Bu iddia değil bir itiraftır: Avrupa yönetimdeki beceriksizliği, adaletsizliği yüzünden ekonomik liderliğini 2023’de Türkiye’ye devrediyor (12)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.

Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.

 

 

Başlıktaki itiraf bize değil, Avrupalı beyin, düşünür, ekonomist ve siyasetçilere aittir. Ve belgelerimiz:

Avrupa’yı en iyi bilen, gözlemleyen ve onlarda birisi olan Dış politika uzmanı, danışman ve politik yazar Fabrizio Tassinari, “Avrupa Komşularından Neden Korkuyor? “ kitabında bakınız  bize neler anlatmaktadır:

Kaç kez, hatırlar mısın.

Âdetler, yasalar, paralar ve memuriyetler.

Senin tarafından yenilendi ve insanlar değiştirildi.

Eğer iyi anımsıyorsan ve açıkça görebiliyorsan.

Kendini sefil bir hasta gibi hissedeceksin.

Kuştüyünde huzur bulamayan, ama sık sık

Yer değiştiren, acıdan bir anlığına da olsa kurtulmak için. (1)

 

Avrupa Komşularından Neden Korkuyor? kitabı, Avrupa ile komşuları arasındaki ilişkilerin Avrupa’nın tehdit algısından etkilendiğini, bu etkilenmenin Avrupa’nın güç kümelenmesini, dış politika tutkularını ve Avrupa bütünleşme sürecinin geleceğini derinlemesine etkileyeceğini belirtiyor.

(Yazarı) Tassinari, güç ve enerji bağımlılığı konusunda artan endişeye karşı, AB’nin mevcut durumunu ancak komşularıyla daha derin bağlantılar kurarak tersine çevirebileceği sonucuna, geleneksel akla meydan okuyarak varıyor…

Kitabın önsözünden:

AB tarihi Avrupa’nın genişlemesiyle güvenliğinin artışı arasındaki birbirini destekleyen ilişkinin tarihidir bir bakıma. Ancak beşinci genişleme dalgasının ardından AB üyelerinde ve kamuoylarında artık bu işin son bulması gerektiği görüşü güç kazandı.

O dönüm noktasından itibaren de AB, güvenlik hedefiyle daha geniş entegrasyon hedefini birbirinden ayırdı; bu nedenle artık her ikisine de erişemiyor.

Kitaba adını veren duygu, yani komşulara yönelik korku bu ortamda giderek yaygınlaşıyor. Korku son dönemin küresel gelişmelerini belirleyen en önemli unsurlardan birisi oldu. Batık devletlerde, ekonomilerini neredeyse çökerten finans ve ekonomi krizleri ardından, dünya hegemonyasının elden kaymakta olduğu korkusu hâkim.

Toplumsal düzeyde güzel günlerin geri gelmeyeceğini gören orta sınıflar, anne-babaları gibi müreffeh bir hayat yaşayamayacaklarını anlayan gençler, korkularının güttüğü siyasal pozisyonlar alıyor.

Birleştikleri ortak payda eldekini yitirmemek, Bunun için de yeni göçe ve göçmenlere kapalılık, Avrupa’nın daha fazla genişlemesine direnme ön plana çıkıyor.

Soğuk Savaş’ı bitiren ve Avrupa’nın bütünleşmesinin önünü açan 1989 devrimleri ardından Avrupa’ya hâkim olan kendine güvenin yerinde yeller esiyor.

Zira Avrupa’nın, kendi projesinin doğruluğuna ve başarısına güveni sarsılmış halde.

Geçmişiyle hesaplaşarak oluşturduğu çoğulculuktan korkuyor.

Kendisine olan inancı zayıfladığından dışında kalanlara kapanarak bugüne kadar elde ettiklerini koruyabileceğini sanıyor.

Halbuki Tassinari’ye göre Avrupa’nın kendisine nesnel bir şekilde ne olduğunu ve neler yapabileceğini gösterecek bir aynaya ihtiyacı var. Bu yaklaşıma göre de Avrupa açısından çevreyle entegrasyon yalnızca stratejik bir tercih değil, Avrupa yaşam tarzını da temsil ediyor.

