Erdoğan’ın Putin ve Trump’la Buz Dansı

Önceki Yazı
Resim: http://www.turkrus.com/934044-voa-erdogan-trump-zirvesi-oncesinde-rusyayla-elini-mi-guclendiriyor-xh.aspx

ABD ve Batı Avrupa ülkeleri, sömürgelerini kaybetmekle birlikte hem rekabetçi, hem de “Refah Devletleri” vasıflarını kaybetmeye başladılar. 2016 yılı sonu itibariyle dünyanın en borçlu ülkesi olan ABD’yi; İngiltere, Fransa ve Almanya takip etmektedir. (1)

İngiltere’nin, “Avrupa Birliği”; Fransa’nın da “Sarı Yelekliler” sorunu, bu yangını haber veren dumanlardır.

Gerçeğinde ise her yüzyılda bir uluslararası güçler el değiştirmekte, güç dengeleri yeniden kurulmaktadır.

* * *

Batılı – Kapitalist – Emperyalist Ekonomiler Neden Çöküyorlar ?

“Bugün ABD’de satılan tüm kumaşların yüzde 98’i yurtdışında yapılmaktadır. Tek başına Çin, ABD’ye tüm giysilerin yaklaşık yüzde 40’ını tedarik etmekte; bunu Vietnam, Bangladeş, Endonezya, Honduras, Kamboçya, Meksika, Hindistan, El Salvador ve Pakistan izlemektedir.” (2)

Amerika’nın (yerli üretimiyle rekabetçi olamadığı için) dışarıdan aldığı eşya sadece giysiler değildir. Bunlara yüksek teknolojik ürünler, otomobiller, makineler, elektronik  ekipmanlar da dahildir. Ülkemizde fason olarak üretilen Amerikan otomobil markası olan “Ford”, bunlara bir örnektir.

Bize yansıtılmayan Amerikan ekonomisi ile ilgili bir tespit daha :

“…2011’de zor günler yaşıyordu. Hiçbir zaman zengin bir bölge olamayan Twin Rivers, bünyesindeki 40’tan fazla okulda öğrenim gören 26 bin civarındaki öğrencisiyle, 2000’lerin emlak krizi ve devletin o dönem yaşadığı mali zorluklar altında ezilmekteydi. 2010’a gelindiğinde, okullar bırakın ders dışı spor ve kültürel etkinlikleri, sınıfların ısınması gibi temel ihtiyaçlar için bile kısıtlamalara gitmek zorunda kalmıştı. Bir kış günü, sınıftaki 6,5 dereceyi gösteren termostatın fotoğrafı, bir öğrenci tarafından sosyal medyada paylaşılmıştı.

İşte, yeni bir tür şirket, Twin Rivers yerel yöneticilerine yardım vaadiyle yaklaştığında mevcut durum buydu. Education Funding Partners (Eğitim Fon Ortaklığı – EFP) isimli şirket, bölgenin finansal problemlerine çözüm olarak, çok cazip bir teklif olarak gösterdikleri, “devlet okullarındaki eğitimi özel iştirakin gücüyle dönüştürmek” adını verdikleri yeni bir yol öneriyordu.

Aracı bir kurum olan EFP’nin vaadi, bölgedeki eğitim kurumlarına yıllık 250 ila 500 bin dolar yıllık kaynak yaratmaktı. Yöneticileri bu anlaşmanın Twin Rivers’a herhangi bir maliyetinin olmayacağını üzerine basa basa belirtiyorlardı. ‘EFP yalnızca katkıyı sağlayacak ticari iştiraklerden ödeme almaktadır ve bölgelere sağladığı hizmet tamamen ücretsizdir’ diyordu aracı kurum. Peki bu anlaşma karşılığında Twin Rivers’dan istenen şart neydi?… Fortune 500 sıralamasındaki şirketlerin reklamlarının hedef kitlesi olarak, doğrudan öğrencileri kullanmasına izin vermek…

EFP’nin okul bölgelerine önerdiği bedava kaynak ne denli çekici ise, ticari reklam verenlere vaadettiği de o denli cazipti: ‘İşte size okulların kapılarını sonuna kadar açma imkânı’ diyordu yetkilileri, ‘derin ve kapsamlı şekildeki okul çevresini oluşturan kitleye eşsiz erişim olanağı.’ bu çeşit bir dikkat, ‘satın alma davranışlarını, kararlarını yönlendirecek ve marka farkındalığını yükseltecek’ büyük bir güç barındırıyordu bünyesinde.” (3)

* * *

(İngiltere ve Fransa ile başlayan) Sanayi Devrimi, “Latin Amerika’nın gümüş-altınlarından başlayarak Afrika’nın köleleştirilmesi, Hindistan ve Çin’in soyulması ile” Batı’ya zenginlik ve refah sağlamıştır.

