1923-2010 Dönemi Türk ekonomisi. ‘Liberalizm vatan hainliğidir!’ Dediler ve ülkeyi yediler! (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Cumhuriyet ekonomisi başarılı olamaz ve çözüm Osmanlıya çamur atmakta bulunur. İki büyük hata yapılmıştır; Dindar halka, Fransa’nın dini dışlayan yaşamı ile Komünist Rusya’nın devletçi ekonomi anlayışı dayatılmıştır. Ol hikayemizin özeti budur.

Önceki yazıda, Harvard Üniversitesi’nde görevli iktisat profesörü ne demektedir?

-“Bizim ekonomik dediğimiz meseleler aslında sosyal ve kültüreldir.”

-Otuz yılımı yatırım, istihsal ve iktisadi gelişme meselelerine verdim ama sonunda şunu anladım ki bütün bu meseleler bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirlere, karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez.

Hoca ne demektedir?

-“Bir toplumun sosyal yapısı,

-Orada çarpışan fikirlere,

-Karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince,

-Hiçbir sonuç vermez.”

Siz, toplumların asırlar boyunca kendi değerleri ve ihtiyaçları doğrultusunda oluşturduğu kültür (yaşam) değerlerini bir kalemde siler, yerine zıt bir anlayışı, üstelikte bir gecede jandarma dipçiği ile getirmeye çalışırsanız, sonuç bilenleri için sürpriz olmayacaktır.

Kimilerimize ilginç gelebilir,

Nerede ise Cumhuriyetle başlayan (daha doğrusu bu konuda  topluma yalan söylenmiştir) çoğu uygulamanın Osmanlıda bir benzeri vardır. Örneğin;

-Ordunun modernleşmesi,

-Harp akademilerinin ve Üniversitelerin açılması,

-Eğitim sisteminin değiştirilmesi,

-Kız çocuklarına eğitim zorunluluğu,

-Kıyafet değişikliği,

-Yasaların değiştirilmesi,

-Devlet yapısının dönüştürülmesi vb.

*   *   *

Bir Amerikalı araştırmacı ilim insanının, Ekim 2011’de yayınlanan eserinden Osmanlının ekonomik durumu ile ilgili bazı örnekler veriyoruz. (1)

-“Savaş bitmişti. Osmanlı ordusunun ateşkes hükümlerine göre terhis edilmesi bekleniyordu, ancak ordu “silâhaltındaki yaklaşık bir milyon askeriyle hâlâ sahadaydı ve Anadolu kalpgâhını (Canevi-yaşam merkezi) elinde bulundurmaya devam ediyordu. (2)

-“İmparatorluğun geniş coğrafyasından ve sahip olduğu çeşitli zaaflardan kaynaklanan birçok soruna karşın, Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar savaştı ve hiçbir zaman kazan kaldırmadı. Çok büyük kayıplar vermesine karşın düşmana da bir o kadar kayıp verdirdi. Savaş boyunca Osmanlılar genellikle, dört, bazen beş cephede savaşan büyük askeri güçler beslediler.

Bu kadar cephede savaşmak, İngiltere dışında savaşan taraflardan hiçbirinin beceremediği işti.

1914’de muhtemelen pek az gözlemci Osmanlıların askeri olarak kendi ayakları üzerinde durabileceklerine inanıyordu. “Ne var ki, Kasım 1918’de, Rusya, Bulgaristan ve Avusturya Macaristan’ın çöküşünden, Fransız ordusu ve Alman donanmasındaki isyanlardan ve Sırp ve Romen ordularının kendi vatanlarından dışarı atılmalarından sonra, Osmanlılar, aldığı hasarlarla tanınmayacak hale gelmiş olsalar da, halen ayaklarının üzerindeydiler ve savaşmaya devam ediyorlardı.” (3)

*   *   *

Özetle;

