaylandı.</p>
<p>Konferansta Türkiye’yi Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras temsil etmiştir Konferans sırasında İstanbul’da bulunan Cumhurbaşkanı Atatürk’le, <strong>Ankara’da bulunan Başbakan İnönü’nün Hariciye Vekili’ne birbirinden farklı talimatlar vermesi, Atatürk ile İnönü arasında dış politika konusunda bir anlaşmazlığa yol açmıştır İnönü bu olayı şöyle anlatmaktadır: </strong></p>
<p>-“Tevfik Rüştü Nyon ‘da idi Ben Ankara’da idim. Atatürk Florya’da idi Tevfik Rüştü konferansta bazı teklifler, teşebbüsler yapıyordu. Bunlar bizim verdiğimiz talimata uygun değildi soruyordum. Nereden çıktı bu’. Atatürk haber veriyormuş ona’ dediler Ama Tevfik Rüştü Bey dikkatli idi bu işlerde..</p>
<p>Benim anladığım, ikimizi de, Atatürk’ü de, beni de, ayrı ayrı idare etmeye çalışıyordu. Anlaşılan Florya’dan sormuşlar O da tabiatıyla malumat vermiş…</p>
<p>Öyle olmuş, böyle olmuş…</p>
<p>Aslında fazla ehemniyetli bir şey değildi bu hadise”. (1)</p>
<p>(18 Eylül akşamı Atatürk ve İnönü birlikte trenle İstanbul’a hareket etmiştir Yolculuk sırasında Atatürk, İnönü’den başbakanlık görevinden ayrılmasını istemiştir Atatürk’ün ortaya attığı formüle göre İnönü bir süre izinli sayılacak. Bu süre içinde başbakanlığa İktisat Vekili Celal Bayar vekâlet edecekti İnönü bunu kabul etmiş ve not defterine “Karar; çekilme kararı “ şeklinde bir not düşmüştür)</p>
<p>…</p>
<p><strong>Günlüklerden 2;</strong></p>
<p><strong>Günlük tarihi 1937; (22 Haziran Salı)</strong></p>
<p>-Tren. Dr. Saydam.</p>
<p>-Bu sene muhacir işleri için 2 milyon lira açığı var.</p>
<p><strong>Günlük tarihi 1937; (Tarih yok) </strong></p>
<p>-Bugün Heyet-i Vekile. Yeni proje ve ertesi gün Mecliste yapılacak işlerin görüşülmesi. Şükrü Kaya’nın sonradan gelmesi.</p>
<p>-Mesele var diye bira fabrikası meselesini anlatması.</p>
<p>-“(Tarih 17 Eylül olmalıdır “Bira fabrikası meselesi” Atatürk’le İnönü arasında tartışma yaratmış bir konudur Cemil Koçak hu tartışma konusunu şöyle özetlemektedir:</p>
<p>-“<strong>Atatürk, Atatürk Orman Çiftliği</strong> karşılıksız olarak Hazine’ye devredilirken, çiftlikte bulunan <strong>bira fabrikasının yine kendi mülkiyetinde kalmasına karar vermiştir.</strong></p>
<p>Ancak bira fabrikasının İstanbul’da bir rakibi vardır: Bomonti Bira Fabrikası…</p>
<p>İstanbul’daki Bomonti Bira Fabrikası ise davalıdır. İmtiyaz süresi sona erdiğinden devletçe devralınacaktır.</p>
<p>Buna karşılık, Bomonti Bira Fabrikası, bu muamelenin iptali için yargı yoluna başvurmuş ve davanın Danıştay’da görüşülmesini talep etmiştir.</p>
<p>Ancak Atatürk, bu konuda ısrarlıdır ve gereken muamelenin biran önce tamamlanmasını ve bira fabrikasının devlete devrini talep etmektedir.</p>
<p>Atatürk, özel mülkiyetinde bulunan Atatürk Orman Çiftliği’ndeki bira fabrikasının, rakibi niteliğindeki Bomonti Bira Fabrikası’nın devlete devrinden sonra, bir sözleşme yapılarak, bira üretiminde ve satışında tekel haline getirilmesini istiyor… bu projeye şiddetle ve sert biçimde karşı çıkıyordu.” (2)</p>
<p>…</p>
<p><strong>Günlüklerden 3;</strong></p>
<p>“Şubat 939…</p>
<p><strong>-Atatürk ile münasebetlerimizi belki birçok defa yazacağım. Yeni hayatıma başlarken son senelerime ait birkaç satır ile başlamak zaruri oldu. </strong></p>
<p><strong>Son seneleri Atatürk’ün çok zor olmuştu. Gece alkol tesiri ile alınan teşebbüsleri ertesi gün daima iptal etmek bir eski âdetimiz idi. Son seneler bu âdet kalkmağa başladı. Hele nihayete doğru (1936 – 37 vuzuh ile hatırladığım seneler) gece arzu veya teşebbüs ettiği bir işi ertesi gün tamamen sakin ve tamam iken de iltizam (ile) takip etmeğe başladı. </strong></p>
<p><strong>Sıhhatında ve alkolün tesiratında bu tebeddülü fark ettiğim andan itibaren korkum çok arttı. </strong></p>
<p><strong>Son seneler hükümet azasının ayrı ayrı kendisine çok bağlı olmasını düşünüyordu. Bunun için iptidai usuller kullanmak istedi. </strong></p>
<p><strong>Hülasa, Eylül 1937 kavgası oldu. Bu kavgada haksızlık, esasında Atatürk’ündü. </strong></p>
<p><strong>Tatbikatta idaresizlik ve haksızlık ikimiz arasında bana düştü. </strong></p>
<p><strong>Haksızlık ona aitti şunun için: </strong></p>
<p><strong>-Aramızda geçen bir devlet işini sonra görüşürüz dedikten sonra, akşam masada halletmek yani gündüzden tasarladığı mülahazaları ve sebepleri imposition şeklinde karar olarak tebliğ etmek ve bu vesile ile sevmediği birkaç vekili tahkir etmek istedi. </strong></p>
<p><strong>Evvela sakin idim, sükûnetle geçiştirmek istedim. Halindeki tecavüz manasının arttığını gördükçe sabrım tükendi. Sonra şiddetle mukabele ettim. Mukabelemin şiddeti onu sükûnete getirdi. Tasmim ettiği hadiselerde haklı olmak için sebep toplamak kararına derhal başladı. </strong></p>
<p><strong>Sükûnet …tariz,,, hafif tahrik. </strong></p>
<p><strong>Sonra Hatay ve Nyon meselesini de söyledi, Ayrılmak kararı kısa oldu. Dil kongresi için İstanbul’a giderken trende beraber bir kahve içtik, “Ne olacak” dedi.  </strong></p>
<p>Ben evvela çok müteessirdim. Ağlayacak vaziyette idim. Gönlünü almayı istiyordum.</p>
<p>-“Çok mustaribim” dedim. “Bilmiyorum nasıl oldu.</p>
<p>-“Alem önünde olmasaydı” dedi,</p>
<p>-“Ne düşünürsün?” dedi.</p>
<p><strong>Birden uyandım Her zamanki gibi geçmiş veya geçecek bir hadise addediyordum. </strong></p>
<p>Bu sual üzerine ayıldım. Teessürümü yendim.</p>
<p>-“Bir şey düşünmedim. Ne emrederseniz öyle yaparız” dedim.</p>
<p>-“Bir fasıla verelim.”</p>
<p>Ben – Hay hay size müteşekkir olurum.</p>
<p>O – Şekli.</p>
<p>Ben – Hastalık.</p>
<p>O – Evvela izinle yapalım.</p>
<p>Ben – Çok iyi. Kongreden evvel mi, sonra mı?</p>
<p>O – Nasıl istersen, sofraya gidelim.</p>
<p>Ben – Çok yorgunum gedip yatayım.</p>
<p>O – Gizli tutalım. Kimi düşünürsün.</p>
<p>Ben – Mazur gör kimseyi söyleyemem.</p>
<p>O – Celal Bayar.</p>
<p>Ben – Hakikaten bana iyi tesir etti.</p>
<p>İstanbul’a beraber gittik. Tren de kalabalık vekiller filan var. Neşeli görünerek çıktık, iki gün sonra izin kâğıdımı yazdım. Kendisi ile görüştüm, Ankara’ya geldim.</p>
<p>İşittiklerime göre bana gizli tutalım derken, kendisi gece gündüz benden şikâyet etti.</p>
<p><strong>Devletin maliyesini banka gibi bir hale getirmek huyumdan bahsetti</strong></p>
<p><strong>Çünkü kendisini dolduran sebeplerden biri maliye ve inhisar vekillerine olan antipatisi idi. </strong></p>
<p>Ben Ankara’da yalnız bir ay kadar kaldım. Sakin durdum. Sofra konuşmaları gazetelere (Ahmet Emin iktisadi kalkınma vesairesi…) neşriyatı devam etti.</p>
<p>Atatürk beni İzmir manevrasına davet itti. Ben daha izinli başvekilim, ilk pek hiddetli, pek kıyasıya şeyler düşünüldüğü günler yumuşar gibi oldu.</p>
<p>Bütün dikkatim yeni tertibin muvaffakiyetsiz ve antipatik olması ihtimaline mahal  vermemek için dostlarıma hep sükûn ve yardım tavsiye ettim.</p>
<p><strong>İlk anda Atatürk’e benim çekilmem halkça iyi telakki olunduğu raporunu vermişler. </strong></p>
<p>Atatürk hakikatin tam zıddı olduğunu hadisat ile öğrendikçe çok şaşkın oldu.</p>
<p>Meclis açıldı, yeni hükümeti âlem, bir ay alıştıktan sonra çok soğuk karşıladı.</p>
<p>(<strong>Hükümet krizini </strong>Celal Bey’in muvaffakiyetiyle geçirdiğini ima ettim. Crise söz ne kızdı. Devlet benim elimdedir. Kriz yokturdan başla).</p>
<p>Stadyumda, konserde, sokakta bana tezahürat devam etti. Bir yere çıkamaz oldum. Stadyum tezahürü hakiki bir hadise oldu. Hayatım fazla gelmeye başladı.</p>
<p>Meclis grubunda Salih Bozok sual sordu. Ansız ve nazik bir mevzu olmasına rağmen sükûnetli konuştum.</p>
<p>Bilhassa Atatürk’e muhabbet ve minnetimi tebarüz ettirdim. Bana yaptığı para yardımını söyledim. Çünkü bana en çok ıstırap veren şey para yardımı idi.</p>
<p>Bunu senelerce istemedim. Bu en nihayet bir emniyet meselesi de oldu. Bunu alenen söylemek için bir vesile benim için pek kıymetli idi, söyledim ve kurtuldum. O akşam Atatürk’te idim. Çok mahcup ve sakin görünüyordu, Celal Bayar ve etraf da çok memnun idiler. Fakat Atatürk’ün ıstırap içinde olduğunu fark ediyordum.</p>
<p>Sofrada bir hiçi vesile ederek bana karşı ansızın azami derecede arrogans gösterdi. Sükûnet gösterdim. Artık hiç münakaşaya girmeyecektim.</p>
<p>Bir müddet sonra yeni bir nizam teessüs etti. Tamamen şahsi bir gidiş. Benim vesvese vermekten sakınmamı anladı. Adamlarının ağızlarını açıktan tutmağa karar verdi. Benden hiçbir surette bahsetmemek müraccah olacağını kabul etti. Bana da azami derecede emniyet vermek istedi.</p>
<p>Vedid’i her akşam yanına çağırmağa başladı. Öyle ki bazıları onu benim yanımda kendi adamı görmeye başladılar.</p>
<p>Hükümet için 1937 teşrin nutukları ve sonraları baştan başa sansasyon ve demagoji oldu.</p>
<p>Döndük Tekrar pekiyi görünüyordu. Hastalık için Fisenje geldi, ilk endişeler belirdi. Bir buçuk ay istirahattan sonra Adana’ya gitti.</p>
<p>Hastalık ehemmiyet peyda ettikten sonra … yahut bu dışarıda anlaşıldıktan sonra Atatürk’ün hali tekrar değişti. Benimle temas kendini ve hükümeti zayıflatıyor zehabına düştü, teması istemez oldu. Adana’dan geldi. O gün istasyonda iyi görüştük.</p>
<p>Ertesi gün İstanbul’a gitti. O gün giderken selam vermedi. Hastalığı artık meydanda idi.</p>
<p>İstanbul’da uzun müddet yatta kaldı. Bu esnada (Haziran 1938) ben hastalandım. Ölüm tehlikesi geçirdim.</p>
<p>Atatürk alakadar oluyordu. Etrafı daha çok alakadar oluyor, iyileşecek miyim, ölecek miyim bunu öğrenmeyi pek istiyorlardı.</p>
<p>Atatürk’e Fisenje’yi hükümet tekrar getirmek istiyordu. Kendisi istemiyor Benim için getirmiş oldular.</p>
<p>Atatürk’ün hastalığı Ağustostan itibaren ağır istikamet aldı. Bundan sonra Atatürk’ün bana karşı muamelesinde şu noktalar karakteristiktir:</p>
<p>İstanbul’a geldiğimi istemiyordu, temasa gelmekten katiyen çekiniyordu.</p>
<p>Çok iyi muamele ediyordu, hatırımı almağa çalışıyordu.</p>
<p>Arada bir derin birdir mahcubiyet ve muhabbet nöbetine uğruyordu.</p>
<p>Fakat benden çekiniyordu.</p>
<p>Celal Bayar ile her zaman selam yolladı. Selamlarına mektuplarla cevap veriyordum.</p>
<p>Dr. Aras (Tevfik Rüştü) ile selam yolladı, mektupla cevap verdim.</p>
<p>Lozan gününde kimseye bir kelime yazdırmadılar. Kendisi telefonla çok muhabbetli şeyler söyletti. Sonra haber aldığıma göre bunları yazı ile göndermesek düşüncesinde idi. Hasan Rıza (Soyak) bu şekil ile iktiza etti.</p>
<p>Salih Bozok mektuplar yazmağa başladı. Behiç Bey ile selam yolladı.</p>
<p>İki üç ay türlü şayialar çıktı. Haberler hep halef üzerine dolaşıyordu. Mareşal (Fevzi Çakmak) Fethi Okyar – Celal Bayar. Bir aralık ve sonraları Dr. arsa ve bihassa Şükrü Kaya.</p>
<p>Sabiha Gökçen her hafta cumartesi gider ve pazartesi gelirdi. Gelir gelme bana Atatürk’ten haberler muhabbetler getirirdi.</p>
<p>Vasiyet fikri ve ihtimali üzerine memleket aylarca çalkalandı. Memleket bütün bu şayiaları, daha doğrusu telkin ve teşebbüsleri tasfiye etti. Hadisat şöyle hülasa olunabilir:</p>
<p>F Okyar, fitneye iltifat etmedi. Mareşal, ortalığı bir müddet yokladıktan sonra müstağni vaziyet aldı. Çekilmemin bidayetinde başında korkmuş, bana hiç sokulmamıştı. Sonra eskisinden daha çok sokuldu.</p>
<p>Şükrü Kaya, H R. Soyak başlıca (okunamadı) olarak Dr. Aras ile beraber bir vasiyet koparmak veya uydurmak için çok çırpındılar. Son ana kadar bu ümidi muhafaza ettiler.</p>
<p>Atatürk’ten koparamadılar. Şifahen uydurmaya H. Rıza teşebbüs etti. Celal Bayar kabul etmedi. …..umumiyenin tazyiki son derece artmış idi. Benim hayatım üzerinde iki taraflı alaka azami dereceyi buldu.</p>
<p>Şükrü Kaya, Ankara’nın büyük idare ve inzibat amirlerine bir vasiyet çıkarsa canla başla tatbik edileceğini söyledi. Ertesi gün zabıtnameden bu ifadesini çıkardı.</p>
<p>Hastalığın son ağır zamanında Celal Bayar beni haberdar etmeğe, ettirmeğe başladı. Şükrü Kaya, Meclis’i yeniden intihap ettirmek için ciddi teşebbüs aldı. Başvekil de buna taraftar idi. Atatürk, Meclisin açılmasına Ankara’ya gelemedi.</p>
<p>Bu teşebbüs dile düştü ve reddolunması muhakkak bir mahiyet arz etti.</p>
<p>Hastalık sırasında en çok telaş edenlerden biri de Fuat Bulca idi. Fethi Bey ile çok uğraştı, saptıramadı. Her vesile ile bana hulus göstermekten geri kalmıyordu.</p>
<p>Dr. Aras, bence mülhem olarak, beni memleket dışına bir sefarete filan çıkarmağa teşebbüs etti. Bana itiraf etti. Kati olarak önledim, reddettim.</p>
<p>Ondan sonra Atatürk hasta oldukça bana son derece temallüktü, iyileştikçe uzakta bir karakter ile tebarüz etti.</p>
<p>Teşrinisani günleri beni İstanbul’a götürmek için Şükrü Kaya ve onun tertibinde ansızın bir fazla gayret belirdi. Ben de candan istiyordum. Fakat Şükrü Kaya tertibindeki bu gayret yakın arkadaşlarının dikkatini celbetti. Katiyen bırakmadılar. Onlar haklı ve isabetli çıktılar. Şükrü Kaya İstanbul’a son anda beni götüremediği için pek hiddetli idi,</p>
<p>Benim İstanbul’a gitmediğimin tek sebebi, Atatürk yalnız bununla müteselli oluyordu. Benim burada kalmam onu bahtiyar ve minnettar ediyordu. Benim burada kalmamı sıhhatim için kendi arzu ettiğini her vesile ile söylüyordu…” (3)</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p><strong>Tüm yönleri ve  belki de ilk kez tüm bilinmeyenleri ile, “Topal Osman Olayı…”</strong></p>
<p>Resim;skyscrapercity.com</p>
<p>Ana kaynakça; İsmet İnönü, “DEFTERLER 1919-1973″, Yapı Kredi Bankası Yayımları<strong>. 2 Cilt halinde yayınlananlar, İsmet İnönü’nün günlükleridir.</strong></p>
<p>(1) Abdi İpekçi, İnönü Atatürk’ü Anlatıyor. Aktaran Cemil Koçak, age, s 54). Olayın İnönü tarafından ayrıntılı olarak anlatılması için bakınız: İsmet İnönü, Hatıralar, İkinci Kitap, İstanbul, Bilgi Yayınevi, 1987, s 285-286</p>
<p>(2) Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938 – 1945), Cilt 1, İstanbul, İletişim Yayınlan, 1986, s. 58-59). Olayın İnönü tarafında ayrıntılı olarak anlatılması için bakınız: İsmet İnönü, Hatıralar, İkinci Kitap, İstanbul, Bilgi Yayınevi, 1987, s 287-289.)</p>
<p>(3) İsmet İnönü, DEFTERLER 1919-1973 Yapı Kredi Bankası Yayımları, sahife, 251′den itibaren 255. ve 256 sahifeler.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 729px"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3539" rel="attachment wp-att-3539"><span style="color: #0000ff;"><img class="size-full wp-image-3539" title="251" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/251.jpg" alt="" width="719" height="1200" /></span></a></span></dt>
</dl>
<h3 class="wp-caption-dd">(<em><strong><span style="color: #3366ff;">bahsekonu metin bu sahife içerisindedir.)</span></strong></em></h3>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_3544" class="wp-caption alignnone" style="width: 737px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3544" rel="attachment wp-att-3544"><img class="size-full wp-image-3544" title="252" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/252.jpg" alt="" width="727" height="1200" /></a><p class="wp-caption-text">DEFTERLER-252 SAHİFE</p></div>
<div id="attachment_3547" class="wp-caption alignnone" style="width: 729px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3547" rel="attachment wp-att-3547"><img class="size-full wp-image-3547" title="253" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/253.jpg" alt="" width="719" height="1200" /></a><p class="wp-caption-text">DEFTERLER-253. SAHİFE</p></div>
<p><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3550" rel="attachment wp-att-3550"><img class="size-full wp-image-3550" title="254" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/254.jpg" alt="" width="706" height="1200" /></a></p>