Bugün geldiğimiz noktada bu durum Latin Amerika, Afrika, Çin ve Hindistan’ın sömürgelikten (kısmen) kurtulmuş olmaları ile kısmen de olsa tersine dönmüş; Batı’ya akan (ucuz hammadde-emek vb.) servet, bu ülkelerin kendileri tarafından değerlendirilmesiyle, sömürgecilere (Batılı Emperyalistlere) akan zenginlik, giderek azalmaya başlamıştır.

Özetle Amerika’nın ve dünün zengini olan Batı Avrupalı ülkelerin hikayesi budur.

* * *

Her zaman daha büyük bir hırsız vardır !

Dünya’nın son dönemine baktığımızda :

1945’te, “Rusya-ABD ikilisi” ile iki merkezli,

1993’te Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla (sadece ABD ile) bir merkezli,

2000’lerde ise (Rusya-Çin-AB-ABD) ile çok merkezlidir.

Bunun anlamı şudur :

Emperyalist ülkelerin sanayileşmesine zemin hazırlayan ve onlara zenginlik-refah sağlayan imkânları saydımızda;

– Yoksul ülkelerden zorla alınan (ucuz) hammaddeler,

– Köleleştirilerek çalıştırılan insanlar (ucuz emek),

– “Aç Pazarlar”, çeşitli baskılarla yüksek fiyata “zorla mal satılan” ülkeler.

Bunlar günümüzde artık kimsenin tekelinde, kontrolünde değildir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, gerçeğinde bir (sömürge) paylaşım savaşıydı.

Yaklaşık 80-100 yılda yine aynı yere geldik.

Çünkü anlayış çarpık, kurulan (sermaye-paranın hakim olduğu) düzen yanlıştır.

* * *

Belki bir süre daha (Batılı Çok-Uluslu Şirketler), Çin’de ve azgelişmiş ülkelerde yaptıracakları ucuz üretimin yanında, ayrıca “verdikleri borçlar karşılığında aldıkları faizler ve gasp ettikleri petrol gelirleri ile” bir süre daha durumlarını idare edeceklerdir.

Ancak, bugün bilgi-teknolojiye hızlı erişimle birlikte halkların bilinçlenmesi, emperyalistlerin zenginliklerini-refahlarını devam ettirmelerine uzun süre imkan vermeyecektir.

Burada Batılıları bekleyen daha büyük bir sorun vardır.

Bu da Latin Amerikalılar başta olmak üzere, Afrikalılar, Hintliler, Çinliler ile Batı Asya’da (Ortadoğu’da) yaşayanların, kendilerine yapılan zulümlerin hesabını bir gün soracak olmalarıdır.

Yazılı-Görsel-Sosyal Medya, halen Küresel Sermayenin kontrolünde olduğu için bahsekonu halkların sesleri fazla duyulmamakta, ancak halklar (taban) kendi içinde kaynamaktadır.

Ve Rusya…

Rusya “Süper Güç” müdür ?

Veya bir “Öcü (!)” olarak, Küresel Sermaye (Amerika) tarafından şişirilmekte midir ?

Matematik yalan söylemez !

Aşağıda, karşılaştırma için üç ülkenin nüfus ve yıllık bazda gelir rakamları verilmektedir :

GDP (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla)

Ülke…………..Milyar dolar(*)……….Nüfus

Rusya…………1.657,555……………146.877.088 (2018)

Hollanda……….913.658……………..17.302,923 (2019)

Belçika………….542.761……………..11.449.656 (2018)

Hollanda + Belçika’nın nüfusu yaklaşık 29 milyon. Gelirleri ise toplam 1,5 trilyon dolar.

Rusya’nın nüfusu ise yaklaşık 147 milyon. Geliri 1,7 trilyon dolar.

Ekonomist-Siyasetçiler, “bir ülkenin gücü ekonomik zenginliğinden ileri gelmektedir” dediklerinden hareketle:

Avrupa Birliği ülkelerinin de yaklaşık 500 milyonluk nüfusa ve 17 trilyon dolar da GSYH (GDP)’ye sahip olduğunu kabul edelim.

