15 Temmuz’da uçurumdan döndük: Bu resmi, resimdekileri yorumlamak akıllara zarar verebilir ! (3)

Resim ile ilgili yazının altında açıklama verilmiştir.

Resimle ilgili açıklama yazının  altındadır.

 

Birinci Körfez Savaşı’nda Baba Bush, Bağdat’ı işgali reddetmişti. İsrail bu duruma çok bozuldu. Zaten uzun yıllardır Kuzey Irak Kürtleriyle temasta olan İsrail işi şansa bırakmak niyetinde değildi. Irak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı. Gözüne kestirdiği Kürt tarikatı Kesnizani’lik üzerinden Irak’ın İslâmi hayatını da kontrol altına alacaktı.

Yani MOSSAD damardan girecekti. Ne de olsa önlerinde Birinci Dünya Harbi öncesi ve sonrasında İngilizlerin uyguladığı ve başarılı olduğu Vahabilik (*) vardı, Lavrens (**) vardı.

Birinci Körfez Savaşı’nden sonra, MOSSAD Kesnizani tarikatının önde gelenleriyle muhtelif yollardan temasa geçti ve ilişkileri hızla geliştirdi. Öncelikle Irak Devleti’nin mekanizması içinde yer alanlar, medya mensupları uhrevi yollardan ikna edilemezlerse MOSSAD’ın cömertçe tarikata aktardığı dolarlarla ikna ediliyor, mürid yapılıyordu..“ (1)

 

Fetullahçılık ve Kesnizani benzerliği:

İslam tarihinde, Müslümanların sorumluluk bilincini söndürmek ve “düşünme ve değerlendirme” yeteneğini köreltmek için yine Yahudilerin etkisiyle ortaya çıkan “LA EDRİ” (Arapça: Hiçbir şey bilmiyorum) akımının değişik bir tezahürü olan Irak’taki bu “KESNİZANİ” (Kimse bir şey bilmiyor) tarikatının, şu anda Türkiye’deki benzeri Fetullahçılık örgütlenmesidir.

Bunların Siyonist merkezlerle, masonik çevrelerle ve ABD ile münasebetleri, desteklenmeleri ve ülkemizde, eğitim, emniyet, bürokrasi ve ordu içinde kümelenmeleri ve beyni yıkanmış bütün mensuplarının

Biz iç ve dış siyasetle ilgilenmeyiz. Biz sadece ibadetlerimizi ve büyüklerimizin direktiflerini yerine getiririz! Şeklindeki yalan ve riyakâr tepkileri de, Siyonist şeytanların sinsi ve tehlikeli planlarını hatıra getirmektedir.”

Ralph Peters (Yahudisi) Bir Kez Daha Ortaya Çıkmıştı!

Darbe girişimini “Türkiye’nin son umudu” olarak nitelendiren Emekli Yarbay Ralph Peters’ın Fox News TV kanalında sarf ettiği ve darbe girişimi sonrasında yazısında kullandığı şu ifadeler çarpıcıydı:

-“Türkiye’de darbe başarılı olsaydı, İslamcılar kaybedecek, biz kazanacaktık. Durum çok net. Bu darbe, Türkiye’nin İslami bir diktatörlük olmaktan kurtulması için son şansıdır. Sakın hata yapmalım. Bu darbede rol alanlar iyi adamlar. Umutsuz ve kötü planlanmış darbe başarısızlığa uğradı. İşte şimdi karanlık geliyor!?”

İşte Türkiye’de büyük bir tepkiye yol açan bu ifadelerin sahibi olan Ralph Peters’in, Fox News’in siyasi analisti olarak sunulması kasıtlı bir çarpıtmacaydı. Oysa bu kişi, ismi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile müsemma olan bir insandı…

Eski ABD Başkanı Bill Clinton’un danışmanlığını da yapan Peters, “Demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Ortadoğu’nun sınırlarının yeniden belirlenmesi gerekiyor” çağrısında bulunurken Türkiye’yi de kaybeden ülkeler arasında sıralayan bir Yahudi olmaktaydı.

Makalesinde yer alan BOP haritası ile projeye yeni bir boyut getirmeye çalışan Peters, o haritada Türkiye’yi bölmekte, topraklarının bir kısmını Ermenistan’a, diğer bir kısmını ise Bulgaristan’dan Japonya’ya uzanan coğrafyanın en Batı yanlısı ülkesi” olarak tanımladığı “Özgür Kürdistan”a bırakmaktaydı…”  (2)

**

İlginç bir resim ve ilginç resimdekilerden Tuncay Güney’in anlattıkları :

Neydi bu büyük plan?
Devlet destekli taşeron örgütler kur, kullan, imha et” politikası devreye sokuldu. Uyuşturucu trafiğinden, kara para-devlet mafyası oluşumuna kadar birçok bölgesel plan işleme konuldu. Global uyuşturucu kaçakçılığı bağlantıları da oluşturuldu. Özel bankaların paraları “çamaşır makinesi ile” aklaması, istihbaratların rolü, terörün ve ortaklarının para paylaşımına kadar hepsi ‘Çağdaşlaşan Türkiye‘ sloganı ile yürütüldü. Kirli işler hanedanının kirli paraları çağ atlattı.

Oyunların perde arkası nasıl çözülür?
Türkiyenin darbeler sonrası yakın tarihini diplomatlarımızın öldürülmesi ile başlayan süreci irdeleyerek çözebiliriz. ASALA adı altında tetikçilere öldürtülen bu Türk Dışişleri misyon şeflerinin asıl kilit görevleri neydi? Bunlar hiçbir zaman açıklığa kavuşmadı.

O zaman küresel çete hala bölgemizde!
1980 dönemi öyle bir köprü kuruldu ki; silah tüccarları, para transferleri, istihbarat teşkilatları, kukla iktidarlar ve işbirlikleri bugünlere kadar uzanıyor. Merkezi ABD’nin Chicago kentinde olan bu çete, Irak (Bağdat), İran (Tahran), Hindistan (Bombay), Ürdün, Lübnan (Beyrut), Tel Aviv ve Ukrayna’ya kadar uzanıyor.

Hükümetlerden habersiz nasıl yönetiyorlar bu örgütü?
Bu ülkelerin hepsinde merkezi hükümetten izinsiz, gizli ofisleri bulunmaktadır. Ankara Kızılay’da da küçük ofis var. Büyük ofis Balgat’a taşındı.

Bu anlamda ASALA’dan hemen sonra PKK’nın devreye sokulmasını nasıl yorumlamak lazım?
Global Chicago şebekesinin emri ile PKK’nın doğuşu için öldürülen Türk diplomatlar sürecinden itibaren PKK’nın gelişimine bakmak lazım. Resmi olarak PKK’nın kuruluş tarihi 27 Kasım 1978. 15 Ağustos 1984’e kadar PKK hiçbir eylem yapmadı. Bu süreçte ulusal istihbarat şirketleri ile temas ve çalışma faaliyetlerini geliştiriyordu. Bugün PKK’nın üslendiği ülkeler, küresel Chicago çetesinin ofislerinin bulunduğu ülkelerdir.

1980 askeri darbesini bu sürecin neresine monte etmek gerekiyor?
12 Eylül öncesi bombalar ve tabancalar ülkeye Bulgaristan’dan sokuluyordu. Kaçak Bulgar kapısı bıçak gibi kesildi. Yeni kurulan küresel çete ofisleri devreye girdi. Türkiye Amerikan veya NATO depolarından sözde çalınan silah ve patlayıcılar ile tanıştı

Yani müttefiklerimizin depolarından çıkarılan silahlar bize mi yöneldi?
Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerde kullanılan bütün patlayıcı maddelerin Batı ülkeleri veya Amerikalılar’ın kullandığı malzemeler olduğu tespit edildi. Bir anda terör örgütleri patlayıcı madde kulanımında sınıf atladı. Gazeteci ve aydın cinayetleri dışında suikastlar iş dünyasına da uzandı.

BAĞDAT’IN İŞGALİNDE ‘1 NUMARA’NIN ROLÜ
Bu işlerin başında kamuoyunun yakından tanıdığı kimseler var mı? Söz konusu o isimler nerede görev yapıyor?
Bir örnek vereyim. 1 Mart tezkeresi Meclis’ten geçmeyince devreye ‘1 Numara’ girdi. Kısaca özetlersem, ‘1 Numara’, Irak menşeli Kesnizani tarikatı ile gizli görüşmelere başladı. Bu gizli görüşmeler neticesi Amerikan askerlerinin Bağdat’ı kolayca ele geçirmesi sağlandı. Çünkü tarikat, Barzani ailesinden Talabani’nin partisine ve hatta Saddam’ın sarayına kadar uzanan bir güce hakim. Birçok Iraklı general, Türkmen, Arap bu tarikatin gizli müridi. Tarikatin şeyhlerinin birçoğu dönme. Sözde İslam sufizmi ile yoğrulmuş kişiler. Kesnizani tarikatının Mersin’de de şirketleri bulunuyor. Ve ithalat-ihracat yapıyorlar.

Tarikat bu kadar yaygınsa Türkiye’de de mutlaka uzantıları olmalı…
‘1 Numara’nın desteği ile son 20 yıldır var. Türkiye’de şirketleri ve Türk menşeli üst düzey gizli müritleri bulunmakta. Cem Ersever, JİTEM bölge sorumlusu iken tarikatı ziyarete giderdi. Kesnizani tarikatının paralarını Türkiye üzerinden Avrupa ve Amerikan bankalarına hangi özel banka transfer ediyor? Bunlara bakmalı. Geçmiş dönemde banka sahibi ile yaşadıkları sorunda ‘1 Numara’ hangi cumhurbaşkanına devreye girmesi için rica da bulundu? Ve üçlü toplantı yapıldı? “(3)

 

Yazılanlar özetlenirse :

-Hıristiyan Batı’nın en büyük hedeflerinden birisi de : İslam’ı, (Musevilik-Hıristiyanlık gibi) kendi çıkarlarına göre anlamlandırmayı, dizayn etmeyi düşündüğüdür. İngilizlerin içinde olduğu : “Vahhabilik, Ilımlı İslam, Ilımlı Sufi anlayışı”, vb.

-Ve yaşananlarla ilgili Devletin herşeyin farkında olduğudur.

-Peki, farkında olan devlet bunları neden engellemez? Burada iki soru sorulmalıdır :

a) Devlet, olayın içindekilerini kullandığını düşünmekte;

b) Olayların akışına mani olamamakta, zamana ihtiyacı nedeniyle hazırlıklarını tamamlamayı beklemektedir.

