1923 – 2010 dönemi Türk Ekonomisi. Siyaseti Fransa, Ekonomisi Rus! (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bahçemizde petrol bulma ihtimali, Cumhuriyet Türkiye’sine ait ekonomi verilerine ulaşmaktan daha yüksektir. Aşağıdaki tekerleme bunu çok güzel özetlemektedir.

– Komşu, komşu !
– Hu, hu!
– Oğlun geldi mi?
– Geldi
– Ne getirdi?
– İnci, boncuk.
– Kime, kime?
– Sana, bana.
– Başka kime?
– Kara kediye
– Kara kedi nerede?
– Ağaca çıktı
– Ağaç nerede?
– Balta kesti
– Balta nerede?
– Suya düştü.
– Su nerede?
– İnek içti.
– İnek nerede?
– Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
– Yandı, bitti kül oldu!

Rusların “parlak fikirli!” Maliye bakanı Witte bakınız 1890’la da ne demiş?

-“Endüstri sermayeyi doğurur;

– Sermaye yatırımları ve öğrenme aşkını yükseltir;

– Ve bilgi, şirketler ve sermaye birlikte yeni endüstriler doğurur.

İşte sonsuz ekonomik hayatın dönüşümü…”  (1)

Hu… Komşu! Bunları bilirsiniz de, neden kendinize bunlardan helva yapmaz yemezsiniz?

– Demokrasi ekonomik, sosyal ve eğitimsel temellerin desteği olmaksızın kendi ayaklan üzerinde duramaz.

– Geniş bir orta sınıfa, eğitimli yurttaşlara ve düzgün hayat standartlarına sahip olmayan bir toplum bir demokrasi yaratamaz.

– Demokratik olmayan ülkeler aynı zamanda en yoksul olanlardır.

– Kısacası yeterli ekonomik, eğitimsel ve sosyal gelişmenin olmadığı bir ülkeyi demokratikleştirme çabası başarısız olmaya mahkûmdur. (2)

“Demokrasi, yönetimin halka dayanmasıyla ilgili bir kavramdır.

Liberalizm ise doğrudan doğruya özgürlüklerle ilgili bir kavramdır.

Bu yüzden bir demokrasi ancak liberal olduğu zaman özgürlükçü olabilir.

Yoksa otoriter ve totaliter demokrasiler de var.

Atatürk’ün rejimi liberalizme biraz açık olsaydı iyi olurdu. Atatürk’ün rejimi hem liberal değildi, hem de demokrasi değildi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel sekreteri Recep Peker’in, “Liberalizm vatan hainliğidir” diye bir konuşması var.

Recep Peker o dönemin sadece parti genel sekreteri değil, inkılap dersi veren hocaların da başta gelenidir. “ (3)

-“Hatırlatırım, dünya çapında şöhret salmış Harvard Üniversitesi’nde bir iktisat profesörü söylemişti:

-‘Otuz yılımı yatırım, istihsal ve iktisadi gelişme meselelerine verdim ama sonunda şunu anladım ki bütün bu meseleler bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirlere, karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez.

– Bizim ekonomik dediğimiz meseleler aslında sosyal ve kültüreldir. (4)

Biz de kendimizi tarihe, ekonomiye meraklı bilirdik. Gerçeğinde, Fransız, İngiliz ve Amerikalı araştırmacı akademisyenlerin yazdıklarını okuduktan sonra tarihimiz ve ekonomimiz konusunda öğrendik ki, bize verilenler bir avuç fındıkkabuğu!

Örneğin, İngiliz-Fransız ve Ruslar, neden Osmanlıyı zayıflatmaya, parçalamaya, Balkan Milletlerinden; Sırplar, Bulgarlar ve Yunanlıları isyan ettirerek başlamışlardır?

Çoğunlukla bunun cevabı; “Onlarla aralarındaki din ve diğer kültür benzerlikleri vardır. Onları harekete geçirmek daha kolaydır.”

Bu cevap doğru değildir. Meraklıları düşünsünler, başka ne olabilir?

Örneğin, İlk kapitülasyonları Kanuni’nin ve ilk kez Fransızlara verdiğini biliriz. Hatta Fransızlara verilen bu ticari ayrıcalıkların biraz da keyfi verildiği ima edilir.

Bu da doğru değildir.

Örneğin; Kız çocukların ilk kez cumhuriyetle birlikte modern okullara gönderilmesi, İlk kadın pilotun Sabiha Gökçen olduğu, ilk batılı kanunların cumhuriyetle getirildiği, kadınların Cumhuriyetle birlikte çalışma hayatına girdiği, kız ve erkek öğrencilerin ilk kez cumhuriyet okullarında birlikte eğitim gördüğü de doğru değildir.

Örneğin; ‘Osmanlının sadece bir tarım toplumu olduğu, matbaanın din adamların taassubu ile geç geldiği ve kapatıldığı, Batılı anlayışla, modern okulların, üniversitelerin cumhuriyetle birlikte açıldığı, harf değişikliğinin, halkın daha kolay ve fazla okuması için yapıldığı, Osmanlının sanayileşme çabasının olmadığı, kıyafet devriminin cumhuriyetin eseri olduğu’ gibi yüzlerce bilinenler de doğru değildir.

Örneğin, aramızda kaç kişi Türk Alfabesinin nereden geldiğini bilmektedir?

Evet, Alfabe bir gece yarısı gökten mi inmiştir?

Sahi ya…

Örneğin, İslam âlemine teknolojisi ile efelik yapan İsrail, devlet kurarken bir harf devrimi yapmış mı, yoksa birkaç bin yıllık alfabelerini mi kullanmaktadırlar?

Hatta Çin ve Japonlar da kalkınmak için harflerini değiştirdiler mi?

Örneğin, “Türkiye Cumhuriyeti” yeni kurulan bir devletse, kimler tanımış, tanımışlarsa ne karşılığında tanımışlar?

Tanımamışlarsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerçeğinde Osmanlının devamı mıdır? Devletlerarasındaki konumu nedir?

Bunun gündeme getirildiğini, geldiğini hatırlayan var mıdır?

Sahi ya…

Osmanlı cumhuriyete sadece dert ve borç mu devretmiştir?

Cumhuriyeti kuran ve Kurtuluş savaşını yapanlar,

Cumhuriyet ve Laik anlayış nereden gelmiştir?

Sahi ya…

Batılılaşmak, sorgulamak değil midir?

“Evet… Sorgulamaktır.”

O halde bizde gerçeklerimizi anlamak adına, rakamlarla Osmanlı ve Cumhuriyet ekonomisine yelken açalım…

Devam edecek…

– Osmanlı ekonomisi ne devretti?

(1)T.C. Ankara Üniversitesi, sosyal bilimler enstitüsü, Kamu yönetimi, (siyaset bilimi), “1908 Rus Devrimi ile 1908 Jön Türk Devrimi’nin karşılaştırmalı incelemesi.” Yüksek Lisans tezi. Esra ATALI

(2-4) “Osmanlı’dan günümüze, kimlik ve ideoloji”, Prof. Dr. Kemal H. Karpat

(3) Taha Akyol’un taraf gazetesinde neşe düzel ile yaptığı röportajdan.

 

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*