<p>DEFTERLER-254. SAHİFE</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3532</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taksim gezi parkı ile 17 yalan gerçeğini; Gasp Kültürünün pabucumun aydınları ile birlikte öğrenmek ister misiniz?</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3501&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=taksim-gezi-parki-gercegini-ogrenmek-ister-misiniz-ve-gasp-kulturunun-pabucumun-aydinlarini</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3501#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Jun 2013 20:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı 17 yalan]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı direnişi 17 yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı nasıl başladı]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı olayı nasıl başladı]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi parkı olayı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı yalanları]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim gezi parkı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3501</guid>
		<description><![CDATA[Bakınız! Kendilerini “Aydın” gören kimi insanlar, belki de hiç farkında olmadan nelere alet olmakta ve bu aydınlar, bir papağan misali, konuşulanları hiç sorgulamadan nasıl da kabul ve tekrar etmektedirler. … 27 Mayıs Darbesi’nden bir hafta sonra. Gazetelerin manşetlerinde darbeci Milli &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3501">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3502" class="wp-caption alignnone" style="width: 510px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3502" rel="attachment wp-att-3502"><img class="size-full wp-image-3502" title="22934547_tn50_0" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/22934547_tn50_0.jpg" alt="" width="500" height="500" /></a><p class="wp-caption-text">Resim;&quot; http://urun.gittigidiyor.com/koleksiyon/hurriyet-4-haziran-1960-hurriyet-sehitleri-22934547&quot; sitesinden alınmıştır.</p></div>
<p>Bakınız! Kendilerini “<strong>Aydın”</strong> gören kimi insanlar, belki de hiç farkında olmadan nelere alet olmakta ve bu aydınlar, <strong>bir papağan </strong>misali, konuşulanları hiç sorgulamadan nasıl da kabul ve tekrar etmektedirler.</p>
<p>…</p>
<p>27 Mayıs Darbesi’nden bir hafta sonra. Gazetelerin manşetlerinde darbeci Milli Birlik Komitesi’nin dehşet verici bir tebliği bulunmaktadır. Komitenin basın sözcüsü Albay Ertuğrul Alatlı’nın (Alev Alatlı’nın babası) resmî açıklaması herkesi şok eder.</p>
<p>Açıklamaya göre 27 Mayıs’a giden yoldaki kilometre taşlarından 28 Nisan 1960’taki Ankara ve İstanbul olayları sırasında <strong>Demokrat Parti iktidarı yüzlerce genci öldürmüş, cesetlerini de ortadan kaldırmıştır. </strong>Cesetlere ne olmuştur peki?</p>
<p>Milli Birlik Komitesi’nin 4 Haziran 1960 günü bütün gazetelerin manşetindeki resmî açıklamasından okuyalım:</p>
<p>-<strong>Cinayetleri yapanların kendi suçlarını örtmek, cesetleri yok etmek için akla hayale gelmeyecek canavarca tedbirlere başvurdukları anlaşılmaktadır. Şehitlerin gizli yerlere gömüldükleri, ıssız yerlerdeki kuyulara atıldıkları, bir kısmının buzdolaplarına konulduğu ve bir kısmının da hayvan yemi yapılan makinelerde kıyılarak toz haline getirildiği hakkında korkunç haberler alınmaktadır.</strong></p>
<p>Cinayetlerin kısa zamanda meydana çıkarılması ve canilerin ele geçirilmesi için sayın talebe velilerinin ve sayın halkımızın resmî makamlara ve üniversite tahkik heyetlerine yardımcı olmalarını rica ederiz.” (1)</p>
<p>Üniversitelerde kurulan heyetlere, her yerde yapılan aramalara, kazılara, bizzat rektörlerin çağrılarına rağmen bahsedilen cesetler bir türlü bulunamaz.</p>
<p>MBK ikinci bir tebliğle durumu toparlamaya çalışır:</p>
<p>Ve sonunda 28 Nisan 1950 ile 27 Mayıs 1960 tarihleri arasında <strong>Demokrat Parti iktidarının öldürdüğü iddiasıyla ikisi İstanbul, üçü Ankara’da beş genç bulunur.</strong></p>
<p>Gazeteler günlerce hikâyelerini anlatır, anma törenleri ve fotoğraflarının taşındığı yürüyüşler düzenlenir. İstanbullu iki protestocu genç için milli Birlik Komitesi görkemli bir cenaze töreni tertip etmiştir.</p>
<p>9 Haziran 1960.</p>
<p>İstanbul’daki devlet erkânı, öğretim üyeleri, subaylar ve binlerce İstanbullu, iki protestocu öğrenciye veda için Beyazıt Meydanı’nı doldurmuştur. Dev bir Atatürk resminin asıldığı tarihî kapıdan Atatürk heykelinin yanındaki iki katafalkta yatan öğrencilere bakan kalabalık</p>
<p><strong>-“Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu” </strong>marşını söylemektedir.</p>
<p>Yanında generallerle ağır ağır kürsüye çıkan <strong>rektör Sıddık Sami Onar ağlamaklıdır:</strong></p>
<p>-<strong>‘Daha başka ölülerimiz de vardır. Naaşlarını belki bulamayacağız. Ama onları da kardeşleri gibi Ata’nın yanında kalplerimize gömeceğiz.</strong></p>
<p>Anıtkabir’in Çankaya’ya bakan tarafında hazırlanan mezara Harbiye öğrencilerinden oluşan tören mangasının üç el ateşiyle önce Teğmen Ali İhsan Kalmaz gömülür. Yirmi iki yaşındaki genç topçu teğmen, 27 Mayıs gecesi Büyük Postane’yi teslim almaya çalışan Harbiyelilerden biridir.</p>
<p>Direnen polisi teslim aldıktan sonra paniğe kapılan bir jandarma askerinin silahından çıkan kaza kurşunuyla hayatını kaybetmiştir. Olayla ilgili tahkikatın sonunda er Abdurrahman Sarı gözaltına alınır.</p>
<p>Ama soruşturmanın akıbetiyle ilgili cenazeden sonra gazetelerde bir daha haber çıkmaz. (2)</p>
<p>Tören mangasının ikinci ateşiyle ikinci mezara on bir yaşındaki Ankaralı Maarif Koleji öğrencisi Ersan Özey gömülür. Ersan Özey, 27 Mayıs sabahında darbeyi kutlamak isteyen CHP’li babasıyla arabayla gezintiye çıkmıştır. Çankaya’da sokağa çıkma yasağını ihlal ettikleri için üzerlerine ateş açılmış ve <strong>babasının yanında askerler tarafından vurularak hayatını kaybetmiştir.</strong></p>
<p>Manganın üçüncü ateşiyle bu defa mezara, büyük törenlerle İstanbul’dan getirilen iki cenazeden biri, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi yirmi yaşındaki Turan Emeksiz gömülür.</p>
<p>Malatyalı Emeksiz, 28 Nisan 1960’ta polisin sert biçimde bastırdığı Beyazıt’taki DP karşıtı büyük gösteride vurularak hayatını kaybetmiştir.</p>
<p>Turan Emeksiz’in polis silahından çıkan bir merminin yerden sekmesi sonucu öldüğünü söyleyen Adli Tıp uzmanları, otopsi raporunu çarpıttıkları için meslektaşları tarafından Milli Birlik Komitesi’ne ihbar edilir; Yassıada’da, Bayar, Menderes ve yüz on yedi DP’liyle birlikte Ankara-İstanbul Olayları Davası’nda yargılanırlar.</p>
<p>Uzun uzun sorgulandıktan sonra kurşunun sert bir zemine çarparak yamulduğunu, <strong>olayın kaza olduğunu yazdıkları otopsi raporlarının arkasında durur ve beraat ederler.</strong></p>
<p>Cenazesi İstanbul’dan getirilip dördüncü mezara gömülen Nedim Özpolat da aynı gösteride hayatını kaybetmiştir. İstanbul Erkek Lisesi öğrencisi Özpolat’ı, Yassıada Başsavcısı Altay Ömer öyle anlatır:</p>
<p><strong>-‘İstanbul lisesi bu genç şehit, heyecanlı mizacının ve vatanperverliğinin tesiriyle üzerinde nutuk söylediği hareket halindeki tanktan, diğer bir tanka atlarken ayağı palete takılmış ve paletler arasında kalan vücudu hurdahaş olmuştur. (3)</strong></p>
<p>Ve Anıtkabir’deki son mezara Harbiye birinci sınıf öğrencisi Sökmen Gültekin defnedilir. O da 27 Mayıs gecesi darbeye hazırlanırken <strong>elindeki Thompson silahın ateş alması sonucu kendini vurmuş ve hayatını kaybetmiştir.</strong></p>
<p>Atatürk’ten sonra Anıtkabir’e defnedilen ilk cenazelerdir onlar.</p>
<p>-“<strong>Biz onları Atatürk’ün ayakları dibine nöbetçi dikeceğiz.”</strong> Diyerek ailelerin cenazeleri memleketlerine götürmesine karşı çıkan darbenin lideri Cemal Gürsel’in fikridir bu.</p>
<p>1966’da vefat edince o da onların yanına, Anıtkabir’deki Hürriyet Şehitliği’ne gömülür. Ondan önce ise 21 Mayıs 1963’te Talat Aydemir’in darbe girişimi sırasında bu kez darbeciler tarafından öldürülen Hava Albay Fehmi Erol, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutan Yardımcısı Cafer ve Atilla ve erler Mustafa Şahin, Mustafa Çakı, Hasan Aktar’ın cenazeleri Anıtkabir’e defnedilir.</p>
<p><strong>‘Hürriyet Şehitleri”</strong> bu görkemli cenazeden sonra da unutulmaz.</p>
<p>Teğmen Ali İhsan Kalmaz “<strong>İkinci Kubilay</strong>” ilan edilir. Şiirleri, konuşmaları kitaplaştırılır, dergilere kapak olur, her yere posterleri asılır; adı, memleketi olan Isparta’nın lisesine, İzmir ve Mardin’de birer ilkokula, İstanbul Boğazı’ndaki bir vapura verilir.</p>
<p>On bir yaşındaki Ersan için de yürüyüşler yapılır, Çankaya’da vurulduğu caddeye (Şehit Ersan Caddesi) ve meşhur bir taksi durağına adı konur. Turan Emeksiz’in İstanbul Üniversitesi, Cağaloglu Yokuşu ve memleketi Malatya’ya üç büstü dikilir; adı, Malatya’da bir caddeye bir liseye ve İstanbul Boğazı’ndaki bir vapura; Nedim Özpolat’ın adı ise Kayseri’de bir ilkokula ve İstanbul’da bir sokağa verilir. Harbiye birinci sınıf öğrencisi Sökmen Gültekin’in anne ve babasına ayrı ayrı Meclis kararıyla maaş bağlanır.</p>
<p><strong>Ve yirmi sekiz yıl sonra..</strong></p>
<p>Tarih: 23 Ağustos 1988. (4)</p>
<p>Anıtkabir’deki mezarlıkta tören mangası yine “Hürriyet Şehitleri”nin mezarlarının başındadır. Geniş güvenlik önlemleri altındaki gizli tören, yirmi sekiz yıl öncekine göre hayli sessiz ve sadedir. Gözü yaşlı aileler, çocuklarının kemiklerinin mezarlardan çıkarılıp poşetlere konuşunu izlemektedir.</p>
<p>Ellerinde kazma küreklerle görevliler mezarları kazmaktadır. İmamlar ise arkada beklemektedir.</p>
<p>Bir kanun çıkmış, Anıtkabir’den İnönü dışındaki tüm cenazelerin taşınması kararlaştırılmıştır. Esas sebep ise hiç şüphesiz 12 Eylül’ün 27 Mayıs’la hesaplaşmasıdır.</p>
<p>Yine de Cemal Gürsel’e bir torpil geçilmiş, onun mezarı törenle Devlet Mezarlığı’na götürülmüştür.</p>
<p>27 Mayıs ve 21 Mayıs’ta ölen on gencin cenazeleri ise sessizce Cebeci Şehitliği’ne taşınacaktır. Acıları yeniden depreşen aileler bu muameleye tepkilidir.</p>
<p>27 Mayıs darbecilerinin propaganda için politik nedenlerle yirmi sekiz yıl önce devlet töreniyle Anıtkabir’e gömdükleri gençleri, 12 Eylül darbecileri şimdi yine politik nedenlerle buradan sessizce götürmektedir. İsimleri okullar ve vapurlardan kaldırılır.</p>
<p><strong><em>Büstleri bir köşede unutulur.</em></strong></p>
<p><strong>Çünkü devletin artık onlarla işi bitmiştir. (*)</strong></p>
<p><strong>**</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">VE GEZİ PARKI İLE İLGİLİ SÖYLENEN 17 YALAN</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"> <span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><strong>Gezi Parkı direnişi</strong> sosyal medyada başladı. Pek çok televizyon kanalı Taksim&#8217;de yapılan protestoları son güne kadar görmedi, buna rağmen meydandaki kalabalık her dakika daha da büyüdü. Direnişin medyası olan Twitter&#8217;da direnişe gölge düşüren pek çok bilgi kirliliği de yaşandı.</span></p>
<p>Fatih çipil isimli bir kullanıcı kişisel blog&#8217;unda yaşanan bu bilgi kirliliğini deşifre etti ve sosyal medyada dolaşan 17 yalan haberi açıklığa kavuşturdu:</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>İşte Fatih çipil&#8217;in kişisel bloğunda topladığı o yalan haberler:</strong></span></p>
<p>Bildiğiniz üzere gezi parkı olaylarından dolayı son iki gündür ülke karışık. Polisin orantısız güç kullanımı, düşmanlığı had safhaya getirerek olayları alevlendirdi. İlk başta Gezi Parkı için olan direniş, doğa amacını bir kenara bırakarak devrim amacına hizmet etmeye başladı. Provakatörlere ise gün doğdu. Gezi Parkı&#8217;ndaki binlerce masum direnişçinin arasında onlardan nemalanan bir o kadar da provakatör kısım var.</p>
<p>Bu yazıyı provakatörlerin dün sosyal medyada çıkardığı yalan haberler için yazıyorum. Bunları alabildiğince yayarsak, insanlar bilgilenmiş olur. Hem direnişçi arkadaşlarımızdan hem de hükümet yanlısı arkadaşlarımızdan gerekli inisiyatifi göstermelerini bekliyorum. Umarım yakın zamanda polisler çekilerek olaylar barışa kavuşur. İşte dün sosyal medyada çıkan, aslı olmayan; 17 yalan haber.</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>1) Bülent Arınç&#8217;ın oğlu gezi parkına açılacak olan AVM&#8217;ye ortak:</strong></span> Bu iftira çıktıktan sonra açıklamalar geldi bu olayın aslı yok.</p>
<p><strong>2) Sosyal medyalara erişim engellendi:</strong> Bu bugün çıkan bir yalandı. Hatta en ufak bir facebook twitter kesintisinde herkes galeyana geldi. Türkiye daha o kadar düşmedi merak etmeyin. Belirtmek gerekir ki ufak bir yavaşlama söz konusu. Ayrıca Taksim&#8217;de 3G bağlantısının kesildiği doğru.</p>
<p><strong>3) Panzerle ezilen genç resmi:</strong> En çok tepki çeken fotoğraflardan. Olayın aslı yabancı bir ülkede bot motorundan yaralanan bir kişi.</p>
<p><strong>4) Binlerce polis istifa etti:</strong> Gelen sayılar abartıydı. Gerçek sayılar en fazla 3-5.</p>
<p><strong>5) İstanbul Emniyet Müdürü görevden alındı:</strong> Ntv_sondakika adıyla açılmış bir fake hesabın uydurmasıydı.</p>
<p><strong>6) Polisin gerçek mermi kullanması:</strong> Böyle bir durum olursa ismi katliam diye adlandırılır ki mümkün değildir. Fakat plastik mermi kullanıldığı gerçektir.</p>
<p><strong>7) Videodaki Kerem Can Karakaş&#8217;ın ölmesi:</strong> Videodaki cesaretli eylemci yaşıyor. İsmi Kerem Can Karakaş değil. Kerem Can daha önce trafik kazasında ölen bir kişi. Kayıtlara bakabilirsiniz.</p>
<p><strong> <img src='http://www.canmehmet.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Köpeğe biber gazı sıkan polis:</strong> Bu foto daha öncede vardı şu günlerde çok paylaşıldı. Fotoğraftaki kişiler italyan polisi. Provakatörlerimiz tarafından fotomontajlanmış.</p>
<p><strong>9) çarşı grubunun bir tomayı ele geçirmesi:</strong> Habere göre çarşı grubu tomayı ele geçirip polisleri kovalamış. Bu da yalan haberlerden biriydi.</p>
<p><strong>10) Polislerin ilaçlı suyla göstericileri bayıltması:</strong> Bu gerçekten gülünecek bir haberdi. Fakat paylaşım sayısı on binleri geçti.</p>
<p><strong>11) Haber kanallarının fake hesabı:</strong> Birçok haber kanalının fake hesabı açıldı. Pravöke edici söylemleri anında yayıldı. Takipçileri 300&#8242;ü geçmezken rt sayıları 10 binlere ulaştı.</p>
<p><strong>12) Eylem 48 saat daha devam ederse Anayasa Mahkemesi hükümeti düşürülebilir:</strong> Hiç bir ülkede böyle bir yasa mümkün değildir. Eylemin daha uzun sürmesi için uydurulmuştur.</p>
<p><strong>13) Eylemlerde Portakal Gazı Kullanıldı:</strong> Portakal gazı birleşmiş milletler tarafından yasaklanmış zararları büyük bir kimyasal silahtır. Topluma müdahale için böyle bir gazı kullanmak intihardır, kimse göze alamaz. Cnn tarafından doğrulandı diyenler vardı. Ireport olarak CNN&#8217;in sitesinde yayınlandı fakat. Ireport&#8217;lar normal kişiler tarafından yayınlanır.</p>
<p>CNN PRODUCER NOTE u okumanızı tavsiye ederim. Beşiktaş&#8217;ta kullanılan biber gazından farklı görülen turuncu gaz biber gazının ağırlaştırılmış halidir.</p>
<p><strong>14) Beyaz Show:</strong> Beyaz eyleme gittiği için kanal tarafından sözleşmesi iptal edilerek tümden yayından kaldırıldı. Beyaz show sadece bu haftalığına iptal edilmiştir. Millet kan ağlarken programı yapması düşünülemezdi zaten.</p>
<p>15) Eylemcilerin köprüden geçiş fotoğrafı yerine 2012 maraton fotoğrafının paylaşılması.</p>
<p><strong>16) Cnn International&#8217;ın;</strong> Cnn Türk&#8217;ün duyarsız alıp direniş haberlerini vermediği için isim hakkını fesh etmesi: Resmi hiç bir yerde böyle bir açıklama yok. Cnn Türk&#8217;te çalışan tanıdıklarımda böyle bir şeyin olmadığını söylediler.</p>
<p><strong>17)Eylemciler Başörtülü Bayanlara Saldırdı:</strong> Bu da yayılan haberler arasındaydı. Fakat provakatörler her iki tarafıda karıştırmaya çalışıyor. Hükümet yanlılarının da arasındalar. Kaldı ki; direnişçiler arasında azımsanamayacak kadar başörtülü kişi vardı, bugün hiç bir sorun yaşanmadı. Not:İşin siyaset tarafıyla ilgilenmiyorum. Benim bilgim olan konu sosyal medya. Bu nedenle bir tarafı desteklediğim düşünülmesin. Bunlar sadece doğrular. Yorum yazarak eleştirilerinizi de iletebilirsiniz. (Vatan gazetesi)</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;">**</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;">Şimdi soralım;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"><strong><span style="color: #0000ff;">-Kazanmanın ahlakı olur mu?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;">Eğer, ahlakınız yoksa, kazanmanın da ahlakı olmamaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;">Olaylar ne kadar da birbirlerine benziyor değil mi?</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"><strong><span style="color: #0000ff;">Sanki aynı tezgahtan çıkmışcasına!</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;">&#8230;</p>