 

Devam edecek

-“Büyük Devlet” Olabilmek : Büyük bir iddia sahibi olmakla mümkündür.

www.canmehmet.com

Resim : http://www.gazetevatan.com/ilginc-bir-kare-497578-gundem

(*) Başlıktaki resimle ilgili :  Jonturk.com isimli haber sitesi Fethullah Gülen ile Tuncay Güney’i birlikte gösteren fotoğrafı yayımladı. Fotoğrafları yayımlayan jonturk.com haberi, ‘İşte Fethullah Gülen Tuncay Güney yakınlığının kanıtı!’ başlığıyla verdi. Aynı haberi Aydınlık gazetesi bugün manşetinden okurlarına duyurdu. 1994 yılının 29 Haziranı… Dedeman Otel’de Gülen cemaati tarafından kurulan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın açılış gecesi. Gülen geceye eski CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek ile birlikte katılıyor. Cem Karaca da geceye çağrılı ve cemaati kırmayarak icabet ediyor. Karaca salona girdikten sonra Gülen’in ve Gülek’in yanlarına gelerek saygı gösterisinde bulunuyor. Karede Gülen’in hemen yanıbaşında Tuncay Güney de bulunuyor. Ergenekon davası Tuncay Güney’in ifadeleriyle başladı. Güney doksanlı yılların başında Altunzade’deki FEM Dersanesi’nin üst katında bulunan Gülen’in bürosunda çalışıyor. Güney 1972 doğumlu. Cemaatin yayın organı Samanyolu televizyonununun kuruluşunda bulunuyor. 1994 yılında “Doruktakiler” programını hazırlayıp sunuyor. Güney’in STV’de çalıştığı dönem aynı zamanda Gülen’in sekreterliğini yaptığı biliniyor. Randevularını ayarlıyor, günlük işlerini görüyor. Yani Güney, Gülen’e çok yakın bir isim. Bu fotoğrafta da 22 yaşındaki Güney, Gülen’in yanıbaşında görünüyor. Daha fazlası için bakınız : http://www.gazetevatan.com/ilginc-bir-kare-497578-gundem/

(**)Vahabilik : Vahhabilik ya da Vehabilik, kökeni Selefilik’e dayanmakla birlikte tam olarak 18. yüzyılda Muhammed bin Abdülvahhab tarafından kurulmuş olan dinî-siyasi hareket (akım) ya da mezhep.  İngilizlerin kurdurduğu, destekledikleri yaygın iddialar arasındadır. Bin Ladin’in ideolojik görüşlerinin oluşmasında, Muhammed bin Abdülvahhab tarafından oluşturulan Vahhabiliği benimsediğini öne sürerken buna karşı çıkan kaynaklar da bulunur..”  Daha fazlası için bakınız: https://tr.wikipedia.org/wiki/Usame_bin_Ladin%27in_d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce_yap%C4%B1s%C4%B

(***) Ünlü İngiliz casusu Lavrens : Thomas Edward Lawrence (15 Ağustos 1888 – 19 Mayıs 1935) : Britanyalı arkeolog, asker ve diplomat. 1916 – 1918 yılları arasında Arap Ayaklanması ve Sina ve Filistin Cephesi gibi olaylarda Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine karşı üstlendiği rol ile ünlüdür. Buradaki rolü nedeniyle Arabistanlı Lawrence olarak tanınmıştır.  Daha fazlası için bakınız: https://tr.wikipedia.org/wiki/T._E._Lawrence

(1) Evanjelizm, Tanri’yi Kıyamete Zorlamak, Ramazan Kurtoğlu, 2. Baskı, Mayıs 2016- İstanbul

(2)Daha fazlası için bakınız: AHMET AKGÜLSiyaset Bilimci – Düşünür   Araştırmacı & Yazar. http://www.7sabah.com.tr/haber/4333/fetullah-gulen-erbakan-hoca-ve-ahmet-akgul-disinda-herkesi-kandirmisti/

(3) http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/01/26/isin_asalasi_chicago

15 Temmuz’da uçurumun kenarından döndük: Batı güdümlü tarikatlar Modern Truva Atları’dır (2)

truva

 

Amerikan ve İngiliz birlikleri Irak’a saldırdıklarında, Dünya ve Türk medyası ile birlikte : Türk akademisyen ile  emekli asker strateji uzmanları, asıl savaşın Bağdat ve çevresinde olacağını dile getiriyorlardı. Hâlbuki Bağdat ve çevresi Saddam’ın askerleri tarafından hiçbir direnç gösterilmeden Amerikan askerlerine teslim ediliverecekti.

Niçin böyle olmuştu?

Tarikat yoluyla Irak devlet mekanizması devşirilmişti.  (Kesnizani Tarikatı) Şeyh Muhammed müridlerine Amerikan askerlerine direnmemelerini öğütlemişti. Şeyhin emrindeki mürid generaller vatanlarının bağımsızlığı için savaşmak yerine Şeyh Muhammed’in emrine uydular.

Bu arada (Saddam’ın sağ kolu) İzzet El Duri (*) de boş durmamış, Bağdat’ın kuzeyini de o teslim etmişti Amerikalılara. Şeyhin isteğinde mutlaka bir keramet vardı. (1)

Batı Güdümlü Tarikatlar, Modern Truva Atları  mıdır?

Bu noktada başta kendi ülkesini işgalci batılılara teslim eden Kesnizani Tarikatı ve kurucuları tanıtılmalıdır..

Kesnizani Tarikatı (**) :

…Bizdeki masonlar gibi teşkilatlanan bu tarikat, Irak’ta istihbarat servisini ve o orduyu ele geçirmiştir. Tarikatın başına Şeyh Muhammet Kesnizani geçince, hedefine ordu ve istihbarat mensuplarını, polisi ve bürokrasiyi koyuyor. Buralardan yoğun bir şekilde mürit kazanmaya başlıyor.

Öyle ki Irak genelkurmay Başkanı Mareşal Ayat Fetih El Ravi, Hava Kuvvetleri Komutanı Mareşal Hamid Şaban, Umumi Askeri İstihbarat Başkanı Mareşal Vefik El Samarayi, üst düzey ordu komutanları ve birçok subayı mürit yapıyor.

En ilginç olansa, Saddam’ın ilk eşi Sacide, kardeşleri Barzan ve Vatman ve oğlu Uday’da Kesnizani’lere katılıyor. Bunları mürit yapabilen bir tarikatın, saraydaki ve Saddam’ın çevresindeki daha kimleri kendisine bağladığını bir düşünün.

Böyle olunca da Saddam’ın her hareketi, her düşüncesi, hatta yatış kalkış saatleri bile MOSSAD ve CIA‘ya bildirilmiş. Savaş sırasında ise bu tarikatın müridi olan birçok subay ve üst düzey komutan savaşmak yerine, askerlere

“Sivillerinizi giyinin ve silahlarınızı bırakıp evlerinize dönün emri verip orduyu adeta buharlaştırmış.

Amerikan ordusu Bağdat çevresinde geldiğinde bütün dünya, Savaş yeni başlıyor, Saddam’ın efsane Cumhuriyet Muhafızları, Medine Tümenleri zor yenilirbeklentisi içindeyken, savaş birdenbire sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi bitti. İşte bu ani bitişin sırrı bu tarikattır.” (2)

Irak’tan sonra Pakistan :

…Adı Tahir Kadri! İlk mesleği imamlık! Pencab Üniversitesi’nden İslami Hukuk doktorası var. Yaşı 65.

2004’te iltica ettiği Kanada’nın da pasaportunu taşıyor. Çifte vatandaşlığı Pakistan’ın yanında dünya çapında etki alanını genişletmesine katkı sağladı. Şöyle de denebilir; böyle bir konuma ulaşması için Kanada’ya kabul edildi. Minhac’ul Kur’an  (Kur’an Yolu) derneğini 1981’de kurdu. Kuruluş amaçlarının başında “dinler arası iletişimi geliştirmek” de vardı.

Kadri, Pakistan dışında “ılımlı bir Sufi” olarak takdim edildi. 1970’lerde Lahore’da halka yaptığı konuşmalarıyla ünlendi…

Kadri “Eğitimde Yüksek Kalite” ve “İslam’ın ılımlı bakışının dünyaya anlatılması” amacıyla 30 yıl önce yola çıkmıştı. Bugün 90 ülkede faaliyet gösteren kurumlarıyla uluslararası bir aktör olarak kabul ediliyor. Ayrıca BM, dünya barışına katkı yaptığı gerekçesiyle Kadri’ye özel danışmanlık statüsü bile verdi…

Kadri zaman içinde kendisine yargı ve ordu içinde destekçiler oluşturmuştu. Bunların girişimleriyle hükümeti düşürmek istedi. Bu süreçte Başbakana tutuklama kararı bile çıkartmayı başardı. Hükümet buna karşı direndi ve sonuçta Kadri’nin arzuladığı hedefi boşa düşürmüş oldu.  (3)

Pakistan’daki,  “Kur’an Yolu” derneğinin amaçları ile Gülen yapılanmasının yol haritasında örtüşenlere baktığımızda bunlar :

“Dinler arası iletişimi geliştirmek”,

– “ılımlı bir Sufi”,

– “İslam’ın ılımlı bakışının dünyaya anlatılması”

Tarikatlar üzerinde yapılan : Ordu ve Yargı (kurum) mensuplarını çeşitli vaatlerle ele geçirmek, geniş casusluk ağı kurmak ve (Devleti) Hükümeti (içten) Darbe ile ele geçirerek yabancı işgaline hazırlamak…

Irak’ta Devleti nerede ise savaşmadan Amerikalılara teslim eden Kesnizani tarikatı ile, Pakistan’daki, “Kur’an Yolu” derneğinin çalışmaları ve izledikleri yol Gülencilere ne kadar da benzemektedir.

Sayılanlara : bu çeşit yapılanmalarının tek kaynaktan yönetildiğinin dayanağı ; Gerçek niyet gizlenerek işgal yapılacak ülkenin içine sokulan Modern Truva Atları demek doğru değil midir?

 

Devam edecek

-Biz, Batı destekli örtülü işgal hareketinin neresinden döndük?  Bu işgal harekeri başarılı olabilseydi, en iyimser ihtimalle bu sarmaldan çıkmak için ülke olarak bir elli yıl daha kaybedecektik.

Resim: web ortamından alınmıştır.

(*) İZZET İBRAHİM EL-DURİ KİMDİR?

ABD’nin Irak’ı 2003 yılında işgal ederek Saddam Hüseyin iktidarını devirmesine kadar Irak Devrim Komuta Konseyi Başkan Yardımcısı olarak görev yapan İzzet İbrahim el-Duri, 1942 yılında Saddam Hüseyin’in memleketi olan Tikrit’te doğdu. Baas Partisi’nin iktidara geldiği 1968’deki darbenin mimarlarından biri olan El Duri aynı zamanda devlet başkanı yardımcısı olarak Saddam Hüseyin’e en yakın isimlerden biriydi. Rejiminin iki numaralı ismi haline gelen El Duri kızını Saddam Hüseyin’in oğlu Uday Hüseyin’le evlendirdi. 20 Mart 2003’te Irak’ı işgal etmeye başlayan Amerikan güçleri 9 Nisan 2003’te Bağdat’a girerek Saddam Hüseyin rejimine son verdi. Daha sonra Saddam ve Baas rejminin birçok önde gelen ismi yakalanmasına rağmen İzzet İbrahim El Duri yakalanamadı.”  Daha fazlası için bakınız : http://www.ntv.com.tr/dunya/saddamin-sag-kolu-izzet-ibrahim-el-duri-olduruldu,d89TxymmOUmyYVl1yVy-bQ

(**) Kesnizani Tarikatı:“Kesnizani, Süleymaniye civarında yerleşik bir Kürt aşiretinin adı… Tarikatın lideri Kürt asıllı Şeyh Abdülkerim Kesnizani.  ‘Irak’ı, ABD’ ye,  altın tepside içinde sunan  tarikat.’ (Alıntı: “Evanjelizm”, Ramazan Kurtoğlu) Kesnizani tarikatı’nın, “MOSSAD ve CIA tarafından Saddam’ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize..” edildiği konusunda yoğun iddialar vardır. Bu dizide bahsekonu Tarikat hakkında geniş açıklamalar yapılacaktır.

Kaynaklar:

(1) “Evanjelizm”, Ramazan Kurtoğlu

(2) Daha fazlası için bakınız : AHMET AKGÜL, Siyaset Bilimci – Düşünür   Araştırmacı & Yazar http://www.7sabah.com.tr/haber/4333/fetullah-gulen-erbakan-hoca-ve-ahmet-akgul-disinda-herkesi-kandirmisti/

(3) Mustafa Kaya, 31.07.2016 mustafakaya@milligazete.com.tr@RSSDerenin Taşı, Derenin Kuşu (Tahir Kadri – Kesnizani)

Millet-Devlet olarak hangi uçurumun kenarından döndüğümüzün henüz farkında değiliz. Kesnizani Tarikatı* (1)

resim

 

Devletler de, kurucuları, yönetici insanları gibi kendilerini  -Felsefelerini- tekrar ederler. Bu nedenle, Tarih : kendisinden ibret alanlarına değil, almayanlarına  –Aptallara-  tekrarı yaşatmaktadır.

