2023 Türkiye’sinin bugün ürettiği ve Avrupalıların uykularını kaçıran yüksek teknolojik ürün listesi (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.

Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.

 

Aşağıda açıklanan, Sabancı suikastı”nın perde arkasını kaç kişi bilmektedir? Bizi geleneklerine göre dönüştürerek kontrol edilebilir bir boyuta indiren Avrupa için önemli olan iktisadi bağımsızlığımızın kazanılmamasıydı. Çünkü onların refahı ve refahlarının devamı: bizlerden, bölgeden aldıkları ucuz hammadde/petrol ile, sattıkları aşırı pahalı yüksek teknolojik makine ve silahların geliridir.

Sabancı suikastının perde arkasında aşağıdaki açıklamalarda görüleceği üzere bunlar vardır.

2011 yılında, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ülkemizi ziyaretinde Avrupa’nın bize olan bakışını şöyle özetler:

Büyük bir tarım ülkesi olan Türkiye…  Özeti: Türkiye, bir “Tarım Ülkesi” olarak yaşamaya devam etmelidir… (1)

-Yoluna, bir Tarım Ülkesi olarak devam etmezse ne olur?

-Ne mi olur?..

Eğer, Türkiye sanayileşir, özellikle de ihtiyacı olan Nükleer Teknoloji dahil, ileri askeri teknolojik ürünleri, örneğin: (Silahlı) İnsansız hava araçları, askeri helikopterler, uçaklar, uydular, çip vb. üretmeye başlarsa:

Avrupa, (halen kendine sömürge olarak gördüğü) Ortadoğu, Afrika, Balkanlar ve Türk Cumhuriyetleri pazarını kaybetmekle kalmaz, refahlarını sağlayan nefes boruları kesilir, Yüksek Teknoloji üreterek güçlenen, (Onlara göre) “Oltadaki balık!”, Yüzyıl öncesinden iktisaden çökertilen ve kurgulanan Türkiye ellerinden kaçar…

Peki, onlar Türkiye’nin ellerinden kaçmaması için ne yapacaktır?

-Kendi kurdukları, yönettikleri ve silahlandırdıkları terör çetelerini komşu ülkelere sokarak başımıza bela edecek, “IŞİD, PKK/YPG”  ve (IŞİD üzerinden) Kilis’te bombalar patlatılacak, büyük şehirlerimizde katliamlar düzenlenecek, uzun yıllar boyunca besledikleri PKK üzerinden, on binlerce günahsız  insanımızın katledilerek,  “Terör belası!” adı altında gözdağı verilecekdir.

Uygulama ve tehditleri bunlarla da sınırlı kalmaz…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı kalkınma hamlesini engellemek, daha hızla çağdaşlaşmamızı yavaşlatmak için:

-Terör çeteleri her türlü imkan ve donanımlarla desteklenmiş, teknolojik silahlarla donatılmış, Batının (sömürge bölgeleri için) asıl amaç olan “Terör ve Kaos” üzerinden yönetme planı”, Ortadoğu ve Afrika’da yürürlüğe, uygulamaya koyulmuştur. Kaynak ve detaylar için: (*)

En son ve büyük bir pervasızlıkla tehditlerini nereye vardırabileceklerini göstermek için, (Onlara göre laf anlamayan Cumhurbaşkanı) Er-Doğan’a da bunu alenen anlatmak için:

15 Temmuz’ da, emirlerindeki kuklalar üzerinden, ülkemize karşı örtülü bir işgal hareketi başlatılır: Cumhurbaşkanımızın uçağının düşürülmesi de dahil, kötülükte ellerinden geleni arkalarına koymaz:

Halkımızın, polisimizin, MİT teşkilatımızın hatta bağımsızlığımızın göstergesi Millet Meclisi’mizin üzerine  kin ve nefretle ateş açtırılır ve nihayetinde alçakça bombalatılır.

Tüm bu olanlara karşı acı olan ülkemizdeki (kimi) aydın sınıfın hala uyumaya devam etmesi, batı kaynaklı medyanın uyutmayla ilgili telkinlerine inanması, hatta onlara “Özgürlük-Demokrasi !” adına” çanak tutmasıdır.

Peki, (kimi) Aydınımız bu açık gerçekleri neden görememektedir?

Bunun sebebi: onlara göre, “Bir toplu iğne üretemeyen!” Türkiye’mizin bugün geldiği ve kısa süre sonunda gelebileceği noktada, “yüksek teknoloji üretememesi-ürettirilmemesi, iktisadi bağımsızlığını asla kazanamaması”  düşünceleri ve bunun ilgili geçmişten gelen uzun vadeli planlar vardır.

Özetle; (Onlara göre) Oltadaki Balık!” Türkiye, oltadan kurtulmamalıdır.

Peki, Türkiye oltaya nasıl yakalanmıştır?

Ülkemizin zengin ailelerin, yüksek bürokrasi mensuplarının, “Çocuklarının iyi bir eğitim alması ve parlak bir geleceğe sahip olması..” adına ve yüksek bedeller ödeyerek yabancı okullara gönderdiğini biliriz.

