30 Ağustos, Lozan Ve PISA Matematik-Fen Sınavlarının Ortak Noktası Nedir (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

 

Türk Aynştaynı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’na Londra’dan bir mektup gönderilir. Mektup, yazı içeriğini desteklediği için aynen yayınlıyor; yorumunu okuyanlara bırakıyoruz.

Merhaba Sayın hocam,

Size bu mesajı Londra’dan yazıyorum. Burada doğdum büyüdüm ve İngiltere’de dilbilim mastar öğrencisiyim. Dün burada okuduğum üniversitenin Türk öğrenciler birliği tarafından ‘dünyanın en genç profesörü kim biliyor musunuz?’ başlıklı bir e-posta mesajı aldım.

Mesaj sizin hayatınız(ı) anlatıyordu ve yurt dışında yaşayan gençlere vermiş olduğunuz mesajlar vardı. Hepsini ilgiyle okudum fakat ne yazık ki ben bu mesajı okumadan önce sizi tanımıyordum.

Fakat o mesajı okuduktan sonra kitaplarınızı alıp okumaya karar verdim.

Ne ilginçtir ki bu mesajı okuduğum aynı günün gecesi ‘ceviz kabuğu’ programında da sizi görüp izleyebilme fırsatına sahip oldum.

Programın içeriği de bir o kadar önemliydi ve söylediklerinizin hepsine kesinlikle katılıyorum hocam. Ben de yurt dışında doğup büyümeme rağmen dilime, kültürüme, bayrağıma daima sahip çıktım.

Okuduğum branş itibariyle Türk diline karşı daha duyarlıyım fakat gün geçtikçe diliminin kirlendiğini görmek beni derinden uzuyor.

Burada bazen Türkçemi geliştirmek için Türk gazetesi okuyorum ama ne yazık ki gazeteler İngilizce kelimelerle dolu. Aynı şey Türk kanalları için de geçerli. Yazılı ve görsel basının da dilimizi kirlettiğine inanıyorum. Ayrıca yabancı dil bilmeyen vatandaşlarımızın da birşey anlamadığına inanıyorum. Hocam ben bunu birazda komplekse bağlıyorum.

İnsanlarımız gerçekten kendileriyle barışık olmadıktan (olmadıkları) müddetçe bırakın Türkçe’mizi ülkemiz bile elden gider. Türkiye’ye her gidişimde sokaklardaki gördüğüm İngilizce kelimelerden (ki bunun sayısı her gün artıyor) çok rahatsız oluyorum. Buna biri dur demeli. Eğitim sorunları da çözümlenmeli ama evvela hükümetimiz iş yerlerindeki ve medyadaki İngilizce kullanımına yasak getirmeli.

Bu önlemler alınmadığı taktirde bizim bütün çabalarımız boşuna. Tek arzum hükümetimizin Türk diline sahip çıkması ve gerekeni yapması. Umarım sizin ve diğer aydınlarımızın dün Cevizkabuğu’nda verdiği mesajlar gerekilen yerlere ulaşmıştır.

Ben İngilizce’nin kullanılmasına ve ya öğrenilmesine (yabancı dil olarak) karşı değilim ama yerinde kullanmasını öğrenmemiz gerek.

Hocam ben de burada genç yaşta mastır okuyabilme imkanına eriştim. Seneye de 22 yaşında doktorama başlayacağım. Burada doğup büyümeme rağmen bazı zorluklarla karşılaştım herhalde Türk ve yabancı olduğum için. Fakat azimle bunları aştım ve bugünlere geldim.

Tek amacım eğitimimi bitirdikten sonra ülkeme gidip yararlı bir vatandaş olabilmek. Ama ne yazık ki Türkiye’deki bazı gençlerden duyduğum şey şu “sakın buraya gelme” bu da beni çok uzuyor. (üzüyor)

Biz niye ülkemize karşı bu kadar küstük?

Avrupa ve ya ABD öyle  uzakta, n (uzaktan) görüldüğü gibi değil ve bunu ancak yurt dışında yasayanlar bilir.

Yine sanırım bu İng(i)lizcenin yoğun bir şekilde kullanılması da bu aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor. 

Umarım dilimize ve ülkemize hep birlikte sahip çıkarız.

Türküm, Doğruyum, Çalışkanım

Saygılarımla (1)

Sanayileşememizin arkasında sadece cesaretimizi (kaybettirmeleri) kaybetmemiz mi yatmaktadır?