Eğer, 15 Temmuz 2016 gecesi: Halkımızın, özellikle son bin yılımızdan bugüne, yaşadıkları ile oluşan basireti, yöneticilerine kesin inancı olmasaydı; büyük bir ihtimalle, son yüzyılımızı kaybettiğimiz gibi, toplum olarak bir elli yılımıza daha kaybedecek, Ülke kalkınması yerine, içine düşürüldüğümüz çukurdan kurtulma mücadelesi verecektik.

Bu topraklara, “Vatanım” diyen her vatandaşımız, sadece bugünlerin değil, son 700-800 yılımızda yaşadıklarımızın arka planını : Batılıların: Şark Meselesi” olarak isimlendirdiklerini öğrenmek zorundadır.

Devletimizi saran, (nerede ise tamamına yakını dış destekli)  bu zehirli sarmaşıklar: Devlet ve millet ağacımızı, çok büyük budamalarla (küçülmelerle) ancak, kurtarılabilecek hale getirebilecekti. Bunun arkasında: hem ABD, hem de Avrupa (gelecekleri) olduğunu bilmek ve bundan sonra : içinde uyuşturulduğumuzdan havuzlardan, yaşadıklarımızdan büyük bir ders alarak çıkmak durumundayız.

Bilelim ki, yaşadıklarımız: sadece son kırk yılda değil, yüzelli yıldan bu yana kurgulanan oyunların -devam eden, Şark Meselesi’nin- bir sonucudur.

Tarihimizde fazla seslendirilmeyen, İnönü’nün, Lozan Antlaşması’nın hemen arkasından söylediği iddia edilen : “Bir doksan yıl daha kazandık!” ifadesi; siyasi tarihimizi bilenlere, bu olaylarla birlikte daha da anlamlı hale gelmiş olmalıdır.

Bir ülkenin topraklarının fiziki işgali geçicidir. Kalıcı olan: İnsanlarının, zihinlerinin işgalidir.

Vatanseverlerimiz, “Şark Meselesi”nin ne olduğu konusunda aydınlanmalarının yanında ; yabancı (Misyoner) okullarını da sorgulamalıdır. Robert Kolej’de okuyan Müfide Ferit Tek, ecnebi mekteplerinde Türk çocuklarını nasıl feci bir akıbetin beklediğini “Pervaneler” isimli romanında şöyle özetlemiştir: “Gerçekte buraya Türk giremez demek doğru değildir. Türk girer, fakat Türk çıkamaz.”(1)

Bu yazı dizisinde bunların önemine işaret edilerek, zehirli sarmaşıkların, Devlet Ağacı’mızı nasıl sardığı anlatılmaya çalışılacaktır.

Irak Savaşı’nda Bağdat Savaşılmadan nasıl teslim edildi?

“…Herkes “Esas savaş Bağdat’ta olacak” derken, Bağdat savaşmadan teslim edilmişti Amerikan askerlerine. Tarih 10 Nisan 2003’ü gösteriyordu.

Teslimatı yapan, gerçekte Irak’ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen Kesnizani tarikatıydı.

Tarikat “körfez savaşı”ndan sonra Saddam’ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. Saddam’ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler… Hepsi tarikat “müridleri” y di.

Kesnizani tarikatı, MOSSAD ve CIA tarafından Saddam’ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize edilmişti.

…Tarikatin “müridleri” Saddam’m en yakınında olanlardı. Onun her hareketini, her adımını an be an tarikat şeyhinin oğlu Nehru’ya aktarıyorlar, sonra da bilgiler kuş olup MOSSAD ve CIA istasyonlarına doğru uçuyordu…(2)

Putin bile 10 yıl önce farkına varıp Bunlar eğitim kurumları değil, CIA ve MOSSAD’ın karargâhlarıdır diyerek bütün okullarını kapattığı Fetullahçıların nasıl bir fesat ve tahribat şebekesi olduğunu bizim dindar kahramanlar ancak yeni yeni fark etmeye başlamıştı. (3)

…15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi ile cemaatler ve siyaset arasındaki ilişkinin nasıl istismar edildiğini, suistimale nasıl tabi tutulduğunu, hatta ihanet derecesinde bir yöne nasıl evirildiğini açık bir şekilde yüreğimiz yana yana görmüş olduk.

Bu çetrefilli ilişkiler manzumesi sadece bizde yaşanmadı elbette. Pakistan ve Irak’ta da aynı şekilde cemaatler yönetimlere karşı kullanıldı. Öylesine kullanıldılar ki, birisinde başarılı bile oldular.

Nasıl mı

Önce Pakistan’a bakalım. Adı Tahir Kadri! İlk mesleği imamlık! Pencab Üniversitesi’nden İslami Hukuk doktorası var. Yaşı 65. 2004’te iltica ettiği Kanada’nın da pasaportunu taşıyor. Çifte vatandaşlığı Pakistan’ın yanında dünya çapında etki alanını genişletmesine katkı sağladı.

Şöyle de denebilir; böyle bir konuma ulaşması için Kanada’ya kabul edildi. Minhac’ul Kur’an  (Kur’an Yolu) derneğini 1981’de kurdu. Kuruluş amaçlarının başında “dinler arası iletişimi geliştirmek” de vardı.

Kadri, Pakistan dışında “ılımlı bir Sufi” olarak takdim edildi. 1970’lerde Lahore’da halka yaptığı konuşmalarıyla ünlendi. Gördüğü rüyalar üzerinden Pakistan devlet sistemini eleştirmesiyle tanındı. Rüya anlatımlarının bu denli etkili olmasının sebebi, rüyalara büyük önem veren Biralvi Tarikatı’na mensup olmasıydı.

Kadri “Eğitimde Yüksek Kalite” ve “İslam’ın ılımlı bakışının dünyaya anlatılması” amacıyla 30 yıl önce yola çıkmıştı. Bugün 90 ülkede faaliyet gösteren kurumlarıyla uluslararası bir aktör olarak kabul ediliyor.

Ayrıca BM, dünya barışına katkı yaptığı gerekçesiyle Kadri’ye özel danışmanlık statüsü bile verdi.

Tahir Kadri Aralık 2012’de Pakistan’a döndüğünde “demokratik devrim” çağrısı yaptı. Düzenlediği mitingde hükümete, seçim takvimini belirlemesi ve geçiş hükümeti kurması çağrısında bulundu. Kadri zaman içinde kendisine yargı ve ordu içinde destekçiler oluşturmuştu. Bunların girişimleriyle hükümeti düşürmek istedi.

Bu süreçte Başbakana tutuklama kararı bile çıkartmayı başardı. Hükümet buna karşı direndi ve sonuçta Kadri’nin arzuladığı hedefi boşa düşürmüş oldu.

Irak’taki Kesnizani Tarikatı da aynı şekilde yönetime karşı kullanılmıştı. Saddam döneminde özellikle istihbarat ve orduya sızan tarikat mensupları, önemli mevkilere kadar gelmişti. Öyle ki bu mevkiler arasında, Genelkurmay Başkanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, İstihbarat Başkanlığı gibi önemli makamlar dahi vardı. Hatta Saddam’ın iki kardeşinin, karısının ve oğlu Uday’ın da Kesnizani tarikatına mensup olduğu biliniyordu. Tarikatın ilk dönemlerinin aksine, bir süre sonra üst yönetimin yabancı istihbarat örgütleriyle işbirliğine geçtiğine dair bilgiler gelmeye başladı.

…Türkiye, Pakistan ve Irak… Üç ülke, üç örnek, üçünün de etki alanları kendileriyle sınırlı değil. Yazılan senaryolar ve kullanılan yöntemler aynı. Tek fark var, o da figüranlar. Oyun kurucuların taktiği de, hepimizin çok iyi bildiği bir taktik. “Derenin taşıyla, derenin kuşunu vurmak.” (4)

 

Devam edecek

-Bir devlet, Dışarıdan destekli Tarikatların: uygulamalarını, niyetlerini, beklentilerini bilmemesi mümkün müdür? Bir merdivenden yukarı çıkmaya çalışan bir insan, üzerinde yükseldiği basamakların güvenilirliğini neden sorgulamaz?

www.canmehmet.com

Resim:  www.colourbox.com

 

(*) Kesnizani Tarikatı: “Kesnizani, Süleymaniye civarında yerleşik bir Kürt aşiretinin adı… Tarikatın lideri Kürt asıllı Şeyh Abdülkerim Kesnizani.  ‘Irak’ı, ABD’ ye,  altın tepside içinde sunan  tarikat.’ (Alıntı: “Evanjelizm”, Ramazan Kurtoğlu) Kesnizani tarikatı’nın, “MOSSAD ve CIA tarafından Saddam’ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize..” edildiği konusunda yoğun iddialar vardır.  Bu dizide bahsekonu Tarikat hakkında geniş açıklamalar yapılacaktır.

 

(1) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız: http://www.canmehmet.com/yabancilar-hedef-ulkelerde-okul-ve-askeri-usleri-nasil-acabilmekte-ve-izin-alabilmektedir.html

(2) Evanjelizm”, Ramazan Kurtoğlu. Sahife: 298 ve devamı

(3) Daha fazlası için bakınız:  AHMET AKGÜLSiyaset Bilimci – Düşünür   Araştırmacı & Yazar. http://www.7sabah.com.tr/haber/4333/fetullah-gulen-erbakan-hoca-ve-ahmet-akgul-disinda-herkesi-kandirmisti/

(4) Daha fazlası için bakınız: Mustafa Kaya, 31.07.2016 mustafakaya@milligazete.com.tr @ RSS Derenin Taşı, Derenin Kuşu (Tahir Kadri – Kesnizani)

 

Bugüne kadar işlenen “Arap Düşmanlığı”ndan kimler kazandı? Türkler ve Araplar dışında herkes (3)

TOPLUM OLARAK: BİR YILDA YİRMİBEŞ KİTAP OKUYARAK, İHTİYACIMIZ OLAN SİVİL-ASKERİ TEKNOLOJİYİ ÜRETECEĞİMİZ SÜREYE KADAR, SİYASİ BAĞIMSIZLIĞIMIZ OLSA DA İKTİSADİ BAĞIMSIZLIĞIMIZ OLMAYACAKTIR.

İngiltere’nin Ortadoğu’ya silah satışı arttı. Times gazetesi, İngiltere’nin Arap Baharının başlamasından bu yana, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya silah ihracatının yüzde 30 arttığını yazdı.  (1)

Almanya Ortadoğu’ya Silah İhraç Edecek

Federal Alman Meclisi Federal Güvenlik Konseyi, Ortadoğu ülkelerine yapılacak silah ihracatını onayladı.

Uzun tartışmaların ardından gelen onayla Ürdün’e 600 tanksavar silahı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne 500 makineli tüfeğin yanı sıra Umman’a da silah satışı yapılacak. Silah alacak ülkeler listesinde Mısır, Lübnan, Cezayir ve Suudi Arabistan da bulunuyor.

Heckler&Koch silah firması tarafından Ortadoğu ülkelerine farklı silahların satıldığı ve 2015 yılının ilk 6 ayında Almanya’nın silah ihracatının 3,5 milyar Euro’yu bulduğu açıklandı. Almanya, 2014 yılında ise 3,9 milyar euroluk silah ihracatı yapmıştı. (2)

İsrail’in Haziran 1967’deki savaşta güle oynaya kazandığı Altı Gün zaferi Arapları utanç dolu bir acıya boğduğunda ve İsrail, Batı Şeria, Gazze ve Sina’yı işgal ettiğinde. Birleşik Devletler bu duygu yüklü meselede Arapların karşısında yer almıştı.

İsrail ile dostane ilişkileri olan ve İslam’a bağlılık iddiaları güçlü olmayan Şah, ABD’nin bölgedeki güvenliğini sağlamak için en uygun adaydı.

