Greenpeace örgütü! Bunu duymuş muydun? “İlkbaharda usul usul yürü; Toprak Ana hamiledir” (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Eylemler, söylemleri desteklemeden ifadeler, Samimiyetten uzak ve "kuru bir laf" olmaktan öte bir anlam taşımaz.

Eylemler söylemleri desteklemiyorsa,  ifadeler, Samimiyetten uzak ve “kuru bir laf” olmaktan öte bir anlam taşımaz.

 

Kendine gelişmiş Batı, kendi çevresini ve insanını katlederek zenginleşmiş, bunu sürdürmek için sıra az gelişmiş ülkelere gelmiştir. Ancak, bu noktada bir sorun vardır. Kendileri ile gelişmemiş ülkeler arasındaki fark kapanmamalıdır. Bunun en kısa yoldan çözümü; “Kendilerinin yükseldikleri (aslında yükseldikçe değerlerini kaybettikleri) merdiveni -sanayileşmeyi- ortadan kaldırmak veya benzer tekniklerin kullanılmaması için kamuouyunun desteği ile ortamı olgunlaştırmak.

Bu diğer ifadesi ile, yeteri kadar sanayileşmemiş ülkelerin kendilerine rekabetçi olmamaları, işçi-sömürge konumundan kurtulmamaları için, tabiri uygun ise onlara bir “deli gömleği” giydirilmelidir.

İşte, Batının, Çevre ve Barış hikâyesi. Yine de “Herhalde böyle değildir.” Diyelim.

Bu noktada Batının dününe bakarak bugününün sorgulanması gerekmektedir. Burada İngiltere’nin Sanayi Devrimi öncesinden verdiğimiz örneği tekrar edersek;

“…Madencilerin yararlandığı hakların kapsamı gerçekten şaşırtıcı boyutlardaydı. Bunlar maden ocaklarında kullanacakları keresteyi çevredeki ormanlardan özgürce alabildikleri gibi, kerestenin kıt olduğu zamanlarda, fırınlarına yetecek kadar odunu sağlayıncaya dek koru sahibinin korusundaki ağaçları kesmesine bile engel olabiliyorlardı… Kilise avluları, bahçeler, meyve bahçeleri ve anayolların dışında, her yerde maden araması yapabiliyorlardı. Dahası, ırmakların yataklarını değiştirme ve en yakın anayoldan yararlanma gibi haklara da sahiptiler.

Bu bağlamda John de Treeures şöyle yakınmaktadır:

Tam tamına altmış kalay madencisi, buğday, arpa, yulaf, yonca, bezelye ekili ve en az Cornewaille’deki diğer tarlalar kadar verimli Treeures’in demesnesine (beylik tarlasına) girmişlerdir; …”

…Londra o hale gelir ki, “Şehirde adam asacak ağaç… Thames Nehri’nde çevre kirliliğinden zehirlenmeyen tek bir balık kalmamıştır”(1)

İşte Greenpeace’nin fikir babaları İngilizlerin ve “Sanayi Devrimi”nin İngiltere’sinin çıplak gerçekleri.

Ve aradan birkaç yüzyıl geçer,

– İspanyollar, İngilizler ve Fransızlar Amerika’ya göç ederler…

Sizce İngilizler, İngiltere’de yaşanan çevre katliamından bir ders almışlar mıdır?

– Pek zannetmiyoruz…

– Neden?

İnsanlar kendilerini (değerleri ile) tekrar ederler.

– Bugün, “Çevre” veya “Doğa ile Barış!” dediğimizde ilk aklımıza gelenler kimlerdir?

Kızılderililer değil mi?

– Kulak verelim, bakalım Batı’nın çevreciliği ve bu konudaki samimiyeti hakkında bize neler söylemektedirler:

– “İlkbaharda usul usul yürü; Toprak Ana hamiledir.” (Kızılderili Klowa Kabilesi)

Aşağıda “Vahşi!” etiketi ile çeşitli film ve çizgi romanlarla kasıtlı olarak damgalanan Kızılderililer, Kızıldereli Şef Seattle tarafından, 1854 Yılında kendisinden toprak isteyen “ Medeni!” ABD başkanına yazdığı bir mektuptan bölüm verilmektedir.

TOPRAK İNSANA DEĞİL, İNSAN TOPRAĞA AİTTİR

“Beyaz Saray’daki Büyük Beyaz Reis,

Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilirsiniz ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının pırıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, ak kumsallı kıyılar, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerinin bir parçasıdır. Ormanların, ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımın anılarını taşır. Biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz ölüp, yıldızlar evrenine göçtüğü zaman doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimizse, doğduğu toprakları unutmaz. Çünkü Kızılderili, gerçek anasının toprak olduğunu bilir.

Washington’daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu bizim için çok büyük bir özveri olur. Büyük Beyaz Reis, bize, rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz Kızılderililerinse, onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz ama; yine de önerinizi kabul etmemizin kolay olmayacağını itiraf etmek zorundayım. Çünkü, bu topraklar bizler için kutsaldır. Derelerin ve ırmakların suyu, bizim için yalnızca akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak; bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarımıza öğretmemiz gerekecek. Biz, dereleri ve ırmakları, kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize?

Biliyorum; beyazlar bizim gibi düşünmezler. Beyazlar için bir parça toprağın, ötekinden ayrımı yoktur. Beyaz adam, topraktan almak istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak, beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca, başka serüvenlere atılır. Beyaz adam, anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki; toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı sesler, bir kelebeğin uçarken çıkardığı kanat sesleri duyulmaz. Belki vahşi olduğum için anlayamıyorum; ben ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan; bir su birikintisinin çevresinde toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne anlamı, ne değeri olur?

Biz Kızılderiliyiz ve anlamıyoruz. Biz Kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgârın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanlarının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp gelmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizler için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı solur. Beyaz adam için, bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak; havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmemiz gerekecek. Çocuklarınıza havanın kutsal bir şey olduğunu; havanın temizliğine önem vermek gerektiğini öğretmelisiniz. Hem nasıl kutsal olmasın hava? Atalarımız doğdukları gün ilk soluklarını,
ölürken de son soluklarını bu havayla solumuşlardır.

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğim. Eğer önerinizi kabul edecek olursak; bizim de bir koşulumuz olacak. Beyaz adam, bu topraklar üstünde yaşayan tüm canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka düşünemiyorum… Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo (yaban sığırı) gördüm. Beyaz adam, trenle geçerken vurup vurup öldürüyordu. Dumanlar püskürten demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz Kızılderililer yalnızca yaşayabilmek için öldürürüz hayvanları… Tüm hayvanları öldürecek olursanız, nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada, insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın; bugün canlıların başına gelen, yarın insanın başına gelecektir. Çünkü, bunlar arasında bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi biliyorum: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey; bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de; dünyanın başına gelen her felaket, insanoğlunun da başına gelmiş demektir..” (2)

Amerika’nın yerlileri bu Kızılderililere ne oldu dersiniz?

– Orta Amerikalı yerliler’e veya Afrikalı Yerliler’e olanlar mı?

Söylemler, eylemlere dönüşemediğinde, itibarları su üzerine yazılan yazılar misalidir.

 

Devam edecek…

Resim;

(1) Daha fazlası için bakınız;  http://www.canmehmet.com/greenpeace-yesil-baris-dosyasini-aciyoruz-orgut-ingilizlerin-cinliklerinden-birisi-midir-1.html

(2)Daha fazlası için bakınız; http://www.sendika.org/2010/11/sef-seattledan-mektup-var-erbil-karakoc/

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*