TÜMOSAN KONYA’NIN VE TÜRKİYE’NİN GÖZBEBEĞİ

TÜMOSAN Konya için değil, Türkiye için de önder kuruluştur. TÜMOSAN ayağa kalktığı zaman önce Konya sonra Türkiye ayağa kalkar. TÜMOSAN sekteye uğradığında Konya sanayii krize girdi. Yemen’e ihracat yapmışlar. Traktör başına 50 dolar indirim yaptıkları için sorumlular hakkında soruşturma yapılmış. Halbuki ihracat yapmak için değil 50 dolar gerekirse 500 dolar indirim yapabilirsin. 2004 yılının Temmuz’unda burası özelleştirildi ve fabrikayı Albayraklar satın aldı. Üretim adetleri 100’lü adetlerden 10.000’ler seviyesine yükseltildi.

Yılda 45.000 adet traktör ve 75.000 adet motor üretim kapasitesi bulunan şirketimizin 50-115 HP aralığında 3 ve 4 silindirli motorları ile yine aynı güç kategorisinde tarla ve bağ bahçe, 2WD – 4WD çekiş özellikli, kabinli ve tenteli olmak üzere 9 seride 170 farklı model traktörü bulunuyor. TÜMOSAN kendi traktörü üzerinde kendi motorunu kullanan ve Avrupa Birliği normlarına başarı ile uyum sağlayan sayılı üreticilerden biri. TÜMOSAN üretim yeri Konya’da 1.600.000 metrekare arazi üzerinde 82.000 metrekare kapalı alanda faaliyet gösteriyor. (2)

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 2011’de ülkemizi ziyaret ettiğinde yaptığı konuşmadan:

“Büyük bir tarım ülkesi olan Türkiye için hammadde fiyatlarının düzenlenmesinin önemli olduğuna işaretle, Tarım, Gıda, Balıkçılık, Kırsal Kesim ve Bölgesel İdare Bakanı Bruno Le Maire ile Türkiye’ye geldiğini ifade ederek, bu konuda Türkiye’nin oynayabileceği çok önemli bir rolü olduğunu…”  açıklar.

Sarkozy Başkan özetle, Konya’yı “Buğday deposu” Türkiye’yi de  (Sanayi değil) “Büyük bir tarım ülkesi!” olarak görmek istediğini beyan açık olarak etmektedir.

Konya’nın kendi pazarı (sömürgesi) olarak gördüğü Afrika’ya buğday yerine; Motor, Traktör satması; Fransız Başkan Sarkozy’nin (Özellikle de Almanya’nın liderliğini yaptığı Avrupa Birliğinin) herhalde istediği en son projedir. (3)

Anadolu ve insanının borç para ile değil kendi birikimi ile sanayi üretimine girmesine kimler engel olmuştur, hala da olmaktadır?

Kasıtlı olarak devletin gözü önünde batırılan Kombasan Holdingin kurucusu Haşim Bayram anlatmaktadır:

“…Faisal Finans`ı aldıktan sonra tehdit edildim BDDK ve Hazine`den baskı gördüm. `Sabaha kadar satın, yoksa el koyacağız` dediler. Biz de geri verdik. O dönemde sıkıntımızı gören bazı emekli generaller devreye girdi. `İşinizi hallederiz` deyip, bizden 25 milyon dolar para istediler. Sonradan biz askeriyeye mal sattık. `Biz, sizi yanlış tanımışız` dediler.

– Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram, Amerika`da aldıkları marketler zinciri `Hit or Miss`in genel müdürünün Amerika Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) ajanı çıktığını söyledi.

-Haşim Bayram, Sakıp Sabancı`nın kendisine `Haşim Bey, size yapılanlar bize yapılsaydı bir haftada yıkılırdık.` itirafını aktarırken `Eğer önümüz kesilmeseydi, bugün 5 milyar dolar ciro yapan, 100 bin kişiye istihdam sağlayan bir kurum olacaktık.` ifadelerini kullanıyor.

-Haşim Bayram, eroin taşındığı bahanesiyle uçaklarının koltuklarının yırtıldığını, tehditlerden sonra kağıt fabrikalarının iki defa yakıldığını söylüyor. Bayram, engellemelerden dolayı Alfa Air gibi bazı firmaları kapatmak zorunda kaldıklarını, eksi Başbakan Necmettin Erbakan`ın yıkıldığı gün Petlas`ta 45 milyon dolara el konulduğunu kaydediyor.