“Washington açısından, Şah’a verilen rolün ağırlığının yeni bir şekilde arttırılması, Vietnam’daki ABD savaşı nedeniyle de anlamlıydı. Güneydoğu Asya’daki Amerikan gücünün sınırları acı bir biçimde gözler önüne serilmişti.

Basra Körfezi’nde yığınağı arttırmak gibi yeni askeri taahhütlerde bulunmanın  tutar tarafı yoktu.

Öyle görünüyordu ki, Şah şık bir alternatif sunuyordu:

İran’a akan Petro dolarlar karşılığında, bu ülkeye son model askeri teknoloji, eğitim ve lojistik destek temin etmek ve Pehlevi rejimine bölgesel jandarma rolünü vermek.

Anlaşma, 1972’de Tahran’da gerçekleşen bir buluşmada, Şah, Nixon ve Kissinger arasında bağlandı.

Nixon Şah’a

-“Beni kurtar” demişti.

-Amerika’nın Batı Asya’daki askeri temsilcisi olma teklifimizi kabul ederek beni Körfez’de polislik yapma ve Batı’nın çıkarlarını koruma yükünden kurtar.

Şah bu teklifi büyük bir hevesle kabul etti.

O andan itibaren İran, nükleer cephanelik dışında, tüm Amerikan silahlarına erişme imkânı kazandı…

Petrol fiyatlarının dört katına çıkmasının hemen ardından, Şah büyük ve oldukça gelişmiş bir hava kuvvetleri çapında bir sipariş verdi:

-Grumman yapımı 80 adet savaş jeti;

-General Dynamics tarafından henüz üretilmeye başlanan 100 adet F-16 savaş uçağı;

-McDonnell-Douglas yapımı 108 adet F-4 savaş uçağı.

Sonraki birkaç yıl içinde, İran’ın ABD silahları için yaptığı siparişler on milyarlarca dolara ulaştı.

..Daha önce hiç görülmemiş bu silah akışı, Basra Körfezi bölgesi için “ikiz sütunlar” olarak bilinen stratejiyi hayat geçirdi. Bir politik görevli stratejiyi şöyle tarif ediyor:

-“Strateji, ABD’nin Basra Körfezi’ndeki çıkarlarının koruyuculuğunu yapma konusunda güvenilecek iki kilit isim olarak İran ve Suudi Arabistan’ı gösteriyordu. Her ne kadar politik bildirge her ikisine de eşit davranılması gerektiğini ilan etse de, İran’ın daha önemli ortak olduğu belliydi. Bu önem, İran’ın jeostratejik konumundan ileri geliyordu: Sovyetler Birliği, Irak, Pakistan ve Afganistan ile komşuydu; Hürmüz Boğazı üzerinde fiziki bir denetimi vardı; varlığı ispatlanmış petrol rezervleri vardı; günlük üretimin ve OPEC’in liderliği elindeydi; büyük bir nüfusa sahipti; ve Şah Amerikan çıkarlarını, tehditle karşılaştığı her yerde, yırtıcı bir biçimde savunma yönünde gönüllüydü..”

Şah bir diktatör, tipik bir Doğulu despot, dünyanın en kötü insan hakları İhlallerini yapan biri olarak biliniyordu. Amerika’da politik çevrelerdeki yaygın görüş şöyleydi:

-“O bir piç kurusu, ama bizim piç kurumuz.”(3)

Suudi Arabistan, Pratt’ın ürettiği motorlarla donatılmış 200 adet savaş jeti ve 400 adet Kobra’yı kapsayan çılgınca bir alışveriş yaptı. Bu ihracatın çoğu ABD Savunma Bakanlığı’nın Dış Askeri Satışlar (FMS) programı tarafından finanse ediliyordu.

Bunlar içerisinde hakkında en çok tartışılan ve UTC’nin ne kadar iddialı oynadığını gözler önüne seren AWACS’ti. Bu oldukça geliştirilmiş Havada Uyarı ve Kontrol Sistemleri Boeing tarafından üretiliyor ve Pratt & Whitney (Havacılık Uzay şirketi)  motorlarını kullanıyordu.

..Suudilerin 8 milyarlık alışverişi esnasında, Boeing ve UTC İsrail’in dostlarının Kongre’deki güçlü ittifakını alt etmek zorundaydı. Bu yüzden UTC başkanı Harry Cray, Kongre Binası’ndaki gelmiş geçmiş en şiddetli lobi faaliyetlerinden birini başlattı.

AWACS üretimine dahil olan binlerce taşeron üreticinin lobi desteği konusunda araştırma yaptı ve Boeing ile birlikte, eğer Kongre satışa onay vermezse ‘ –kaybedilecek olan ihracat ve istidamdan’ dem vurdu – bir taşeron buna ‘açık ekonomik şantaj’ demişti.

Tehlikede olan sırf AWACS satışları değil, bütün Suudi silah pazarıydı. Senato dört oy farkla satışı onayladı. (4)

Bir ülke düşünün, şeklen de olsa bir Siyasi Bağımsızlığı vardır

Ancak, bu ülke, ne sivil, ne de askeri ihtiyaçlarını üretememekte, tamamını ithal etmektedir. İş bununla da kalmamaktadır. Bu ülkenin Enerji ihtiyacı da, dışarıdan (petrol-gaz)  ithal edilmektedir.

İlginç olanı: Bu ülkenin ne teknolojik araç ihtiyacını ne de petrol ihtiyacını karşılayacak parası yoktur.

Bu ülke: ihtiyaçları için temin ettiği (dış kaynaklı) paraya yüksek faiz ödemenin yanında, aldığı her dış borçta, kendisine para verenlere siyasi, mali avantajlar sağlamaktadır. (IMF-Dünya Bankası dayatmaları)

Soruyoruz:

-İktisadi (teknoloji-para) bağımlılığı olan bir ülkenin siyasi bağımsızlığı olsa ne yazar, olmasa ne?

Bizim yıllardır anlatmak istediğimizin özeti budur.

-İşgalciler, eğer, Topraklarınızı işgal etmişlerse, bu bir gün sonlanacaktır. Ancak, Kültür değişimi ile ülke Aydınının zihni işgal edilmiş ise, bu işgal (onlar adına) sonsuza kadar devam edecektir.

Bizim farkında olmamız, önlem almamız gereken budur. Yabancı okulların tek bir işlevi varsa : bunun, (zihni işgalin) onlar adına oralarda sağlanıyor olmasıdır.

-Paris beslemeli Jön Türkler ile Pensilvanya beslemeli Gülencilerin bir farkı yoktur.

-Olmadığı, 15 Temmuz 2016’da açık olarak görülmüştür. İttihatçılar bir darbe ile işbaşına gelmiş, Ülkeyi bir Dünya Savaşı’na sokmakla kalmamış : Devleti küçük parçalara ayrılmasında da aktif olarak yer almışlardır. Çoğunlukla kime-neye hizmet ettiklerinin farkında dahi olmadan.

Eğer, dış destekli 15 Temmuz 2016, (örtülü işgal) darbe girişimi başarılı olabilseydi, başımıza İttihatçıların bizi savaşa sokmalarında sonraki süreç yaşanmayacak mıydı?

Yaşanacak olanlar: İran ile aramız açılacak, İslam Âlemi ile (Kürt Devleti kurdurulması sonucu) Araplar ile uzun süre telafi edilemeyecek sorunlar yaşanacak ve onların bize olan güvenleri kaybedilecekti.

Enver Paşa, Bir Alman denizaltısı ile Almanya’ya kaçarken, Yaverine:

“Paşam, Turan olalım derken viran olduk, Siyonistlerin oyununa geldik… Sultan Abdülhamid’i hiç anlayamadık…”dememiş midir?

Sonsöz:

Türk-Arap Düşmanlığı, gerçeğinde: Türk, Türkiye ve İslam düşmanlığıdır.  Batılılarla ne zaman bir sorun yaşamışsak (kimi zaman kimi yöneticilerini dışarıda tutarak) , bizim için üzülen, yardım için çırpınan Araplar ve Müslümanlar olmuştur.

Şahit olanları bilecektir. Bizim kazandığımız Bir Milli maçta, inanınız, Araplar ve Müslüman halklar bizden daha fazla sevinmektedirler.

Lütfen, Çanakkale şehitliklerini gezerken, (Çanakkale Savaşları’nda) bizim için orada şehit olan Arap kardeşlerimize de bir Fatiha okuyunuz.

Kıbrıs Barış Harekâtında Kaddafi’nin bize olan yardımları unutulabilir mi?

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmıştır.  A) http://twicsy.com/i/4sGh2d

B) https://www.bakiselamlar.com/2012/11/akp-zihinsel-igal-gercekletiriyor/

(1) Daha fazlası için bakınız: http://www.pressmedya.com/?aType=haber&ArticleID=4066

(2) Daha fazlası için bakınız:  http://www.haberay.com.tr/almanya-ortadoguya-silah-ihrac-edecek-12622h.htm

(3)“Savaş Ganimetleri” Sahife:234

(4) Savaş Ganimetleri, Sahife:135 Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/amerika-ve-rusya-silah-ticareti-uzerinden-diktatorlerle-birlikte-dunyayi-nasil-somurmektedir-2.html

 

Arap Düşmanlığını besleyenlere soralım: Askeri üsler mi, misyoner okulları mı kapatılsın (2)

GENÇLİĞİ KAZANIRSANIZ GELECEĞİNİZİ DE KAZANIRSINIZ. GERİSİ BOŞTUR.

GENÇLİĞİ KAZANIRSANIZ GELECEĞİNİZİ DE KAZANIRSINIZ. GERİSİ BOŞTUR.

 

Bir ülkeyi, “Sömürge” haline getirmek: Askeri üslerle değil, gelecekteki ülke aydınlarını bu işe uygun “fikrî yapı”da yetiştirmekle mümkündür.  Örnek: Amerikan/Robert Koleji mezunu Halide Edip Adıvar, Milli Mücadele’de “Amerikan mandası” isteyen arasında değil midir?

-Yeni Devlet’in Fikri Yapısı’na katkı sağlayanlar arasında:  -Türkçü- Halide Edip ile Munis Tekinalp (Moiz Kohen) de vardır.  Bu iki Aydın’ın Yahudi/Musevi kökenli olduklarını bu olaya hiç karıştırmayalım. (1)

İttihatçı hırslı genç subayların büyük hataları nedeniyle, Osmanlının parçalanmasından sonra yine bunlar tarafından, “Türkçülük” üzerine kurulan, Yeni Devlet’in Fikri Temelleri, yaygın bilinenlerin aksine ağırlıklı olarak Türkler değil, Sabataistler/Siyonistler tarafından atılmıştır.

Bunun nedenleri araştırmaya değmez mi?

Fransa İhtilali’nden (beslenen) esinlenen Jön Türkler, Osmanlıyı parçalar, ancak, Bizlere “ulusçuluk“u öneren Fransızlar bugün hangi bayrak  altında yaşamakta ve hangi  para birimini kullanmaktadır?

Avrupa Biriliği’nin, ortak parası “Euro” yu değil mi?

Bizleri parçalayanlar, kendileri için, birlik olmayı, birleşmeyi uygun görmektedirler.

-“Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

Ondokuzuncu yüzyılla beraber Osmanlı toplum dinamiğinde ortaya çıkan faklılıklara paralel olarak değişmeye başlayan siyasî ortamda da, bir kimlik arayışına girdiklerinde de hep Yahudîler yanlarında olmuştur.

Nitekim ittihat ve Terakki hareketi ve bununla beraber o dönemde etkinlik kazanan masonluk içinde kurulan dostluklarda Sabetaycılar’ın ve Yahudiler’in ayn amaçlar altında birleşmeleri de bu nedene dayanmaktadır.

