30 Ağustos ve Yükselen Dolar : Avrupalılar Neden Mustafa Kemal Paşa’yı Çok Sevdiler? (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Başkalarının ilmini alır  ve geliştirirseniz kalkınır; kültürlerini yaşayarak taklit ederseniz, birer kötü kopyaları (sömürgeleri) olursunuz. 

 

Büyükelçi Volkan Bozkır, Avrupalıların Osmanlıya bakışını, ‘Günah Keçisi’: Tête de Turc…” tabiri ile bakınız ne güzel özetlemektedir.

Aşağıda konu ile ilgili  ilginç iki örnekten sonra TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Volkan Bozkır’la yapılan zengin içerikli röportajdan bir bölüm aktarılacaktır.

FRANSIZCA’DA ‘GÜNAH KEÇİSİ’: TÊTE DE TURC…

(Fransa Cumhurbaşkanı)Macron’un, Türkiye’nin üyeliğine ilişkin negatif mesajlarını nasıl okumalı?

Macron, iç siyasete oynadı. Oyu şu anda yüzde 30’lara düştü. O da kendisini bir şekilde cendereden kurtarma çabasında. Bilir misiniz, ‘günah keçisi’ diye bir tabir vardır.  Fransızca’daki karşılığı çok enteresandır: Tête de Turc…

Türk kafası yani…

Aynen.

Osmanlı döneminde Avrupa’da ilerlemesi Avrupalıları o kadar yıldırmış ki, eğlence merkezlerine bir yeniçeri kafası koymuşlar. Gelen geçen yumruk atıyor. Karısına kızan, işini kaybeden gelip yeniçeri kafasına vuruyor. Vuruşunun gücünü bir skala gösteriyor. Böylece bu tabir “günah keçisi” terimi olarak Fransızcaya girmiş…(1)

Avrupa’nın Osmanlıya bakışında Fransa’dan Avusturya’ya geçelim.

İçerisinde bulunduğumuz günlerde Avusturyalı siyasetçiler bize neden hoş olmayan davranışlarda bulunmaktadır, bunun arkasında yatan nedir?

Viyanalıların, ünlü “Türk Korkusu!

 “…Viyana’da 1534 yılında Osmanlı Akıncılar’ın gözetlenmesi için St. Stephen’s Katedrali’ne çan çalarak haber vermesi için bir memuriyet tahsis edilir. Bu memuriyet 1956 yılında artık Osmanlı tehlikesi kalmadığı düşünülerek kaldırılmıştır. Memuriyetin ömrü yani Viyana’nın Türk Korkusu tam 422 yıl sürmüştür.”(2)

Özetle: Viyanalılar, 422 yıl boyunca sabah-akşam Osmanlıların Viyana önlerine gelmelerini beklemişler!

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Büyükelçi Volkan Bozkır Devam etmektedir:

“…AK Parti Avrupa Birliği’ni “Cumhuriyet’ten sonra Türkiye’nin en büyük medeniyet projesi” olarak görüyordu. Ama o çok başarılı müzakere süreci, sonunda “Haçlı ittifakı” söylemine kadar gitti… Biz nerede hata yaptık, AB nerede?

18 yıldır, AB Genel Sekreteri Yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı AB den sorumlu Müsteşar Yardımcısı, Brüksel’de ülkemizin AB Daimi Temsilcisi, AB Genel Sekreteri ve son 7 senedir de AB Bakanı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak, AB ile ilişkilerimiz konusunda  üst düzey görev almış bir konumdayım.

Türkiye’deki reformlar konusundaki çalışmalarda, uzun bir dönem, aslında asker-sivil dengesi tam olarak tesis edilmediği için, Genelkurmay Başkanlığı ve o zamanki MGK Genel Sekreterliği’ni ikna etme zorunluluğu vardı. O zaman kimse de oralara gitmeye, generallerle konuşmaya cesaret edemiyordu.

