1923 – 2010 aralığında Türk ekonomisi ve gelişimi (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Günümüzdeki sömürü askeri işgallerden çok paranın kontrolü ile yapılmaktadır.

Günümüzdeki sömürü askeri işgallerden çok paranın kontrolü ile yapılmaktadır.

 

Batılılaşmak genel manası ile; Toprak, Emek ve Sermayeyi, daha yüksek bir verimlilik için bilgi ile yoğurmaktır. Osmanlının, Batılılaşmak için çaba harcayan ilk devletlerden olmasına rağmen sanayileşme ve kalkınma yarışında fazla başarılı olduğunu ifade edemeyiz.

Kalınan yerden devamla,

Yerleşik hayata geçen insan, yaptığı basit aletlerin yardımı ile daha fazla üretmeyi ve ürettiklerinin fazlasını diğer ihtiyaçları için takas etmeyi öğrenir.

Süreç içerisinde üretimin artması ustalaşmayı; ustalaşma da ürünlerin çeşitlendirilmesini sağlayacaktır.

İhtiyaçların çeşitlenmesi, mallardan daha yüksek beklentilerinin yanında üretenlerine de para kazandırır…

Üreticinin kazanmaya başlaması; üretmeyi daha keyifli hale getirerek üreticilerini, daha fazla çeşitte mal üretimine teşvik edecek ve bu teşvik, insanlığın gelişmesini hızlandıracaktır.

Artık, üzümler şaraba, iplikler elbiseye; iplik eğiren iğler de dokuma tezgâhlarına dönüşür.

*  *  *

Gelinen bu yeni süreç, hem ticaret hacmini artırmış, hem de daha büyük atılımlar için sermaye birikimi sağlamıştır.

Bu dönem aynı zamanda İngiltere ve Fransa’nın uzak pazarlara yoğun olarak, mamül (işlenmiş) ürün satmaya başladığı dönemdir.

ingiltere ve Fransa, bu  karlı  ticaretin yanında, sömürgelerden elde ettiği gümüş ve altınlarla,  ilk sanayii devrimini  gerçekleştirerek, dönemlerinin süper güçleri olurlar…

Sanayi Devrimi ile birlikte hızlı bir şekilde ilkel üretim tezgâhları yerini modern makinelere bırakacak ve her çeşit üretimde bir patlama yaşanacaktır.

Artık bol bol üretilerek, modern gemilerle uzak pazarlara taşınmaktadır…

Çok sayıda yeni ulaşılan dış pazarı işlenmiş ürünlerle beslemek, beraberinde ciddi manada parasal kaynağa ihtiyaç gösterir ve devreye bugünkü anlamı ile bankacılık sistemi girer…

Sırada, büyük ölçeklerde üretilen ve tüketilen malların ve bunları finanse eden paranın yönetimini bilimsel bir şemsiye altında toplamak vardır…

Ve sayılan bu uygulamaların tamamı, genel ifadesiyle, “İktisat” ilmi kapsamında değerlendirilir.

Yukarıda verilen basit örnek ve özet anlatımlarla, insanlığın geçirdiği yaklaşık beşbin yıllık ekonomik süreç tamamlanmıştır.

Cumhuriyet dönemine geçmeden evvel,  Osmanlı ile birlikte kalkınma çabaları içerisinde olan  Japonya ve Rusya’dan da kısaca bahsedildikten sonra cumhuriyet dönemine geçilecektir.

*   *   *

Japonya, (Meiji Dönemi)

19. yüzyılın ortasında, Tokugawa hükümeti ülkeyi Batı etkisine ve ticaretine açtığından beri Japonya iki ekonomik gelişme döneminden geçti.

-İlki 1868 de başlayıp İkinci Dünya Savaşı’na kadar sürdü;

-İkincisi ise 1945 – 1990. Her iki dönemde de, Japonya kendisini Batıya ve Batı düşüncesine açmıştı. Devrimsel nitelikte, sosyal, politik ve ekonomik değişimler yaşadı ve dikkatli bir şekilde geliştirilmiş etki alanları ile bir dünya gücü oldu.

Her iki dönemde de, Japon hükümeti ekonomik gelişmeleri ulusal devrimi yukarıdan besleyerek ve toplumun her seviyesinde planlayarak ve yönlendirerek destekledi.