<p class="MsoNormal"> Resim; http://urun.gittigidiyor.com/koleksiyon/hurriyet-4-haziran-1960-hurriyet-sehitleri-22934547</p>
<p>(*) Kaynak; “CUMHURİYET’İN BEYAZ MAĞDURLARI “ Yıldıray Oğur, TİMAŞ YAYINLARI, 1.BASKI Mart 2013, İstanbul</p>
<p>Yazarın alıntıları ve kaynakları;</p>
<p>1.Hürriyet, 4 Haziran 1960; Milliyet, 4 Haziran 1960.</p>
<p>2.Millliyet, 14 Eylül 1960.</p>
<p>3.Yassıada Zabıtları, a.g.e., s. 3093. Yassıada’daki tanıklardan Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Bölümü öğrencisi Atilla Çoruh, olay anını şöyle anlatmıştı: “Tankın arkasından üzerine çıkmak isterken kızmış olan egzoz borusunu tutmuş, sonradan eli yanıp bırakmış. Arkadan da bir buçuk metre ara ile diğer tank geliyormuş, arkadan gelen tank öndeki tanka bindirmiş ve arkadaşın belinde aşağısı çok feci şekilde ezilerek ölmüş.” A.g.e. Cilt: 3, s. 1326.</p>
<p>4.Milliyet, 24 Ağustos 1988.</p>
<p>-Emine Gürsoy Naskali (Haz.), Yassıada Zabıtları: İstanbul ve Ankara Olayları Döz;flsz, Cilt: 3-4, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2008.</p>
<p>-Cumhuriyet, 4-11 Haziran 1960.</p>
<p>-Hürriyet, 1-11 Haziran 1960.</p>
<p>-Milliyet, 4-11 Haziran / 14 Eylül 1960, 24 Ağustos 1988.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3501</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönemin Sovyet Ankara elçisi anlatıyor; Padişahın (Vahdettin’in) devrilmesi ve kovulması</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3489&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=donemin-sovyet-ankara-elcisi-anlatiyor-padisahin-vahdettinin-devrilmesi-ve-kovulmasi</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3489#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2013 10:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA["Bozkurt"]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet elçisi Aralov]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Vahdetin]]></category>
		<category><![CDATA[Vadettin kaçtı mı]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin sürgün edildi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3489</guid>
		<description><![CDATA[1922-1923 yıllarında Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi olan Aralov, Mustafa Kemal Paşa ile çok yakından görüşmektedir.  Büyükelçi Aralov ’un arşivlerimizle ilgili önemli bir tespiti vardır; “Milli Mücadele’nin sıcak günlerinde başlayan bu ilişki, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Stalin’in –kısmen Türkiye’nin savaş boyunca Almanya &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3489">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3490" class="wp-caption alignnone" style="width: 300px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3490" rel="attachment wp-att-3490"><img class="size-full wp-image-3490" title="Aralov" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/06/Aralov.jpg" alt="" width="290" height="297" /></a><p class="wp-caption-text">Sovyet Dışişlerinden sorumlu olan Georgiy Vasilyeviç Çiçerin, saltanat rejiminin kaldırılmasıyla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa’ya bir kutlama mesajı gönderir.</p></div>
<p>1922-1923 yıllarında Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi olan Aralov, Mustafa Kemal Paşa ile çok yakından görüşmektedir.  Büyükelçi Aralov ’un arşivlerimizle ilgili önemli bir tespiti vardır;</p>
<p>“Milli Mücadele’nin sıcak günlerinde başlayan bu ilişki, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Stalin’in –kısmen Türkiye’nin savaş boyunca Almanya ile sürdürdüğü yakın ilişkiyle gerekçelendirdiği- Kars, Ardahan ve Boğazlar’a yönelik talepleriyle neredeyse zıt bir yola girdi.</p>
<p>Yukarıda bahsedilen iki kutuplu dünya sisteminde, yirminci yüzyıl sonlarına dek kuzey komşumuzla ilişkiler her zaman günlük siyasetin gölgesinde kaldı.</p>
<p>Her ne kadar Türk-Sovyet ilişkilerinin ilk dönemi ile ilgili birçok belge her iki ülkede yayımlanmışsa da, diplomatik tarihe yaraşır kapsamda bir çalışma henüz gün ışığına çıkmamıştır.</p>
<p>Bu darboğazın ana nedenlerinden biri de<strong>, Milli Mücadele dönemi Türkiye arşivlerinin henüz araştırmacıların kullanımına açılmamış olmasıdır<em>.  </em>Araştırmacılar hâlâ çoğu kez gazete, dergi gibi basılı kaynaklarla yetinmek durumunda&#8230;” (1)</strong></p>
<p><strong>..</strong></p>
<p>Arşivler, araştırmacılara açılmadığı için yakın tarihimiz, daha uzun bir süre bilgi kırıntılarıyla ile –eksik- yorumlanmaya devam edecektir.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Büyükelçi hakkında;</strong></p>
<p>-“Semyon  İvanoviç  Aralov ;  (1880 &#8211; 1969 Moskova) Sovyet asker, devrimci. Kızılordu’ya bağlı istihbarat teşkilatı GRU kurucularındandır.  5 Ocak 1922 tarihinden itibaren Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine atanır, 28 Ocak günü Ankara&#8217;ya gelir. Bu dönemde sürmekte olan Kurtuluş Savaşına destek amacıyla yapılan Sovyet yardımlarının koordinasyonunu başarıyla sağlar. <strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin talebi doğrultusunda </strong>1923 yılı Nisan ayında görevine son verilmiştir.”</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi yaşadıklarını ve şahit olduklarını anlatmaktadır;</p>
<p><strong>-“Padişahın devrilmesi ve kovulması                </strong></p>
<p>1 Kasım 1922 tarihinde çok önemli bir olay gerçekleşti: Büyük Millet Meclisi, saltanatın kaldırılması yasasını kabul etti. Bu sorunun çözülmesini, Türkiye’nin Lozan Konferansı’na çağrılması hızlandırdı; İtilaf Devletleri Vahdettin hükümetini tanımaya devam ediyorlardı. BMM hükümetiyle birlikte İstanbul hükümetini de konferansa çağırmışlardı.</p>
<p>Bu önemli Anayasa girişimiyle ilgili bazı ayrıntılar dikkat çekicidir.</p>
<p>31 Ekim 1922 tarihinde, “Müdafaa-i Hukuk” Meclis grubu toplantısında Mustafa Kemal saltanatın kaldırılması zorunluğunu bildirdi. Ertesi gün de meclis toplantısında büyük bir konuşma yaptı.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa halifelik ve sultanlık konularını birbirinden ayırdı. Halifeliğin kaldırılması teklifinin ülkede kötü yankılar uyandırması ihtimali olduğunu dikkate alarak<strong><span style="text-decoration: underline;">ilkin saltanatın kaldırılması ve son padişah Vahdettin’in kovulması</span></strong> konusunu ileri sürdü.</p>
<p>Mustafa Kemal, konuşmasında bütün iktidarın,  bütün egemenliğin, Büyük Millet Meclisi’nin elinde toplanması gerektiğini anlattı. <strong><span style="text-decoration: underline;">Halifelerin öldürülmesi, kovulması üzerine birçok tarihsel örnek verdi. </span></strong></p>
<p>“Sultan Vahdettin,” dedi Mustafa Kemal,</p>
<p>-“emperyalistlerle işbirliği yaptığı için bütün halkın gözünde kendini rezil etti ve devrilmesi gerekir.”</p>
<p>Başbakan Rauf Bey’in, yeni Türkiye’nin siyasal sorunlarındaki tutumunda&#8230; söz etmiştim. Saltanatın kaldırılması konusunda Rauf Bey, babasının padişahın iyiliğini gördüğü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yüksek memurlarından olduğu için kendisinin padişaha candan ve yürekten bağlı olduğunu Mustafa Kemal’e bildirmiş ve şunları söylemişti:</p>
<p>“Bu iyiliklerin hatırası hâlâ kanımda yaşıyor. Benim ödevim, halifeye ve sultana sadık kalmaktır. Bunlarsız Türkiye felakete mahkûmdur.”</p>
<p>1 Kasım 1922 tarihinde alman saltanatın kaldırılması kararından az önce, Mustafa Kemal’in yazdığına göre, <strong><span style="text-decoration: underline;">muhalefet saltanatın kaldırılması tasarısını şahsen Mustafa Kemal’e mal ederek.</span></strong> Millet Meclisi’nde çok şiddetli bir ajitasyona girişmişti.</p>
<p>Mustafa Kemal, muhalefetin bu konudaki manevralarını zararsız bir hale getirmek için Rauf Bey’i meclisteki odasına davet eder. Başbakanı ayakta karşılayan ve Rauf Bey’in görüş ve inançlarından hiç haberi yokmuş gibi davranan Mustafa Kemal ona şöyle seslenir:</p>
<p>“Hilafet ve saltanatı birbirinden ayırarak saltanatı kaldırıyoruz. Meclis kürsüsünde bu konuyu desteklediğinizi belirten bir konuşma yapmanızı rica ediyorum.<strong>* </strong>”</p>
<p>Mustafa Kemal bu konuda başka hiçbir şey söylemez. Rauf Bey, Paşa’nın odasından çıkar. <strong>Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir Paşa’yı da (o da sultan ve halife yanlısıydı) çağırtır</strong>. Ondan da benzer bir konuşma yapmasını rica eder.</p>
<p>Rauf Bey, Mustafa Kemal’in ricasını yerine getirir. Hatta, saltanatın kaldırılışı tarihinin milli bayram olarak kabul edilmesini teklif eder.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal, sonraları, Rauf Bey’in bu davranışına bir hayli şaştığını söylemekten kendini alamamıştır. </strong></p>
<p>Millet Meclisi’ne sunulan yasa tasarısı, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışını, yeni Türk devletinin kuruluşunu belirliyor ve egemenlik hakkının millete ait olduğunu doğruluyordu. Yasa tasarısı, aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu 80 milletvekilinin imzasını taşıyordu.</p>
<p>Görüşmelerde, yalnızca iki milletvekili açıkça teklife karşı konuşmuşlardı.</p>
<p>Mustafa Kemal’in meclis toplantısındaki son sözü çok dikkate değer bir anlam taşıyordu. Mustafa Kemal şöyle demişti:</p>
<p>“Hâkimiyet ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye; müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır&#8230; Mesele, zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir&#8230; Memleket ve milletin istiklalini ebediyen mahfuz kılacak esasatı Meclis-i Ali’nin müttefikan kabul edeceğini zannederim.** ”</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Padişahın kovulması ve halifeliğin sultanlıktan ayrılması karan oybirliği ile kabul olundu.</span></strong></p>
<p>Kamuoyu, sultanlığın devrilmesine hazırlandığı için muhalefet karşı oy vermekten korkmuştu. Bununla birlikte Mustafa Kemal, feodal ve dinsel çevrelerden ve bunların geri kalmış, bilinçsiz köylüler üzerindeki etkisinden çekindiği için, o zaman cumhuriyeti ilan etmeye cesaret edememişti.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Abilov yoldaşla ben de meclisin bu tarihi toplantısında bulunmuştuk. Mustafa Kemal çok ateşli konuştu, onun büyük inancı hissedilmekle birlikte yine de kaygılıydı.</p>
<p>Salonda bir gürültü koptu, oturdukları yerlerden bağıranlar görülüyordu. Yüzyıllar boyunca sürmüş sultanlığın kaldırılması, birçoklarına olanaksız bir iş gibi görünüyordu. Birçok milletvekili, adeta kendi cesaretine kendisi de şaşırmış bir haldeydi.</p>
<p>Muhalefet liderleri, Refet Paşa, Rauf Bey ve diğerleri, başları eğik bir halde meclis binasından çıkmışlardı.</p>
<p>Ama yine de son nokta henüz koyulmamıştı. Ancak bir yıl sonra, 29 Ekim 1923 tarihinde meclis cumhuriyeti ilan etti. Bir süre sonra da (3 Mart 1924’te) halifeliği kaldırdı.</p>
<p><strong>Ancak monarşik düzen özünde ortadan kalkmıştı ve bu olaydan sonra halifenin hiçbir gücü kalmamıştı. </strong></p>
<p>17 Kasım 1922 tarihinde Vahdettin geceleyin sarayından ayrılarak Büyük Britanya devletinin himayesini istemiş ve bir İngiliz gemisine kabul edilmiştir.</p>
<p>Büyük Millet Meclisi kaçan sultanı devrik ilan etti. Veliaht Abdülmecid halife seçildi. Son halife.</p>
<p>G.V. Çiçerin, saltanat rejiminin kaldırılmasıyla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa’ya bir kutlama mesajı gönderdi&#8230;” (2)</p>
<p><strong>**</strong></p>
<p><strong>Şimdi de O döneme şahit olan İngiliz istihbaratçının gözü ile Saltanatın kaldırılması</strong></p>
<p>&#8220;&#8230;.<strong>Kurşuni üniforması içindeki Mustafa Kemal,</strong> bir köşede, sinirleri bozulmuş fakat ses çıkarmadan onları seyrediyor, atılmak üzere olan yabanıl bir bozkurt gibi gergin oturuyordu.</p>
<p><strong>Komisyon teklifin karşısındaydı. Bir üyesi bile teklifin lehine konuşmamıştı. Kaybedecekti.</strong></p>
<p>Ne ki, daha ilk rauntta kaybetmeyi göze alamazdı. Önemsiz şeyler hakkında yapılan bu amaçsız, sonu gelmez tartışma onu kızdırmıştı. Sinirleri iyice bozulmaya başladı. Bu malumatfuruş budalalar sürüsü, ölü bir kurumun yozlaşmış yapısını destekleyecek materyal bulmak için kelimelerle oynarken, Gazi, egemen olarak kendisi bütün gün oturup bekleyecek miydi?</p>
<p>Ansızın bütün kontrolünü kaybetti. Öfkeden titreyerek, homurdanarak bir masanın üzerine sıçradı ve toplantıyı durdurdu.</p>
<p>-<strong>”Efendiler, Osmanlı Sultanı egemenliği halktan zorla almıştır,” dedi “ve halk şimdi zorla onu geriye alıyor. Saltanat Hilafet’ten ayrılmalı ve kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Bu görüşe katılır ya da katılmazsınız, bu sizin bileceğiniz iş. Ama ne olursa olsun bu gerçekleşecektir, <strong>bu arada bazılarının kafaları kesilse dahi.” </strong></p>
<p>Diktatör emirlerini vermişti. Saygıdeğer başkan ayağa kalktı ve konuştu: “Efendiler,” dedi, “Gazi bize meseleyi bizim ele aldığımızdan çok farklı bir bakış açısından izah etti.”</p>
<p>Mebuslar tehlikeden kurtulmak için aceleden birbirlerini ite kaka Meclis’e bu önerinin yasalaştırılmasını tavsiye etmeye koştular; <strong>Saltanat kesinlikle Hilafet’ten ayrılmalıydı; Saltanat’ın kesinlikle ilga edilmesi ve Vahdettin’in ülkeden çıkarılması şarttı. </strong></p>
<p>Uzun giysilerinin eteklerini kavuşturarak, bu zincirsiz bozkurt üzerlerine atlamadan önce savuşabilmek için kaçıştılar.</p>
<p>Meclis, tasarıyı görüşmek için hemen oturuma geçti. Tartışmaya başladılar. Mustafa Kemal, Meclis’in genel havasının kendisine karşı olduğunu anlamıştı. Bir an evvel oylamaya geçilmesini sağlamalıydı. Her ne pahasına olursa olsun kazanması şarttı. Kişisel taraftarlarını toplantı salonunun bir tarafına topladı ve derhal açık oylamaya geçilmesini istedi.</p>
<p>Kimi mebuslar tasarının ad okunarak oylanmasını talep etti. Mustafa Kemal buna karşı çıktı. Taraftarları silahlıydı; içlerinden bazıları her şeyi yapabilecek karakterdeydi; emir alırlarsa silahlarını hiç duraksamadan kullanacakları kesindi.</p>
<p>“Meclis’in oybirliğiyle kabul edeceğinden eminim” dedi. Sesinden bir tür tehdit seziliyordu <strong>ve taraftarları da ellerini bellerine atmışlardı. “Ellerin kaldırılması yeterlidir.” (3) </strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Yazılanlar toparlanırsa,  (Sabık) Sultan Vahdettin, Resmi tarihin iddia ettiği gibi, kaçmamıştır. Hafif tabiri ile, sürgün edilmiştir.</p>
<p><strong>-&#8221;Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.&#8221; (Mirabeau).</strong></p>
<p>&#8230;</p>
<p>Resim;http://www.haberturk.com/gundem/haber/844355-ataturkten-rus-elciye-tarik-suresi-ile-cevap</p>
<p>*Nutuk.</p>
<p>**Bu pasajı tekrar Türkçe’ye çevirmek yerine Nutuk’tan aynen aldık (Ç.n. “H.A. Ediz”).</p>
<p>(1) Bir Sovyet diplomatının Türkiye anıları 1922-1923 , Semyon İvanoviç Aralov</p>
<p>(2) A.g.e.</p>
<p>(3) “Bozkurt”, H.CC. ARMSTRONG. 1.Baskı Mayıs 2005 NOKTA KİTAP) Meraklılarına; Mustafa Kemal Paşa, bu kitabı sağlığında okumuş ve iddiaları cevaplandırmıştır.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3489</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Coğrafi keşifleri kimler yaptı? Vasco da Gama efsanesi ve Ümit Burnu gerçeği  (7)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3475&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cografi-kesifleri-kimler-yapti-vasco-da-gama-efsanesi-ve-umit-burnu-gercegi-7</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3475#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 May 2013 13:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[barutun icadı]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafi keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Macid]]></category>