Bu görevi sürekli üstlendim. AK Parti 3 Kasım 2002’de iktidara geldi, Cumhurbaşkanımız, o zaman Genel Başkan olarak neredeyse ilk toplantısını 6 Kasım’da Dışişleri ve AB Genel Sekreterliği’yle yaptı. Gerçekten AK Parti reformlara ve  AB’ye yürekten inanmış bir parti olarak iktidara geldi. Ve Cumhurbaşkanımızın önderlik ettiği kararlı çabalarla, Türkiye’nin müzakerelere başlayabileceği bir ortama geldik.

2004’te gerçekleşen 16-17 Aralık zirvesi aslında bir dönüm noktasıdır. Sabaha kadar yürüttüğümüz müzakereler sonrasında, 17 Aralık sabahında, Cumhurbaşkanımıza ( o zaman Başbakandı), AB Dönem Başkanı Hollanda Dışişleri Bakanı tarafından iletilen, müzakere tarihi verilmesini Kıbrıs’a bağlayan teklifi kabul etmedik.

Cumhurbaşkanımız, Türkiye’ye dönme kararı aldı. O anda aklıselim sahibi Tony Blair, Schröder, Chirac gibi Avrupalı liderler bize tahsis edilen odaya geldiler. 3.5 saat süren pazarlıklar yapıldı. Türkiye’nin şartları kabul edildi, Kıbrıs bağlantısı kaldırıldı ve o sayede Türkiye’nin müzakerelere başlaması için bir tarih verildi. Buraya kadar kimsenin kırılganlığı yok.

Ve AB, müzakereler başlamadan önce Türkiye için şartları değiştirdi…

Eskiden açılış-kapanış kriterleri, 23 ve 24. fasıllar yoktu. Diğer ülkeler bütün fasılları aynı anda açtılar, kapattıklarını kapattılar, bazılarını tekrar açtılar, iki senede de üye oldular. Bu yeni düzen tamamen müzakereleri ülkemiz için zorlaştırma amacını taşıyordu. Biz itiraz edince ondan sonra müzakere edecek tüm ülkelere uygulamaya karar verdiler. Türkiye, bütün bu zorluklara rağmen çok iyi bir müzakere mekanizması kurdu. Bütün kötü şartlara rağmen iki senede müzakereleri tamamlayacağımız kanaatini AB’de uyandırdık.

2008’de konseyi topladılar, Kıbrıs’ı gerekçe gösterip, sekiz faslı açılamaz, tüm fasılları kapanamaz hale getirdiler. Ben o zaman Brüksel’de daimi temsilciydim. ABD dönüşü Cumhurbaşkanımız ile Brüksel’de havaalanında konuştuk. Değerlendirme sonucunda, Cumhurbaşkanımız, “Devam edeceğiz. Biz tüm fasılları Ankara’da açarız, Kopenhag kriterleri bundan sonra Ankara kriterleri olacak deriz!” dedi. Bence doğru bir adımdı. Bunları açmamız, kapamamız bize fayda sağlıyordu. Öyle devam etti.

Ama…

Yavaş yavaş başka sıkıntılar çıkarmaya başladılar. Fasıl açılışlarını senede bire, ikiye indirdiler. Sonunda fasıl açamaz hale geldik. Zirvelere liderlerimiz davet edilir, aile fotoğraflarında yer alırken birdenbire Sarkozy çıktı, “Türkiye bundan sonra gelmesin” dedi. Zirve fotoğraflarından çıkarıldık.

Halkımıza bu durumu izah etmekte zorlandık. Görüleceği üzere, Türkiye’nin müzakerelerin ve ilişkilerin arzu edildiği gibi yürümemesinde gerçekten kabahati yok.

Vize sürecinin akamete uğraması ve 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonraki tutumları ise Türkiye’de tepkiye neden oldu.

Avrupa’nın sıkıntısı nedir?

İki nedeni var: AB altı ülkenin kurduğu bir sistemdir. BM Güvenlik Konseyi’nde nasıl kuruluşta savaşın galibi beş ülkeye veto hakkı verilmek suretiyle tüm BM sistemi kontrol altına alınmak istenmişse, burada da kurucuların kendini güvence altına alma saiki vardır.

