“Türkler Müslüman olmasalardı?” Sorusunun cevabı ABD’li spakülatör Soros’ta mı?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Soros'un başarısı, hem matematik hem de Tarihi bilmesinden kaynaklanmaktadır. İddiasının arkasındaki de budur.

Soros’un başarısı, hem Matematik hem de Tarih ilmini  bilmesinden kaynaklanmaktadır. İddiasının arkasında olan da  budur.

Macar ve Yahudi Asıllı Spekülatör George Soros ; Türkiye’nin en iyi ihraç malı; askeridir.”(1) Sözünün ve iddiasının arkasında nelerin yattığını aramızda kaç kişi bilmektedir? Bunu öğrenmek için çok uzak coğrafyaya gitmeyeceğiz.

ABD’li Soros ile kişisel görüşümüz: Spekülatör Soros’un , Ekonomi ilminin yanında tarihi de çok iyi bildiği, Türkler’in ve Asker yönleri hakkında zengin bilgisi olduğudur.

…Coğrafya Iustinianos’un (*) Kahramanca, mağrur yeniden fethini daha başlamadan mahkûm etmişti ve çabaları muhtemelen bu korkunç sonu daha da kötüleştirdi. Askerleri İtalya’yı çorak bir diyara dönüştürdü ve onları besleyen tüccarlar Akdeniz’in her yanına sıçanlar, pireler ve ölüm taşıdı. (2)

Veba (MS) 546’dan sonra yavaşladı, ama basil kök salmıştı ve yaklaşık 750’ye dek, şurada veya burada hastalığın baş göstermediği tek bir yıl bile geçmedi.

Nüfus belki üçte bir oranında azaldı. Eskidünya Mübadelesi’nin 400 yıl önce dizginlerinden boşalttığı salgın hastalıklar zamanında olduğu gibi, kitlesel ölüm oranları bazılarının işine yaradı; işçilerin sayısı azalınca, hayatta kalanların ücreti yükseldi. Ama bu kuşkusuz zenginlerin durumunu daha da zorlaştırdı (çarpıcı bir acımasız söylemle, Efesos Piskoposu İoanna 544’te tüm bu ölümlerin çamaşır yıkama masraflarını inanılmaz derecede artırdığından yakındı).

Îustinianos buna ücretleri veba öncesi düzeylerine geri çekerek karşılık verdi. Anlaşılan bu hiç işe yaramadı. Topraklar terk edildi, kentler küçüldü, vergi gelirleri düştü ve kurumlar yıkıldı. Çok geçmeden herkes çok daha yoksul düştü…

Bunu izleyen iki kuşak boyunca Bizans içe doğru çöktü. İngiltere ile Galya’nın büyük bölümü 5. Yüzyılda Batı çekirdeğinin dışına düşmüştü; 6. Yüzyılda savaşın yıprattığı İtalya ile İspanya’nın bazı kesimleri de onları izledi. Daha sonra yıkımın yükselen dalgası yavaş yavaş kuzeybatıdan güneydoğuya doğru inerek Bizans’ın merkezi topraklarını da içine aldı. Konstantinopolis’in (İstanbul) nüfusu dörtte üçe düştü; tarımı, ticareti ve gelirleri viran oldu:

Son çok yakın görünüyordu. 600’e gelindiğinde Batı çekirdeğini yeniden yaratmayı hayal eden tek bir kişi kalmıştı: Pers (Sasani) kralı II. Hüsrev (Pervez).

Nihayetinde Roma, yaratılabilecek tek Batılı imparatorluk değildi. Geçmişte, Roma’nın hâlâ geri planda olduğu MÖ 500 civarında, Persler Batı çekirdeğinin büyük bölümünü tek bir imparatorlukta birleştirmişti.

Şimdi, Bizans’ın dizleri üzerine çöktüğü bu dönemde, Perslerin zamanı bir kez daha gelmiş gibi görünüyordu. 609’da Hüsrev köhneyen sınır kalelerini ezdi ve Bizans ordusu önünde eriyip gitti.

614’te Kudüs’ü aldı ve onunla birlikte Hıristiyanlığın en kutsal yadigârlarını da ele geçirdi:

Bu yadigârlar, îsa’nın çarmıha gerildiği Gerçek Haç’ın parçaları, onun vücudunu delen Kutsal Mızrak ve onu rahatlatmak için kullanılan Kutsal Sünger’di. Sonraki 5 yıl Hüsrev’i Mısır’a kadar getirdi; 626’daysa, İustinianos’un tahta çıkışından 99 yıl sonra, Hüsrev’in orduları Boğaz’ın karşı kıyısından Konstantinopolis’in ta kendisine bakıyordu.