		<category><![CDATA[kağıdı kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıdın icadı]]></category>
		<category><![CDATA[pusulayı kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[ümit burnu]]></category>
		<category><![CDATA[ümit burnunu kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[Vasca da gama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3475</guid>
		<description><![CDATA[Avrupalılar, kontrol ettikleri medya sayesinde, insanlığın binlerce yıllık çalışmalarının üzerine oturmuşlar ve tüm gelişmeleri, iki, üç asra sığdırarak  sahiplenmişlerdir. İddialarına göre ortada; Mısır, Hindistan, Çin, Arap ve İslam Medeniyetleri ve bunların geliştirdikleri bir değer yoktur. &#8230; Çoğrafi keşifler, önce &#8220;Herşeyi &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3475">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3476" class="wp-caption alignnone" style="width: 360px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3476" rel="attachment wp-att-3476"><img class="size-full wp-image-3476" title="b_mesafe_suveys" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/05/b_mesafe_suveys.gif" alt="" width="350" height="351" /></a><p class="wp-caption-text">İlmi gelişmeler ve keşifler tüm insanlığın ortak çalışmalarının sonucudur. Kimsenin babasının tapulu malı değildir.</p></div>
<p>Avrupalılar, kontrol ettikleri medya sayesinde, insanlığın binlerce yıllık çalışmalarının üzerine oturmuşlar ve tüm gelişmeleri, iki, üç asra sığdırarak  sahiplenmişlerdir. İddialarına göre ortada; Mısır, Hindistan, Çin, Arap ve İslam Medeniyetleri ve bunların geliştirdikleri bir değer yoktur.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Çoğrafi keşifler, önce &#8220;<em>Herşeyi Avrupa üretti </em>! &#8221; anlayışına savunan, <strong>Avrupamerkezci </strong>bir bakışa göre verilmektedir.</p>
<p><strong>Avrupalılara göre Portekizli Denizci Vasco da Gama’ </strong>nın keşiflerinin hikâyesi<strong>;</strong></p>
<p>-Vasco da Gama (1469 &#8211; 1524), Keşifler Çağı&#8217;nda yaşamış, Avrupa&#8217;nın en başarılı kaşiflerinden olan, Avrupa&#8217;dan çıkıp doğrudan Hindistan&#8217;a giden ilk kişi olarak bilinen, Portekizli denizcidir.</p>
<p>Portekiz kralı I. Manuel&#8217;e bağlı olarak, Doğu&#8217;nun hazinelerine ve hristiyanlar için kutsal olduğuna inandıkları Hindistan topraklarına ulaşmakla görevlendirilmiştir. <strong>1497&#8242;de, kendisinden önce Bartelemeu Dias&#8217;ın keşfettiği ve Afrika&#8217;yı dolanan Ümit Burnu&#8217;nu</strong> kadar uzanan deniz yolunu geliştirerek, Denizci Henri&#8217;nin başlattığı Portekiz deniz keşiflerine bir yenisini eklemiştir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Avrupalıların <strong>Hindistan&#8217;a deniz yoluyla ulaşabilmeleri, Osmanlı Devleti&#8217;nin </strong>ticari alandaki<strong> üstünlüklerine son vermiş, </strong>deniz ticaretinde Avrupalıların üstünlüğü <strong>ele geçirmesini sağlamıştır. (1)</strong></span></p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şimdi, <strong>Vasco da Gama</strong> ile keşiflerinin arka planına, gerçeğine bakalım;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim izimden gelmeyenlerle kalırsam</p>
<p>Fırtınalı bir denizin tehlikesinden daha acıdır bu</p>
<p>Bir gemi verin bana, götüreyim onu tehlikelere doğru</p>
<p>İçten olmayan dostlara sahip olmaktan daha yeğ olduğu için</p>
<p>Bu gemi Tanrı’nın mucizesidir, atım, refakatçim</p>
<p>(Ah Tanrım cömert ol) yolculukta, Tanrı’nın kendi evidir…</p>
<p>İlim uğruna tükettim hayatımı ve şanım ondandır</p>
<p>Yaşlılığımdaki (ilim) bilgim yüceltti onurumu</p>
<p>Bunlara layık değil miydim ki krallar farkıma</p>
<p>Varmadılar benim.*</p>
<p>*(Şiir, Ummalı Müslüman denizci, Filozof İbn Macid&#8217;e aittir. 1475&#8242;li yıllar)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;Biz genellikle Batı’da <strong>Ümit Burnu</strong>’nu ilk kez dolaşan ve Doğu Hint adalarına gidip, o zamana kadar dışa kapalı bir şekilde yaşayan ilkel Hint ırkıyla ilk teması kuranın <strong>Portekizli kâşif Vasco da Gama</strong> olmasıyla gurur duyarız.</p>
<p>Ancak bundan yirmi ilâ elli yıl öncesinde <strong><span style="text-decoration: underline;">Müslüman denizci Ahmed İbn Macid Ümit Burnu’nu zaten dolaşmış</span></strong>. Batı Afrika kıyılarına gitmiş ve Cebelitarık Boğazı’ndan Akdeniz’e geçmişti.</p>
<p>&#8230;Ayrıca unutmamak gerekir ki Vasco da Gama Hindistan’a gitmeyi başarmıştır, çünkü <strong>Guceratlı isimsiz bir Müslüman rehber ona yol göstermişti</strong>.</p>
<p>Bu arada Da Gama’nın kullandığı tüm gemicilik ve denizcilik teknolojileri ile yöntemlerinin Çin ve Müslüman Orta Asya’da bulunmuş (sonrasında geliştirilmiş) olması gerçeği de unutulmamalıdır.</p>
<p>Bütün bunlar daha sonra Avrupalılar tarafından içselleştirilmiş. Dünya’nın İslami Köprüsü üzerinden küresel ekonomiye yayılmıştır.</p>
<p>Top ve barutun da Çin’de bulunduğu bilgisini eklediğimizde, Portekizlilerin kendilerine ait olduğunu iddia edecekleri bir şey kalmıyor geriye. (2)</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;Portekizlilere mal edilen modern denizcilik bilimi, “<strong>Yüzde yüz İslam bilginlerine ait</strong>. Bundan hiç şüpheniz olmasın. <strong>Modern denizcilik İslam dünyasının bir malı. İslam dünyasının bir başarısıdır&#8230; </strong></p>
<p>Pusulayı iptidai bir cisim olarak Çinlilerden öğrenip aldılar. Denizcilik biliminin iki temel prensibi vardır:</p>
<p><strong>Biri engin denizde büyük mesafeleri ölçebilmek. İkincisi bulunduğunuz noktayı tespit edebilmek.</strong></p>
<p>Bu ikisi Avrupa”da ancak 20. yüzyılın ilk yarısında mümkün olabildi. Müslümanlar 15. yüzyılda denizcilik ilminin bu iki temelini kurmuşlardı. Afrika ile Sumatra arasındaki mesafeyi 20 ila 30 kilometre bir hata ile ölçebilmişlerdi.</p>
<p>Bunun da ötesinde çok mühim olan bu ölçüler sayesinde Müslümanlar enlem boylam derecelerini gösteren ve bunlara <strong>dayanan dünyanın ilk haritalarını çizdiler. </strong>Bugün küçük tashihler dışında bu ölçüm ve haritaların doğru olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Onlar kuzey ve doğu ölçümlerini, kuzey ve güney ölçümlerini ve en zoru da ekvatora paralel ölçüleri yapabiliyorlardı.</p>
<p>Avrupalılar Müslümanlardan ilk iki ölçümü öğrendi. Ancak trigonometri bilgileri yeterli olmadığı için ekvatora paralel ölçümlerin nasıl yapıldığını bir türlü anlayamadılar.</p>
<p><strong>Portekizliler esasında hiçbir şeyi keşfetmediler.</strong> İslam haritaları 15. asrın başlarında onlara ulaşmıştı. <strong><span style="text-decoration: underline;">Bunu kendi tarih kitaplarından çıkarıyoruz</span></strong>.</p>
<p>Hint Okyanusu kıyılarında çok miktarda altın, halı ve baharat olduğunu biliyorlardı. Baharat etlerin kokmamasını sağladığından Avrupa için mühimdi. Hint Okyanusu”na denizden ulaşmaya çalışıyorlardı. <strong>Ama Portekizlilerden evvel bu yol Müslümanlar tarafından kullanılıyordu.</strong></p>
<p>Müslümanlar Afrika”nın güneyindeki yolu kullanarak 9. yüzyılda Çin ile ticaret yapıyorlardı. Hint Okyanusu 15. asırda Müslümanların elinde bir İslam gölü gibiydi. Hindistan ve Java, Müslümanların elindeydi. <strong>Ummanlı denizciler İbn-i Macit</strong> ve Süleyman el Mehri 15. asrın matematikten astronomiye her ilmi bilen filozof iki denizcisiydi.” (3)</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Asya’nın 19. Yüzyıla kadar Avrupa’nın önünde olduğu konusu</strong>,</p>
<p>-Bizler neden 1500’den sonra Avrupa’nın Asya’yı fethettiğini öne süren Avrupamerkezci varsayımlarla karşı karşıya kalıyoruz?</p>
<p>-Ayrıca 1492’den sonraki dönemin Batı öncülüğündeki küreselleşmeyi başlatan unsurları içerdiğini savunan benzer bir iddia daha neden karşımıza çıkıyor?</p>
<p>-Ya da konuya Asya bağlamında baktığımızda, neden Asya tarihinde 1498 ile 1800 arasında “<strong>Vasco da Gama dönemi</strong>” diye bir Avrupamerkezci tasvirle karşılaşıyoruz?</p>
<p>-Hepsinden öte, bu ve benzeri Avrupamerkezci tasvirlerin son derece güçlü bir şekilde dile getirildiği John Roberts’in <strong>Batı’nın Zaferi</strong> benzeri kitaplar neden ortaya çıkıyor?</p>
<p>-Bir gerçeği… Şöyle bir baktığımızda hemen hemen tüm keşiflerin Avrupalılar tarafından yapıldığını açıkça görebiliriz. Bundan başka keşifler için yapılan seyahatler yeni bir dönemin başlangıcı sayılır ve Avrupalıların dünya çapında genişlemelerine yol açmıştır…</p>
<p>-Gelecek yüzyıldaki Luther gibi, denizci Henry de modern tarihe bilmeden katkıda bulunmuştur…</p>
<p>-Diğerlerine nazaran daha küçük de olsa Portekiz Kralı Manuel’in kendini “Etiyopya, Arabistan ve Hindistan’ın Hâkimi” ilan ederek övünç kaynağı yaratması da tarihî gelişmelerden biridir…</p>
<p>-Azgın denizlerin fethedilmesi, Batı uygarlığının dünya üzerinde egemenlik kurmasını başlatan ilk ve en önemli zaferlerden biridir. (4)</p>
<p><strong>Roberts konuya şu şekilde devam eder: </strong></p>
<p>-Günümüzde insanlar bu görüş şeklini açıklamak için özel bir terim icat etmişlerdir: <strong>Avrupamerkezcilik</strong>. Anlamı <strong><span style="text-decoration: underline;">Avrupa’yı her şeyin merkezine yerleştirmek </span></strong>olan bu terim genellikle negatif anlamda kullanılmaktadır.</p>
<p>-Ancak onlara verdiğimiz değerden çok, gerçekte neler olduğu hakkında konuşursak Avrupa’yı modern zamanın oluşumunda en etkili faktör olarak merkeze yerleştirmek kesinlikle en doğru hareket olacaktır.(5)</p>
<p>Roberts’in öne sürdüğü gerçekler karşısında benim vereceğim cevap, daha önce Avrupamerkezcilik konusunun geçtiği bölümlerde bahsettiklerimle aynıdır ve bu terimin neden hikâyenin tam ortasında yer aldığını da açıklar&#8230;</p>
<p><strong>Asya’daki modern Avrupa keşif çağı miti </strong></p>
<p>Portekizlilerin yaptığı keşif yolculuklan hiçbir zaman “inanılmaz bir meraka sahip” ya da “hareketsiz duramayan” insanların Avrupa keşif dünyasının öncüleri olmaları anlamına gelmemektedir.</p>
<p>Portekizlilerin seferleri ancak Ortaçağ’daki Haçlı Seferleri’nin son nefesi olarak tanımlanabilir (ilk raund’ 1095 ilâ 1291 arasında yapılmıştır).</p>
<p>Bu yolculuklar, modern düşüncelerden ziyade eski Haçlı Seferi zihniyetiyle yapılmıştır.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Aslında bu keşif yolculuklarının perde arkasında Hıristiyan dünyasında büyük krize neden olan Konstantinopolis’in 1453’te Osmanlılar tarafından alınması meselesi yatmaktadır. </span></em></strong><em><span style="text-decoration: underline;">Hıristiyan kimlik krizi, Rönesans taraftarlarınca kutsal şehir sayılan Atina’nın 1456’da Müslümanlar tarafından alınmasıyla daha da alevlenmiştir.<strong><em></em></strong>Büyük bir ilahi koro aynı ağızdan haykırmaya başlamıştır: </span></em><strong><em><span style="text-decoration: underline;">“Kutsal Helen toprakları kirletildi.”(6)</span></em></strong></p>
<p>Bu düşünce, Hıristiyanların Doğu’yu ele geçirme planlarının başlangıç noktasıydı.</p>
<p><em>15. yüzyılın ikinci yarısında. Büyük Haçlı Ordusu’nun kurulması ve yönetilmesi Kilise’nin papalık reformları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu güçlü reformlar Hıristiyanlık içinde barışın sağlanması, Haçlı askerlerine ilham verilmesi ve imanın yeniden oluşturulması için son derece gerekliydi.(7)</em></p>
<p>Hıristiyanların dağınık oluşu ve <strong>İslami tehdit</strong>, pek çok papalık bildirgesinin yayınlanması sonucunu doğurmuştur. Kilise için <strong>bu durum dini yaşam ve ölüm arasında olmak demekti </strong>ve Hıristiyanlığın sürdürülebilmesi için en önemli etkenlerden biriydi. Papa II. Pius’un belirttiği gibi,</p>
<p><em>-“Türklerle kaçınılmaz savaş durumu bizi tehdit ediyor. Silahlarımızı kuşanıp düşmanla savaşmaya gitmezsek din elden gidecektir</em>” (8)</p>
<p>1452’de Papa V. Nicholas tarafından yayınlanan ilk papalık bildirgesinde “Papa, Portekiz kralını Sarazenlere<strong><em> (Haçlı seferleri zamanında Müslümanlara verilen ad.)</em></strong> saldırmak, topraklarını zaptetmek, onlan boyunduruğu altına almak, mallarına el koymak, kalıcı köleliğe hizmet için insanlarını esir almak ve topraklarını Portekiz Kralı’nın topraklarına dahil etmek için yetkili kılar” denmektedir. (9)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ve yazıyı sonlandırırken&#8230;</strong></p>
<p>Sanayi devrimi ve Coğrafi keşifler üzerine;</p>
<p>İtalya’nın, (Rönesans&#8217;ın) Ortaçağ’ın önemli bir bölümünde Avrupa’nın gelişimine katkıda bulunan önemli bir faktör olduğunu söylemek ilk bakışta mantıklı görünebilir.</p>
<p>Ancak Avrupa kapitalizmini ileriye götüren bu tür yeniliklerde İtalyanların öncü olduğunu söylemek çok anlamlı olmayacaktır.</p>
<p>O dönemde <strong>İtalya üzerindeki Doğu etkisi o denli derindir ki</strong>, bu etkinin tüm ülkeye ve Avrupa&#8217;ya yayılması kaçınılmazdır. Sonuç olarak, İtalya’yı düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen, kendine özgü yemekleri ve çok özel sanat eserleridir.</p>
<p>Ancak örneğin pizza hamuruna baktığımızda, aslının Eski Mısır’a dayandığını görebiliriz. Pirinç ve safran tanımı ise Sicilya ve İspanya’ya Araplar tarafından aktarılmıştır..</p>
<p>Yine İtalya’nın meşhur kahvesinin aslı Etiyopya’ya dayanmaktadır. Makarna ya da &#8220;spagetti&#8221; Marco Polo’nun dediği gibi Çin’den gelmemiş, İtalya’nın batısına yerleşmiş olan Eski Etrüsklere ait bir yiyecektir.</p>
<p>İtalyan yaratıcılığı ve zarafeti ile ilgili en önemli örneklerden biri, Ponte Vecchio köprüsüdür. Ne var ki Michael Edwardes’ın bu konudaki sözlerine bir göz atalım:</p>
<p>Floransa’daki Arno nehri üzerindeki Ponte Vecchio (1345) benzeri ilk kemerii köprüleri yapanlar, Çinlilerin bu konudaki hünerlerinden etkilenmiş olmalılar.</p>
<p>Çinlilerin bu konudaki becerileri pek çok ülkenin takdirini kazanmış. Hatta Rusya’da Büyük Petro ülkenin modernleştirilmesi sürecinde, 1675 yılında Çinli mühendisleri ülkesine çağırmış ve köprü yapımını onlara emanet etmiştir. (10)</p>
<p>Sonsöz;</p>
<p><strong>İlim –bilgi- kimsenin malı, kazanımı değildir.  Bilgi, Tüm insanlığa aittir.</strong></p>
<p>Bindiğimiz, otomobil, uçtuğumuz uçak, kullandığımız ilaçlar; binlerce yıllık birikimin, deneyimin ve çalışmanın ürünüdür.</p>
<p>Bugün adına “<strong>Gelişmiş Bat</strong>ı” dediğimiz toplumlar ; Mısır, Çin, Yunan ve Arapların çalışmalarını geliştirerek, ortaya koyduklarını kendilerinden sonrakilere devretmektedirler.</p>
<p>Bu doğrultuda, binlerce yıllık çalışmaları, kısa bir sürede yapılmış gibi göstererek sahiplenmek, diğerlerine haksızlıktır.</p>
<p>Biz meraklılarına tarafların görüşlerini sergileyerek bir kapı açtık.</p>
<p>Sonrası araştırmacılara kalmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Resim;<span class="irc_hd irc_iis"><a class="irc_hol irc_itl" href="http://www.google.com.tr/url?sa=i&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;source=images&amp;cd=&amp;cad=rja&amp;docid=ntXm-6GEsbFpGM&amp;tbnid=WORAtsE80NQIuM:&amp;ved=0CAQQjB0&amp;url=http%3A%2F%2Fgeograpy.blogcu.com%2Fdunya-uzerinde-onemli-bogaz-ve-kanallar%2F1678197&amp;ei=j5KoUYvuN4bYPOCDgNgE&amp;psig=AFQjCNEgHpmzhtN031ChZqIFE93zwK0m7A&amp;ust=1370088427876891" target="_blank" data-ved="0CAQQjB0"><span class="irc_ho"> geograpy.blogcu.com dan alınmıştır.</span></a></span></p>
<p>Kaynaklar;</p>
<p><strong>*Ummalı Filozof/ Ahmed İbn Macid, Müslüman gemici, 1475 dolayları </strong></p>
<p>(1) Anonim</p>
<p>(2) “Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”<strong> John M. Hobson,</strong> (3. hariç, alıntılar yazara aittir.)</p>
<p>(3) Prof. Dr.. Fuat Sezgin, İslam bilim tarihi araştırmacısı.</p>
<p>(4) J.M. Roberts, The Triumph of the West (Londra: BBC, 1985), s. 175, 184, 186, 188, 194.</p>
<p>(5) a.g.y, s. 201.</p>
<p>(6)Michael Edvvardes, East-WestPassage (New York: Taplinger, 1971), s. 135.</p>