-Osmanlı bir milyon asker ile dört ve beş cephede savaşı finase ederek,

-Döneminin süper güçleri olan İngiltere-Fransa-İtalya ve Rusya ile (arkalarında ABD’nin desteğini de alarak) savaşmaktadır. İki cephede de dünyaya parmak ısırtarak;

-Biri Batılıların deyimi ile Gelibolu, Diğeri, Irak topraklarıdır…

– Kut’ül Ammare Kuşatması (7 Aralık 1915 – 29 Nisan 1916), İngiliz kuvvetleri ve müttefikleri ile Osmanlı kuvvetleri arasında geçen I. Dünya Savaşı’nın temel muharebelerinden biri. 1. Kut Muharebesi olarak da bilinir. Muharebeler Dicle Nehri kıyısında Kut’ül Ammare şehri yakınlarında konuşlanmış İngiliz ve müttefiklerinin kuşatılmasıyla başlayan muharebe, kasabanın Osmanlı Ordusu tarafından ele geçirilmesi ve İngiliz birliklerinin tamamının esir alınmasıyla bitmişti.

Kut’ül Ammare, Dicle Nehri kıyısında Şattülarap kanalı ile birleşen Basra Körfezi’nin 350 km kuzeyinde, Bağdat’ın 170 km güneyinde bulunan bir kasabadır. (4)

-Gelibolu (Çanaklale) destanını da aynı araştırmacının kaleminden aktaıyoruz.

 

-“Batıda Gelibolu Savaşı olarak bilinen Çanakkale Savaşı (1915) Osmanlıların 1914-1918 arasında kazandığı en büyük zafer ile sonuçlandı… Kazanılan zaferin Türk milli bilinci üzerindeki etkisi de muhtemelen o kadar büyük oldu.  (bu savaşı) itilaf Devletleri kazanmış olsaydı, boğazlar açılabilir, İstanbul Osmanlıların elinden çıkabilir ve Fransa ve İngiltere’nin Rus müttefiklerine yardım ulaştırması mümkün olabilirdi.

Ancak her şeyden önce istilacıların Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı savunmasını geçmesi gerekiyordu. Gelibolu yarımadası deniz saldırısı için birçok firsat sunmaktaydı. Buradaki tepeler de aynı şekilde karadan savunma İçin uygundu.

Savaş, 19 Şubat 1915’te İngilizlerin bir deniz saldırısıyla başladı. Alman askeri uzmanların desteğiyle Osmanlılar savunma hatlarını geliştirmek için canla başla çalışmışlardı.

Bir Fransız-İngiliz filosu 18 Mart’ta Boğazları zorlamaya giriştiği sırada, alışılmadık şekilde yerleştirilmiş mayınlar üç savaş gemisini batırdı ve diğerlerine de ciddi hasar verdi. Deniz gücünün boğazı geçmek için yetmeyebileceği sonucuna varan istilacılar hem karadan hem denizden bir çıkartma yapmaya hazırlandılar Bu plandan haberdar olan Enver Paşa, kilit araziyi savunmak üzere Alman generali Liman von Sanders’i Osmanlı Beşinci Ordusunun başına geçirdi.

Sanders Osmanlı kurmay subaylarının hazırladığı planları uyguladı ve Nisan 1915’teki çıkartmasının önemini hisseden ve emir beklemeksizin emrindeki tümeni savaşmaya sevk eden Mustafa Kemal Paşa burada karizmatik hayat hikâyesini besleyen bir kahramanlık sergiledi. İtilaf kuvvetleri çıkartma yaptıkları bütün noktalarda durduruldu.

Birkaç kez yarma harekâtı denedilerse de 1915 yazına gelindiğinde, tıpkı Batı Avrupa cephesindeki gibi siper savaşına saplanıp kaldılar…

İtilaf kuvvetleri sonunda Aralık 1915-Ocak 1916’da, artlarında çok büyük miktarda ikmal malzemesi bırakarak geri çekildiler Bu geri çekilmeye Osmanlılara karşı beslenen yeni bir saygı eşlik etmekteydi, bu yüzden İtilaf kuvvetleri başka bir kara-deniz saldırısına girişmedi,

Osmanlılar ise savaştan yeni bir kendine güven duygusu ve sınanmış liderlerle çıktı.