Hüsrev’in Batı bozkırlarından topladığı göçebe müttefikler olan Avarlar (Prototürkler-Canmehmet) ) Balkanlar’ı yakıp yıkarak geçtiler ve taarruz etmek üzere diğer kıyıda mevzilendiler… Ancak Hüsrev’in hülyası İustinianos’unkinden bile daha hızlı yıkılacaktı. 628’e gelindiğinde ölmüş ve imparatorluğu paramparça olmuştu.

Konstantinopolis’in surları önündeki orduları görmezden gelen Bizans imparatoru îraklios, kiliseden altın ve gümüş “ödünç alarak”, bozkırlardaki Türki (**) kabilelerden kendi göçebe süvarilerini tutmak için bu ganimeti kullanmak üzere Kafkasya’ya yelken açtı.

Önemli olan atlılar diye düşünüyordu; Bizans’ta bunlar artık pek bulunmadığından kendisi de dışarıdan kiralayacaktı.

Kiraladığı Türk atlılar, durdurmak için gönderildikleri Persleri yendiler ve Mezopotamya’yı yakıp yıktılar.(3)

Bu da yıkım dalgalarının Pers diyarına da ulaşmasına yetip arttı. Yönetici sınıf paramparça oldu. Hüsrev’in öz oğlu onu hapsedip açlığa mahkûm etti. Ardından Hüsrev’in fethettiği toprakları teslim edip, ele geçirmiş olduğu yadigârları geri gönderdi; hatta Hıristiyanlığı bile kabul etti. Ülke iç savaşın girdabına kapıldı. Orada 5 yıl içinde 8 kral gelip geçerken, îraklios tüm büyük adamların en büyüğü olarak selamlanıyordu. Bir çağdaşı “şiddetli bir sevinç ve tarif edilemez bir mutluluk bütün evreni ele geçirdi,” diye övgüler düzüyordu.’ (4)

Bir diğeriyse “şimdi hep bir ağızdan meleklere özgü övgü şarkısını söyleyelim,” diye yazmıştı: “Yücelerin yücesi Tanrı’ya yücelik olsun, yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!”(5)

533’ten sonraki yüzyılda talihin çılgınca salınımları kadim Batılı imparatorlukların ölüm sancıları oldu. Çin’dekine benzer yeni bir ekonomik alandan yoksun Hüsrev, Batılı toplumsal gelişmeyi lustinianos’tan daha iyi bir yere getiremezdi ve her ikisi de ne kadar çok çabaladıysa, işleri o kadar sarpa sardırdı. Romalıların sonuncusu ile Perslerin sonuncusu, çekilmeleriyle doğan boşlukta Batı çekirdeğini yüzyıllık bir şiddet, veba ve ekonomik gerilemeyle baş başa bıraktı. Iraklios’un 630’da Gerçek Haçı doğru yerine yerleştirmek için Kudüs’e girmesinden sadece 10 yıl sonra, bütün zaferleri ve trajedilerinin önemi yok olup gitti. (6)

Peygamber Kelâmı

Îustinianos ve Hüsrev farkında olmadan çok kadim kitap örneklerini izlemişlerdi. Çekirdeği denetleme çabaları istikrarsızlaştırmayla sonuçlandı ve bir kez daha çeperlerdeki insanlan buraya çekti. Hüsrev (Prototürk) Avarları Konstantinopolis’e getirdi; îraklios ise Türkleri Mezopotamya’ya çekti ve her iki imparatorluk,

Kendi garnizonlarına ödeme yapmaktan daha ucuza geldiği için çöl sınırlarının korunmasında Arap kabilelerinden yararlandı.

Burada Soros’un iddiası ile ilgili olarak bir ara veriyor günümüze geliyoruz:

-“TÜRK ASKERİ AMERİKAN CONİSİNDEN DAHA UCUZ”

1953-1959 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanı olan John F. Dulles Türk askerini ABD için savaştırmayı amaçladıklarını izah ederken, “NATO’ya en ucuz askeri Türkiye’nin sağladığını” belirtmiş ve “Bir Türk askerinin bize maliyeti 23 cent’tir.” Demiştir.