<p>(7) Brandon H. Beck, From the Rising of the Sun (New York: Peter Lang, 1987), s- 17</p>
<p>(8) Robert Schwoebel, The Shadow of the Crescent (Nieuwkoop: B. De Graaf, 1967) adh eserinde Papa II. Pius’tan söz eder, s. 71.</p>
<p>(9) Charles R. Boxer, The Portuguese Seaborne Empire, 1415-1825 (Londra: Hutchinson, 1969), s. 21.</p>
<p>(10)Michael Edwardes, East-West Passage (New York: Taplinger, 1971), s. 85.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3475</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanayi Devrimi’nden sonra Coğrafi keşiflerin de gerçek kahramanlarını açıklıyoruz (6)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3467&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sanayi-devriminden-sonra-cografi-kesiflerin-de-gercek-kahramanlarini-acikliyoruz-6</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3467#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 May 2013 11:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[barutun icadı]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafi keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıdın bulunması]]></category>
		<category><![CDATA[kağıt ve askeri silahlar]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[ümit burnu]]></category>
		<category><![CDATA[ümit burnunu kim buldu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3467</guid>
		<description><![CDATA[Coğrafi keşiflerin arkasında çok ilginç bir sebep vardır. Batılı ilim adamlarına göre keşiflerin ana nedeni; İstanbul ve Atina&#8217;nın Müslüman Türkler tarafından  alınmasıdır. Hıristiyan Batı bu kayıplarla,  &#8220;Yok olma sürecine girdiğini düşünmektedir.  Bu durumu ancak, Yeni Keşifler önleyebilecektir.  İşte hikayemiz. &#8230; &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3467">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3468" class="wp-caption alignnone" style="width: 236px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3468" rel="attachment wp-att-3468"><img class="size-full wp-image-3468" title="keşifler" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/05/keşifler.jpg" alt="" width="226" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">&quot;Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.&quot; (Mirabeau).</p></div>
<p>Coğrafi keşiflerin arkasında çok ilginç bir sebep vardır. Batılı ilim adamlarına göre keşiflerin ana nedeni; İstanbul ve Atina&#8217;nın Müslüman Türkle<strong>r </strong>tarafından  alınmasıdır. Hıristiyan Batı bu kayıplarla,  &#8220;<strong>Yok olma sürecine girdiğini düşünmektedir.  </strong>Bu durumu ancak<strong>, Yeni Keşifler </strong>önleyebilecektir.  İşte hikayemiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><em>Hıristiyan kimlik krizi, Rönesans taraftarlarınca kutsal şehir sayılan Atina’nın 1456’da Müslümanlar tarafından alınmasıyla daha da alevlenmiştir. Büyük bir ilahi koro aynı ağızdan haykırmaya başlamıştır: <strong>“Kutsal Helen toprakları kirletildi.</strong>”(1)</em></p>
<p>Geçen bölümde kaldığımız yerden, Batının sahiplendiği <strong>Sanayi Devrimi</strong>’ne kimlerin rehber olduğunu açıklamaya devam edecek, arkasından  Coğrafi keşifler anlatılacaktır.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Îlk Avrupa demir sanayii</strong></p>
<p>Demir üretiminin milattan çok önceki devirlere dayandığı ve işleme tekniğinin 11. Yüzyıldan sonra Çinlilerin “<strong>Sung mucizesi</strong>” ile çok daha ileri seviyelere taşındığını bilinmektedir.</p>
<p>Demir ile ilgili yeniliklerin Çin’den Avrupa’ya aktarılması konusunda büyük bir zaman aralığı bulunmaktadır;  Su gücü ile çalışan metalürjik püskürtme motoru için 11 yüzyıl ve piston körüğü için 14 yüzyılda (2) Avrupa asıllı Flussofen adı verilen patlama kazanının Styrian  ya da Avusturya asıllı Stuckofen adlı kazanın yerini alması, Çin teknolojisinin Orta Asya, Siberya, Türkiye ve Rusya üzerinden gelerek Avrupa’ya ulaşmasının son aşamasıdır. (3)</p>
<p>Bu arada Hintlilerin ve Müslümanların kendi içlerinde önemli demir üreticileri olduklarını belirtmeden de geçemeyeceğim.</p>
<p>Demir üretimi İslam dininde önemli bir yer tutmaktaydı. Kuran’da <strong>“Muazzam gücünden insanlık yararlansın diye Allah dünyaya demiri gönderdi” </strong>şeklinde bir ibare mevcuttur.</p>
<p>Bu da bizlere, Doğu’dan Avrupa’ya demir üretim tekniklerinin İslam Dünyası yoluyla aktarıldığını açık bir şekilde göstermektedir. (4)</p>
<p><strong>Demir ve çelik (d)evrimi, MÖ 600’den MS 1100’e kadar </strong></p>
<p>Çin’in demir çelik mucizesi MÖ 600’lere, MÖ 513 tarihti ilk dökme demir objenin bulunmasına uzanır, çelik ise MÖ 2. Yüzyılda üretiliyordu.!</p>
<p>Robert Hartwell çok iyi bilinen bir makalesinde, 806 ile 1078 yıllan arasında Çin’in ürettiği demirin altı katına çıktığını öne sürmüştür. Yıllık üretime baktığımızda Çin, 806 yılında 13.500 ton demir üretirken, bu rakam 1064’te 90.400 ton ve 1078’de 125.000 ton olmuştur. İki karşılaştırma konuya açıklık getirecektin İlki, tüm Avrupa&#8217;da 1700’lerde daha fazla demir üretiliyordu ve 1788’de İngiltere sadece 76.000 ton demir üretiyordu.</p>
<p>&#8230;Avrupamerkezci uzmanlar, Çin’e ait demir kullanımının araç gereçler ya da üretim amaçlı değil silah veya dekoratif sanatlarla sınırlı olduğunu gündeme getirerek, sıklıkla bu başarıyı görmezden gelirler. Ancak gerçek şu ki demir gündelik araç gerecin yapımında kullanılmaktaydı, bu da bir sanayi devrimi dahilinde gerçekleşiyordu.</p>
<p>Üretilen bu araç gereçler arasında bıçaklar, keskiler, iskarpela. Matkap ucu, çekiçler ve tokmaklar, saban demiri, bel, kürek, el arabası dingili. Tekerlek, at nalı, tencereler, tavalar, çaydanlıklar, çanlar, asma köprü zincirleri, zırhlı kapılar, gözetleme kuleleri, köprüler, baskı tezgâhlan ve harfler vardı. Bütün bunlar o dönemde kullanımda olan şeylerdi. Hartwell bu listeye bıçkı, menteşe, kilit, soba, lamba, çivi, dikiş iğnesi, topluiğne, çaydanlık, zil ve trampet takımını da ekliyor.</p>
<p>Donald Wagner bunu daha da genelleyerek şöyle sonuca bağlıyordu: “dökme demirden yapılan seri üretim son derece önemliydi… ve ‘ilk sanayici’ demir ustaları büyük servet elde etmişti”, ki bu süreç MÖ 3. Yüzyıla kadar uzanıyordu.</p>
<p>&#8230;Avrupalılar dövme demiri ancak Ortaçağ’da kullanmışlardı. “Öyle görünüyor ki Çinliler doğrudan dökme demir tekniğine ulaşmışlar, Avrupalılar ise uzun bir işleme dönemi geçirmişlerdi. (5)</p>
<p>&#8230;Bir başka çarpıcı buluş, 11. Yüzyılda mangal kömürü yerine kok (çünkü ormanlar yetersizdi) kullanılmasıydı. Bu çok büyük önem taşıyor, çünkü Avrupamerkezci görüş bunun yüzyıllar sonra İngilizler tarafından gerçekleştirildiği konusunda ısrar ediyordu.</p>
<p>Ancak İngiltere de Çin gibi ormanların yok edilmesi sorununu çözmek için kok kullanıyordu. 18. Yüzyıl îngilteresi’ne atfedilen tekstil üretimindeki kayda değer başarılar da Sung mucizesinin önemli özelliklerinden biridir. Çin ipeği üretimi MÖ 4. Yüzyılda başlamışrt. En gelişmiş endüstriyel teknolojik buluş da kenevir ve ipek üretiminde su gücüyle çalışan tezgâhların yaygın bir şekilde kullanılmasıydı</p>
<p>Demir/çelik ve tekstil sanayisindeki tüm bu başarılar büyük önem taşımaktadır ve endüstriyel buzdağının sadece görünen kısmıdır. Bu tür bir üretim için büyük bir altyapı destek ağı gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrupa’da saat yapımı </strong></p>
<p>Avrupamerkezci araştırmacı David Landes “<strong>Saat, Ortaçağ Avrupası</strong>’nda mekanik yaratıcılığın en önemli aşamalarından biridir” der.</p>
<p>İddiaya göre, ilk halka açık saat, 1309’da Milano’daki St. Eustorgio Kilisesi’nin kulesine yerleştirilmiştir. Yine ilk taşınabilir saat 1335’te Milano’daki Visconti Sarayı’nda görülmüştür. Aslında Avrupamerkezci araştırmacılar da dahil olmak üzere, saatin ilk kez kim tarafından icat edildiğini kimse bilmemektedir.</p>
<p>Çinlilerin saate ihtiyaç duymadıkları, konuyla ilgilenmedikleri ve saat yapımını başaramadıkları gibi varsayımlar anlamsızdır.</p>
<p>11. Yüzyılın sonunda Su Tzu-Jung astronomik bir saat imal etmiştir.</p>
<p>1086’da Çin imparatoru tarafından kendisinden daha önce Han Kung-Lien tarafından icat edilen ve bileğe halka şeklinde takılan saati yeniden düzenlemesi istenmiştir. Su’nun kendi saatini anlattığı satırlan inceleyen Needham şu sonuca varır:</p>
<p><strong>-“Ayrıntıların canlılığıyla bunun Ortaçağ’da herhangi bir uygarlık tarafından üretilebilecek en büyük teknik gelişmeye sahip bir ürün olduğunu anlayabiliriz.”</strong></p>
<p>Saat yapımında en önemli nokta, saat maşası denilen ve saatin rakkas çarkının sekteli hareketini idare eden tertibatın icat edilmesidir. Bu mekanizma. Saat milinin ve kadranın hareketini idare etmek suretiyle zamanın kusursuz bir şekilde tespitini sağlamaktadır.</p>
<p>Bu konuda Candwell, <strong>“Tekerleğin icadından bu yana belki de en önemli keşif olan bu mekanizmayı icat eden dâhi ya da dâhiler konusunda hiçbir şekilde bilgi sahibi değiliz” </strong>der.’</p>
<p>Saat maşası mekanizmasının 725’te muhtemelen 1-Hsing adlı bir Çinli tarafından icat edildiğini söyleyerek bu konuya bir nokta koyabiliriz.</p>
<p>Hatta bu mekanizmanın Batı’ya yayılımı konusunda da kanıtlar mevcuttur ve İslam etkisindeki Ortadoğu’dan yayıldığı bilinmektedir. Daha sonra, 1277’de (Visconti saatinden 60 yıl kadar önce) saat tahmini hakkında bir Arap metni Toledo’da Avrupa dillerine çevrilmiştir. (Bu metinde ağırlık bağlanan sarkaç sistemli ve cıvalı saat maşası olan bir saat anlatılmaktadır.)</p>
<p>Avrupa’ya karmaşık dişli sistemi, segment dişlileri, sarkaç, sesli sinyal sistemi gibi saat teknikleri ve mekanizmaları hakkında aktarılan her şey, <strong>İslam etkisi akındaki İspanya’nın Endülüslü saatçilik ustaları tarafından sağlanmıştır</strong>.</p>
<p>İlginç olan nokta ise, Lynn White’ın bu saat mekanizmalarının 12. Yüzyılda Hindistan’ın Bhaskara kentinde görüldüğünü öne sürmesidir.</p>
<p>Bu arada Avrupa’da imal edilen pek çok saat Su’nun saati ile benzer özellikleri taşımaktadır. Burada Çinlilerin, hatta belki de Hintlilerin, Müslümanlar yoluyla Avrupalı saat imalatçılannı etkilediklerine dair son derece önemli kanıtlar bulunmaktadır.</p>
<p>Hiçbir şey olmasa dahi, bu son kanıt Çinlilerin saat üretimi yapacak teknolojiye sahip olmadığını düşünen Avrupamerkezci görüşü yalanlayacak niteliktedir. (6)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Îlk askeri devrim: Çin, 850-1290 dolayları </strong></p>
<p>Avrupamerkezci bakış Avrupalıların sözde ilk büyük “askerî devrime” öncülük eden askerî dehasını kutluyor (1550-1660). <strong>En önemli teknolojik hamleler Barut, silâh ve top üzerinde gerçekleşti. </strong></p>
<p>Ancak bunların tümü, 850 ile 1290 yılları arasındaki “ilk askerî devrim” süresince Çin’de icat edilmişti. Bu iddiayı safdışı bırakan en bilinen Avrupamerkezci yaklaşım, Çinlilerin barutu sadece havai fişeklerde kullandığı ve hiçbir askerî uygulamanın söz konusu bile olmadığıdır (Oryantalist “Çin hükmü”).</p>
<p>&#8230;Çinliler 10. Yüzyıl başında, 850 dolaylarında barutu icat ettiklerinde, (7) barut ateş topu atan silahlara uygulanmış, 969 yılından itibaren de ateş oklarında kullanılmıştır. 1231’den sonra bomba, el bombası ve roketlerde (demir bir tüp içindeki havan topu şeklinde) kullanılmıştır. 14. Yüzyıldan itibaren kara ve deniz mayınlarında kullanılmıştır. (8)</p>
<p>&#8230;Çin’in askerî devriminin en etkileyici özelliklerinden biri de donanmaydı. Sung donanmasında 20.500 gemi vardı. Çin filosu herhangi bir Avrupalı gücü ve hatta belki tüm Avrupa’nın donanma gücünü içinden çıkarabilirdi.</p>
<p>Gemilerdeki silahların devamlı geliştirilmesi çok önemliydi. 1129’da mancınıklar barut atan standart teçhizatlardı. 1203’ten sonra bazı gemiler metal levhalarla kaplanmıştı. Çin’in askerî amaçla kullanılan gemileri etkileyici gelişim göstermişti</p>
<p>Örneğin, 6. Yüzyıl sonlarında “beş sancaklı”  savaş gemisinde 100 feet yüksekliğinde 5 güverte bulunuyordu ve bu gemiler 800 asker taşıyordu. Aynı zamanda, “güçlü silahlar”la ya da bir üst kattaki güverteye sabitlenmiş -50 feet uzunluğunda- “delici metaller”le donanmştı.</p>
<p>Bunlar dev çekiçler gibi düşman gemilerine hasar vermek için kullanılıyordu. 3. Yüzyılda hareketli ve “kare şeklinde yüzen” kaleler vardı ve bunlar üzerlerinde kulelerin olduğu ve yaklaşık 2.000’den fazla askerin bulunduğu 360 bin feet karelik bir alanı kaplıyordu.</p>
<p>Tüm bunlar Temple’ın sözleriyle bir kez daha yerinde bir sonuca varıyordu: <strong>“Çinliler Batılıların modern zamanlarda hayal edemeyeceği ölçüde silah imalatçısıydılar.”(</strong>9)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p>- Coğrafi keşiflerin gerçek kahramanları kimlerdir?</p>
<p>Resim; http://cografyabilim.wordpress.com/2011/05/20/cografi-kesifler-sebepleri-ve-sonuclari/</p>
<p>Kaynak; “<strong>Batı Medeniyetinin doğulu kökenleri</strong>” (Dipnotlar esere aittir.)</p>
<p>(1) Michael Edvvardes, East-WestPassage (New York: Taplinger, 1971), s. 135.</p>
<p>(2) Joseph Needham, Science and Civilisation in China, I (Cambridge: Cambridge university Press. 1954), s. 240.</p>
<p>(3) Braudel, Civilization, I, s. 376</p>
<p>(4) Batı Medeniyetinin doğulu kökenleri”, Sahife;139</p>
<p>(5) Jacques Gemet, A History of Chinese Civilization (Cambridge: Cambridge University Press, 1999), s. 69.</p>
<p>(6) &#8220;Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri&#8221; Sahife;140</p>
<p>(7) Gernet, History, s. 311; Joseph Needham, Ho Ping Yü, Lu-Gwei-Djen ve Wang Ling, Science and Civilisation in China, V (7) (Cambridge: Cambridge University Press, 1986), s. 111-117.</p>
<p>(8) ‘ Needham ve çalışma arkadaşları, Science, V (7), s. 161-210</p>
<p>(9) Temple, Genius, s. 248.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3467</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizler’in sahiplendiği &#8216;Sanayi Devrimi’nin gerçek sahiplerini açıklıyoruz (5)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3460&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ingilizlerin-sahiplendigi-sanayi-devriminin-gercek-sahiplerini-acikliyoruz-5</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3460#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 May 2013 08:05:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[Çin sanayisi]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıt]]></category>
		<category><![CDATA[Köprüler]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimini kimler yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[tekstil]]></category>
		<category><![CDATA[yel ve su değirmeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3460</guid>
		<description><![CDATA[Demir, Tekstil, Barut, Su ve Yel Değirmenleri, Kâğıt, Matbaa, Saat, Demir köprüler, taşıma ve savaş amaçlı büyük gemiler, toplar, tüfekler ve coğrafi keşifler  bakınız kimlerin çalışmaları sonucudur? &#8230; Su ve Yel Değirmenleri Carlo Cipolla, Ortaçağ enerji devrimine dayanarak, su değirmenlerinin &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3460">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3461" class="wp-caption alignnone" style="width: 270px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3461" rel="attachment wp-att-3461"><img class="size-full wp-image-3461" title="değrmen" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/05/değrmen.jpg" alt="" width="260" height="194" /></a><p class="wp-caption-text">Hama&#39;ya (Suriye) &quot;Su değirmenleri şehri&quot; demek pek yanlış olmaz...</p></div>
<p>Demir, Tekstil, Barut, Su ve Yel Değirmenleri, Kâğıt, Matbaa, Saat, Demir köprüler, taşıma ve savaş amaçlı büyük gemiler, toplar, tüfekler ve coğrafi keşifler  bakınız kimlerin çalışmaları sonucudur?</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Su ve Yel Değirmenleri</strong></p>
<p>Carlo Cipolla, Ortaçağ enerji devrimine dayanarak, su değirmenlerinin Avrupa’ya ait bir yenilik olduğunu, çünkü bunların Doğu’da bulunmadığını belirtir.(1)</p>