O kadar ki dönem içinde doğan ve fakat İstanbullu Yahudiler’ce benimsenmeyen Siyonizm hareketine Sabetaycılar daha fazla destek vermişlerdir.

Dönemin etkili isimlerinden (Sabetaist) Cavid Bey’in ve gazeteci Ahmet Emin Yalman’in İsrail’in kurulusunu destekleyen fikirleri acaba bir rastlantı mıdır? (2)

Burada izninizle bir soru da biz soralım:

-İsrail’in kuruluşuna onay veren (yöneticiler) Aydınların: “Arap Düşmanı” olmaları, yadırganacak mı, normal bir süreç, sonuç mudur ?

İttihat Terakki’nin kurulmasıyla beraber Sabetaycılar’ın özellikle siyasî rolleri belirginleşti.

Genellikle o dönemdeki ‘diğer etnik unsurlara göre ticarî ilişkileri nedeniyle batı ülkelerine ve onların kültürlerine karşı ilgi gösteren Sabetaycı cematler, politik mücadelelerini, özellikle Fransız Devrimi’yle özdeşleşen hürriyet, kardeşlik ve eşitlik düşüncelerinde somutlaştırdılar…” (3)

 “..Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk öğretmeni olan ve onun Nutuk’unda adı geçen Şemsi Efendi (Sabetayist Şimon Zwi), devrinin yalnız büyük bir eğitimcisi değil, aynı zamanda siyasî yönleri de olan bir kabalistiydi…” (4-5)

Peki, “Sabetayistler-Kabalistler Kimlerdir?

ATATÜRK’ün öğretmeni Şemsi Efendi, 1852 doğumlu bir Sabataist idi. Sabataistler’in bir zahirî Müslüman, bir de asıl kimliklerini teşkil eden Yahudilik ismi bulunuyordu.  Sabateistler neden iki isim kullanmaktadır?

Araştırmacı Ilgaz Zorlu Bey, Toplumsal Tarih dergisinin sayısında (1 Ocak 1994) yer alan “Atatürk’ün İlk Öğretmeni Şemsî Efendi Hakkında Bilinmeyen Birkaç Nokta”  ilk yazısında bu zatın o zamanın büyük bir Sabataycı kabalisti olduğunu beyan etmektedir.

Şemsi Efendi, Osmanlılara ve Müslümanlara kendini Müslüman biri olarak tanıtırken, el altından gizlice Sabatay dininin yayılması, Sabataycıların bilgilenmesi, güçlenmesi, üstün hale gelmesi için çalışıyordu. Kurduğu okulun “Akaid-i diniye” hocalığını üzerine almıştı. Bu derslerde Dönme öğrencilerine zahiren nasıl Müslüman görüneceklerini, bâtınen de Yahudiliğin Sabatay Sevi mezhebine nasıl bağlı kalacaklarını öğretmiş olsa gerektir. (6)

Meşhur Sabataycı gazeteci Ahmed Emin Yalman 1922’de Vatan gazetesinde yazdığı “Tarihin Esrarengiz bir Sahifesi’ adlı yazı serisinde Sabataistlerin Karakaşlar grubunda meydana gelen ilerlemenin (Şimon Zwi) Şemsi Efendi’nin açtığı Feyziye Mektebi sayesinde olduğunu iddia ederek

iki asırlık fakr ü cehaleti beş on senelik bir intibah silip süpürdü. Bir zamanlar memleketin en mükemmel terbiye müessesesi olan Fevz-i Sıbyan ve Feyziye’nin bu intibahın husulüne pek büyük bir tesiri olmuştur” cümlelerini yazmıştır.

Atatürk’ün ilk hocası Şemsi Efendi bütün gayretiyle Sabatay Sevi’nin dinine bağlı olan Selanik Dönmelerinin ilerlemesi ve güçlenmesi için çalışmıştır. Balkan harbinden sonra Türkiye’ye gelen bu zat, 1917’de ölmüş ve dönmelerin Üsküdar Bülbülderesi’ndeki özel kabristanlarına gömülmüştür. (7)

Devam edecek

Feyz-i Sıbyan’dan Işık’a Feyziye Mektepleri

“…1923’te buhranlı günler geride kalmıştı. Selanik Feyziye’sinin tüm öğrencileri Anavatana gelmiş, Selanik’teki okul kapanmıştı. Bir süre sonra Beyazıt’taki okul binası yetersiz kalmaya başladı. Bunun üzerine Teşvikiye’deki Naciye Sultan Konağı kiralanarak buraya yerleşildi. Kısa bir süre sonra da bu bina ve arazisi satın alındı.

17.12.1934’te Okulun ellinci yılı kutlamaları sırasında Yönetim Kurulu okulun adını Işık Lisesi olarak değiştirdi ve karar Atatürk tarafından onaylandı.

 

www.canmehmet.com

Resim:www.fmv.edu.tr-hakkimizda-feyziye-mektepleri-vakfi alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(1)Halide Edip Adıvar (1884 -1964) Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. Halide Onbaşı olarak da bilinir. Halide Edip, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı’nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır. Halide Edip’in,  “Yahudi” olduğu iddiası için bakınız; http://www.canmehmet.com/wp-admin/post.php?post=5231&action=edit

(2)Evet Ben Selanikliyim”, Ilgaz Zorlu. Sahife:8

(3) Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler., s.301 (Ilgaz Zorlu aktarımı)

(4) Ilgaz Zorlu, Sahife:21

(5) Diğer bir kaynak:  Soner Yalçın’ın Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı adlı kitabında Şemsi Efendi’ye yönelik “…Artık Selanik’te cemaatlerin finanse ettiği modern eğitim veren okullar faaliyetteydi. Bunların en ünlüsü, 1873’te Vali Midhat Paşa zamanında, Şemsi Efendi (Şimon Zvi) tarafından açılan Fevziye Mektebi’ydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olan rüştiye mezunu Şemsi Efendi öğretmen olmak ve mahalle mektebinde uygulanan ezbercilik sisteminden koparak yeni öğretim yöntemleri uygulamak amacıyla bu okulu açmıştı. Şemsi Efendi Sabetayistti” ifadeleri yer almaktadır.(Alıntı : https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eemsi_Efendi )

(6) “Yahudi Türkler ve Sabetaycılar”, M. Şevket Eygi, Sahife:97

(7) “Yahudi Türkler ve Sabetaycılar”, M. Şevket Eygi,

Ülkemizde Arap Düşmanlığı’nı: kimler çıkardılar, beslediler ve günümüze getirdiler (1)

abdullah

 

“Arap (Türk) Düşmanlığı” için halklar arasına ekilen nefret tohumunun arkasında hangi ülkeler ve hangi beklentiler  bulunmaktadır?

“..Ben Fransız mekteplerinde okudum. Bugün Suriye, Irak ve Lübnan’da eşraf ve ağaların evlâtları Cizvit mekteplerinde okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hâkimdir. Onlar ya İngiliz mekteplerinde, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir: Hepsi için müşterek düşman Türklerdir. Bu itibarla Arapları malum, hatta gayri malum gayelere sevketmek emelinde olanların ele alacakları yegane mevzuu Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamızı bizden sonrakilerde ister istemez düşeceklerdir.”(1)

Bu ibretlik sözler, Osmanlı Divan-ı Harbi huzurunda, Arap hareketinin liderlerinden Refik Rızzık Selum tarafından dile getirilmiştir.

Özellikle  Petrolün, Sanayi Devrimi ile birlikte öne çıkması, Osmanlıyı o topraklardan sürmek için, Ortaya suni bir “Arap-Türk düşmanlığı” çıkarılmış ve bu suni düşmanlık, ince oyunlarla, oya gibi işlenerek- beslenerek günümüze kadar getirilmiştir.

Osmanlıya isyan eden ve yıllarca,  “Araplar bizi arkadan vurdu” iddiasının: İngilizlerle birlikte mimarı olan ve sonradan oyuna getirildiğinin de farkına  varan Şerif Hüseyin uzun yıllar sonra pişmanlığını dile getirir.

Mekke Emiri Şerif Hüseyin’i, Osmanlıya isyan ettiren nedenleri de kamuoyunda bugüne kadar  tartıştığımızı söyleyemeyiz. gerçeğinde bu, iddia sahiplerinin umurunda da değildir.

Bu dizide kısmen de olsa bu konular işlenecek ve isyan nedenlerine açıklık getirilmeye çalışılacaktır.

Türklere, bir “Arap Düşmanlığı“nın ne gibi bir yararı olmuştur, zararından başka?

Elbette bu soruyu Araplara da sormak gerekir? Azınlıkta da olsa: “Türk Düşmanlığı”nın Arap Kardeşlerimize nasıl bir yararı olmuştur.. Elbette, yine zararından başka?

Bu düşmanlıklardan tek yararlananlar: Bu düşmanlığı  besleyen, körükleyen, o bölgeyi uzun süre kan gölüne çeviren ve soyan İngilizler ve Fransızlar değil midir?

Veya parçalanan Ortadoğu’da çıkan kavgalara silah satan Amerika ve Rusya ile birlikte.

İlk bölümde konunun açılması adına kısa notlar verilmektedir.

Aşağıda anlatılan olay, o toprakları terk ettiğimiz dönemde yaşanmıştır. Olayı aktaran,

Bizi kimlere bırakıp gidiyorsun Türk” İsimli kitabın yazarı:  Selahattin Günay’  (1890-1956):

Harbiye’den mezun çiçeği burnunda bir teğmen olarak Nisan 1912’de müfreze komutanı olarak Şam’a tayin edildi…Müfreze komutanı olarak Filistin’in çeşitli yerlerinde bulundu. 1914’te, bugün Suriye sınırları içinde kalan Havran’a jandarma komutanı olarak atandı. Osmanlıların 1918’de bölgeden çekilmesine kadar da yörede görev yaptı.

-“Bu ayrılış o kadar hazindi ki, bunu layıkıyla izaha imkân görmüyorum. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, bu ayrılıkta duyduğum hüzün ve elemi babamdan ve baba ocağımdan ayrılışımda duymamıştım. o canım yerleri belki bir daha görmemek üzere terk ediyor, vatanın bu parçasını öksüz ve yetim bırakıyorduk. … Ah o ne acı anlar ve günlerdi. … Nereden ve nasıl haber almışsa, tam vedalaşıp kaleyi terk ederken büyük kapıdan çıktığımda, tahsil görmüş yirmi beş yaşlarında bir arap delikanlısı karşıma çıktı. Onu uzaktan görür ve bilirdim. Fakat konuştuğum bir şahsiyet değildi. iki elimi öptü,

-“Ah siz ve siz Türkler bizi kimlere bırakıp böyle gidiyorsunuz ya selahattin? Arkanızda koca bir tarih bırakarak buradan ayrılıyorsunuz. Ne yazık ki biz sizleri bulamayacağız”

diye hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve ayakta duramıyordu. Sonra kalenin duvarına dayandı. Ne çare ki ben yolumdan kalamazdım”

1911 Ekim’inde, İtalya hiçbir uyarıda bulunmaksızın Kuzey Afrika’daki Trablusgarp’e askeri sevkiyata başlayarak kenti ve kıyının bir bölümünü ele geçirdi.

Gitmek isteyen (Osmanlı) subaylar Afrika’ya kendi olanaklarıyla gitmeliydi. Her genç subay gitmeyi planlıyordu. Enver derhal gitmişti bile. Paris’te askeri ataşe olan Fethi de, Marsilya’dan bindiği bir Fransız balıkçı teknesiyle oraya koşmuş ve Tunus’ta karaya çıkmıştı.