Dolayısıyla projenin çökmesi yalnızca bir yönetişim tarzının başarısızlığı değil, Avrupa’nın dünyaya sunduğu yaşam tarzının da başarısızlığı anlamına gelecek.(2)

Yukarıda Dante “İlahi Komedya“sında ne demektedir?

Kaç kez, hatırlar mısın.

Âdetler, yasalar, paralar ve memuriyetler.

Senin tarafından yenilendi ve insanlar değiştirildi.

Eğer iyi anımsıyorsan ve açıkça görebiliyorsan.

Kendini sefil bir hasta gibi hissedeceksin.

Kuştüyünde huzur bulamayan, ama sık sık

Yer değiştiren, acıdan bir anlığına da olsa kurtulmak için.

GİRİŞ BÖLÜMÜNDEN

“Senin Komşun, Sen…

Îlk bakışta bu Avrupa hakkında bir kitap değil. Avrupa Birliği’ne (AB) komşu ülke ve bölgeler hakkında bir kitap:

Balkanlar, Türkiye, eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin en batısındakiler, Rusya ve Akdeniz bölgesi. Sonsuz fakirlik, milliyetçilik.

Savaş; Avrupalıların uzun zamandır tarihin çöp tenekesinde gömülü olduğuna inandıkları konular hakkında. Görünüşte bu kitap Avrupa’nın son altmış yıldır izlediği barış ve refah yolunun dışında kalan yer ve konular hakkında.

Gerçekten göç ve enerjiyi bir düşünün. Avrupa’daki göçmenlerin sayısı 44 milyona ulaştı, bu rakamın %30’unuysa komşu ülkelerden gelenlerin oluşturduğu düşünülüyor.

Avrupa’da yaşayan göçmen topluluklarının en büyükleri Türkiye, Fas, Arnavutluk ve Cezayir’den geliyor ve bu ülkelerin hepsi Avrupa’nın komşusu.

Kalan kısmın çoğunuysa Doğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Balkanlar’dan yılda 2 milyon kadar giriş yapan göçmenler oluşturuyor.

Bu rakamları ölçmek için Avrupa’nın yaşlanan nüfusuyla cılız işgücü piyasasını karşılaştırmak mümkündür. Yine de Batı Avrupa’ya hâkim hararetli siyasi söylemler içerisinde göç, çoğunlukla göçmenlerin dini yönelimlerine, suç oranlarına ya da Avrupa’nın bozulmuş banliyösündeki eğitim seviyesine bağlanıyor.

Avrupa tükettiği hidrokarbonun yani benzin ve türevlerinin yaklaşık %50’sini ithal ediyor; AB’nin 2030 yılında %70’e çıkacağını öngördüğü rakam bu. Avrupa’nın benzin ve gaz bağımlılığını besleyen anayolların çoğu Cezayir, Libya, Körfez monarşileriyle Azerbaycan ve Rusya’dan çıkıyor.

Ukrayna, Türkiye, Belarus ve Gürcistan gibi ülkeler geçiş için kritik önem taşıyor. Avrupalı ülkeler benzin kullanma alışkanlıklarını, geniş kapsamlı çevreci önlemlerle terk etmeye çalışabilir. Ancak henüz otokrat komşularla yaptıkları kârlı enerji anlaşmaları nedeniyle bağımlılıklarının üstesinden gelemediler.

Sadece az sayıdaki bu karşılaşmalardan yola çıkıldığında bile. Avrupa’nın komşuları yüzünden telaşa kapıldığı izlenimine varılabilir. Son kamuoyu yoklamaları üç Avrupalıdan ikisinin, enerji sağlayıcılığı ve Moskova’nın komşularına yönelik tutumu nedeniyle Rusya konusunda endişeli olduğunu gösteriyor.

Almanya ve Fransa’nın yaklaşık %70’i Türkiye’nin Batılı bir ülke sayılamayacak kadar farklı değerlere sahip olduğuna inanıyor.

İtalya, Hollanda ve İspanya’da nüfusun üçte ikisi Müslüman ve Batı dünyası arasında daha fazla etkileşimin bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor.