Şöyle ki, AB sisteminde her ülkenin bir oyu var gibi gözükse de ülkenin nüfusu ve yüzölçümüne göre belirlenen ağırlıklı oy dediğimiz bir sistem var.

Almanya’nın, Fransa’nın 29 oyu, Hırvatistan’ın 10 oyu, GKRY’nin (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) 4 oyu var. 91 oyla herhangi bir kararı bloke edebiliyorsunuz.

Bunu kararlaştırırken tabii Türkiye’nin bir gün üye olabileceğini düşünmüyorlardı. Şimdi, üye olduğu takdirde Türkiye’nin 29 oyu olacak. Parlamentoda 100 parlamenteri olacak. Karar mekanizmasını etkileyecek bir durum. Birincisi budur.

İkinci husus, aslında Avrupa Birliği ülkelerinde çoğunluk AB’yi bir Hıristiyan Kulübü olarak görür. Bunu Avrupa Anayasası’na koymak için çok uğraştılar. Fakat AB içinden itirazlar geldi ve önlendi. Bugün anayasada  yazmasa bile ana fikir budur. Bundan dolayı da Müslüman Türkiye’ye karşı genelde bir isteksizlik var. (3)

Türk halkı bu gerçekleri hiç bilmiyor…

Fransa (eski) cumhurbaşkanlarından Giscard d’Estaing, 2004 yılında, AB ile ilgili görüşlerini açıklar:

“Türkiye halkı bu gerçekleri hiç bilmiyor.” (4)

Türkiyenin kendisi, özellikle yakın tarihi ile hangi gerçeklerini biliyor ki ?

D’Estaing devam ediyor:

“Avrupa’nın ortak kimliği Hıristiyanlıktır. Türkiye bunun hangi parçasını oluşturabilir ? Türkiye bir İslam ülkesidir. Bu iki kimlik bir arada olmaz. Aksi hâlde AB dağılır.

Türkiye, AB’ye girmesi için, İslam kimliğinden, egemenliğinden, bağımsızlığından vazgeçecek mi ? 

Brüksel’i Ankara yerine başkent kabul edecek mi?

Türkiye Avrupa tek devletinin bir federe devleti olacak mı ?” (5)

Türkiye halkı bu gerçekleri hiç bilmiyor.” (6)

“Avrupa Anayasası’nı yazarken bizi kaynaştıran özellikleri tanımlamaya çalıştık: Antik Yunan ve Roma’nın kültür mirası, Avrupa hayatının özümsediği dini geçmiş, Rönesans’ın yaratma şevki, Aydınlanma Çağı felsefesi ve rasyonel düşünceOysa Türkiye bu unsurlardan hiçbirini paylaşmıyor.” (7)

Eski Alman bakandan Türkiye yorumu: Avrupa’nın hasta adamı geri dönüyor

Almanya’nın eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Joschka Fischer, AKP Türkiyesi’nin, Ortadoğu’da ‘Arap Baharı’ denilen olayların başlamasının ardından yaşadığı dönüşümü analiz ederken “Avrupa’nın hasta adamı geri dönüyor” yorumunu yaptı.

‘Project Syndicate’ isimli internet sitesi için bir makale kaleme alan Fischer, 2011 yılında Arap Baharı başlayana dek başarılı bir ‘İslami demokrasi’ modeli olarak gördüğü Türkiye’nin geçen 7 yılda ‘Avrupa’nın hasta adamı’ unvanını hızlı bir şekilde yeniden kazandığını savundu.

“ERDOĞAN BATI’YLA ENTEGRE ETME ŞANSINA SAHİPTİ”

Sputnik‘in aktardığın(a) göre,“Stratejik konumu, ekonomik ve insani potansiyeli sayesinde Türkiye’nin parlak 21. yüzyıl geleceğine doğru hareket etmesi gerekirken milliyetçilik ve yeniden doğuya yöneliş anlayışıyla 19. yüzyıla doğru yol aldığını” öne süren Fischer, “2014 yılında cumhurbaşkanı olan Erdoğan, Türkiye’nin hızla modernleşmesine ve aynı hızda geriye doğru gidişine başkanlık etti. Atatürk’ün izinden ilerleme ve Türkiye’yi Batı’yla entegre etme görevini tamamlama şansına sahipti ancak başarısız oldu” ifadelerini kullandı…