Daha sonra ABD’nin eski Başkanlarından Ronald Reagan da: “Türkiye’ye güvenlik yardımı bizim de güvenliğimizin bir parçasıdır. Bir Türk askeri yılda 6 bin dolara mal oluyor. Eğer onu bir Amerikan askeriyle değiştirmeye mecbur kalırsak maliyet 90 bin Dolara çıkıyor.” demiştir.

Reagan’ın ifadesine göre, ABD için, Amerikan askerinin günlük maliyeti 246,6 Dolar olmasına karşılık Türk askerinin günlük maliyeti yaklaşık 16,5 Dolardır.

Bu yüzden ABD, kendi sömürgeci savaşlarında kendi askeri yerine Türk askerini savaştırma yönünde bir strateji geliştirmiştir..” (7)

Aradan yaklaşık 14 asır geçer…

O dönem Türkleri parası karşılığında kiralayanlar (Bizanslılar) kimlerdir,

Bugün Türkleri parası karşılığında kiralamak isteyenler (Batılılar) kimlerdir?

Şimdi Macar ve Yahudi asıllı ABD vatandaşı Soros’un;

-“Türkler’in en iyi ihraç malları askerleridir!” ifadesinden ne dediğini herhalde anlaşılmıştır.

Ve şimdi ilgili soruyu sormanın tam sırası olsa gerek!

-Türkler Müslüman olmasalardı, ne olurlardı?

Kaldığımız yerden devamla;

Roma’nın sınır bölgelerini Germenleştiren ve Çin’inkini de Xiongnulaştıran zihniyet, şimdi de Bizanslılar ile Perslerin karşılıklı sınırlarını Araplaştırmıştı; 6. Yüzyıl boyunca her iki imparatorluk da Arabistan’la gitgide daha çok ilişkilenmeye başlamıştı. Îkisi de kendilerine bağlı Arap krallıklar kurdu; Persler Arabistan’ın güneyini imparatorluklarına dahil etti; Bizans’ın Habeşistanlı müttefikleri de bunu dengelemek üzere Yemen’i istila etti. Arabistan çekirdeğin içine çekiliyordu; Araplar çölde kendi krallıklarını yaratmaya, ticaret güzergâhları üzerinde vaha kentleri kurmaya ve Hıristiyanlığa geçmeye başlıyordu.

Büyük Pers-Bizans savaşları bu Arap çeperini sarstı ve imparatorluklar parçalandığı zaman, zorba Arap komutanlar harabeleri için birbiriyle savaşa tutuştu. Batı Arabistan’da Mekke ve Medine 620’lerde ticaret güzergâhları uğruna savaştı; savaş birlikleri müttefikler bulmak ve hasımlarının kervanlarına pusu kurmak için çölün her yanına dağıldı. Bu oyunda eski imparatorluk sınırlarının pek anlamı kalmamıştı ve Medine’nin liderinin 630’da Mekke’yi ele geçirdiği döneme gelindiğinde, akıncıları halen Filistin’de savaşıyordu. Mekke’ye sadık olan Araplarla savaşan Medine’ye sadık Arapların yanı sıra, her iki grupla da savaşan, Konstantinopolis’ten ödeme alan Araplar da vardı.

Mısır ve Babil imparatorlukları MÖ 1200’den sonra çöktüğü zaman, aynı çöl çeperlerinde çatışan Arami kabilelere bütün bunlar tanıdık gelirdi: Devletler yıkıldığı zaman sınırlarda bunlar oluyordu. Fakat Aramilere tanıdık gelmeyecek bir şey daha vardı.

O da Medine’nin lideri Muhammed bin Abdullah’tı.

610 civarında Pers împaratorluğu Bizans’la korkunç savaşına başlarken Muhammed’e vahiy gelmişti. Başmelek Cebrail görünüp ona buyurdu:

-“Oku!”

Haliyle bocalayan Muhammed kendisinin okuyamadığını söyledi, ama Cebrail iki kez daha ona emretti. Ardından sözcükler kendiliğinden Muhammed’in dilinden döküldü:

Yaratan Rabbinin adıyla oku;

O insanı pıhtılaşmış kandan (alâk) yarattı.

Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir.

O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.