İngiliz savaş planları Irak’ı da hedef alıyordu. Bir Anglo-Hint ordusu 1914’te asra ve çevresini işgal etti. Nisan 1915’te kuzeye ilerieyen General Charles Townshend komutasındaki Anglo-Hint birlikleri Kutü’l-Amara ve Selman Pak’ta Osmanlilaria karşılaştılar.

Kut’ta istilacıları püskürten Osmanlılar yıl sonuna kadar onları kuşatma altında tuttular. Townshend fark etmese de, Irak’taki Osmanlı kuvvetleri ciddi derecede takviye almıştı. Ayrıca Enver Paşa burada komutayı Feldmareşal von der Goltz’a devretmiş olsa da, von der Goltz günlük işleyişte komutayı Türk komutan Halil Paşaya (Kut) bırakmıştı,

Ingiliz kuvvetleri Basradan kuşatmayı yarmaya çalışsalar da Osmanlılar Kut üzerinde uçak uçurarak kuşatmayı sürdürdü. Sonunda Townshend teslim olmak zorunda kaldı.

Bu “1783’teki Yorktowndan 1942deki Singapur’a kadar İngiliz birliklerinin en büyük kitlesel teslimi olduğu savaştır. İngilizler Irak’ta kırk bin adamlarını kaybettiler.

Çanakkale ve Kut’taki zaferler 1916’yı Osmanlılar için savaşın en başarılı yılı haline getirdi.

Burada ne demek gerekir?

Yalan söyleyen tarih utansın!

-“Öyle de, Ya Sarıkamış’ta açlıktan ve soğuktan ölen onbinlerce askerimize ne diyeceğiz?

-Ne mi diyeceğiz?

-“Sarıkamış’ın 3 bin ‘gizli’ şehidine tören!

“…Sarıkamış Harekatı’nı desteklemek üzere intikal halindeyken Ereğli açıklarında 7 Kasım 1914’te Rus gemilerince batırılan Bezm-i Alem, Bahr-i Ahmer ve Mithat Paşa gemilerinin şehitleri anısına Karadeniz Bölge Komutanlığı koordinesinde Ereğli Belediyesince sahil bandına dikilen “Sarıkamış Deniz Şehitleri Anıtı”nda anma töreni düzenlendi.

Sarıkamış Belediye Başkanı İlhan Özbilen de konuşmasında, Türk milletinin vatanı için neleri göze alabileceğini tarihte gösterdiğini, Sarıkamış’ta yaşananların da bunun en önemli ispatı olduğunu ifade etti…

Ereğli Belediyesinin derlediği bilgilere göre, 3 geminin batırıldığı olay şöyle gerçekleşti: “Harbiye Nazırı Enver Paşa, yaklaşan kara kışı hesaba katmadan Ruslar ile savaşmak için Kafkas Cephesi’ne 100 binden fazla asker gönderme kararı aldı. Askerler gönderildikten sonra kış bastırdı.

Enver Paşa’nın emriyle

Üniformaları hava şartlarına uygun olmayan askerler daha savaş başlamadan Sarıkamış’ta şehit düşüyorlardı. Enver Paşa verdiği kararın nelere mal olacağını fark etti. Sarıkamış’taki askerlere kışlık üniforma ve erzak göndermek için 3 yük gemisi hazırlattı.

Enver Paşa’nın planına göre içlerinde 3 bin asker, 3 keşif uçağı, Kafkasya’daki Türkleri örgütleyerek Rusya’ya karşı isyan çıkarmak amacıyla eğitilmiş ajanlar, cephedeki askere dağıtılacak kışlık kıyafet ve erzak bulunan Bezm-i Alem, Bahr-i Ahmer, Mithat Paşa isimli 3 dev yük gemisi İstanbul’dan yola çıkarak Karadeniz üzerinden Trabzon Limanı’na ulaşacaktı.

