Türkçülük, Türklerin İslam Öncesine Döndürülmesidir. İttihatçılar Buna Alet Olmuşlardır (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

 

Osmanlı’da ilk milliyetçilik çalışması yapan Ahmet Vefik Paşa’nın, Robert Koleji’yle ilgili hikayesi fazla bilinmez. Yaşananlar, bir tesadüf mü, yoksa sistemli bir çalışma ürünü mü olduğuna okuyan karar vermelidir.

Kıyamete Kadar Çan Sesi Dinlemek

Ahmet Vefik Paşa, Rumelihisarı’nın üst tarafında kurulan Robert Koleji adlı misyoner yuvasının arsasını Amerikalı Protestan misyonerlere satan, Osmanlı idarecisi, diplomatı’dır.

Bu zat, öldüğünde Eyüp Sultan’a gömülmeyi vasiyet etmiş, fakat zamanın padişahı 2. Abdülhamid Han buna müsaade etmemiştir. Gerekçe olarak da : “Protestanlara arsa satan adam kıyamete kadar onların çan sesini dinlesin.” buyurarak Eyüp Sultan yerine sattığı arsanın hemen önündeki Rumelihisar Kayalar mezarlığına gömülmesini emretmiştir.(1)

Peki, Ahmet Vefik Paşa kimdir? İleride bu okuldan mezun olacak (Yahudi) Halide Edip ve Osmanlıyı yıkan Yahudi Emanuel Karasu ile ortak yönleri nelerdir?

-Okulun arsasını satan, (Mason) Ahmet Vefik Paşa’da, (Bir Muhtedi/Dönme) Yahudi’dir. (2-3)

-Yahudilere para ile Filistin’de toprak satmayan, satmadığı için bir darbe ile tahtan indirilen,  2. Abdülhamid’in (Hükümdarlıktan) azil kararını tebliğ edenler arasında, İttihatçı Yahudilerden, Selanik Mebusu Emanuel Karasu da vardır.

-İstiklal Savaşı’nda, İngilizlerin tertiplediği! (*) Fatih, Üsküdar ve Kadıköy mitinglerinde konuşmacı olarak katılanlar arasında, (Robert Koleji Mezunu) yazar Yahudi Halide Edip’de (Adıvar) yer alacaktır. (4-5-6)

Evet, yanlış okumadınız, Ülkemizi işgal eden İngilizler, ülkemizin işgalden kurtulması için miting yapılmasını teşvik ediyorlar.

Bu noktada kısa bir açıklama yapılması gerekmektedir.

Bir ülkede yabancılar neden okul açma ihtiyacı duyarlar? 

“…18. yüzyıl sonrasında Avrupa’da meydana gelen sanayi devrimi, ulus-devlet, sömürge siyaseti, kapitalizm ve ardından bütün hayatı kuşatan “modern tarz”, diğer bütün konuları olduğu gibi eğitimi de geleneksel rol ve beklentisinden farklı bir zemine kaydırdı.

Artık bu dönemden sonra eğitim sadece bilgi ve hikmetin öğretildiği, kültürel ve dinî değerlerin aktarılması, toplumun sosyal sorunlarının çözülmesi için bilgilerin üretildiği yer olmaktan çıkarak, en başta toplumsal kontrol mekanizması, modern devlet ve ekonominin işlemesi için “personel fabrikası”, “makbul vatandaş yetiştirme ortamı/mekânı” olarak tasarlandı. Topluma hâkim sınıfların/seçkinlerin ve idareci elitlerin her türlü detay ve sınırını belirlediği modern eğitim, bir devletin sadece kendi toplumunu sığaya çekmek için değil, diğer devlet ve toplumları da uzun planda etkilemek, onlara nüfuz etmek aracı olarak kullanılmaya başlandı.

Dolayısıyla modern eğitim, modern ekonomistlerin, fabrikatörlerin ve devlet idarecilerinin oldukça kullanışlı olarak gördükleri bir manivelası oldu. Böylece, 18. yüzyılın başlarından itibaren yeni okullar açıp burada yeni programlar uygulamak, insanları kuşatmanın ve geniş toplum kesimleriyle tek yüzlü iletişim ve etkileşim mekanizması kurmanın yolu oldu.