Rusya, 147 milyon nüfusu ve 1.7 trilyon dolar GSMH’si ile nasıl oluyor da…. Almanya-Fransa-İngiltere-İtalya-İspanya’nın, NATO (Amerika) tarafından korunmasına neden oluyor, Rusya onlara tehdit olabiliyor ? 

Hem de ekonomik güç olarak üstelik Rusya, nerede ise sadece 30 milyonluk Hollanda-Belçika’ya eşit iken ?

* * *

Rusya’nın nüfus ve ekonomi boyutunda birkaç katı olan Avrupa Birliği, neden Rusya’ya karşı Amerika’nın sömürgeliğine (NATO’ya) gönüllü olur ve Amerika’nın çıkarlarına hizmet eder ?

Bu sorunun en basit cevabı, Rusya’nın güçlü olması değil; Amerika’nın, Rusya’ya nükleer teknoloji – bilgi desteği vermesidir. (Her ne kadar “nükleer teknoloji Alman ilim insanları üzerinden sağlandı” iddiası varsa da)

2.Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika ve Rusya, “Coğrafi-Siyasi” manada dünyayı aralarında paylaşırlar.

Rusya, (Amerika ile örtülü anlaşması gereği) :

Stalin bizi, (1945’te) “bize ait boğazlardan üs ve Kars-Ardahan’la ilgili çeşitli toprak talepleri”yle sıkıştırır.

Rusların bu talepleri karşılığında İnönü, apar topar (hazırlık safhasındaki NATO’ya, yani) Amerika’ya başvurur.

İşin arka planında ise, 2.Dünya Savaşı’nda ekonomik olarak çöken İngiltere, belki bizi (belki İran’ı da, kimse kusura kalmasın -!-) Amerika’ya göndermiştir (Yani bir çeşit “Devir-Teslim” -!-)

* * *

Türkiye (Osmanlı İmparatorluğu) ve Sovyetler Birliği (Rusya).

Her ikisi de bir “Dünya Devleti” olmak istemektedir. (4)

Ancak Rusya’nın bunu başarması mümkün değildir.

Türkiye ise bunu, dün olduğu gibi bugün de başarır.

Nasıl mı ?

Zorla değil, silahla hiç değil.

Bunu merak edecek olanlar Antalya, İzmit, Bursa hatta İstanbul’un fethinin arka planını, Güney (Hristiyan) Avrupa’yı, 500 yıl kimsenin burnunu kanattırmadan yönettiğini (yönetmesindeki sırrı) araştırmalıdır.

Sonsöz :

Türkiye, mecvut şartlar gereği, (Çin faktörünün devreye girmesi ile) Amerika ve Rusya arasında pazarlık konusudur.

Bunu, tüm taraflar bilmektedirler.

Çıkış yolu ise : İhtiyacımız olan tüm sivil-askeri teknolojiyi üretmek ve bunu yatırıma dönüştürecek kaynağı ise ülke birikimi ile sağlamak.

Değilse : Rüzgar gülü misali…

www.canmehmet.com

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :

(*) https://databank.worldbank.org/data/download/GDP.pdf

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C4%B1%C5%9F_borca_g%C3%B6re_%C3%BClkeler_listesi

(2) PAMUK İMPARATORLUĞU. Sven Beckert. s.574.

(3) DİKKAT TACİRLERİ, İNSAN ZİHNİNE GİRMEK İÇİN VERİLEN AMANSIZ MÜCADELE. Tim Wu. s.10.

(4) Bkz : http://www.canmehmet.com/car-i-petronun-1725-yilinda-yazdigi-vasiyetnamesi-ve-vasiyetnamenin-nato-ile-ilgisi.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

İskilipli Atıf Hocanın Asılması ve İstiklal Mahkemelerindeki Yargılamalar (1)

Sal Şub 25 , 2020
Önceki Yazı Atatürk Araştırma Merkezi’nin düzenlediği, “İstiklal Mahkemeleri” konulu sempozyuma (*) akademisyenler fazla bir ilgi göstermezler. Nedenini, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan bize aşağıda aktarmaktadır : “İstiklâl Mahkemeleri, yakın tarihimizin en çok tartışılan konularından birisidir; üzerinden bir asra yakın zaman geçmesine rağmen, Cumhuriyet Tarihi’nin araştırma açısından hala […]

Eğitim

↓