Gemilerle Trabzon Limanı’na varacak askerler, ajanlar ve malzemeler, karayoluyla çok hızlı bir biçimde Sarıkamış’a ulaşacaktı. Donanmanın kuralları gereği askeri personel taşıyan yük gemilerine olası düşman saldırısına karşı mutlaka bir, hatta birkaç savaş gemisi eşlik ederdi.

Ancak, Enver Paşa’nın ani kararıyla 6 Kasım 1914’te İstanbul Boğazı’ndan demir alan bu 3 kuru yük gemisine hiçbir savaş gemisi koruma yapmıyordu. Söz konusu 3 gemi, Zonguldak açıklarına geldiklerinde karşılarında Rus Savaş gemilerini buldu. Ruslar, Zonguldak’taki kömür madenlerini bombalamış, üslerine dönüyorlardı. Ereğli açıklarında bu gemilere ateş açıldı.

7 Kasım 1914’te 3 yük gemimiz Sarıkamış’a götürülen malzemelerle birlikte çok kısa süre içinde denize gömüldü.” (5)

Bu özet bilgi ile meraklılarına bir kapı açmış olalım.

-Özellikle 19’uncu asırdan itibaren ve ağırlıklı olarak, İngiltere, Fransa ve Rusya;

-Osmanlıyı parçalayarak mirası paylaşmak üzere anlaşırlar.

-İşe önce Balkan Milletlerinden başlanır, çünkü Osmanlı buradan ciddi manada gelir elde etmekte ve İhracatının önemli kısmı buradaki ürünlerden oluşmaktadır. Balkanlar Ruslara; Arkasından önemli bir gelir kapısı da Mısır’dır. Mısır’da Fransızlara ihale edilir.

-Yaklaşık yüz yıllık bir süreçte Osmanlı, Rus ve Fransızların destekledikleri isyanlarla bir oradan bir oraya koşturularak hırpalanır.

-Balkan milletlerinin isyanları başarıya ulaştığında, sırada Afrika vardır. Burada da İtalya devreye sokulur.

-ABD görünürde ortada yoktur. Onlarda, açtıkları okullar, misyonerler, malzeme ve (borç) para ile el altından destek verirler.

-Böylece savaş meydanlarında haklarından gelemedikleri Osmanlı, gelirleri kesilerek ve yapılan savaşlar nedeniyle uzun bir süreçte ciddi manada yıpratılır ve bu şekilde çağdaşları gibi kalkınmasına, çırpınmasına rağmen fırsat verilmez.

-Ancak, Osmanlı bu topraklarda, İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD’nin kişisel çıkarlarının güvencesi olarak yaşatılmalıdır. Yaşatılmak zorundadır. Ancak, bir daha büyük devlet olamayacak şekilde, kolu kanadı kırılarak dönüştürülür…

-Peki, Nasıl?

-Buradan sonrası meraklılarının araştırmasına kalsın…

Devam edecek…

-‘Liberalizm vatan hainliğidir!’

-Neden hainliktir ?

-Neden hainlik değildir?

(1)MODERN TÜRKİYE TARİHÎ, İslam, Milliyetçilik ve Modernlik, 1789-2007, Carter V. Findley, I.BASKI Ekim 2011, İstanbul

(2) (a.g.e.rin alıntı kaynağı; Erickson, Ordered, s. 179-93,203-4 (quoted passage, 204); Hurewitz, MENA, 2: s. 128-30; McDowall,  Kwrds, s. 109,115-21.)

(3) a.g.e; s. 207)

(4) a.g.e

(5)Vatan gazetesi, 7 Kasım 2011)

 

 

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*