Dünyanın farklı toprakları üzerinde gözü olanların uzak diyarlarda yeni okul açması eğitimin sağladığı avantaj ve beklentiler üzerine inşa edildi. Netice olarak da Avrupalılar ve Amerikalılar kendi tebaalarından bir karşılığın olmadığı dünyanın hemen her yerinde farklı biçimlerde, sömürgeciliğin ön keşif mekanizması amacıyla, farklı görünümlerde ve büyüklüklerde “yabancı okulları” adını verdiğimiz eğitim mekânları işletmeye başladılar” (7)

Yabancıların başka bir ülkede açtıkları okul ile amaçladıkları özetlenirse, Okullar;

–Sömürgeciliğin ön keşif mekanizması,

-Toplumsal kontrol mekanizması,

-Ekonominin işlemesi için “personel fabrikası”,

-Elitlerin her türlü detay ve sınırını belirlediği modern eğitim,

-Diğer devlet ve toplumları da uzun planda etkilemek, onlara nüfuz etmek aracı.

Osmanlı Devleti’nin ilk yabancı okullarından biri olan ve Bebek İlahiyat Okulu adıyla açılıp ardından Robert Kolejine ve en sonunda da Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşen eğitim mekânının kuruluş hikâyesi’ni yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirebilirsiniz.

O dönemde Hristiyan Alemi (Ruslar, Fransızlar, İngilizler ve yerel uzantıları, Katolik Ermeniler vb) bir tarafta, Osmanlı’yı bilinçli olarak biri bitmeden diğerini soktukları savaşlarla maliyesini ekonomik yıkıma götürürken, bir taraftan da Müslüman Türklerin kültür değerlerini yozlaştırarak yıkmayı çabuklaştırmanın hesapları içindedir.

Ancak, ileride paylaşacakları Osmanlının mirası’na yanlarına bir ortak daha istemeyen Fransız (Cizvitler) ve Ruslar bu (misyoner) okulunun açılmaması için büyük mücadeleler vermişler ve  ellerinden geleni yapmışlardır.

(Robert Koleji kurmakla Amerika’dan özel görevle gönderilen Misyoner) Rahip Hamlin okula izin alabilmek için devreye sokmadık kişi bırakmaz. Bu arada Cizvitler de boş durmaz, engelleme mücadelelerine devam ederler. Ancak durum bir anda şöyle değişir ve Girit isyanı ile sonun başına gelinir.

O sıralarda ABD’li Amiral Farragut Bâb-ı Âli’ye gelmiştir. Hamlin bu kez şansını bu Amiral üzerinden denemeye karar verir ve okul izni için Amiralden aracılık etmesini ister.

Bunun üzerine Amiral Bâb-ı Âli’den Hamlin’in istediğine müspet cevap verilmesini aksi halde Akdeniz’e Yunanistan lehine zırhlı gemiler göndereceği tehdidinde bulunur.

Etekleri tutuşan Osmanlı bürokrasisi “Farragut’un zırhlılarından birinin Akdeniz’e açılmasındansa iznin verilmesini daha uygun görürler. (8)

Savaş tehdidi ile kurdurulan bu okullar (Yabancılar/Amerikalılar için) neden bu kadar önemlidir?

(Osmanlı’dan koparılan) Bulgaristan’ın ilk başbakanı bu okulda yetiştirilmiştir. Diğer tüm Bulgar diplomatları ve meclis üyeleri gibi. Bu okullar üzerinden bir imparatorluk parçalamıştır.

Yaklaşık son yüzyılda, Türkiye’nin Finans, ekonomi, siyaset (bürokrasi) medya, tiyatro kuruluşlarının yönetimi başında nerede ise bu ve benzeri okul mezunları arasında yer almayan yok gibidir. (9)

Türkçü Aydınları biraz daha açalım:

-Türkçü Aydınlardan, Düşünür, siyasetçi ve yazar Ahmet Agayev (Agaoğlu), Azeybaycan (Şuşa/Karadağ) doğumlu ve Kafkas Yahudi kökenli bir aile üyesidir. (**)

-Türk Milliyetçiliğinin kurucu babası, Türkçü ve ilk Türk Sosyologlarından Ziya Gökalp, Jön Türkler’den etkilenerek, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmıştır. Bilindiği gibi bu cemiyet o dönem Osmanlı Musevi vatandaşlarının (Masonların) liderliği ve yönetimindedir. Bir adım ötesinde CHP (Halk Fırkası) bu örgüt üzerinde yükselmiştir. (***)

Olaylar ne kadar da iç içe değil mi?