-Faisal Finans`ı devretmelerinin altında da aynı baskıların olduğunu dile getiren Bayram en yetkili ağızlardan kendisine `Kombassan`ın banka sahibi olmasını hiçbir zaman istemeyiz.` denildiğini aktarıyor. Bayram`a Faisal Finans`ın devri için 2 defa yazı gelmiş. Birincisinde `Devredeceksiniz. Biz Kombassan`ın banka sahibi olmasını istemiyoruz.` denilirken ikinci mektupta ise `Bu gece devretmezseniz kapatacağız` ibaresi yer alıyormuş. Bayram, `Ağlaya ağlaya devrettim. Satarken zarar ettik. Ama hiçbir şansımız yoktu. Şimdi suç bizde mi devlette mi? O zaman en sağlam banka o idi.` diye soruyor. `SPK`ya emir veriliyordu, onlar da yapıyordu. Ama biz bütün davaları kazandık. Tedbir koydular…

“TBMM Holdingleri Araştırma Komisyonuna bilgi veren Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram, Faisal Finans`ı satın aldıktan sonra BDDK ve Hazine Müsteşarlığı tarafından tehdit edildiklerini ve geri satmak zorunda kaldıklarını açıkladı. Bayram, `Sabaha kadar satın yoksa el koyacağız, diye tehdit ettiler` ifadesini kullandı…

Komisyona yaklaşık 3 saat süreyle bilgi veren Haşim Bayram, çok önemli açıklamalar yaptı. Komisyon üyelerine slayt gösterisi eşliğinde Kombassan`ın doğuşundan günümüze bir brifing veren Bayram, holdingin 40 şirket ve 25 bin çalışanı bulunduğunu söyledi.

Son üç yılda 3 katrilyon cironun yanı sıra 2.5 milyar dolarlık da yatırım yaptıklarını söyledi… Holdingin yaklaşık 80 bin kişiden 800 milyon Euro para topladığını, düzenli bir muhasebe sistemi kurduklarını ve üyelerine ödeme yaptıklarını anlatan Bayram, kimseyi mağdur etmemeye dikkat ettiklerini söyledi.

Komisyon Başkanı Telat Karapınar, kendilerine başvuran Hanefi Doğan isimli kişinin 200 bin Euro alacağı olduğunu hatırlatınca Bayram, kendi kayıtlarına bakarak bu kişinin 175 bin Euro verdiğini 129 bin Euro ise geri ödeme yapıldığını söyledi…

Dünyanın 8-10 aile tarafından yönetildiğini, aynı sistemin Türkiye`de de geçerli olduğunu söyleyen Haşim Bayram, …. ve ….. ailelerinin bir çok alanda kendilerine engel çıkardığını anlattı.

Haşim Bayram, Petlas Lastik Fabrikası`na `kort bezi` almak için ……. Grubu`na müracaat ettiklerini anlatarak, `Peşin parayla, kendi paramızla bize mal vermediler` dedi. (4)

Özetlenirse, ülkemizin sanayileşememesi için kasıtlı olarak eğitim vb. yollar ve anlaşmalarla sırası ile:

-Özgüven kaybettiriliyor,

-Çeşitli ayak oyunları ile sanayileşmesine engel olunuyor,

-Seçilmiş aileler (ve uydurma montaj hatları hariç olanların) dışındakilere hayat hakkı tanınmıyor,

-Batılı gelişmişler (AB pazarlarını kaybetmemek için) Türkiye’yi bir tarım ülkesi olarak görmek istiyor.

Goethe bakınız cesaretin kaybedilmesi konusunda bize ne demektedir?

Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir,

Onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir.

Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.

İnsan, yukarıdakileri ve günümüzde yaşananları (engelleri ve düşmanlıkları) öğrenince, bir kez daha Allah Milletimizin ve Başkanı Er-Doğan’ın gücünü artırsın demek ihtiyacı duyuyor.

www.canmehmet.com

Devam edecek: Türkiye’nin eli-kolu ne zaman hangi anlaşmalarla bağlandı?

Resim: web ortamından alınmış, yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak:

(1)Büyük uyanış, Oktay Sinanoğlu

(2 ve 3)Daha fazlası için bakınız:  http://www.canmehmet.com/kureselcilere-gore-turkiye-buyukce-bir-tarim-ulkesidir-oyle-kalmalidir-2.html

(4)10.14.2005. Veli Toprak, Yeni Şafak

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*