İnsana bilmediklerini öğretti.(8)

Muhammed aklını kaçırdığını veya kendisine cin çarptığını düşündü, ama karısı böyle olmadığına ikna etti onu. Bundan sonraki 22 yıl boyunca Cebrail tekrar tekrar geldi; Muhammed’i titremeli ateş nöbetleri ve komalara sokarak Tanrı’nın sözlerinin peygamberin dudakları arasından gayriihtiyari dökülmesini sağladı. Hem de ne sözler: Hadise göre, işiten herkesi güzellikleriyle derhal kendine bağlıyorlardı. Yeni dine giren en önemli şahsiyetlerinden biri olan Hz. Ömer “yüreğim yumuşadı ve ağladım,” demişti. “İslam benim içime girdi.”(9)

Îslam –sözcük anlamıyla Tanrı’nın iradesine teslimiyet- pek çok yönden klasik bir ikinci dalga Eksen diniydi. Kurucusu seçkinlerin kenar tabakasından (ticaretle uğraşan yeni zengin bir kabilenin önemsiz bir üyesiydi) ve imparatorluğun çeperinden geliyordu; hiçbir şey yazmadı (Kuran, ancak ölümünden sonra bir araya getirilmiştir), Tanrı’nın bilinemez olduğunu inanıyordu ve daha önceki bir Eksen düşüncesinin üzerine devam etti.

Adalet, Tanrı’nın önünde eşitlik ve zayıfa karşı şefkat vaaz etti. Tüm bunları önceki Eksen düşünürleriyle paylaşıyordu. Fakat bir başka anlamda, o tümüyle yeni bir yaklaşımın temsilcisiydi: O bir Eksen savaşçısıydı.

Budizm, Konfüsyüsçülük veya Hıristiyanlığın tersine, îslam çökmekte olan imparatorlukların çeperinde doğdu ve aralıksız savaşların ortasında rüştüne erdi.

Îslam bir şiddet dini değildi (Kuran Eski Ahit’e göre daha az kanlıdır), ama Müslümanlar savaştan uzak duramadılar. “Seninle savaşanlarla Tanrı aşkına savaş,” demişti Muhammed Peygamber, “ama ilk saldıran sen olma. Tanrı mütecavizleri sevmez.”(10)

Veya 20. Yüzyılda Amerikalı Müslüman Malcolm X’in dediği gibi,

-“Barışçıl ol, hürmetkar ol, yasalara itaat et, herkese saygı göster; ama biri sana el kaldırırsa. Onu doğruca mezarlığa gönder”(11)

Dinin yayılmasında zorlamanın hiç yeri yoktu, ama Müslümanlar (Tanrı’ya “teslim olanlar”) her tehdit altında kaldıklarında dinlerini savunmakla yükümlüydü; Kelâm’ı yayarken, bir yandan da yıkılmakta olan imparatorlukları zorlayıp yağmaladıklarından, bu da sıkça başlarına geliyordu.

Dolayısıyla, geri kalmışlığın kendilerine özgü avantajlarını Arap göçmenler de bulmuştu: Salâh ideolojisi ile militarizm kombinasyonu, her ikisinin de kıt olduğu bir dünyada onlara örgütlenme ve amaç sunmuştu.

Bir çekirdekte yer arayan birçok diğer çeper halkı gibi Araplar da, îbrahim’in oğlu İsmail’in ahfadı olarak doğuştan bu hakka sahip olduklarını ileri sürdüler. Müslümanlar Mekke’nin en kutsal tapınağı olan Kabe’yi îbrahim ve İsmail’in kendi elleriyle inşa ettiklerini ileri sürüyorlardı; İslam aslında İbrahim’in gerçek diniydi; îbrahim’in dininden sapma sonucu Yahudilik doğmuştu.

Kuran Yahudiliği İslam’ın akrabası olarak sundu; Kuran “Kim” diye soruyordu, “İbrahim’in dininden yüz çevirebilir, kendini bilmezlerden başka?” îbrahim’den îsa’ya dek tüm peygamberler geçerliydi (îsa, Mesih olmasa da); ayrıca Muhammed Yahudilik ile Hıristiyanlığın vaat ettiği, Tanrı’nın mesajına mührünü koyan son peygamberdi. “Bizim Rabbimiz ile sizin Tanrınız bir ve aynıdır,” demişti. (12)

Kitap dinleri arasında çatışma olması gereksizdi: Aslına bakılırsa Batı’nın İslam’a ihtiyacı vardı.