Türkçülük, Lozan ve Cumhuriyet’in kuruluşu:

“…Lozan Konferansı hemen öncesinde (Osmanlı Yahudilerinin Hahambaşı’sı) “Hayim Naum, Londra’da, derhal Lord Kürzon ile temas aradı ve temin etti. O zamanki İngiliz politikasının nâzımı mevkiinde bulunan bu Lord, nesebinin (soyunun) bir tarafıyla Yahudi idi. Hahambaşı, davayı aynen kabul etmek için bütün şartlara malik bulunan Lord’u, ancak Türkiye’ye bazı ivazlar (ödünler) vermek ve istiklâlini kabul etmek mukabilinde ona, İslâmiyete arka döndürtmenin mümkün olacağı mevzuunda ikna etti. Böylece Türkiye’de, İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ehemmiyet ifade edecek hiçbir vasıf kalmayacaktı.

Hayim Naum, İngiliz Lord’una, milyarlarca Sterlin ve yüz binlerce insan feda ederek elde edilemeyecek bir kazancı, basit ve bedava bir formülle takdim ediyordu.

Hayim Naum’un son sözü şu oldu :

– “Türkiye’nin mülk-i tamamiyetini kabul ediniz; onlara ben, İslâmiyet temsilciliğini (kenara) attırmayı kabul ve taahhüt ediyorum!”

– İleride, ileri bir müverrihin (tarihçinin) en ince noktalarına kadar teyit edeceği ve kaynakların en emininden devşirdiğimiz bu bilgiye ilâveten kaydedelim : Lord Kürzon, Hahambaşının bu teklifi karşısında o kadar heyecana düştü ki, bir İngiliz politikacısına yakışmayacak bir tarzda hislerini belli eden bir taşkınlık gösterdi, elini hararetle uzatıp teklifi kabul ve Hayim Naum’u tebrik etti.

– Bunun üzerine Hayim Naum, derhal koşar adımla Lozan yolunu tuttu. (o sırada) İsmet Paşa Lozan’dadır ve o güne kadar hemen her devletle anlaşmış olduğu halde, bir türlü İngilizlerle anlaşmanın çaresini bulamamıştır. Şüphesizdir ki, Ankara’yla beraber, hiçbir tertipten haberdar değildir.

– Hayim Naum, derhal İsmet Paşa ile bir konuşma yaptı ve onunla, geceleyin, geç vakitlere kadar beraber kaldı. Son derece nazik, gizli ve hileli bir dil kullanan Hahambaşı, teklifini, Türk Murahhaslar Heyeti Reisine, mümkün olduğu kadar zehirsiz ve yumuşak şekilde bildirdi. Heyet Reisi, hayretler içinde, bu teklif ve telkine şu cevabı verdi :

– “Meseleyi Ankaraya bildirip mütalâa (görüş) ve direktiflerini aldıktan sonra size cevap verebilirim.”

Ve İsmet Paşa, teklifi, şifreyle Ankara’ya bildirdi.

Ankara’daki Devlet ve Hükümet Başı, haberi alır almaz, derhal Hayim Naum’un Ankara’ya gelmesi talimatını gönderdi.

Hahambaşı hemen Türkiye yolunu tuttu. Amerika’da giriştiği propagandalar muktezası (gereği) olarak, büyük ve son derece sempatik bir Türk dostu tavrını almayı unutmamıştı.

Hayim Naum’un davaya verdiği ehemmiyet derecesini düşünün ki, kendisi aile efradına fevkalâde düşkün bir kimse olduğu ve ailesi Haydarpaşa taraflarında oturduğu halde, bunca hasrete rağmen onlara bir “Nasılsınız ?” bile diyememiş, Sirkeci garından inip, doğru(ca) Haydarpaşa garında trene atlamış ve dosdoğru Ankara’yı boylamıştır.

Lozan’da İsmet Paşa, maiyetinden birine, bir gece evvel Hahambaşının kendisine geldiğini; şu şu, şu, şu tekliflerde bulunduğunu anlatıyor ve o zat ile Paşa arasında, aşağıdaki konuşma geçiyor :

– Yahu, bu kerata bize İslâmi temsilciliğimizi kaldırtmak istiyor.

– Hiç olacak şey mi bu ?

– Vallahi öyle… (10)

Sonrasında yaşananları meraklılarının araştırmasına bırakalım.

Türkçülüğü, Türkçüler tarif etmektedir:

“…Akçuraoglu’na göre de millet “ırk ve dilin esasen birliğinden dolayı sosyal vicdanında birlik ve beraberlik meydana gelmiş bir insan toplumudur.” (Yusuf Akçuraoğlu, Türkçülüğün Tarihi, s. 18-19.)