Ulusal amaç, her seferinde Japonya’yı bağımsızlığı asla tehdit edilemeyecek kadar güçlü ve zengin kılmaktı.

Meiji döneminde (1868-1912), liderler batı tarzı yeni bir eğitim sistemi kurdu ve yüzlerce öğrenciyi Amerika ve Avrupa’ya gönderdi ve 3000 kadar Batılı öğretmen aldı.

Ayrıca demiryolları yaptı,  kara yollarını geliştirdi,  toprak reformu yaptı ve ülkeyi yeni gelişmelere hazırladı.

Devlet, sanayileşmeyi arttırmak için, özel işletmelere kaynakları ayarlamak ve planlamak konusunda yardım ederken, özel sektör ekonomik büyümeyi uyaracak hale getirilmişti.

Hükümetin en büyük desteği,  işletmelerin doğması için gerekli ortamı sağlamak oldu.

Kısaca, hükümet, üreticiyi yönlendirdi ve işletmeye teşvik etti.

Meiji döneminin başında, hükümet yeni fabrikalar, tersaneler yaptırdı ve işletmecilere ucuz fiyattan devretti.

Bu işletmelerin çoğu hızla büyüdü ve iş dünyasına hükmeden konglomeralar (holdingler) haline geldi. Hükümet, özel teşebbüse ana teşvikçi olarak ortaya çıktı ve düşük vergiler gibi iş sonrası poliçeleri uyguladı.

(Bugün isimlerini çok iyi bildiğimiz devasa ölçekteki Japon işletmeleri, o dönem devletin kurarak, çok düşük bedellerle özek kesime devrettiği tesislerdir. Ve Japonya kalkınmak için gerekli kaynağı, Kendi köylüsünü ve işçisinin sırtından sağladığını da belirtmeliyiz.

*  *  *

Rusya,

Maalesef, Rusya ile ilgili olarak bu konuda ülkemizde fazlaca bir yayın bulunmamaktadır. Farklı kaynaklardan derleyebildiklerimiz aşağıda verilmektedir.

-“Rusya, (1853-1856)  Kırım savaşında, ( Osmanlı-İngiltere-Fransa karşı savaşmıştır.) uğradığı yenilgi sonucunda, ülkesinin ne denli geri kalmış olduğu görmüştür.

Daha savaş bitmeden saltanata geçen II. Aleksandr, bu yenilgi ile birlikte bir yapısal reformun şart olduğuna inanır.

Daha da önemlisi savaş, ekonomiyi oldukça zora sokmuştur ve acilen yapısal önlemlerin alınması gereklidir.

Ancak, alınacak bu yapısal önlemler için, Serflik (toprakla uğraşa köylüler) düzeni Rusya’nın kapitalist ekonomik düzeni gerçekleştirmesi yönünde atacağı adımlar için büyük bir engeldir.

Köydeki nüfus toprağa çivili kaldığı sürece sanayinin muhtaç olduğu emekçileri bulmak mümkün değildir.

Köylerin kendine yeter yapısını değiştirerek dışarıya açılmalarını sağlamak için para ve emeğin serbest dolaşım üzerindeki engelleri kaldırmak zorunluluk arz etmektedir.

Rusya, dünyanın en geniş topraklarına sahip ülkelerden birisi olmasına rağmen gelişmiş Avrupalı devletlerarasında, teknik-teknoloji ve modernlikte onlar kadar mesafe alamamıştır.

Rusya’nın, “Parlak fikirli” siyaset adamlarından ve 1892’den 1903 yılları arasında Maliye Bakanlığını yapmış olan, Witte göre kalkınmanın formülünü;

– “Ekonomide millî sistem ile merkezi ve diktatörce bir kontrol,  doğru planlanmış gelişmeci bir ekonomiyi doğuracaktır.” İfadesi ile açıklar.

Modernleşme ve makineleşmeye önem veren Witte hızlı değişim yanlısı bir devlet adamıdır. Yabancı sermayeyi cesaretlendirmiş, ülkede altın standardına geçilmesine çalışmış, yerli sanayinin gelişmesi için ithalat ürünlerine yönelik yüksek gümrük uygulamasını savunmuştur.

Bu politikaların yükü ise özellikle köylü ve sabit gelirliye çektirilmiş, yüksek fiyatlarla mal alan bu kesim tütün, petrol ve  şeker gibi ürünlerin yüksek dolaylı vergilerini de ödemek zorunda kalmıştır.