Fischer, “Hem Avrupa’da istikrar hem de Türkiye’de demokrasi için AB, Türkiye krizine kendi demokratik ilkelerini esas alarak sabırla ve pragmatik bir şekilde yaklaşmalıdır” diye ekledi. (8)

ERDOĞAN’IN TÜRKİYESİ İLE ATATÜRK’ÜN TÜRKİYESİ AYNI DEĞİL’

Fransa olarak Avrupa’nın Türkiye ve Rusya ile yeni tip ilişkiler tesis etmesine, stratejik ortaklık inşa etmesine ihtiyaç duyduklarını belirten Macron, aynı zamanda bu ülkelerin geçirdiği değişimi de dikkate almaları gerektiğini söyledi.

”Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’si, Cumhurbaşkanı Atatürk döneminin Türkiyesi değil” diyen Macron şöyle konuştu:

‘AB ÜYELİĞİ OLMAZ, STRATEJİK ORTAKLIK LAZIM’

“Rusya” ve Türkiye ile ilişkileri düşünmeden Avrupa’yı uzun vadeli olarak inşa edemeyiz. Türkiye Cumhurbaşkanı Avrupa karşıtı gözüken pan İslamcı gündemini her gün yeniden teyit ederken Türkiye’nin AB üyeliği hakkında konuşmaya devam edebileceğimizi dürüst ve net şekilde düşünüyor muyuz? Dolayısıyla AB üyeliği değil de stratejik ortaklık inşa etmek lazım. Bu iki güç kollektif güvenliğimiz için önemli olduğundan Rusya ve Türkiye ile stratejik ortaklık lazım, onların Avrupa ile bağlı olması lazım.” (9)

Son bir örnek :

Sıkı Atatürkçü, yazar, gazeteci, siyasetçi Falih Rıfkı Atay’ı (*) nerede ise tanımayanımız yoktur… diyerek,  sözü kendine bırakıyoruz :

(29 Eylül 1929 tarihli The New York Times gazetesinden bir haber)

Türk Hükümeti, İlerlemenin Gerçek Yolu Olarak, Halkına Amerikanlılaşmasını Emrediyor.

(Amerika) Birleşik Devletler’in etkisi, neredeyse hiçbir Amerika’lı bunu farketmeden; Yeni Türkiye’deki, Fransa’nın (önceki) geleneksel kültür etkisininin ve Kur’an’ın ahlâki etkilerinin yerini alıyor.

Reformun çok sayıdaki gel-git dalgalarından etkilenen genç cumhuriyet, şimdi yeni bir dönüşüm denizine girmek üzere. Kemâlist hükümet bu denize “Amerikanizm” diyor.

Bu sonbahardan başlamak üzere, tüm Türk okullarında İngilizce öğretilmesi için Ankara tarafından emir verilmiş olması, Türkiye’de baskın olan Fransız kültüründen uzaklaşmanın önemli bir işaretidir.

Hükümetin önemli sözcülerinden ve Başkan (Mustafa) Kemal’in en yakın arkadaşlarından biri olan milletvekili Falih Rıfkı Bey, günlük resmi gazete olan Milliyet’e şöyle yazdı :

“Doğa, şehirler, bilim, bilgi ve insanların, hepsinin tamamen yeniden yapılandırılması gereken bir millette –ki bu bizimki oluyor-, Amerikanizm ama Avrupalılık değil, reformun temeli olarak vazife görmelidir. İlk adım, İngiliz dilinin geniş bir şekilde yaygınlaşması olmalıdır. Amerikan ruhunu benimsemek için, sadece üretim yöntemlerimizi değil, eğitim sistemimizi de değiştirmeliyiz.”