“Türk dinini bihakkın anladığı ve dini ile hayatını mezc edebildiği andan itibaren Türk vicdan-ı millisi teessüs edecektir. Nasıl ki Türk vicdan-ı lisanisi de, yalnız edebi Türkçe lisanın tesisi ve o lisanın taşıdığı edebiyat, musiki ve sair tecelliyatın Türk kalbini, Türk hayatını, Türk hissiyatını terennüm ettiği andan itibaren teessüs eyleyecektir, demek ancak bu noktadan sonra Türk milliyeti, millet haline gelebilecektir. Yapılması gereken bir taraftan Türk diline vicdani ve şuurlu bir şekil vermek diğer taraftan İslam’a milli bir istikamet kazandırmaktır. Bu bir anlamda dinin milliyetleşmesidir. 

Kavmiyet kavramının tanımım yaparken Paris te yüksek tahsilini aldığı sırada öğrencisi olduğu ve fikirlerinden ziyadesiyle etkilendiği Fransız felsefeci ve tarihçi Ernest Renan’a gönderme yapan (Ahmet) Agaoğlu, kavmiyetin esas unsurlarını lisan, din, âdet ve akideler, müşterek tarih, vatan ve mukadderât olarak belirler. Lisan önem sırasına göre birincidir. Bu, Türk milliyetçiliğini seküler ve kültürel temellere oturtmaya dönük bir girişimdir. Ağaoglu nun bu kavrayışı modern bir ulus-devlet inşasına dayanan Atatürk milliyetçiliği ile paralellik arz eder… (11)

Özetle: Türkçülerimiz ve Lozan’da yapılan antlaşma, seküler bir anlayış üzerinde ilerlemiştir.

Aydınlık bir gelecek için, dünümüzü çok iyi bilmek, dünde yaşananları “ama” sız sorgulamak durumundayız.

Bunlara, Türkçülerin felsefesi ile Lozan Antlaşması’nın ruhu ’da dahildir.

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmıştır.

Açıklama ve kaynaklar:

(*)Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, sahife, 484 Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/amerika-ve-ingiltere-osmanlinin-yeni-devlete-donusturulmesinin-neresindedir-8.html

(**) Daha fazlası için bakınız: http://www.biyografya.com/biyografi/387

(***)http://www.canmehmet.com/chp-dosyasini-aciyoruz-chpyi-kim-kurdu-biz-mustafa-kemal-pasa-biliriz-3.html

Meraklılarına, Toplamda yedi adet olan ve tamamen belgelere dayalı olan bu yazı dizişi önemle önerilmektedir.

(1) Kaynak; http://www.rumelihisaridernegi.com/content/view/154/42/

(2)Ünlü reformcu Ahmet Vefik Paşanın dedesi “Bulgarzade” lakabıyla tanınan bir mühtedidir. http://www.nisanyan.com/?s=soru-43

(3)“1823 yıllarında İstanbul’da doğan Ahmed Vefik Paşa, Bulgaristan Yahudîsi iken müslüman olan dîvân tercümanı Yahya Naci Efendi’nin torunu ve Paris elçiliğinde baş kâtip Ruhiddîn Efendi’nin oğludur.“http://tarihvemedeniyet.org/2009/03/eksantirik-bir-adam-ahmet-vefik-pasa/

(4) “I.Dünya Savaşı Yıllarında İngiliz istihbarat Raporlarında Fişlenen Türkiye”  Doç. Dr. Bülent Özdemir.  Sahife; 50 ; “Halide Hanım  Bir kadın. Türk kadınının oy kullanma hakkını savunan bir Yahudi. Cemiyet yanlısı. Tanin’de yazmakta. Çok iyi bir romancı.” denilmektedir. Daha fazlası için bakınız;  http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-bir-misyoner-okulu-bir-imparatorlugun-hakkinda-gelebilir-mi-3.html

(5)Süleyman Yeşilyurt, “Türkiye’nin büyük masonları “

(6) daha fazlası için bakınız; http://yenisafak.com.tr/arsiv/2001/mayis/12/kultur.html

(7) http://www.academia.edu/5311592/_Robert_Koleji_Bogazici_Universitesi_nin_Kurulus_Hikayesi_The_History_of_the_Founding_of_Robert_College_and_Cyrus_Hamlin_Life_(Mustafa Gündüz)

(8) Yararlanılan eser, “Robert Kolej Uğrunda Bir Ömür” İstanbul: Dergâh Yay., Kasım 2012,

(9) Bakınız: http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-adami-hristiyan-yapamiyorsan-bankayi-sanati-ve-medyayi-yap-2.html

(10) http://www.canmehmet.com/gelecegini-kendi-gerceginde-aramayan-toplumlar-baskalarinin-duvarina-tugla-olurlar-2.html

(11) “ Türkün Büyük Biçare Irkı” , ÜMİT KURT. Sahife: 47-48

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*