<p>Ancak Arnold Pacey şunları söyler:</p>
<p>-Önceleri su değirmeninin kesinlikle bir Avrupa icadı olduğu düşünülürdü. Fakat Bağdat ve çevresinde sayısız değirmen bulunduğu ve bu su kaynaklarının Avrupa&#8217;dan iki ve daha fazla yüzyıl önce kâğıt yapımı için kullanıldığı bilinmektedir. (2)</p>
<p>Aslında Pacey, olayı olduğundan hafif göstermiştir. Al-Hassan ve Hill konuya daha geniş bir çerçeveden bakarlar:</p>
<p>Müslümanlar mümkün olan her türlü su kaynağını değirmenler için kullanmak konusunda oldukça istekliydiler. Hatta akarsulardan pek çok değirmenin faydalanmasını sağlamak amacıyla sayaç kullanımına başlamışlar ve “<strong>değirmen gücü”</strong> kavramını oluşturmuşlardır. İspanya’dan Kuzey Afrika’ya ve Maveraünnehir’e kadar tüm Müslüman vilayetlerinde değirmenler bulunmaktaydı.’(3)</p>
<p>Ortadoğu’da hemen her nehir boyunca gittikçe çoğalan su dolapları ve su değirmenlerinin etrafında sulamanın yanı sıra, tahıl öğütme ve ezme işlemlerini yapmak amacıyla pek çok sanayi tesisi konuşlanmıştı.</p>
<p>Suriye’deki Hama şehrinde Asi nehri kıyılarında dev boyutlu noria’lar <span style="color: #3366ff;">*</span> bulunmaktaydı.</p>
<p>Noria’lar ve su değirmenleri İslam etkisi altındaki İspanya’da da inşa edilmişti.</p>
<p>MÖ ikinci binyıldan beri Ortadoğu, başta şehir ve köylere su dağıtımını düzenleyen yeraltı ve yerüstü su kemerleri olmak üzere, her türlü etkileyici su yönetim sistemini geliştirmiştir.<span style="color: #3366ff;"> (**)</span></p>
<p>(<em>Ortadoğuda</em>) Sulama sistemleri son derece merkezileştirilmişti. Ancak bu, Avrupamerkezci görüşün öne sürebileceği gibi Oryantal despotizmin bir göstergesi değil, sulamanın eşit ve düzenli yapılabilmesini sağlayan <strong>adil bir su dağıtım</strong> sistemiydi.</p>
<p>Bununla beraber, Avrupamerkezci görüşü savunanlar bu îslami gelişmelere yine bir kulp takmış ve değirmenlerin zaten Roma devrine ait bir yenilik olduğunu öne sürmüşlerdir.</p>
<p>Aslında su değirmenleri ilk kez Eski Mısır’da görülmüş ve Roma imparatorluğu vasıtasıyla yayılmış gibi gözükse de, bu örnekler gerçek anlamda su değirmeni değildi.</p>
<p>&#8230;İlk değirmenlerin Romalılar tarafından yayıldığı ve Avrupa’nın bundan esinlendiği iddiasını desteklemek için yanıltıcı bazı görüşler öne sürülmüştür. Romalılar dikey çarklı değirmenler yapmışlardır. Ortaçağ Avrupası değirmenleri ise aslında MÖ 4. Yüzyılda Çin’de icat edilen “demir çekici” sistemine dayanmaktadır.</p>
<p><strong>Son olarak, yel değirmeni 13. Yüzyılda ortaya çıkan öncü bir Avrupa buluşu muydu? </strong></p>
<p>İlk yeldeğirmenlerinin 644’te İran’da görüldüğünü söylersek, bunun söz konusu bile olamayacağını hemen anlayabiliriz. Needham’ın belirttiği gibi, “Yeldeğirmenlerinden ilk kez <strong>Benu Musa kardeşlerin (850’den 870’e) eserlerinde bahsedilmiştir”</strong> Bir yüzyıl sonra pek çok güvenilir yazar Seistan’ın yeldeğirmenleri hakkında yazılar kaleme almışlardır (Örneğin, Ebu İshak el-İstahri ve Ebu’l-Kasım ibn Havkal).</p>
<p>İran yeldeğirmenleri, akabinde sadece Avrupa’ya değil, Afganistan ve Çin’e kadar da yayılmıştır.</p>
<p>Yeldeğirmeninin İran kökenli olduğuna itiraz eden görüşlere en iyi cevap, dikey olarak monte edilen Avrupa yeldeğirmenlerinin aksine. Ortadoğu yeldeğirmenlerinin yatay sistemde inşa edilmiş olmasıdır.</p>
<p>Günümüzde kullanılan biçimde değirmenin Avrupa’ya İran’dan geldiğini söylemek zorsa da, İran’ın bu konudaki katkılarını yok saymak tamamen haksızlıktır. Değirmen fikrinin kesinlikle İran’dan yayıldığını kabul etmek gerekir.</p>
<p>Ayrıca Haçlı Seferleri sırasında İran’a giden ve bu ülkedeki “macera”ları sırasında yeldeğirmenleriyle tanışan Avrupalı savaşçıların değirmenin yayılması konusundaki “katkılarını” da unutmamak gerekir. Bu savaçıların pek çoğunun Ortadoğu’da uzun süre kaldığını, hatta oraya yerleştiğini düşünürsek, bu tür düşüncelerin ne şekilde Avrupa’ya yayıldığını görmek daha kolay olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tekstil imalatı </strong></p>
<p>1000 yılından sonra Avrupa’daki en önemli sanayilerin tekstil ve kâğıt olduğunu, demir üretiminin de oldukça önem kazanmaya başladığını biliyoruz.</p>
<p>Tekstil ile ilgili çıkrık, ip bükme makinesi, dokuma tezgâhı ve ayak pedalı gibi pek çok teknolojinin Avrupa’ya Doğu’dan yayıldığını söylemek mümkündür.</p>
<p>Çıkrık ilk kez Çin’de kullanılmaya başlanmış, 13. Yüzyılda İslam etkisindeki İspanya vasıtasıyla İtalya’ya yayılmıştır. 13. Yüzyıl İtalyan ipek dokuma makinelerinin erken Çin örneklerine şaşılacak derecede benzemesi tesadüf değildir. Hugh Honour bu konuda şunları aktarır;</p>
<p><em>Pax Tartanca (<span style="color: #3366ff;">***)</span> döneminden sonra Kubilay Han tüm Asya’ya hâkim olmuş, Çin tekstil mallarının Balducci Pegoletti’nin deyişiyle gece gündüz güvenli olan kervan yolundan Ortadoğu ve Avrupa’ya aktarılmasını sağlamıştır. </em></p>
<p>Avrupa&#8217;da üretilenlerden çok daha yüksek kalite, renk ve desene sahip olan bu brokar ve işlemeli kumaşların istilasının önce hayranlık, ardından da taklitlerinin yapılması için teşvik uyandırdığı yadsınamaz bir gerçeklikti.’(4)</p>
<p>Bunun yanında İtalyan şehirlerinde gördüğümüz, Çin’deki örneklerine benzeyen ipek işleme tezgâhlarının sık sık Çin’e seyahat eden ve buradaki her türlü yeniliği heybelerine koyup ülkelerine getirme cüretini gösteren tacirlerin marifeti olduğunu söylemek yanlış olmaz.</p>
<p>İpek ipliklerden bobinlerin işlendiği bu makineler 1090’da Çin’de icat edilmişti. Pedalla işleyen bu ipek bobininin makinesinin bir tezgâhı ve sarma sistemi mevcuttu. İtalyan versiyonu ise aynı modelin bir manivela ve  kol eklenmiş halidir.</p>
<p>Kısaca İtalyan modeli, Çin’deki makinenin az ya da çok kopyalanmış ve 18. Yüzyıla uyarlanmış haliydi. Tekstil makinalarının islam etkisi altındaki İspanya kanalıyla Avrupa’ya yayıldığını ve İslam tekstilinin yüzyıllar boyu bu kıtaya etki ettiğini söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kâğıt imalatı</strong></p>
<p>Ortaçağ Avrupası’nın en önemli sanayilerinden biri kâğıt imalat sanayiidir. Kıta içinde ilk olarak 1150’de İslam etkisi altındaki İspanya’da imal edilen kâğıt, buradan Avrupa’ya yayılmıştır.</p>
<p>Aslında kâğıt MS 105 yılında Çin’de Ts’ai Lun tarafından icat edilmiş ve hemen ardından kâğıt imalatı başlamıştır.</p>
<p>Peki ne zaman Avrupa’ya yayılmıştır?</p>
<p>Thomas Carter kâğıdın Batı’ya aşamalı olarak intikal ettiğini söyler. 4. Ve 6. Yüzyıllar arasında ilk olarak Türkistan’a giren kâğıt, burada arada sırada kullanılmıştır. Maveraünnehir ve İran’da kâğıt, 751’deki Talaş Savaşı’ndan (5)</p>
<p>çok önce mevcuttur, ancak bu savaş sonrası Çinli savaş esirleri oldukça önemli kâğıt yapım tekniklerini bu topraklara taşımışlardır. El-Kazvini’nin bu konuda aktardıklarına bakalım: <em>Savaş esirleri Çin’den getirildiler. Bunların arasında kâğıt imalatını bilen biri de vardı ve bunu uygulamaya başladı. Daha sonra kâğıt, ilk çıktığı şehir olan Semerkant’ın en önemli ürünü oldu ve buradan tüm ülkelere yayıldı.’</em> (6)</p>
<p>Bu konuda ilk yenilikler su götürmez bir açıklıkla Çinliler tarafından yapılmasına rağmen, Araplar da oldukça önemli oranda katkı sağlamışlardır.</p>
<p><strong>Çinliler yazarken fırça kullanmaktayken, Araplar kâğıda nişasta ekleyerek üzerine kalemle yazılmasını sağlamışlardır</strong>.</p>
<p>Kâğıt imalatı sonradan, 1150’den itibaren İslam etkisindeki İspanya kanalıyla Avrupa’ya, 1157’de Fransa’ya ve 1276’da İtalya’ya sıçramıştır (Çinlilerin icadından tam 1000 yıl sonra). (7)</p>
<p>Buradaki İslam etkisini, Arapça kâğıt tomarı anlamına gelen <strong>rismah </strong>kelimesinin Ingilizcede “ream” ve İtalyancada “risma” olarak kullanılması şeklinde açık olarak görebiliriz. (8)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devam edecek&#8230;</strong></p>
<p>-Demir, Saat ve Köprüleri ilk kullanan da Doğulular olduğu açıklanmaktadır.</p>
<p>Resim; web ortamından alınmıştır.</p>
<p><strong>Kaynaklar; </strong>Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”,</p>
<p><span style="color: #3366ff;">*</span> Yaklaşık iki metre boyunda, tahta su toplama depoları. Su dolabı, (Kaynak Kitabın çevirenin notu)</p>
<p><span style="color: #3366ff;">**</span> (yeraltı su kemerleri İran’da qanat, Fas’ta ise khattara olarak adlandırılıyordu).</p>
<p><span style="color: #3366ff;">(***)</span>Tatar (Moğol) barışı. (Kitabı ç.n.)</p>
<p>Kaynak; <strong>“Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”, (Dipnotlar bahsekonu kitaba aittir.)</strong></p>
<p>(1) Carlo Cipolla, Before the Industrial Revolution (Londra: Routledge, 1993), s. 210.</p>
<p>(2) Arnold Pacey, Technology in World Civilization (Cambridge, Mass.: MİT Press, 1991), s. 43.</p>
<p>(3) Ahmad Y. Al-Hassan ve Donald R. Hill, Islamic Technology (Cambridge: Cambridge University Press, 1986), s. 53.</p>
<p>(4) Hugh Honour, Chinoiserie: the Vision of Cathay (Londra: John Munay, 1961), s. 35.</p>
<p>(5) Jacques Gernet, A History of Chinese Civilization (Cambridge: Cambridge University Press, 1999), s. 288.</p>
<p>(6) Al-Hassan ve Hill’in Islamic Technology adh kitabında el-Kazvini’den söz ederler, s. 191.</p>
<p>(7) Carter, Invention, 13. Bölüm; Tsuen-Hsuin, Science, V (1), s. 296-299.</p>
<p>(8) Al-Hassan ve Hill, Islamic Technology, s. 192.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3460</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizler Sanayi Devrimi&#8217;ni sahiplenmek için hayali bir Yunanistan kurguladılar (4)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3453&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ingilizler-sanayi-devrimini-sahiplenmek-icin-hayali-bir-yunanistan-kurguladilar-4</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3453#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 May 2013 09:48:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Çin Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Helenik Batı]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3453</guid>
		<description><![CDATA[Tüm bunlardan ortaya çıkan can alıcı bir sonuç da Doğu bir durağanlık döngüsü içindeyken Avrupa tarihinin ilerlemeci bir çizgide yönetildiği düşüncesiydi. Buradaki en önemli cambazlık Yunanistan’ın yeniden yaratılmasıyla ilgilidir. (1) &#8230; Doğu/Batı ikiliğinin önemli teorilerinden biri Oryantal despotizmdir. Bu Bodin, &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3453">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3454" class="wp-caption alignnone" style="width: 810px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3454" rel="attachment wp-att-3454"><img class="size-full wp-image-3454" title="mısı" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/05/mısı.jpg" alt="" width="800" height="600" /></a><p class="wp-caption-text">İngilizler, &quot;Sanayi Devrimi&quot;ni tek başlarına sahiplenmek adına; Yunan kültürünü yücelterek ve abartarak; Mısır, Çin ve İslam Medeniyetlerini yok saymışlar ve Rönesans&#39;ı doğrudan Antik Yunan&#39;a bağlamışlardır.</p></div>
<p>Tüm bunlardan ortaya çıkan can alıcı bir sonuç da Doğu bir durağanlık döngüsü içindeyken Avrupa tarihinin ilerlemeci bir çizgide yönetildiği düşüncesiydi. <strong>Buradaki en önemli cambazlık Yunanistan’ın yeniden yaratılmasıyla</strong> ilgilidir. (1)</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Doğu/Batı ikiliğinin önemli teorilerinden biri Oryantal despotizmdir. Bu Bodin, Machiavelli ve özellikle de Montesquieu, Mili, Marx ve Weber’e uzanan akademik düşünürlerden olduğu kadar Avrupalı seyyahların Asya’da yazdıklarından yayılmıştır.</p>
<p><strong><em>Asya’nın despotizmin vatanı ve bu nedenle ekonomik gerilemenin kurbanı olduğu söylenirken, Avrupa’nın demokrasinin beşiği olduğu ve bu nedenle ekonomik ve siyasi gelişimin taşıyıcısı konumunda olduğu iddia ediliyordu. </em></strong></p>
<p>&#8230;Bu düşünce onyedi ve 18. Yüzyıllarda ortaya çıkmaya başlamış, 19. Yüzyılla birlikte topluma yayılmıştır. Edinburgh Review gazetesi şu sözleri sarfederken dönemin popüler bakış açısı adına konuşuyordu:</p>
<p>Oryantal kurumların ruhu, düşüncenin genişlemesine pek yakın değildir. Dünyanın tüm devirlerinde Asya özgürlüğün ışığından yoksun olmuş, sonuç olarak bedensel ve zihinsel bir kültürün daha üstün ürünleri içinde mutlak bir verimsizliğin lanetine maruz kalmıştır. (2)</p>
<p>Bu, daha sonraları Lord Curzon’un (1898-1905 tarihleri arasında Hindistan Valisi) Çin devleti için yaptığı tanımın tüm Asya toplumlarını kapsayacak hale gelen sözlerinde yankı bulacaktı:</p>
<p>Özel girişime duyulan güvensizlik, devlet her şeydir, bireyse hiçbir şey inancından beslenen aklın bir düşüncesidir… tüm özel girişimler resmi baskılarla yok edilir… tüm yönetici sınıflar statükonun korunmasıyla ilgilenirler… (Tüm sınıflar) eşit ölçüde durağanlığı çekici bulurlar.(3)</p>
<p><strong>Ya da John Stuart Mill’in Çin ve Mısır için söyledikleri gibi: buralardaki insanlar ‘zihinsel özgürlük ve bireysellik isteğiyle daimi bir duraklama durumuna getirilmişlerdir… Despotik kurumlar yıkılmadığı ve başkalarına yer açmadığı için daha sonraki ilerlemeler de durmuştur.’(4)</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bu teori Avrupalı kimliğin oluşum sürecinde çok kritik bir öneme sahiptir; çünkü Avrupalıların kendilerini “despotik Doğu olmadıkları” için liberal ve demokratik görmelerine olanak sağlıyordu. Bu gerekliydi çünkü&#8230; 12. Yüzyıldan önce Avrupa’da demokratik ve liberal bir devlet yoktu. </span></strong></p>
<p>Bu nedenle, Doğu’nun bu ‘<em>korkutucu totaliter portresi’</em> dikkatleri Avrupa devletlerindeki demokrasi eksikliği sorunundan uzaklaştırıyordu.</p>
<p>Ayrıca, Avrupamerkezci düşünürler sadece Avrupa’yı demokratik olarak yaratmakla kalmamışlar, <strong><span style="text-decoration: underline;">aynı zamanda Avrupa’yı demokrasinin beşiği ve vatanı olarak (yeniden) tanıtmak için bir anlayış oluşturmanın yollarını arıyorlardı</span></strong>.</p>
<p>(Önceden)&#8230;Kimlik oluşturma sürecinin hem basit hem de karmaşık olduğunu söylemiştik. Burada ‘karmaşık’ yönü öne çıkıyor; karmaşıklığı bu durumda geri kalmış despotik Doğu’ya karşılık <strong>saf/ari ve gelişmiş bir Avrupa için demokratik ve ilerlemeci bir kimlik yaratmak adına ortaya konan pek çok düşünsel cambazlıktan kaynaklanıyordu. </strong></p>
<p>Tüm bunlardan ortaya çıkan can alıcı bir sonuç da Doğu bir durağanlık döngüsü içindeyken Avrupa tarihinin ilerlemeci bir çizgide yönetildiği düşüncesiydi<strong>. Buradaki en önemli cambazlık Yunanistan’ın yeniden yaratılmasıyla ilgilidir</strong>.</p>
<p>Nispeten oldukça kısa bir zaman içinde (18. Yüzyıl sonlarından 19. Yüzyıl başlarına kadar) Avrupalı düşünürler var olduğu iddia edilen <strong><span style="text-decoration: underline;">demokratik kurumlarını ve bilimsel akılcılığını öne sürerek Antik Yunan’ı birdenbire Avrupa medeniyetinin beşiği konumuna yükselttiler.</span></strong> (5)</p>
<p>Yunanistan’ı tüm Rönesans (Avrupa Dinamiklerini’ yarattığı düşünülüyordu) içinde üstlendiği iddia edilen rolü yüzünden Avrupa’nın içine almak da önemli bir karardı. Ancak Yunanlar kendilerini bu şekilde saf/ari Avrupalı olarak görmüyorlardı.</p>
<p>Onlar Yunanistan’ı ‘Helenik Batı’ diye bilinen yapı içinde görüyorlardı. Avrupa coğrafî ‘gerçekliğin’ tam tersine ‘Avrupa’nın Yunan mitolojisinde Lübnan kıyılarında yaşayan Tire Kralı Agenor’un kızı olduğu düşüncesindeydi. (6)</p>
<p><strong>Truva aslında Çanakkale Boğazı’nın doğuşuydu. Gerçekten de ‘Yunanistan’ın duygusal ve kültürel olarak Doğu’yla bağları vardı; ve Doğu’ya ait bu miras Yunanistan adına duygusal ve kültürel değerlerin ucuzlaması olarak algılanacaktı.</strong></p>
<p>Martin Bernal bunu Yunanistan’ın yoğun bir şekilde Eski Mısır’dan esinlendiğini iddia eden (Avrupamerkezci görüş karşıtı) ‘antik model’ olarak adlandırmıştır.</p>