Peki, iyi bir gelecek!” adına bu okula gönderilen gözbebekleri evlatlarımız, mezun olduktan sonra onları ne beklemektedir?

Bunu bize, Robert Kolej’de okuyan Müfide Ferit Tek, ecnebi mekteplerinde Türk çocuklarını nasıl feci bir akıbetin beklediğini “Pervaneler” isimli romanında şöyle özetlemiştir:

Gerçekte buraya Türk giremez demek doğru değildir. Türk girer, fakat Türk çıkamaz..(2)

Elbette şimdi bu ağır iddiaların (çıplak gerçeğin) ispatı gerekmektedir.

İşte belgeler:

1) “10 Yıldan fazla bir zamandır Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan Yardım Programı şimdi  meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan Eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi devlet teşebbüsü hemen hemen kalmamıştır. Halen bulundukları kuruluşlarda ilerici kuvvet niteliğini taşıyan bu kimselerin kısa zamanda genel müdürlük ya da müsteşarlık mevkilerine geçmeleri beklenir. AID bütün çabalarını bu gruba yöneltmelidir.” (3)

2)Yunan hatip, Fatih’in İstanbul’un fethi için yaptırdığı surları göstererek; “Bu bina şu kulelerden daha yüksekte, Bu bina onların yıkılıp gitmesine şahitlik edecek.” (4)

Bunu ne zaman ve nerede söylemiştir?

Görünürde Misyoner, aslında özel görevli Rahip Cyrus Hamlin,’in  (Gerçeğinde Amerika Birleşik Devletleri) tarafından yaptırılan “Robert Kolej” in temel atma töreninde.

Misyoner Rahip Cyrus Hamlin’in kaleminden veriyoruz.

– “…4 Temmuz 1869’da, münasip bir törenle binanın temel taşı yerleştirildi. İlk konuşmayı saygıdeğer E. Joy Morris yaptı ve taşı yerine koydu.

Bakır bir kutunun içine bir yığın belge koyulduktan sonra, belgelerin tamamen kuruması için birkaç saat fırında ısıtıldı ve lehimlendi.

Bu kutu köşe taşındaki bir boşluğa bırakıldı, sıcak asfalt döküldü ve merasim meclisinde bulunanlar, Amerikan, Türk, Alman, İngiliz. Yunan, Fransız, İtalyan, bakır, gümüş sikkeler attılar.

Konuşmalar İngilizce, Fransızca, Türkçe, Yunanca, Ermenice ve Bulgarca yapıldı. Sir Philip Francis ve saygıdeğer Canon Gribble da merasimde üzerlerine düşeni yaptılar.

Yunan hatip köşe taşı henüz bırakılmış okul binasını belagatlı bir üslupla

-II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) tarafından Kostantiniyye’nin (İstanbul’un) fethi ve Bizans imparatorluğunun yıkılması için yaptırılmış, yakınımızdaki surla kıyasladı:

-“Bu bina şu kulelerden daha yüksekte. Onlara hakim. Güçleri ruhani ve ebedi, Bu bina onların yıkılıp gitmesine şahitlik edecek.”

Okul binasının dış cephesi otuz dört metreye otuz bir metre idi, ortasında aydınlatma, havalandırma ve koridorlardan erişim için bir avlu bırakılmıştı.

Kullanılan taş 1452-53 yıllarında inşa edilmiş surun taşlarıyla aynıydı.

Dört asırdır belirgin bir hasar görmemiş malzeme iyi sayılırdı. Yanmazdı, zemini demir ve tuğlaydı, duvarlar tuğlaydı. Bina çok sağlam inşa edilmiştir ve Boğaz’ın en seçkin binalarından biridir. (5)

3) 9 Ocak 1996 günü Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi Özdemir Sabancı, Toyota-Sa Genel Müdürü Haluk Görgün ve Başkanlık Sekreteri Nilgün Hasefe, DHKP- C üyesi Mustafa Duyar, İsmail Akkol ve Fehriye Erdal tarafından öldürüldü. Olay hiç bir zaman tam olarak aydınlatılamadı. Aynı zamanda, NATO`nun Merkezi olan Belçika, anlaşılması çok güç bir biçimde, Türkiye`yi karşısına almak adına, yıllardır basit bir tetikçiyi korumaya devam ediyor. Sabancı Holding`in, o günün şartlarında Türkiye`nin en büyük yabancı yatırımı olan ve %50-%50 gibi çok iyi bir oranla Japon Otomotiv Sektörü`nü ve know-how`ını Türkiye`ye ve Gümrük Birliği dolayısı ile Avrupa`ya sokması `AB`nin derinleri` tarafından hiçbir zaman affedilmedi.

Sabancı, kurulduğu dönemde büyük bir medya atağı ile tanıttığı, Türkiye`ye bir kalemde giren en büyük yabancı sermaye yatırımında `üretim konusundaki` ortaklığını sessiz sedasız sona erdirdi.