Mustafa Kemal diğer iki arkadaşıyla birlikte kara yolunu seçti. İskenderiye’ye vardıklarında İngilizlerin Mısır’ı tarafsız yer ilan edip, sınırı kapattıklarını gördüler. Mustafa Kemal bir Arap kılığına girerek batıya işleyen hafif raylı demiryolundaki bir trene bindi. Yalnızca birkaç kelime dışında Arapça bilmediği gibi, açık renk saçları ve mavi gözleriyle Arap’a benzemiyordu da. Sınır karakolundaki subay bir Mısırlıydı. İskenderiye’deki İngiliz kumandanından Mustafa Kemal’in eşkâlini ve onun tutuklanıp kendisine gönderilmesine ilişkin bir emir almıştı.

Mısırlı, subay, bir Müslüman’dı ve tüm Hıristiyanlardan olduğu gibi İngiliz ve İtalyanlardan da (hiç ayrım yapmaksızın) nefret ediyordu. Tüm yakınlığı ve sevgisi Türklerden yanaydı.

Gene de aldığı emirleri gözden uzak tutması mümkün değildi. Mustafa Kemal’in bir Türk olduğundan emin olunca, mavi gözlü bir başka yolcuyu tutuklayarak, Mustafa Kemal’i dualarla uğurladı.(2)

Osmanlı İmparatorluğu’na isyanın (Kral Abdullah’a göre) görünür nedeni: İttihad ve Terakki’nin Türkçülük politikası”dır.

Bunlarla birlikte Arap İsyanı’na neden olan iddialar arasında;

-“Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Asir bölgesi komutanlığı” yapan İttihatçı Liderlerden Cemal Paşa’nın, “Arap ileri gelenleri arasında ortaya çıkan siyasi hoşnutsuzluğa ve düşmanca yönelimlere sert önlemlerle tepki göstermesi… Bölgede ‘Kasap Cemal’ ve ‘Seffah Cemal’ lakabı takılan paşa, levanten bölgesindeki Arap milliyetçilerini öldürtmesidir. Beyrut ve Şam’da öldürdükleri milliyetçilerin adlarının verildiği iki ana meydan bulunmaktadır…” (3)

Devam edecek:

-Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü ülkesinde ağırlayan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika, Osmanlı’nın Ortadoğu’ya hükmettiği barış ve huzur dolu dönemi hasretle aradıklarını belirterek ilginç mesajlar verdi. Osmanlı İmparatorluğu’nu oluşturan ülkeler arasında, İngiliz Milletler Topluluğu (The Commonwealth) benzeri bir yapının oluşturulması önerisinde bulunan Buteflika,

Osmanlı Devleti’nin bıraktığı boşluk doldurulamadı. Güçlü ve hoşgörülü Osmanlı düzenine her zamankinden çok ihtiyacımız var…” (4)

Bunları okuyan kimi Osmanlı torunları’nın yüzleri mi kızarır, gözleri mi yaşarır?

 

www.canmehmet.com

Resimler: web ortamından alınmış, resimler ve açıklaması tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak: (1)Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız:http://www.canmehmet.com/ulkemizde-yabanci-okullar-ve-bu-okullarin-kurulus-amaclari.html

(2) Bu Mısırlı zabitle geçen olayı Kılıç Ali (Atatürk’ün Hususiyetleri, İstanbul, 1955) şöyle aktarıyor: “Hududa yakın ve demiryolunun sonu olan Ahar Terkip istasyonuna yaklaştıkları sırada kontrol memuru Mısırlı zabit bunları tevkif etmek istemiş.

Mustafa Kemal Bey, zabitin hissiyatı diniyesini kışkırtacak sözlerle işi açıklamaya mecbur olmuş. Zabiti ikna etmiş. Fakat Mısırlı zabit gene de: “Oraya bir an evvel gitmesi lazım gelenler gitsin. Fakat vaziyetiniz o kadar nazarı dikkat celbetti hiç olmazsa içinizden oraya gitmesine beis olmayanlardan birkaçını bize teslim ediniz, ” diye işi pazarlık mevzuuna sokmuş.

Bu görüşmeler neticesinde çarnaçar kafileye katılan Bingazili topçu zabiti ile tüfekçi ustasının ve bir de Kahire’den kendilerine yol göstermek için terfik edilen kılavuzu teslime mecbur olmuşlar. Fakat Mustafa Kemal bunları ne yapıp yapıp kendilerine iltihak ettirilmelerini Mısırlı zabitten rica etmiş, Mısırlı zabit de:

“Müsterih olun kendi atım ile onları da mücahedenize yetiştireceğim, ” cevabını vermiş.

Hakikatten de bir müddet sonra arkadaşlarını tekrar serbest bırakıp kafileye kavuşturmuş.” (Atatürk’ün Hususiyetleri, s.34)

(3) Biz Osmanlıya neden isyan ettik, Kral Abdullah

(4)http://www.haber7.com/dunya/haber/85896-osmanli-milletler-toplulugu-onerisi

Her seferinde Halkın İradesini bu kadar kolay çiğneyebilen, darbecilere yol veren devlet yapılanması sorgulanmalıdır

images

 

Bir plan içerisinde oluşan ağlar var. Dolayısıyla, siz ayrı bir Bağımsız Devlet gibi duruyorsunuz ama içeriden sizin iradenizi bağlayacak olan bir kısım mekanizmalar kurulmuş… Güvenlikle ilgili bağımlıklarınız var. Şunlar, bunlar…

Dolayısıyla size belli bir süreç içerisinde kendi kafasındaki planı hazmettirebileceğini düşünüyor ve o yüzden bu örgütlerin yanında…

Ama Türkiye, bir içeriden devlet inşası sürecini… Milli Devlet inşasını sürecini başarı ile sürdürür, dışarıda da meselelerinin arkasında kararlılıkla durmaya devam ettiği müddetçe sizin ifade ettiğiniz denklem bozulacaktır…

Şöyle bir bakın: Türkiye, jeopolitik pozisyonunu biraz değiştirme sinyali verdiğinde, Kafkasya’dan, Ortadoğu’ya bir sürü taş yerinden oynadı.

Ne oldu?

İşte Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından Putin Ukrayna’ya yönelik tavrını şiddetlendirdi.

Niçin?

Çünkü bu iş bir çatışmaya vs. dönerse, en temel noktalardan bir tanesi Boğazlar olacak ve Türkiye’nin çizmiş olduğu, “Ben Rusya’ya düşman olmayacağım!” pozisyonu, Putin’in elini rahatlatan pozisyon… bu masada konuşulmasa bile… Putin Türkiye ile yakınlaşma menziline girdiğinde ilk startı doğu Avrupa jeopolitiğini etkileyerek verdi…(1)

ABD’li Komutan ‘endişeliyim’ demişti

(Kaynak : http://www.amerikaninsesi.com/a/erdogandan-abdli-generale-haddini-bil/3440261.html

“Amerika Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral John Votel’in , Wall Street Journal gazetesinde yer alan haberde Votel’in:

-“Çok sayıda Türk liderle, bilhassa askeri liderlerle ilişkilerimiz var. Bunun ilişkilerimiz üzerindeki etkileri konusunda endişeliyim” sözlerine yer verilmişti.

-ABD’li general, Türkiye’de beraber çalıştığı isimlerin hapiste olup olmadığı sorusuna ise, ‘evet, sanırım bazıları hapiste’ yanıtını vermişti.

‘Darbecilerin yanında yer almakla’ suçladı

Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi saldırıların hedefindeki noktalardan biri olan Ankara Gölbaşı’nda Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı ziyareti sırasında konuştu. Erdoğan şunları söyledi:

-“İşte bir tanesi ne yazık ki Amerika’da aynı zamanda önemli bir makamda olan general veya amiral kalkıyor, ‘İrtibat halinde olduğumuz, görüşme halinde olduğumuz üst düzey komuta kademesinde olanlardan içeri alınanlar olduğunu görüyorum, duyuyorum.’ Bunu söylüyor. İnsan biraz sıkılır ya, insan biraz sıkılır. Bunun kararını vermek senin haddine mi? Sen kimsin? Bir defa haddini bileceksin, kendini bileceksin. Sen benim ülkemde yapılan bir darbe girişimine yönelik kalkıp bu darbe girişimini püskürten bu devlete teşekkür edeceğine, demokrasi adına teşekkür edeceğine, tam aksine darbecilerin yanında yer alıyorsun.’’

‘Kendinizi açığa çıkarıyorsunuz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe girişiminden sorumlu tuttuğu ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen’i kastederek şöyle devam etti: ‘Zaten darbeci senin ülkende, darbeciyi senin ülkende zaten besliyorsunuz, bu zaten ortada. Milletim şu anda bu tezgahın içinde olanları da biliyor ve bu tür açıklamalar bu işin arkasında kimlerin olduğunu, üst aklın kimler olduğunu da gayet iyi biliyor ve bu açıklamalarla da kendinizi açığa çıkarıyorsunuz, açığa veriyorsunuz. Türkiye bu oyunlara gelmeyecek.”

**

MİSYONERLİĞİN HEDEFİ

…Hıristiyanlığın yayılmasını misyoner teşkilatlarının tek hedefi olarak gösteren sözünü ettiğimiz eserlerin bu iddialarına katılmamak elde değildir. Ama misyoner örgütleri yalnız ve sadece Hristiyanlaştırma faaliyetlerini yürüten birer dinsel kurumlar da değildir.

Özellikle sömürgecilik çağında geliştirilen ve akıllara durgunluk verecek kadar kalabalık ve maddi imkânlarla çalışan misyoner örgütleri enternasyonel hüviyetten sıyrılıp, millî birer teşkilât haline gelmiş emperyalizmin öncülüğünü yapmıştır.

Misyonerlerden kurulu birer silâhsız orduya sahip bulunan Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman hükümetleri, yerleşip sömürmek istedikleri ülkelere silâhlı kuvvetlerinden önce misyoner örgütlerini yollamış, işgal etmeyi veya şu ya da bu şekilde elde etmeyi planladıkları memleketlerde kendi kültürlerine dost birer kültür dairesi teşekkül ettirmişlerdir.

Kaldı ki misyoner teşkilâtlarında özel görevler için yetiştirilen ajanlar, tahrikçiler, ihtilâlciler ve anarşistler bile çalışmışlardır. (2)

Türkiye’de Devlet Personel Dairesinde araştırmalar yapan AID kamu yönetimi başkanı Dr. Richard Podol’un Washington’a yolladığı rapor bu konuda ilgi çekici bir örnek niteliğindedir. Richard Podol, sözü geçen raporunda bir iktisadi yardım teşkilâtı olan AID’nın (*) kamufle edilmiş gizli hedefini açıklıyor ve şöyle diyordu:

“10 yıldan fazla bir zamandır Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan Yardım Programı şimdi meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi devlet teşebbüsü hemen hemen kalmamıştır. Halen bulundukları kuruluşlarda ilerici kuvvet niteliğini taşıyan bu kimselerin kısa zamanda genel müdürlük ya da müsteşarlık mevkiine geçmeleri beklenir. AID bütün çabalarını bu guruba yöneltmelidir. (3)

Bir iktisadî yardım teşkilatı olan AID’nin meşgul olduğu Ülkelerde Amerikan kültürüyle yetiştirdiği ilerici kuvvete bakıp iftihar etmesi, bu gibi kimseleri o ülkelerin kilit noktalarına getirip Amerikan menfaatları için kullanmayı arzulaması ne demektir?