<p>Ancak ister Antik Yunan’ın Doğu’nun bir parçası olduğunu, ister Rönesans’ın Doğu (temel olarak İslam) düşüncesiyle şekillendiğini veya Yunanistan’ın demokratik bir yer olmadığını kabul etmek fazlasıyla zorlaştırıcı bir durum olacaktır.</p>
<p>Bu da Avrupa’nın görülmemiş bir ilerleme ve dehaya sahip olduğu yolunda ortaya çıkan iddiayı zayıflatmak, Avrupamerkezci görüş sahibi bilim adamlarının şimdilerde icat ettikleri ya da atfettikleri Avrupa’ya ait doğrusal gelişim çizgisine müdahale etmiş olmak anlamına gelecektir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bu nedenle Avrupalı aydınlar ve düşünürler Yunanistan’ın Doğu’ya ait özelliklerini ortadan kaldırmışlar; bilimsel ve demokratik kurumlan kadar Avrupalı özelliklerini de abartmışlardır. </span></strong></p>
<p>Yunan demokrasisinin ilkel olduğunu söylemek, en azından sadece Yunan erkeklerin politik sürece dahil olduklarını –kadınlar bunun dışında tutuluyordu- ve Antik Yunan toplumunda köleliğin temel bir kurum olduğu (tabii köleler bunun dışında tutuluyordu) dile getirmek önemliydi.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ayrıca, sahip olduğu bilim Eski Mısır’a çok şey borçluydu. Bu yüzden, Bernal’in terminolojisinde Yunanistan’ın ‘antik model’i şimdilerde ‘Ari model’ (Avrupa kadar saf/ari bir Yunanistan oluşturmanın modern avrupamerkezci yolu) ile yer değiştirmiştir. (7)</span></strong></p>
<p>Bernal ve Ali Mizrui’nin belirttiği gibi Antik Yunan’ın oluşturulması demokratik/bilimsel Avrupa’nın Avrupamerkezci yapılanması için despotik ve bilimden uzak Doğu karşısında daima üstün olması açısından önemliydi. (8)</p>
<p><strong><em>Özet olarak, Oryantal despotizm teorisi sadece Asya’nın ‘geri kalmışlığını’ açıklamak için değil, aynı zamanda Avrupa kimliğinin ileri ve demokratik bir medeniyetin beşiği olarak –geçmişte ve şu anda- oluşturulması açısından önem taşımaktadır. Ve bu yolla teori Avrupalıları dünya tarihi içinde daima ilerleyen bir özne konumuna yükseltirken Doğulu insanları da gerileyen, pasif bir nesne konumuna getirtecektir&#8230;”(9)</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p>-Çin’den sonra Batının sanayileşmesine İslam Medeniyetinin katkıları nelerdir?</p>
<p>Resim;web ortamından alınmıştır.</p>
<p>Kaynaklar;</p>
<p>(1) Martin Bernal, Black Athena, (Londra: Vintage, 1991).</p>
<p>(2)The Edinburgh Revıew’a C. Nortlıcote’un East and West (Londra: John Murray, 1963) kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 196.</p>
<p>(3) Lord Curzon’a Parkinson’un east  kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 221-222.   (4) John smart Mill’e Ronald Hyam’ın \ Britain’s Imperial Century, 1815-1914 (Londra: Batsford, 1976) kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 55</p>
<p>(5) (1) sayılı dipnotta belirtilen)Martin Bernal, Black Athena,  (Londra: Vintage, 1991).</p>
<p>(6) Denys Hay, Europe: the Emergence of an Idea (Edinburgh: Edinburgh University Press,1957), s.1</p>
<p>(7) Bernal, Black Athena, 4. Ve 8. Bölümler</p>
<p>(8)Ali Mazrui, World Culture and the Black Experience, (Seattle: University of Washington Press, 1974), özellikle s. 38-81.</p>
<p>(9) “<strong>Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri</strong>”  John M. Hobson <strong><span style="text-decoration: underline;">(Kitap, ana kaynak olarak alınmıştır, Dipnotlar yazara aittir.)</span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3453</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanayi Devrimi&#8217;nin çarpıtılması için İngilizler Antik Yunan&#8217;ı parlattı ve yücelttiler (3)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3446&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sanayi-devriminin-carpitilmasi-icin-ingilizler-antik-yunani-parlatti-ve-yucelttiler-3</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3446#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 May 2013 18:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Çin sanayisi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere'nin Sanayi devrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3446</guid>
		<description><![CDATA[Akıllı insanlar, gecenin karanlığının güneşi kapatamadığını bilirler. İlim de kimsenin kişisel malı değildir. Her millet, bilgisi ve gayreti oranında, insanlığın gelişmişlik duvarına birkaç tuğla koymuştur.  Ancak, Batı, tüm geçmiş medeniyetleri yok sayarak, gelişmişlik duvarına tek başına sahip çıkmıştır. Kalınan yerden &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3446">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3447" class="wp-caption alignnone" style="width: 343px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3447" rel="attachment wp-att-3447"><img class="size-full wp-image-3447" title="yunan" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/05/yunan.jpg" alt="" width="333" height="240" /></a><p class="wp-caption-text">Modern anlamda matbaayı ilk bulan Korelilerdir. Barut, top, kağıt, çelik vb.de Doğulularca bulunmuştur.</p></div>
<p>Akıllı insanlar, gecenin karanlığının güneşi kapatamadığını bilirler. İlim de kimsenin kişisel malı değildir. Her millet, bilgisi ve gayreti oranında, insanlığın gelişmişlik duvarına birkaç tuğla koymuştur.  Ancak, Batı, tüm geçmiş medeniyetleri yok sayarak, gelişmişlik duvarına tek başına sahip çıkmıştır.</p>
<p>Kalınan yerden devamla;</p>
<p>Kitap Avrupa&#8217;da büyük bir etki uyandırdı. Gerçekten de, bu metni okurken:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İnsanoğlu şaşkınlık içinde keşfetti: Çin’de 2000 yıldan fazla bir zamandan beri ismi bütün tüccarların dilinde olan Konfüçyus’un aynı şeyleri düşündüğünü ve aynı savaşları yaptığını… böylece Konfüçyüs 18. Yüzyıl aydınlanmasının koruyucu meleği oldu.</span></strong>(11)</p>
<p>Bu hikâyedeki önemli tarih 1700’dür: ‘eğitimli (Avrupalı) dünyanın ilgisinin Çin’e yöneldiği bir geçiş yılı’ idi. Daha sonraki seksen yıl boyunca, birçok Avrupalı Çin’i yoğun olarak merak etmeye başladı; öyle ki Rokoko dünyası ile bir tür aşk ilişkisi kurdular.</p>
<p>Birçok Aydınlanma düşünürü –bunların arasında Montaigne, Malebranche, Leibniz, Voltaire, Quesnay, Wolff, Hume ve Adam Smith vardır- Çin’i ve düşüncelerini olumlu olarak benimsedi. Aydınlanma düşünürleri arasında önde gelenlerden biri de Voltaire idi. Essaisur les moeurs 1756 tarihli kitabı “dönemin Uzakdoğu ile ilgili bütün (pozitif) duygularının mükemmel bir birleşimi” olarak tanımlanıyordu.</p>
<p><strong>Ayrıca, L’Orphelin de la Chine (1755) ve Zadig (174848) başlıklı kitaplarında Voltaire, Avrupa’nın miras kalan aristokrasisine yönelik tercihine saldırmak için Çinlilerin hepsi rasyonel ilkelere dayanan siyaset, din ve felsefe kavramlarını ele almıştır. Gerçekten de önemli Aydınlanma düşünürlerinin birçoğu Çinlilerden alınan ‘rasyonel yöntemi’ tercih etmiştir</strong>.</p>
<p>Bazı Avrupamerkezci araştırmacıların Çin’in aydınlanma üzerinde etkisi bulunduğu konusundaki savları bağlamında, genelde sadece Fransa’da (kuşkusuz kısmen, çünkü Fransa devletinin mutlakçılığı ‘despot Çin’in çekici görünmesini sağlamıştır) pozitif bir yer bulabildiği varsayılmıştır. Ancak Çinlilerin düşünceleri İngiliz kültürünü etkileyerek de önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>İngilizler, çay içmekten duvar kâğıtlarına, İngiliz-Çin bahçelerinden siyaset ekonomisi ile ilgili düşüncelere kadar Çinlilere yönelik güçlü bir beğeni geliştirmişlerdir. (12)</p>
<p>Anglosakson liğinde en önemli Avrupalı siyasi iktisatçı, bir İskoçyalı olan Adam Smith idi. Ancak Anglosaksonlar Smith’i dar kafalılıkla ilk siyasi iktisatçı olarak değerlendirirken, Smith’in arkasında Fransız ‘fizyokrat’ olan François Quesnay vardı. Quesnay’in temelinde de Çin’in olması önemlidir. <strong>Smith değil, Quesnay tüccarlığın düşüncelerini eleştiren ilk Avrupalı olmuştur. </strong></p>
<p>‘Fizikokrasi’ terimi ‘doğanın kuralları’ anlamına gelir. Çin’den kaynaklanan düşüncelerinin önemi en az ikiboyutludur: ilk olarak, tarımda önemli bir zenginlik kaynağı olduğunu görmüştür (bu İngiliz tarım devriminde önemli bir düşünce haline gelmiştir).</p>
<p>İkinci olarak, ve bu daha önemlidir, tarımın üreticiler devletin yapay müdahalelerinden kurtulduğu zaman tam olarak yararlı olacağına inanmasıdır. Ancak bu şekilde piyasanın ‘doğal kanunları’ (Çinlilerin çok önceden farkında oldukları gibi) geçerlilik taşır. J. Clarke’ın şu saptamaları yerindedir:</p>
<p><em>Quesnay’in devrimci düşünceleri ticari anlayışın ekonomik Ortodoksluğundan kurtulmakla olmuştur ve Adam Smith’in serbest piyasa teorileri üzerindeki etkisi çok büyüktü. Quesnay’in modern düşünce içindeki yerinde sık sık atlanan şey Çin’e olan borcudur – yaşadığı dönemde “Avrupa’nın Konfüçyüs’ü olarak bilinmesine karşın. (13</em>)</p>
<p>Quesnay’in siyaset ekonomisi ile ilgili Çin kavramlarına borcu birçok düşüncede yatar, bunlardan <strong><span style="text-decoration: underline;">en önemlisi Fransızcaya laissez-faire olarak çevrilen wu-vei’dir. </span></strong></p>
<p>Bu Çin kavramı. Ortak Çağ’ın başlamasından çok önce yerleşmişti Daha 300 yılında, Kuo Hsiang <strong>wu-wei</strong>’yi “<em>doğal olarak yapılması gereken her şeyin yapılmasına, doğaya karşı gelmemek adına izin vermek</em>” olarak tanımlamıştır.(14)</p>
<p>Quesnay’in Aydınlanma ile ilgili yaptığı özel bağlantı, yazdığı ve ilkeleri önemli ölçüde Çin düşüncesinden alınan (çok şaşırtıcı düzeyde karmaşık olan) Tableau economique başlıklı eserinde bilimsel yöntemin merkezi konumunu vurgulamış olmasında yatar.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Quesnay’i, büyük ekonomik ilerleme kaydetmek istiyorsa Avrupa’nın Çin’i taklit etmesi gerektiğini açıkça ifade eden Yu le Grand et Confucius (1765) başlıklı eseriyle Nicolas-Gabriel Clerc’in takip etmiş olması da dikkate değerdir. </span></strong></p>
<p>Quesnay’i çağrıştıran Clerc de bütün engeller kaldırıldığında ticaretin daha verimli olacağını (tıpkı on bir yıl sonra Adam Smith gibi) ısrarla vurgulamıştır.</p>
<p>Basil Guy’ın belirttiği gibi: “Hem yasa koyucular hem de yasalar doğal düzenin ilkelerini tanımak zorundadır, ve bunu yaparken de Çinlilerin yönetim kuramlarına esin kaynağı olan <strong>wu-wei (laissez-faire)</strong> idealine uymak zorundadır. (15)</p>
<p><strong>Bunlardan hiçbiri Avrupa Aydınlanması’nın Çin düşüncelerinin saf bir ürünü olduğu anlamına gelmez</strong>.</p>
<p>Ancak elbette bazı Aydınlanma düşünürleri –en önemlileri Montesquieu ve Fenelon- Çin’i Avrupa için bir model olarak reddetmiştir: Aydınlanmanın şizofrenik özelliği Avrupa’nın Çin’e bakış açısının değişmesiyle daha belirginleşti.</p>
<p>Harikulade bir Cathay olarak algılanmasıyla başlamış iken, 1780’den sonra Çin geri kalmış ve despot bir şekilde yönetilmiş barbar bir ülkenin ‘düşmüş insanları’ olarak algılanmaya başlandı. Ancak Martin Bernal’in bize hatırlattığı gibi <strong><span style="text-decoration: underline;">’18. Yüzyüzyılda hiçbir Avrupalı (1780’den önce), Avrupa’nın kendisini yarattığına inanmıyordu’</span></strong>. (16)</p>
<p>Avrupalı düşünürlerin Çin’e 17. Yüzyılın sonlarından 1780 yılına kadar verdiği önem buydu; Voltaire, Bousset’yi dünya tarihi ile ilgili kitabında Çin’e yer vermemesi nedeniyle eleştirmiştir. Sir William Temple şu sözlerle mevcut duygulan ifadede etmekte haklıdır:</p>
<p><em>-“Çin krallığı, insan bilgeliği, mantığı ve buluşlarının en uç noktada güç ve kapsam ile oluşturulmuş ve denetlenmiş görünüyor, (17</em>)</p>
<p>Ancak 1780 dolaylarında ani bir görüş değişikliği oluştu: ‘Cathay devri’ döngüsünü tamamladı. Bu yeni görüşü tipik olarak Oliver Goldsmith temsil ediyordu<strong><span style="text-decoration: underline;">: “İnsanlığın başka ırklarında (yani Çin) keşfedilen bu sanatlar en mükemmel haline burada (Avrupa&#8217;da) ulaştı.”(</span></strong>18)</p>
<p>Ya da Kont Sekizinci Elgin söylediği gibi (hem Purchas hem de Goldsmith’in sözlerini çağrıştırır), Çinlilerin elinde:</p>
<p>Barutun bulunması basit patlayıcılar ve zararsız havai fişekler arasında çok ses getirdi. Denizci pusulası kara pusulasından daha yeni bir şey ortaya koymadı.</p>
<p>Matbaacılık Konfüçyüs baskılarında kaldı ve grotesk olanın en alaycı temsili Çin düşüncesindeki üstün ve güzel kavramlarının temel ürünleri oldu. (19)</p>
<p>Süreç içinde zor fark edilen ama yanlış bir kayma gerçekleşti: çünkü bu, Avrupalıların tamamen bağımsız, özgün ve usta olduğu yanılsamasına yol açtı. Bu bölüm bunun sadece bir kibir olduğunu ortaya çıkartmaktadır.</p>
<p>Ancak bunu göstermeden önce, Çinlilerin düşünce ve teknolojilerinin Avrupa’da nasıl yayıldığını saptamak önemlidir.</p>
<p><strong>Çin’den Avrupa’ya uzanan aktarım kanalları </strong></p>
<p>Cathay’in bilgisinin doğrudan Avrupa’ya ulaşması Çin’de ilk kez 1245 yılından sonra kalmış olan birçok Fransisken rahip aracılığıyla başladı. Rahiplerin hikâyeleri de yüzyılın son dönemlerinde Marco Polo tarafından aktarılan harikulade hikâyelerin gölgesinde kaldı.</p>
<p>Daha sonra Cizvitler en önemli aktarma aracı olmuştur. Matteo Ricci “kendi dönemindeki Çin’in Marco Polo’nun Cathay’i (mükemmel görüntüsü) ile tamamen aynı olduğunu” teyit eden, 1610 yılında çeşitli Avrupa dillerine çevrilen birkaç cilt kitap yazdı.</p>
<p><strong>Avrupalıları barutun, pusulanın, kâğıt ve matbaanın Çin’de keşfedildiği konusunda (bu başarılar daha sonra çeşitli Avrupamerkezci dünya tarihi kaynaklarından çıkartılmış ya da silinmiş olsa da) ikna eden Cizvitler olmuştur.</strong></p>
<p>Çin’de yaşayan çağdaş bir Avrupalı olan Peder de Magaillans Çinlilerin savaklarının çalışmasından çok etkilenmişti. Braudel retorik olarak şöyle sorar:</p>
<p>Bu tür bir uygulamanın güçlüğünü ve tehlikesini vurgulayan Peder de Magaillans “bütün mekanik işleri bizim (Batı’nın) kullandıklarımızdan çok daha az araç gereçle başaran Çin geleneğine bir örnek olarak (savakları) göstermekte haklı mıydı?”(20)</p>
<p>Çin’de yaşayan ya da Çin’i ziyaret eden Avrupalıların aktardıkları açık bir biçimde bunun doğru olduğunu belirtir, bunların hepsi eşsiz bir teknolojik uygarlığın göstergesidir. Batılılar genelde Çin’i (ve Mısır’ı) “daha yüksek ve daha gelişmiş uygarlıkların pozitif örnekleri olarak görüyorlardı. Her ikisinin de muazzam maddi başarılar, engin felsefeler ve üstün yazı sistemlerine sahip olduğu düşünülmekteydi.” (21)</p>
<p>Ancak Cizvitlerin kasıtlı olarak kendi durumlarını abartmış oldukları ve bunu çıkarlarını korumak için, Çin imparatorunu etkilemek üzere yapmış oldukları söylenebilir. Oysa gerçekte Çin ile ilgili anlatılarının çoğu şaşırtıcı derecede dengeli idi ve Cizvitler Avrupalıların üstün olduğuna inandıkları alanları belirtmekten kaçınmamışlardır.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Bu söylenenlerden hiçbiri, İngiliz sanayileşmesinin sadece Çin temellerine dayandığı anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Ancak İngiliz sanayileşmesinin önemli ölçüde 700 ile 2300 yıl öncesinde öncülüğünün yapıldığı birçok Çin buluşuna kadar uzanan, “başkasının ürettiği”ni değiştirme sürecine dayandığı anlamına gelir. </strong></p>
<p>İngiliz demir/çelik ve pamuk sanayisinin sadece geç tarihte edinilmesini değil, aynı zamanda türetilmiş olma özelliğini de belirtmek adil olurdu.</p>
<p><strong>İngilizlerin başarısı burada kendi özgünlüğünde değil, başkalarının buluşları üzerinde çalışıp geliştirmeye yönelik sorun çözme azminde yatar. </strong></p>
<p>Bu konuda, Britanya yeni sanayileşen bir ülke ya da geç gelişen bir ülkenin standart görünümüne yakındır; bu nedenle “geri kalmışlığın bütün avantajlarından” yararlanmış ve başkalarının teknolojik buluşlarını benimseyip uyarlamayı başarmışlardır.</p>
<p>Britanyalıların çok geç bir tarihte bu buluşlara ulaşması mantıklı bir önerme gibi görünmektedir. Ancak bütün bunlarda Çin’in rolünün azımsanması tamamen mantıksızdır, çünkü önce gerçekleşen Çin buluşları olmasaydı, ortada geliştirilecek hiçbir şey olmazdı.</p>