AB derin devleti `1. otomobil vakası`ndan bu şekilde sıyırmış oldu…” (6)

4) “Batı Motor yerine şeftali üretmemizi istedi…

“..Yabancıların Türkiye’nin kalkınma hamlesine şeftali üretsinler gözüyle baktığını söyleyen Erbakan, anısını şu sözlerle anlatıyor: “Gümüş Motor’un ilk prototipi yapılıp test için ilgili makamlara götürüldüğünde bir engel çıktı. Neymiş? Avrupa standartlarına göre 5,6 litre olması gereken yakıt, bizim motorda 5,7 litre çıkmış. Bunun için onay veremeyeceklerini söylediler. Geri dönüp tekrar çalışmaya başladık. Gümüş Motor’u, Avrupa standartlarının dahi altında, saatte 5,5 litre motorin harcar hâle getirdik. Yine standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildi. Tabii ki mesele aslında standart meselesi değildi. Mesele, Türkiye’nin şeftali yerine, motor üretmek istemesiydi. O yıllarda düzenlenen otomobil kongresinde, ‘şeftaliden başka bir şey üretemeyiz’ diyenlere, kürsüye çıkıp, ‘işte motor üretildi’ diye gösterince hepsinin sesi kesildi.” (http://haber.stargazete.com/politika/erbakan-askere-kibris-emrini-ben-verdim/haber-838096 )

Konya ili ülkemizin makine imalat sanayi alanındaki önemli üretim merkezlerinden biridir. Ülkemizin araç üstü ekipman ve değirmen makinaları sanayinde lider firmaları Konya ilinde bulunmaktadır. Türkiye’deki pazar liderliğinin yanı sıra dünyada piyasalarında önemli bir yere sahiptir.

Konya, endüstriyel hidrolik devre elemanlarından; hidrolik silindir, hidrolik pompa ve hidrolik motor üretiminde Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden biridir.

Uzun ve büyük çaplı hidrolik silindir üretiminde Türkiye’de ilk sırada, Avrupa’da ise ilk 3 içindedir. Makine imalat sektörünün Konya ihracatındaki payı giderek artmakta olup; 2010 yılı ihracatındaki % 23,5’luk payla ilk sırada yer almaktadır.” (Kaynak; Sanayi bakanlığı, 2013)

Ayrıca; Konya’da yüzde 95 oranında yerli üretilen ve Fransa başta olmak 12 ülkeye motor ve traktör ihracatı gerçekleştiriyor.

Ülkemizde yaklaşık 60-70 yıldır (Devletin her türlü desteği ve teşviki ile) iki-üç firma tarafından montaj bantlarında otomobil üretilmektedir. Ve neden bu firmalar yerli otomobil üretmemektedirler?

Aramızda kaç kişinin, Konya’nın tırnağı ile toprağı kazırcasına (şaka değil) Çin’e rakip olabilecek alt yapıyı kurduğunu ve özellikle İslam ülkelerine binlerce dizel motor ihraç ettiğini bilmektedir?

Peki, bu şirketlere 28 Şubat’ta ne oldu dersiniz? (7)

-Devam edecek:

Türkiye’nin ürettiği, milyarlarca dolar satış ve ihracat bağlantısı yaptığı, Avrupa ve Amerika’yı kaybettikleri büyük bir Pazar nedeniyle öfkelendiren, adeta çıldırtan yüksek teknolojik ürünlerin, yazılım ve donanımların listesi

www.canmehmet.com

Resim: Tarafımızdan düzenlenmiştir.

(*) http://www.canmehmet.com/amerika-israil-iliskileri-ile-kaosterorisidpkk-meselesi-hic-bu-kadar-acik-yazilmadi.html

(1) daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/kureselcilere-gore-turkiye-buyukce-bir-tarim-ulkesidir-oyle-kalmalidir-2.html

(2)Robert Kolej’de okuyan Müfide Ferit Tek, ecnebi mekteplerinde Türk çocuklarını nasıl feci bir akıbetin beklediğini “Pervaneler” isimli romanında şöyle özetlemiştir: Gerçekte buraya Türk giremez demek doğru değildir. Türk girer, fakat Türk çıkamaz..” Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/millet-devlet-olarak-hangi-ucurumun-kenarindan-dondugumuzun-henuz-farkinda-degiliz-kesnizade-tarikati-1.html

(3) Necdet Sevinç, Sanık Yazılar, s.163 (“Ajan Okulları”, Necdet SEVİNÇ, Sahife;21 ve daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-mesele-egitim-degil-mesele-somurgecilik-ve-toplumu-kontrol-7.html

(4) Kaynaklar ve daha fazlası için bakınız:  http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-bu-bina-onlarin-yikilip-gitmesine-sahitlik-edecek-bu-hangi-bina-4.html

(5) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız: ROBERT KOLEJ’I KURAN MİSYONERİN ANILARI, Türkler Arasında, CYRUS HAMLIN Sahife;231

(6 ) 2006-08-19 Tümgazeteler.com http://www.tumgazeteler.com147

(7)http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-adami-hristiyan-yapamiyorsan-bankayi-sanati-ve-medyayi-yap-2.html

167 Toplam Ziyaretçimiz 1 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*