Ancak, böyle bir çalışmanın içinde bulunan tek teşkilât AID olmadığı gibi, tek emperyalist devlet de Birleşik Amerika değildir. İşgal edecekleri ülkeyi yoğun bir misyoner propagandasının etkisi altına almakla ün yapan İngiltere ve Fransa gibi Batı’nın iki büyük sömürgeci devleti, müstemlekelerinden çekilirken bile devletin yönetimini din değiştirmiş birine teslim ederek millî çıkarlarının devamını sağlamakta, halk bu oyuna gelmeyince de O lider ya Senegal’in ilk Başbakanı Muhammed i Ziya gibi hükümet darbesiyle görevinden uzaklaştırılmakta, ya da Patris Lumumba gibi bir kurşuna satılmaktadır. (4)

Robert Koleji kurucularından Amerikalı:  “Dr. S. Hamlin Müslümanlık nereden İstanbul’a girmişse Hristiyanlığın da oradan İstanbul’a girmesi için Rumeli Hisarı’nın en yüksek kulesi üzerinde bir Kolej açmak istiyordu…

Amerikan Bord ajanları Kırım Harbi sırasında “Türklere yardım etmek bahanesiyle İstanbul’a gelmiş ve Bebek’de bir evi karargâh haline getirmişlerdi. Dr. Hamlin bu evde Bulgar gençlerini avlamaya çalışırken okulun açılması ‘için gereken hazırlığı da yapıyordu.

Kolej, ilk olarak Ermenek Kesiş Okulu’nun bir dairesinde ihtilâlci öğretime başladı. Okulun bütün masraflarını Fransız Yahudilerinden, meşhur ‘ Roşild ailesine mensup Christopher Rinlender –Robert üzerine almıştı. Robert 1878’de ölürken servetinin beşte birinin koleje verilmesini vasiyet etmiş, böylece 400 bin dolarlık bir servete kavuşan okul idarecileri bugünkü Robert Kolej’in dev binalarını yaptırmışlardı. 1878’e kadar Amerikan Koleji adıyla anılan okulun ismi ise bu tarihten sonra Robert Kolej’e çevrilmişti. (5)

 

Ne anlatmak istedik?

Yeni Devlet’imizin kuruluşunda ihtimaldir ki çok sayıda (üstelikte İşgalci) ülkeden danışman desteği alınmıştır. Elbette Onlardan önerdikleri yasaların yanında, devlet yapılanmasının çatısının oluşturulmasında alınan görüşlerde olmalıdır.

Milletimiz, girişimci ve ataktır. Buna rağmen, 2000’li yıllara kadar ne sanayimizi geliştirebildik, ne ticaretimizi (ihracatımızı) ne de gerçek manası ile askeri teknoloji üreten Milli-Yerli Tesisler kurabildik.

Yapılanların hepsi ya göstermelik olarak bırakıldı, ya da ithal esaslı malzemeler kullanılarak birer montaj tesisleri olarak işletildi.

Bu noktada bir örnek:

-“Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı…

Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü– nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu.

Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi.(6)

Rekabetçi devlet halklarının bir yılda okudukları 25 kitap yerine yedi yılda bir aşk romanı okuyoruz…

Okuyan bir toplum değiliz…

Sorgulayan da…

İlkokulda devletimiz bize ne veriyorsa (aslında dayatıyorsa) onlarla bir ömür geçiriyoruz.

Arada biri uyandırmaya çalıştığında, bizden farklı düşündüğü için işin kolayına kaçarak, onu anlayacağımıza yaftalıyor…

TV izliyor, uyuyoruz.

15 Temmuz 2016 gecesi uyandık mı?

Sanmıyoruz….

Sadece penceremize atılan bir taş nedeni ile sokaklara baktık!

Yine de: Bir musibet, bin nasihatten iyidir! Belki bu kez bir ders alarak geçmişi sorgulayabiliriz.

 

www.canmehmet.com

Resim:

*AID: Etkili bölgesel kalkınma politikası için bölgesel düzeyde kurumsallaşmanın  önemi  ön  plana  çıkmaktadır.  Bu  amaçla  birçok  ülkede bölgesel  kalkınma  ajansları  kurulmaktadır.  Bu  kurumların değişik yapılarda  kurumsallaşmakla  beraber  en  belirleyici  özellikleri  bölgesel ölçekte örgütlenmeleridir.  ABD’deki  Tennessee  (Tennessee  Valley Autority),  Türkiye’de  GAP  Bölge Kalkınma  İdaresi  ekonomik  nedene dayalı bölgesellemenin bir örneği olarak nitelendirilebilir. Bölgeyi ekonomik  kalkınmanın  temel  dinamiği  olarak  kabul  eden yeni  bölgeselleşme  anlayışı  kamu özel sivil  toplum  kuruluşları  arasında  işleyen bir kalkınma modelini beraberinde getirmiştir(Tahin, 2005: 1357143). Geçen süreçte ABD’de çok sayıda kalkınma ajansı kurulmuştur.

Kaynak:

(1)17 Ağustos 2016, 08.36 “Gündem” Programı, TRT 1

(2)Ajan Okulları, Necdet Sevinç, Sahife:21

(3) Necdet Sevinç, Sanık Yazılar Sahife: 163

(4)Ajan Okulları,

(5)Ajan Okulları, Sahife:41

(6) “Savaş Ganimetleri”, Sahife:148

“Amerikan Rüyası!”ndan 15 Temmuz gecesi kan-ter içerisinde kâbusla uyanmak…

rüya

 

Amerikan rüyası”, gerçeğinde Amerikalıların görmek istediği bir rüya mıydı? “Amerikan rüyası” üzerinden pazarlanan nedir?

“Amerikan rüyası” :  yaygın tanımı ile: “Çok çalışma ile başarı, refah ve şöhretin yakalanabileceği fikrini savunan bir düşünce biçimi ve geleneği” olarak ifade edilebilir.

Bu Rüya : Tüketmek, Tüketmek ve Tüketmek üzerine kuruludur. Rüya, genellikle rüya görenin tükenerek yok olması ile sonlanmaktadır.

Amerikan Rüyası…

-Güzel bir ev,  güzel bir araba, güzel kadın (Eş) /yakışıklı erkek…

Amerikan filmleri izleyenler hatırlayacaktır. Herkes müstakil evlerde, ailesi ile mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Bahçede köpekleri koşmakta, hafta sonları mangal partileri düzenlenmektedir.  İyi komşuluk ilişkilerinin yanında sokaklarda kibar insanlar vardır. Ve genellikle kadınlar zayıf, erkekler sportmendir…

Bu rüyada insanların yapması gereken tek bir şey vardır: Tüketmek… Tüketmek ve elbette aşırı tüketmenin sonucu kendini tüketerek, sistemden çıkmak!

Amerikan Rüyası:  Sadece sesten ve görüntüden ibaret bir aldatmaca, kısa süreli bir sahiplik üzerine kurulu bir serap, hayal midir?

“Amerikan rüyası” ismi altında dünyaya pazarlanan :

“..Amerika’da herkese fazlasıyla fırsatlar sunulur ve bu fırsattan en fazla çalışan istifade eder…Amerika bir fırsatlar ülkesidir…”

Amerikan Rüyası…

“…Bazen de bir rüyanın ötesine geçerek bir ideoloji, kitleler için bir afyon halini aldı. Her ne kadar daha önce de sık sık kesintiye uğramış olsa da son yıllarda Amerikan rüyası artık o eski idealize ve steril konumundan uzaklaşmaya başladı. Uyku ile uyanıklık arasındaki o sersem hâl sırasında Amerika Vietnam Savaşı’ndan beri karşılaştığı en büyük stratejik bataklığı Irak’ta, Büyük Buhran’dan sonraki en önemli ekonomik krizi Lehman Brothers’ın iflası sonrası yaşadığı süreçte ve 1982 Los Angeles Ayaklanmaları’ndan beri yaşadığı en sarsıcı kalkışmaya da Ferguson olayları sırasında şahit oldu.

Dünyada ‘Amerikan rüyası’ kavramı anlamını kaybederken, Amerikalıların rüyası hayal olurken, Amerika’nın rüyasının ne olduğu da kafaları karıştırdı.

Aslında Amerikan rüyası; Amerika’ya ekonomik veya siyasi sebeplerle kaçan göçmenlerin, hayallerini süsleyen geleceğe verdikleri isimdi. İçinde bulundukları sefaletten kurtulmak için milyonlarca Avrupalı, Amerika’yı ‘taşı toprağı altın’ bir coğrafya olarak görmüşlerdi.

Gidenlerin bazıları kısa zamanda büyük başarı ve güç sahibi olabiliyor, sınırsız kaynakları, geniş coğrafyası, bakir toprakları ve türünün ilk örneği olan metropolleriyle herkese farklı imkânlar sunuyordu. 1900’lü yılların başlarında gemilerle New York limanına akın eden Avrupalı göçmenlerin Özgürlük Anıtı’nı gördükleri ana kadar içinde bulundukları bu rüya, Amerika’ya geldiklerinde başka bir anlam kazanıyordu…

Amerikan rüyası her rüya gibi aslında sık sık kesintiye de uğradı. 1960’larda, Afro-Amerikalıların hakları için mücadele ettiği günlerde, bu rüyanın sanıldığı gibi tozpembe olmadığı görüldü.

Bu yıllarda Amerikan rüyasının büyüsünün perdelediği ırkçılığı hatırlara sokan en önemli karakter olan Martin Luther King, bir konuşması sırasında sistemik ırkçılığın ve bunun savunucularının Amerika’yı kendi rüyasından ne kadar uzaklaştırdığını anlatıyordu.

Ona göre de insanların eşit olduğu bir başka rüya vardı Amerika için. Oldukça idealize edilen müstakil garajlı ve bahçeli bir evi, iki çocuğu, bir köpeği ve iki arabası olan Amerikan ailesinin temelini teşkil ettiği Amerikan rüyası, toplumun daha büyük ünitelerinin içinde bulunduğu sınıflandırma ve ayrımcılığı birçoklarının görmesine engel olmuştu.

Amerikan rüyasının bazı Amerikalıların rüyasından farklı olduğunu dünya bu olaylarla fark etmeye başladı.

Daha sonrasında yaşanan Vietnam Savaşı ise dünyanın Amerikan rüyasından bir an için uyanmasına sebep oldu. Bir üçüncü dünya ülkesinin Amerika’nın savaş makinesi altındaki hali önce dünyada Amerika’ya karşı, sonrasında da Amerika’da siyasi iktidara karşı ağır bir tepki oluşmasına sebep oldu.

Özgürlük ve demokrasi havarisi bir siyasi sistemin yol açtığı yıkım, dünyada Amerika’nın imajını o zamana kadar hiç olmadığı kadar zedeledi.

John Lennon’un da öncülük ettiği savaş karşıtı akım, Vietnam Savaşı sonrası ortaya çıkan eleştirel filmler, Amerika’nın prestijinin bir dönem en büyük yumuşak güç enstrümanlarından olan popüler kültürün en sert bir şekilde saldırısına maruz kaldığını gösteriyordu. Dünyadaki herkes Amerikan rüyası ile Amerika’nın rüyası arasındaki farkı anlamaya çalıştı bu dönemde. (1)

-ABD’de 2002 yılında 10-14 yaş arasında doğum yapan Amerikalı genç kızların, pardon çocukların sayısının 7315 olduğu…Bu arada Amerika’dan Meksika’ya giderek kaç yüz bin kanunsuz kürtaj yapıldığını ancak Allah bilir…

-Amerika’da resmî kaynaklara dayanan bilgilere göre cinsel ilişki konusunda sekse başlama yaşı dokuz yaşına kadar inmiş bulunmaktadır. 12 yaşındaki kızların yüzde 49’u, 16 yaşındaki kızların yüzde 80’i ilk cinsel ilişkilerini gerçekleştiriyorlar…

Evli kadınlarda, özellikle beyazlarda evlilik dışı cinsel İlişki yüzde 65, bu oran erkeklerde ise yüzde 85. (2)

-Lisede okuyan öğrencilerin yüzde 42’si, üniversitede okuyanların yüzde 85’i hayatlarında bir defadan fazla uyuşturucu / drug kullanıyorlar.

-Ortalama Amerikalının bir dolarlık gelirine karşı 3 dolar borcu var.

– ABD Tarım Bakanı Tom Vilsack yeni mali yılda 310 milyon nüfuslu ülkede 40.5 milyon insanın her ay yiyecek yardımı alacağını açıkladı. 2011 yıIında ise bu sayının 43.3 milyon olması bekleniyor..