Avrupa genelinde de seyahat etmiş olan Falih Rıfkı Bey, Amerikancılık kampanyasına ilk kez; (Amerika) Birleşik Devletler’in, Lâtin Amerika üzerinde egemen olan etkisine ve orada gerçekleşen maddi ilerlemeye yönelik gözlemlerine dayanarak, Güney Amerika’ya yaptığı bir seyahatten dönüşünde başlamıştı. Şimdi onun kampanyası, Türk Hükümeti’nin kampanyası oldu. (10)

Şimdi sorabiliriz:

Amerikan Dolarının değeri ile Ülkemize karşı Batıdan yükselen  aykırı sesler neyin göstergesidir?

-Tam Bağımsızlığımızın,

-Tam Bağımsızlığımıza yürümemizin?

Ve birilerine göre:

“Türkiye, Batıya göbekten bağlı bir tarım toplumu olmalı,

-İslam, Cami’nin dört duvarı arasında kalmalı” Hatta mümkünse hiç yaşanmamalıdır.

Bunun adı da “Laik”lik olmalı.

Yorumu okuyanın bilgi, deneyim ve basiretin bırakıyoruz?

 

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmış, tazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve kaynaklar:

(*) Falih Rıfkı Atay (1894-1971) Yazar, gazeteci, siyaset adamı.

“…10 Eylül 1922’de Anadolu’ya geçti. Tanin ve Hakimiyet-i Milliye’deki yazılarıyla Mustafa Kemal’i, Milli Mücadele’yi destekledi… Bolu (1923-1927) ve Ankara (1927-1950) milletvekili seçildi. 1952’de Bedii Faik’le Dünya gazetesini kurdu, ölünceye kadar bu gazetenin başyazarlığını yaptı. Falih Rıfkı ayrıca, yeni Türk alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeni’nde ve Türk Dil Kurumu’nun kuruluşunda görev aldı…1950’lerde Dünya gazetesinde DP’ye karşı Atatürk devrimlerini savundu. …Aralıksız 27 yıl milletvekilliği yapan Falih Rıfkı Atay, yazarlığını da bu doğrultudaki çalışmalara adadı. Atatürk devrimlerinin korunması ve Batılılaşma yolundaki çabalarıyla güçlü, başarılı bir gazeteci-yazar durumuna geldi…Atatürk’e olan bağlılığı ve yakınlığı ile tanınan Atay, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında gezi yazısı türünde en çok eser veren sanatçıdır. Cümleleri kısa, akıcı ve etkilidir. Atatürk’e ilişkin anılarını “Çankaya” adlı eserinde bir araya getirmiştir.” (Daha fazlası için bakınız: https://www.turkedebiyati.org/falih_rifki_atay.html )

1)Daha fazlası için bakınız: Haber: İpek ÖZBEY Fotoğraflar: Rıza ÖZEL – 360 DERECE 03.09.2018 – 00:44, Son Güncelleme: 03.09.2018 – 09:43 http://www.hurriyet.com.tr/gundem/tbmm-disisleri-komisyonu-baskani-volkan-bozkir-ab-havayi-da-suyu-da-temizler-40944328

(2) Daha fazlası için bakınız: http://www.etkiliyazar.com/avrupada-turk-korkusu/

(3) Daha fazlası için bakınız: Haber: İpek ÖZBEY Fotoğraflar: Rıza ÖZEL – 360 DERECE 03.09.2018 – 00:44, Son Güncelleme: 03.09.2018 – 09:43

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/tbmm-disisleri-komisyonu-baskani-volkan-bozkir-ab-havayi-da-suyu-da-temizler-40944328

(4-5-6-7) “BİTMEYEN HESAP”. Yazar : Yaşar YAZICIOĞLU. Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/avusturya-bugunlerde-bize-neden-dusmanca-davranmaktadir-bunlar-bilinmedigi-surece-batidan-daha-cok-tokat-yeriz-4.html

(8) Daha fazlası için bakınız: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1069049/Eski_Alman_bakandan_Turkiye_yorumu__Avrupa_nin_hasta_adami_geri_donuyor.html

(9) Daha fazlası için bakınız: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1065760/Macron__Erdogan_in_Turkiye_si__Ataturk_un_Turkiye_si_ayni_degil.html

(10) The New York Times gazetesinin 29 Eylül 1929 tarihli haberi.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*