Devletleştirme politikasına öncülük eden Witte, yirminci asır başlarında Rus devletinin demiryollarının üçte ikisine, geniş topraklara, petrol sahalarına, ormanlara ve metal üretim fabrikalarına sahip olmasını sağlamıştır.

On bir yıllık maliye bakanlığı (toplam olarak görevde kaldığı süre olmalı) döneminde Witte Rusya’yı dünyanın beşinci büyük endüstriyel devleti haline getirmiştir.

Demiryollarının uzunluğu ikiye katlanmış, kömür üretimi 1890’da 183 milyon pood (bir  pood yaklaşık 18 kilogram) iken 1900’de 671 milyona pood’a yükselmiştir.

Aynı dönemde demir ve çelik üretimi 8.6 milyon pood’dan 75.8 milyon pood’a  çıkmıştır.

Pamuk ipliği üretimi de ikiye katlanmıştır. Ancak, kişi başına düşen millî gelir Batı Avrupa’nın çok gerisinde kalmaya devam etmiştir.

On dokuzuncu asır biterken Rusya’da geziler yapmış, yerinde gözlemlerde bulunmuş ve notlar almış olan Julian Ralph, Harper’s New Monthly Magazine’de (1898: 3-10) yer alan “The Czar’s People” başlıklı makalesinde Rusya ile ilgili ilginç ve önemli tespitlerde bulunmuştur.

Buna göre Rusya dünya karalarının yüzde yedisine ve toplam yüzeyinin de yüzde yirmi altısına sahip “büyük bir çiftlik” görünümünde dünyanın en geniş ülkesi idi. 119 milyonluk nüfusa sahipti ki bunun büyük kısmı Avrupa’nın “en cahil, en kaba ve en az kararlılık gösteren” köylü kısmı idi.

Köylülerin “entelektüel kapasitesi kendi köylerinin, aile çiftliklerinin veya çalıştıkları yerin” ötesini pek geçmemekteydi.

Her yerde gerilik gözleniyordu. St. Petersburg halkın geneli tarafından istenmeyen “sunî ve Avrupa taklidi” bir şehirdi. Moskova “bir Avrupa şehri için ümit kırıcı” idi. Odessa ise “oldukça canlı, modern bir ticaret ve kosmopolitan başkentti.” Nijni-Novgorod hariç tüm diğer şehirler “az veya çok, ilkel, pejmürde, pis, yerli,  Asiatic” idi. “Şehirler, şehirlerin görüntüsü, halkı ve halkın davranışları Avrupalılığa benzememekteydi.”

*   *   *

Japonya ve Rusya’yı genel çerçevede ve kalkınma anlayışları ile eşleştirdiğimizde karşımıza ilk çıkan farklılar şunlardır;

Japonya, “Her iki dönemde de, Japon hükümeti ekonomik gelişmeleri ulusal devrimi yukarıdan besleyerek ve toplumun her seviyesinde planlayarak ve yönlendirerek destekledi.”

Rusya, – “Ekonomide millî sistem ile merkezi ve diktatörce bir kontrol,  doğru planlanmış gelişmeci bir ekonomiyi doğuracaktır.” İfadesi ile açıklar.

Japonya, “Devlet, sanayileşmeyi arttırmak için, özel işletmelere kaynakları ayarlamak ve planlamak konusunda yardım ederken, özel sektör ekonomik büyümeyi uyaracak hale getirilmişti.”

-Rusya,“Devletleştirme politikasına öncülük eden Witte, yirminci asır başlarında Rus devletinin demiryollarının üçte ikisine, geniş topraklara, petrol sahalarına, ormanlara ve metal üretim fabrikalarına sahip olmasını sağlamıştır.” (*)

*  *  *

Devam edecek…

Osmanlı, ekonomik değer anlamında Cumhuriyete nasıl bir ülke devretmiştir.

Rusya ile ilgili kısmi alıntılar belirtilen esere aittir.

-T.C. Ankara Üniversitesi, sosyal bilimler enstitüsü, Kamu yönetimi, (siyaset bilimi), “1908 Rus Devrimi ile 1908 Jön Türk Devrimi’nin karşılaştırmalı incelemesi.” Yüksek Lisans tezi. Esra ATALI,

 

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*