Komşu ülkelerden birinin adını söylediğinizde, sıradan bir Avrupalının o ülkeyi en iyi ihtimalle büyük kültürel ve ekonomik farklılıklarla bağdaştırması, en kötü ihtimalle de kapıdaki barbarlar olarak tanımlaması büyük bir olasılıktır.

Yine de anketlerin kavrayamadığı, rakamların yakalayamadığı ve Avrupa aklının kolaylıkla görmezden gelebileceği bir gerçek var; Avrupa her zaman bu komşulara sahipti. Avrupalılar komşularıyla yüzyıllar boyunca karşılaştı, çarpıştı, savaşta güç birleştirdi, yeri geldi onları ezdi.

Napolyon’la savaştığı süre boyunca Rusya’da siyasi ve kültürel alanda egemen sınıfın mensupları esasen Fransızca konuşuyordu.

Osmanlıların sürekli oluşturduğu tehdit Avrupa’nın Hıristiyan kimliğini sağlamlaştırdı.

Ortaçağda antikçağdan kalma klasikleri koruyan İslam’ken diğer yandan yine ortaçağda Haçlı Seferleri gerçekleşti. (İki satırın 3 kez okunmasını kuvvetlice öneririz)

Avrupa ve komşuları arasındaki bağlantı, zaman ve mekâna bağlı olarak bölgesel ilişkiler ve yüzlerce yıllık bağımlılıklarla şekillendi. Bu bağlantının işbirliği ya da çatışma üzerine kurulması Avrupa kadar komşularına da bağlıdır.

Avrupa’nın arka bahçesinde çok ciddi siyasi, sosyal ve ekonomik çıkmazlar var. Yaşanan sınavın büyüklüğü ancak Avrupa’nın kendisi de düşünüldüğünde tam kavranabilir. (3)

..

Yukarıda yazılanlar, Avrupa’nın özellikle de referandum sürecine girerken alevlenen hırçınlığının perde arkasını, nedenlerini de ortaya koymaktadır.

Ne var ki bu durum ve konudan: ne (çoğunluğu kendine) Aydın’ımızın, ne kimi siyasetçimizin, ne de kimi yazar-çizerimizin en küçük bir bilgi kırıntısı dahi bulunmamaktadır.

Mesele onlara göre “Başkanlık ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan”dır.

Üstelikte Türkiye kendini bekleyen (Kadere) göreve devasa adımlarla yürür ve başta Bölge insanı ve Avrupa için bir umut ışığı olurken…

Yazı içeriklerinin kavranılması (kimilerine göre zor ve karmaşık olabileceğinden) mümkün olduğu ölçüde kısa tutulacaktır.

Devam edecek

Avrupa (neden) batıyor? Çünkü kendi çıkarı için Dünyayı ateşe atmaktan çekinmiyor, çekinmedi.

2 Dünya Savaşı ile yaklaşık 100 milyon insan öldü ve sakat kaldı.

-Zararları bu kadar da değil; dünyamızın güzelim çevresi, çiçeği, böceğinin yapıları, sağlıkları bozulmadı mı? Doğal kaynaklar, 3-5 kuruş daha fazla çıkar hesabına yağmalanmadı mı, Afrikalılar, Kızılderililer, Latin Amerikalılar, Çinliler, Hintliler en son da Araplar ateşlere atılmadı mı?

-Ok ve yay neyinize yetmedi ki, Makineli tüfekleri, Nükleer silahları üreterek katliamlara giriştiniz?

-Evet… Ne neyinize yetmedi?

-Zannediliyor mu zalimin yaptığı yanına kalacak?

-Zannediliyor mu, köleleştirilen, katledilen yüzlerce milyon mazlumun göklere yükselen sesleri sahipsiz kalacak?

-Ne insanlar sahipsiz, ne de çevre.

Sadece mülkün esas sahibi yağmalayanı kadar sabırsız değil..

www.canmehmet.com

Resim:

Kaynaklar:

Yazıdaki vurgulamalar tarafımdan düzenlenmiştir.

(1) Dante Alighieri, İlahi Komedya, Araf, Kıta VI (Kitabın yazarının notu)

(2) (Kitaba önsöz yazan) Soli Özel Şubat 2011

(3) Avrupa Komşularından Neden Korkuyor? Fabrizio Tassinari S.16-2

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*