<p>Ayrıca, Çinlilerin bu katkıları olmasaydı Britanya, MÖ 500’den itibaren Afrika-Asya’nın öncülüğündeki küresel ekonominin çevresinde bulunan geri kalmış bir kıtanın çevresinde küçük, eşit düzeyde geri kalmış bir ülke olurdu.</p>
<p>Kısaca, benim sanayileşme ile ilgili ‘küresel-tarihi-kümülarif bakışım Rostow’un sözleriyle “her şeyin başladığı” yer olarak İngiliz sanayi devrimi üzerindeki geleneksel vurgunun artık dar düşünceli Avrupamerkezci bir bakış açısının ürünü olarak görülebileceğini ifade eder. Bu nedenle Eric Jones’un sözleriyle bolümü kapatabiliriz:</p>
<p>Bir zamanlar öğrenmemiz gereken belirli bir olay vardı sanki. Büyüme Britanya’da 18. Yüzyılın sonlarında başladı.</p>
<p>Artık şundan eminiz ki olay gerçekte bir süreçti; daha küçük, çok daha az İngiliz (daha fazla Doğulu) ve son derece yavaş (dünyaya ait tarihsel) bir sürecin parçası, işleyişi uzun zaman alan bir süreç. (22)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>-Çin&#8217;den sonra Batının sanayileşmesine İslam Medeniyetinin katkıları nelerdir?</p>
<p>Resim;http://www.boyamaoyunları.com/antik-yunanistan-boyama.html</p>
<p>Kaynak; &#8221; Batı medeniyetinin doğulu kökenleri&#8221;,</p>
<p>(11) Bu ve bir sonraki referanslar Adolf Reichwein’in China and Europe (Taipei: Ch’eng-V-Wen Publishing Company, 1967) adlı kitabından alınmıştır, özellikle s. n, 7S ve 79.</p>
<p>(12) William W. Appleton, A Cycle of Cathay (New York: Columbia University Press, 1951), bölüm 6; Reichwein, China, s. 113-126; Hugh Honour, Chinoiserie: the Vision ofCathay (Londra: John Munay, 1961), s. 44-52, 125-174.</p>
<p>(13) J.J. Clarke, Oriental Enlightenment (Londra: Routiedge, 1997), s. 49.</p>
<p>(14) Colin A. Ronan, The Shorter Science and Civilisation China (Cambridge University Press, 1978) kitabında Kuo Hsiang’a değinir, s. 97.</p>
<p>(15) Clarke, Oriental Enlightenment kitabında Basil Guy’a gönderme yapmıştır, s. 50.</p>
<p>(16) Bernal, Black Athena, s. 198.</p>
<p>(17) Michael Edwardes, East-West Passage (New York: Taplinger, 1971) kitabında Sir William Temple’dan söz etmiştir, s. 107.</p>
<p>(18)Bernal, Black Athena kitabında Oliver Goldsmith’e gönderme yapmıştır, s. 198.</p>
<p>(19) Ronald Hyam, Britain’s Imperial Century 1815-1914 (Londra: Batsford, 1976) kitabında Kont Sekizinci Elgin’den söz edilmiştir, s. 37.</p>
<p>(20) Fernand Braudel, Civilization and Capitalism, 15th-18th Century, I (Londra: Collins, 1981), s. 338-339.</p>
<p>(21) Bernal, Black Athena, s. 172.</p>
<p>(22) Jones, Growth Recurring,  s. 26, 27.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3446</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanayi Devrimi’nde insanlık nasıl yanıltıldı? Ahlaksız bilginden doğru bilgi mümkün müdür (2)</title>
		<link>http://www.canmehmet.com/?p=3440&#038;utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sanayi-devriminde-insanlik-nasil-yaniltildi-ahlaksiz-bilginden-dogru-bilgi-mumkun-mudur-2</link>
		<comments>http://www.canmehmet.com/?p=3440#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 May 2013 18:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canmehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Çin sanayisi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere'nin Sanayi devrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canmehmet.com/?p=3440</guid>
		<description><![CDATA[Siyasetçiler mi ilim insanlarını kullanmaktadır, ilim insanları siyasetçileri mi? Aydınlanma çağının şövalyelerini, “Her şeyi sorgulayın!” diyen ve yanıltan batılı aydınları kimler sorgulayacaktır? Aşağıda verilen bilgilerde ileri sürüldüğü gibi Sanayi Devrimi’nin ilk kez Batı Avrupalılar tarafından yapılmadığı yine insaf sahibi kimi &#8230; <a href="http://www.canmehmet.com/?p=3440">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_3442" class="wp-caption alignnone" style="width: 343px"><a href="http://www.canmehmet.com/?attachment_id=3442" rel="attachment wp-att-3442"><img class="size-full wp-image-3442" title="matbaa" src="http://www.canmehmet.com/uploads/2013/05/matbaa.jpg" alt="" width="333" height="240" /></a><p class="wp-caption-text">Batılı ilim insanlarına göre (modern anlamda) matbaayı bulan Alman Johannes Gutenberg değil Korelilerdir.</p></div>
<p>Siyasetçiler mi ilim insanlarını kullanmaktadır, ilim insanları siyasetçileri mi? Aydınlanma çağının şövalyelerini, “<strong>Her şeyi sorgulayın</strong>!” diyen ve yanıltan batılı aydınları kimler sorgulayacaktır?</p>
<p>Aşağıda verilen bilgilerde ileri sürüldüğü gibi <strong>Sanayi Devrimi</strong>’nin ilk kez Batı Avrupalılar tarafından yapılmadığı yine insaf sahibi kimi Batılı ilim adamları tarafından ispat ve ilan edilmektedir.</p>
<p>Başlamadan bir ilginç bilgi daha verelim. <strong>1789 Fransız ihtilali</strong>,  denilenlerin aksine; Kral (çevresi, Toprak Sahipleri) ile sermaye arasında, ülke rantının <strong>paylaşım</strong> kavgasıdır.</p>
<p>İddia edildiği gibi, “<strong>Hürriyet-Adalet-Kardeşlik</strong>!” değerleri ile çokta bir ilgisi yoktur</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Sanayi Devrimi’</strong>ni kimler yapmıştır? (İngiliz sanayileşme sürecinin Çin kökenleri: 1700-1846)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Bu kadar Yunan ve Roma yeter. Diğer ulusların</em></p>
<p><em>Boşalmış dükkânları hiç ilgi çekmiyor şimdilerde</em></p>
<p><em>Faydası olmuyor beklenmeyenin bile, boşuna çabalıyoruz</em></p>
<p><em>Zaferlerimiz değerini kaybediyor halkın gözünde.</em></p>
<p><em>Kartalın kanatlarında bu gecenin şairi</em></p>
<p><em>Yeni erdemler peşinde süzülüyor ışığın kaynağında</em></p>
<p><em><strong>Çin’in doğulu ülkelerinde ve cesurca yayıyor </strong></em></p>
<p><em><strong>Konfüçyüs’ün öğretilerini Britanya’nın kulağına (*)</strong></em></p>
<p>…</p>
<p>Sanayileşme ile ilgili herhangi bir standart iktisat tarihi ders kitabını alın, tartışmanın <strong><span style="text-decoration: underline;">Britanya’nın 18. Ve 19. Yüzyılda ‘erken’ başarısı ile başladığını</span></strong> göreceksiniz.</p>
<p>Bu, konu ile ilgili önemli metinlerin başlıklarında da iddia edilir: bunlar arasında en dikkat çeken Phyllis Deane’in, The First Industrial Revolution <em>(ilk sanayi devrimi</em>) ve Peter Mathias’in The First Industrial Nation (<em>ilk sanayici ulus</em>) (1) çalışmalarıdır. Ya da R.M. Hartweir’in kendi sorduğu retorik soru olan;</p>
<p><strong><em>“Gerçekten bir sanayi devrimi var mıydı?”</em></strong>sorusuna verdiği yanıttaki kapsamlı bir iddiasına göre “Bir sanayi devrimi vardı ve o da İngiliz’di.(2)</p>
<p>İngiliz sanayi devriminin Avrupamerkezci hikâyesinin merkezinde iki ayrı aksiyonu daha vardır. Bunlardan birincisi, Britanya’nın liberal <em>laissez-faire</em> devlerinin miras bıraktığı <strong>pozitif sosyal ortam</strong> ile ortaya çıkıyordu.</p>
<p>İkinci olarak, başarı hiç dışardan yardım almadan Anglosaksonların <strong>eşsiz dehası ve bireyselcilikleri</strong> ile gerçekleşmişti.</p>
<p>Walter Rostow’ın iddiası buna tipik bir örnektir: <strong>“İngiliz geçiş vakası eşsizdir, çünkü dışarıdan hiçbir müdahale olmadan tek bir toplumun iç dinamikleri ile oluşturulmuştur.”</strong>(3)</p>
<p>Ya da tipik bir Markist ifadeyle, Peny Anderson İngilizlerin <strong>‘sanayi devriminin… güç açısından eşsiz, kapsamı açısından evrensel olan üretim güçlerinin anlık ve devasa bir patlaması olduğunu’</strong> ileri sürer. (4)</p>
<p>İngilizlerin başarısının genel sırrının <strong>bireyselcilik</strong> ya da kendi kendine yardımın eşsiz özelliklerinde yattığı düşünülmektedir. Bunun önemi tipik bir Smithçi yöntemle David Landes tarafından yoksulluğa karşı evrensel bir çare olarak tanımlanır:</p>
<p><em>Tarih bize yoksulluğu ortadan kaldırmanın en başarılı yollarının çalışmak. İş, tasarruf, dürüstlük, sabır, direnç gibi özelliklerden meydana geldiğini anlatır. Sefalet ve açlık ile karşılaşan insanlara bencil bir kayıtsızlık da sirayet eder. Ama sonuçta hiçbir güçlendirme kişisel güçlendirme kadar etkili olamaz</em>. (5)</p>
<p>Daha da spesifik olarak, <strong>Britanya’nın öncü kâşiflerinin ustalığına yoğun vurgu</strong> yapılmıştır. Tarihçilerin İngiliz sanayi devrime, tam anlamıyla bir iç ‘sorun ve çözüm sekansı’ şeklinde geliştirilmiş bir süreç olarak odaklanması tipik bir davranıştır. Bu sekans <strong>‘üretim sürecinin bir aşamasının hızlanması bir ya da birçok farklılıklardandır.’</strong> ve bu dengesizliği gidermek için buluşlara başvurulduğu bir sürecin ortaya çıkmasına neden olmuştur.’</p>
<p>Yeni İngiliz buluşlarına öncülük ederek çeşitli ‘engellerin’ toplu olarak ortadan kaldırılması, modern sanayi kapitalizmine karşı elde edilen en son başarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. ya da Landes’ in sözleriyle, İngiliz başarısının sırrı <strong>‘kendini üreten’ </strong>değişimi etkileme yeteneğinde yatmaktadır.’ (6)</p>
<p>Bu bölümün temel savı, İngilizlerin girdiye sahip olmalarına karşın, başarı öyküsünün önemli ölçüde ‘<strong>başkası tarafından üretilen’</strong> değişimden kaynaklandığıdır.</p>
<p>Marshall Hodgson bir defasında bir konuşma sırasında Batı’nın <strong><span style="text-decoration: underline;">‘Sung Çin’inin sanayi devriminin… bilinçdışı mirasçısı’ </span></strong>olduğunu belirtti. (7)</p>
<p>Ancak ‘bilinçdışı’ sözcüğü benim için de uygun, çünkü bu bölümde tartıştığım gibi, İngilizler bilinçli olarak Çin teknolojilerini –ya mevcut bir teknoloji ya da belirli bir teknoloji ile ilgili bilgiler- edindi ve asimile etti. Bu anlamda <strong>Büyük Britanya diğer ‘geç gelişen’ ya da ‘yeni sanayileşen ülkeler’ </strong>gibi idi ve böylelikle ‘geri kalmışlığın avantajlarından’ yararlandı ve <strong><span style="text-decoration: underline;">erken gelişme gösterenler tarafından üretilmiş olan ileri teknolojileri asimile etmeyi ve geliştirmeyi başardı.</span></strong></p>
<p>Öyleyse bir anlamda, İngilizler, birçok Batılının 1868 ilâ 1913 arasında (ya da 1945’ten sonra) Japonlar için söyledikleri şeylerle betimlenebilir: <strong>Çok büyük bir ürün çıkarma kapasiteleri vardı ve başkalarının düşüncelerini kopyalama, asimile etme ve geliştirme konusunda uzmanlardı. </strong></p>
<p>Bizim büyük çoğunluğumuz 18. Yüzyıl Britanyası’nı araştırmanın ‘modernleşme’ olarak bilinen başarılı ekonomik gelişmeye götüren bütün ölçütleri sunacağına inanmaya devam ediyoruz. Eric Jones’un belirttiği gibi, ‘iktisat tarihçileri eşsiz bir dönüşüm arayışındalar ve bu da İngiliz Sanayi devrimi’ (8) Bu, Batı’nın hayal gücüne nüfuz etti.</p>
<p>Öyle ki. ‘her öğrenci bunu biliyor, çünkü iktisat tarihiyle ilgili hemen hemen bütün müfredatlar bu noktada başlıyor… (özellikle) eğer öğrenci kendi türümüzün yükselişi ile ilgili bir televizyon dizisi izlemişse.’ (9)</p>
<p>Ancak İngilizlerin hikâyesini daha geniş tarihi-küresel (ya da uzun küresel dönem) bir bağlama yerleştirerek, biz, İngilizlerin ‘büyük dönüşümü’nün dünya iktisat tarihindeki en önemli kopuşu temsil ettiği inancına karşı çıkabiliriz.</p>
<p>İngiliz sanayi devrimini, tarihi açıdan uzak olan Sung dönemi Çinli ‘ortakları’ 18. Yüzyıl Britanyası ile bağlayan küresel-ekonomik gelişimin sürekli gelişen hikâyesinde (önemsiz olmayan) bir an olarak görmek daha anlamlıdır.</p>
<p>Bu anlamda, Eric Jones, Sung dönemi Çin’inin başarısının Britanya’nınkine benzemediğini- tam tersine Britanya’nın başarısının Çin’inkine benzediğini ileri sürerken haklıdır. Ancak başka bir anlamda bu birleşim iki önemli farkı gizler:</p>
<p>-<strong>birincisi, Çin’den farklı olarak, Britanya bu bölümde açıklandığı gibi, diğerlerinin buluşlarını asimile etmek ve ödünç almaya yoğun olarak bağımlıydı. </strong></p>
<p>-İkinci olarak, Çin’deki mucizeye tam olarak zıt bir biçimde, İngiliz sanayileşmesi arazi, emek, hammaddeler ve pazarlar gibi birçok Avrupalı olmayan kaynakların imparatorluk tarafından uyarlanmasına önemli ölçüde bağımlıydı.</p>
<p>Her şeyden çok bu gerçek, geçerli olan Avrupamerkezci Britanya’nın ‘<strong>tek başına’</strong> başarısı <strong>lehine Sung mucizesini aşağılama eğilimini tersine çevirmeli ya da en azından nitelemelidir.</strong></p>
<p>Bu nedenle, özet olarak, <strong>Britanya’yı geç gelişim gösteren bir ülke</strong> olarak nitelemenin önemi iki boyutludur.</p>
<p>-İlk olarak, Britanya’nın ‘ilk’ olduğu konusundaki evrensel varsayımını güçlendirir.</p>
<p>-İkinci olarak dikkatimizi yeniden Britanyalıların, erken dönem Doğulu gelişmiş uluslardan (en dikkat çekeni Çin) gelen daha gelişmiş teknolojilere ve düşüncelere gıpta etmesini ve benimsemesini sağlayan stratejilere ve bunu geçerli kılan Doğu küreselleşme sürecine yönlendirir.</p>
<p><strong>Çin: İngiliz Sanayileşmesi için bir model </strong></p>
<p>(İngiliz Prof. John M. Hobson) ana savım İngilizlerin özellikle parlak buluşçular olmadıkları yönünde. Asıl yetenekleri daha çok ilk Çin buluşlarını ve teknik düşüncelerini benimsemek ve geliştirmek olmuştur.</p>
<p>Öyleyse İngilizler Çin kaynaklarına nasıl ulaştılar ve Çinlilerin düşünceleri İngiliz kültürünü ve politik ekonomiyi nasıl etkiledi?</p>
<p><strong>Doğu’nun aydınlanması </strong></p>
<p>Avrupa’da Aydınlanma Çağı temelde şizofrenik idi, şöyle ki. <strong>Aydınlanma Çağı ‘örtük ırkçılığın’ doğuşu açısından önemli iken</strong> Aydınlanma düşünürlerinin olumlu olarak bağdaştırıldığı düşüncelerin birçoğunun doğrudan Doğu’dan aktarılmış olması bir çelişkiydi.</p>
<p>Burada bu pozitif Doğu etkisini ele alıp, bir sonraki bölümde de Avrupalıların Doğu’yu nasıl aşağıladıklarını inceleyeceğim.</p>
<p><strong>Çinlilerin düşünceleri özellikle Kıta Avrupası ve İngiliz Aydınlanmasına esin kaynağı olması açısından önemliydi. </strong></p>
<p>Çinlilerin düşünceleri Avrupalıların hükümet, ahlak felsefesi, sanat biçemleri (örneğin Rokoko), giysiler, mobilya ve duvar kâğıtları, bahçeler, siyaset ekonomisi, çay içme ve birçok başka konudaki düşüncelerini etkiledi.</p>
<p>Avrupa Aydınlanması ile Çinlilerin düşünceleri arasındaki bağlantı her şeyin merkezinde insan aklının olması konusundaki ortak inanç ile sağlanıyordu. Akıl yaşamsal önem taşıyordu; çünkü bütün sosyal, siyasi ve ‘doğal’ yaşam alanlarında geçerli bulunduğu savlanan ‘hareket yasaları’nın bulunmasını sağladı. 1687 yılında Konfüçyüs üzerine bir kitap (Confucius Sinaram Philosophus) çevrildi.</p>
<p>Önsözde, yazar şunları belirtir:</p>
<p><strong>Birileri bu filozofun ahlakî sisteminin kesinlikle üstün olduğunu söyleyebilir. Ancak aynı zamanda basit ve duyarlıdır. Doğal mantığın en saf kaynaklarından alınmıştır. Asla akılcı değildir, kutsal vahiyden yoksun, ne çok geliştirilmiş ne de çok fazla güçlüdür.</strong> (10)</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>Resim;http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/40629.aspx</p>
<p>(*) William Whitehead, 1759</p>
<p>Kaynak; Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri&#8221;,</p>
<p>(1) Phyllis Deane, The First Industrial Revolution, (Cambridge.- Cambridge University flıe First IndustrialNation (Londra.- Methuen, 1983),</p>
<p>(2) R.M. Hartwell, ‘Was there an Industrial Revolution?’, SocialScience History 14 (1990), 575,</p>
<p>(3) Walt W. Rostovv, The Stages of Economic Growth (Cambridge: Cambridge University Press, 1961), s. 157,</p>
<p>(4) Perry Anderson, Lineages of the Absolutist State  (Londra: Verso, 1979), s. 419-420.</p>
<p>(5) David s. Landes, The Wealth and Poverty of Nations (Londra: Little, Brown, 1998), s. 523.</p>
<p>(6) Landes, Unbound Prometheus, s. 39.</p>
<p>(7) Marshall G.S. Hodgson, The Venture of islam, III (Chicago: Chicago University Press, 1974), s. 197.</p>
<p>(8) Eric L. Jones, Growth Recurring (Oxford: Clarendon Press, 1988), s. 13.</p>
<p>(9) A.g.y, s. 28.</p>
<p>(10) Arnold H. Rowbotham’ın ‘The Impact of Confucianism on Seventeenth Century Europe’ yazısında, The Far Eastern Quarterly 4 (1) (1944), söz edilmiştir, s. 227.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canmehmet.com/?feed=rss2&#038;p=3440</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