Muhammed (sav) Hüsrev ve îraklios’a bütün bunları açıklayan mektuplar gönderdi, ama hiç yanıt alamadı. Sorun değildi; Araplar Filistin ve Mezopotamya’daki ilerleyişlerini zaten sürdürüyorlardı…(13)

Bunları bilmeden:

Ne Fatih’in, Yeni bir çağ açmasının ne anlama geldiğini;

Ne Büyük Britanya Kralı’nın, Lozan Antlaşması’nın meclislerinde (1924 yılı) onaylanması için yaptığı konuşmadaki : “Bu anlaşma ile bir çağ kapanmaktadır!” ifadesinin arkasında yatanları kavrayabiliriz.

Ve…

Ne oldu da…

Bizansın kiraladığı bu askerler birkaç asır sonra Bizans ve Avrupanın efendileri, büyük bir Medeniyetin sahibi oldular?

Evet… Ne oldu?

 

Resim;http://sivrisinekcaz.blogspot.com.tr/2012/03/soros-en-iyi-ihracat-urununuz-ordunuz.html (alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir)

Açıklamalar;

(*) I. Justinianos (Latince: Iustinianus) Justinianos 1 Ağustos 527-14 Kasım 565 döneminde Doğu Roma İmparatorluğu’nun imparatoru olarak hüküm sürmüştür. Zamanı Bizans imparatorluğunun en parlak dönemlerinden biridir. Roma Hukukunda yaptığı reformla anılır. Geç Antik Çağ’ın en önemli hükümdarlarındandır. Ortadoks Hıristiyanlarca aziz olarak kabul edilmiştir.İmparatorluğu döneminde en önemli restorasyon çalışmalarından biri de II. Theodosius döneminde yapılan Ayasofya ‘nın 532 yılında yıkılışından sonra tekrar yapılmaya başlanmasıdır. 532 yılında yapımına başlanan Ayasofya 5 sene gibi kısa bir sürede bitirilerek şuan bile ünvanını koruyan ‘Dünya’nın en hızlı inşa edilen katedrali’ ünvanına sahip olmuştur. (Vikipedi)

(**)Tarihçiler “Türkî” (Turkic) terimini, bugün Türkiye denilen topraklara ancak 11. Yüzyılda yerleşmiş olan modern Türklerin atası olan bozkır göçebelerini tanımlamak için kullanır. (Kaynak;Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS.)

Kaynaklar;

(1) SOROS: “TÜRKİYE’NİN EN İYİ İHRAÇ MALI ASKERİDİR”

Eski Sovyetlerin nüfuzu altında bulunan ülkelerde CIA ile birlikte sivil halkı isyan ettirerek Amerikancı yönetimleri işbaşına getiren George Soros, sözkonusu darbelerden sonra, Ankara’nın izniyle Türkiye’de faaliyetlerini yoğunlaştırdığı yıllarda yaptığı bir değerlendirmede “Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” demiştir.. George Soros, bu söylemiyle Amerikan askeri yerine Türk askerini ABD için savaştırma yönünde geliştirilen ABD projesine Ankara’nın olumlu yaklaşımda bulunması gerektiğine dikkat çekmiştir. Peki  ABD’nin bu planı ve projesi karşısında, Türkiye siyaseti ve yönetimi ne demiştir ve nasıl tepki vermiştir? Daha fazlası için bakınız; …”(http://www.gunisigigazetesi.net/y-6485-b-Hacli-savascisinin-buyrugunda.html)

(2)Vebayı yayanlar sıçanlar değil insanlar oldu. Ortalama bir sıçan yürüyerek 2 yıl- lık ömrü boyunca güçbela 402 m ilerler; sıçanlara kalsaydı, veba her yüzyıl sadece 20 km yayılırdı.

(3) “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS. Sahife:405

(4)Anonim risale, “Retum of the Relics of the Holy Martyr Anastasius the Persian from Persia to His Monastery”, 1.99, çev. Kaegi, 2003, s. 206.

(5) Sebeos of Armenia, History 36, çevirisi: Thomson, 1999, s. 73.

(6) Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS.

(7) Daha fazlası için bakınız;

(http://www.gunisigigazetesi.net/y-6485-b-Hacli-savascisinin-buyrugunda.html)

(8) Kuran 96.1-5

(9) Hazreti Ömer, alıntı: Ibn îshak, Sira 228, çev. Guillaume, 1971, s. 158.

(10)Kuran 2.190.

(11) Malcolm X, “Message to the le Grassroots”, Kasım 1963, alıntı: DeGroot, 2008, s. 117.

(12) Kuran 2.130 ve 29.46.

(13) Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*