-Amerikan ekonomisinin yüzde 60’ı yüzde birlik bir grubun kontrolü altındadır. ABD’de yaklaşık 40 milyon kişinin hiçbir sosyal güvencesi yoktur ve bu rakamın 10 milyonu bir işte çalışıyor olmasına rağmen yoksulluk sınırının altında yaşıyor. (3)

Amerikan içtimai (sosyal) dokusu, hakkında bilgi sahibi olmak.

..Birleşik Devletler’de baba problemi vardır. 1960’larda babasından ayrı yaşayan çocuk oranı yüzde 40’larda iken, 1980’lerde yüzde 60 ve 2020 yılında bu oranın yüzde 80 olacağı tahmin edilmektedir.

Yani her yüz çocuktan sekseni babadan ayrı olarak annesi veya annesinin sevgilisi veyahut da annesinin yeni eşi ile yaşamak mecburiyetinde kalacaktır.

…Yapılan araştırmalarda, babasız ailelerde büyüyen bir çocuğun karar almada ve ilişki kurmada, ilişkiyi yürütmede iki kat daha fazla zorlandığı tespit edilmiş. Amerika’da üç doğumdan birisi, evlenmeden anne olanlar tarafından gerçekleştiriliyor.

Amerika’nın orta ve iç bölgelerindeki şehirlerde çocukların yüzde 90’i bekâr annelerin “baba” olduğu evlerde yetişmektedir.

1960 yılında evlilik dışı doğanlar bütün doğumları] yüzde 5’i iken, 1991 yılında bu oran yüzde 30’a çıkmıştır.

Sosyolog Davit Popenoe göre 2000 yılında evlilik dışı doğumların oram, toplam doğumlar içinde yüzde 40’tır.

…Amerikalı çocukların baba ile ilişkileri giderek azalmakta veya hiç olmamaktadır. Babalarının kim olduğu sorulan çocukların çoğu “Benim babam yok” cevabını vermektedirler. (4)

-Kapitalizm/Emperyalizm : “Ucuz hammadde,  ucuz emek ve aç pazarlar üzerine kurulmuştur.

-Ancak, dünün sömürge ülkeleri bugün, (eski efendilerine karşı) rekabetçi konuma yükselmiştir.

-Bunun sonunda, ucuz hammadde-emek azalmış, pazarlar daralmıştır. Elbette, refahı sağlayan büyük gelirler de.

-Gelişmiş Batı’nın refahının devamı (Özellikle ABD), silah satışı ve bunun sürdürebilirliği : “Kaos-terör-Tehdit ortamı” gerektiği düşünülmektedir. Ortadoğu, Afrika’da yaşananların arkasındaki ana etken bunlardır. Terör kullanılarak silah sanayi/ekonomi ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.

-Amerika’nın, Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşananların (Kuklası Gülen’in) arkasında durması, onun güçlü olmasının değil, çaresizliğinin işaretidir.

-Amerika/Batı, herşeyden vazgeçerler ancak, Türkiye’den asla. Mesele, Türkiye’nin güçlenmesini önlemek, tökezletmektir.

Türkiye’nin dostluğu olmadan bu bölgede (batılıların uzun vadede) kalıcı olmaları sıfır ihtimaldir. İsrail’inde.

-Dünya (imkanları ile) hepimize yeter. İnsanlar dayanışma sergileyerek paylaşılacakları artırmalı ve her toplum kendi değerleri ile (bir dayatma olmadan) huzur ve barış içerisinde yaşayabilmelidir.

-Bizim, dünümüz ve dündeki izlerimiz bellidir. Buradan hareketle yarınlarımız da.

-Bizimle kural dışı oynamayınız. Bu halkın son bin yılında yaşamadığı, deneyim sahibi olmadığı nerede ise hiçbir uluslararası tezgah!  kalmamıştır.

 

www.canmehmet.com

Resim: http://odatv.com/sahi-bir-amerikan-ruyasi-vardi-ne-oldu-ona-0409101200.html 

alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar:

(1)Daha fazlası için bakınız: http://www.lacivertdergi.com/dosya/2014/12/29/amerikan-ruyasi-ve-amerikanin-ruyasi   (yazıdaki vurgulamalar tarafımızdan yapılmıştır. Canmehmet)

(2)“Evanjelizm”, Shf:106

(3-4)A.g.e.

 

ABD ve İngiltere: 15 Temmuz darbesi ile seçilmiş iktidarı bu kez ne değişti de indiremedi

nato

 

Soru 1: NATO,  Bir  savunma” mı,  yoksa  “Amerikan Emperyalizm-Yayılmacılığı”nın aracı mıdır?

Soru 2 : Dış destekli, “15 Temmuz Darbe‘si  ile ABD’yi çok ilişkilendirirsek bizi NATO’dan çıkarırlarmış”  Bu dileklerini gerçekleştirebilirler mi?

Cevap 1 : NATO (sadece) bir Askeri İttifak  değildir. Askerler, bir çıkar düzeni’nin “korunması” görevi için vardır.  Bu açık ifadesi ile, NATO, Amerikan (Batı) yayılmacılığının aracıdır.

Cevap 2: Türkiye, (Coğrafi konumu ile) sanıldığından daha önemli bir ülkedir. Örnek: İstanbul’un değil kendisinin el değiştirmesi, kontrolünün değişmesi dahi bir “3 Dünya Savaşı nedeni”dir.

Özet: NATO, (görünürde) bir Savunma Paktı; gerçeğinde, Batı (özellikle ABD’nin) Emperyalizm-Yayılmacılık aracı’dır.  İnsan, deniz üzerinde ayağını sağlam bastığı kara parçasını gözden çıkarır mı?

Sömürgeci Batı’nın uygulamadaki gerçek gücü NATO’mudur?

Bizler “NATO” dediğimizde sadece işin askeri görüntüsünü değerlendiririz.

Aslında “NATO” Batının, hatta Rusya’nın silah satışı için bir paravan: Amerikan/Batı Silah sanayiinin kazanması için tezgâhtır.

İlginç değil mi?

Batının gerçek gücü: “NATO”dan çok, Küresel Sermaye-Medya, IMF/Dünya Bankası’dır.

Ülkeler, Küresel Sermaye’nin Medyası üzerinden uyutulmakta, IMF/Dünya Bankası üzerinden sömürülerek, şekillendirilmektedir.

Bir örnek :

(2008-2009’lu yıllarda) Sayın Başbakan ne demektedir?

-“Dünyada küresel kriz başladı, birçok ülke IMF’nin kapısını çaldı, sıraya girdi. İçeriden, dışarıdan bize de biliyorsunuz telkinde bulundular. Bir an önce IMF’yle anlaşın dediler. Biz de dedik ki bakarız, işimize gelirse imzalarız, şartlar uygun olursa kredi alırız dedik. Anlaşamadık, şartları beğenmedik ve sizinle anlaşamıyoruz dedik, bu krizi kendi imkanlarımızla aşacağız dedik. Ne oldu? Buyurun, işte yolumuza devam ediyor muyuz? Ediyoruz.(1)

Koç’un IMF hesabı

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç geçen hafta sonunda yaptığı açıklamada “IMF’den alınabilecek 30-40 milyar doları nasıl elimizin tersiyle ittiğimizi anlayamadığını” söylüyor. Herhalde Koç, IMF’nin önüne gelene bedava para verdiğini düşünüyor. Ama gerçek öyle değil. Herkesin bildiği gibi, IMF, bir ülkenin ödemeler bilançosunda sorun varsa borç veriyor. Böylece dünya ticaretinin aksamasını önlemeye çalışıyor. Ve verdiği parayı faiziyle geri alıyor.” (2)

Sayın Başbakan Ne demektedir?

İşimize gelirse “IMF’den kredi alırız…”

Mustafa Koç ne demektedir?

“IMF’den alınabilecek 30-40 milyar doları nasıl elimizin tersiyle ittiğimizi anlayamadığını”

Peki, sonra ne oluyor?

Devletin dış borcu azalıyor, Ancaaaak: Özel Sektörün dış borcu artıyor

-Kafanız karışmadı değil mi?

Dış borcu devlet almayınca, “Özel Sektör!” almış mı oluyor?

Peki, bu özel sektör ne üretmekte, satmaktadır? Konumuz bu olmadığı için onu da meraklılarına bırakalım.

Düne kadar IMF’den kredi almak için önlerinde kırk takla atarken, bugün neden kredi almakta nazlı davranıyoruz?

Çünkü….

IMF resmi kuruluş felsefesi :

-“Global finansal düzeni takip etmek, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek sağlamak, milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşmak…”

Bu da IMF gizli gerçeği :

-“kullanılan gücün askeri ve politik yerine finansal olması dışında, uluslararası işbirliği ruhundan ziyade, bir güç politikası operasyonunu yansıtıyor.”

Bunu kim açıklıyor? Harry Dexter White,

Peki, Harry kim? IMF ve Dünya Bankası kuruluş fikrinin ardında yatan beyin.

Yani, sistemin babası, kurucusu! Konuyu ondan iyi bilecek değiliz, değil mi?

Özetle; Ne diyor? “Silah ve diplomasi (yoluyla zorlama) yerine para ile diğer milletlerin “ümüğünü sıkacağız.”

Tüm hikâye budur. Hem de içtiğimiz su kadar berrak bir şekilde. (3)

Bitirirken konu ile ilgili bir alıntı :

Nükleer İran senaryoları:
Türkiye NATO’dan çıkar

İsrail’de bir düşünce kuruluşu ‘İran’ın nükleer silah elde etmesiyle değişecek dengeleri’ tahmin etti. Simülasyon oyununda İsrail’in NATO’ya katılacağı, Türkiye’nin de örgütü terk edeceği konuşuldu

DIŞ HABERLER SERVİSİ

İran’ın nükleer programına karşı askeri operasyona ABD’yi ikna edemeyen İsrail, gelecekte nükleer silahlara sahip bir Tahran yönetimine karşı tüm olasılıkları düşünerek hazırlanıyor. İngiltere’de yayımlanan Times gazetesi, başkent Tel Aviv’deki  Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) adlı düşünce kuruluşunun geçen hafta gerçekleştirdiği bir simülasyon çalışmasını haber yaptı. Eski büyükelçilerin, istihbarat yetkililerinin ve eski üst düzey askerlerin katıldığı oturumda ‘İran’ın nükleer silah ürettiğini duyurmasının ertesi günü’ kurgulandı.
Bütün dengeler değişecek
Senaryoya göre İsrail beklenenin aksine İran’a hemen askeri misillemede bulunmayacak, beklemeye geçecek. Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski başkanı, iki eski başbakanlık  yetkilisi, bir eski büyükelçi ve  askeri istihbarattan görevlilerin içinde bulunduğu davetlilerin aktif katılımıyla beyin fırtınası şeklinde geçen savaş oyununda ‘2013 yılının Ocak ayında İran’ın nükleer deneme yapması’ Ortadoğu’daki tüm güç dengelerini değiştirecek.  Mevcut uluslararası politikalar dikkate alınarak yola çıkılan varsayımlara dayanan oyunda İsrailli yetkiler şu gelişmeleri öngördü:

Rusya-ABD anlaşma yapacak
–  ABD, İsrail’i askeri misilleme yapması konusunda engelleyecek ve İsrail’in NATO’ya katılmasını da içeren bir anlaşma önerecek.
–  Rusya, Ortadoğu’da nükleer silahlanmayı durdurmak için ABD ile savunma anlaşması imzalayacak.
–  ABD’nin verdiği garantilerle tatmin olmayan S. Arabistan, kendi nükleer silah programını geliştirecek.
–  Mısır, İran’a karşı askeri müdahale için bastıracak ancak Türkiye büyük olasılıkla, Tahran’a karşı güç gösterisinden kaçınacak. Eğer İsrail NATO üyesi olursa, Türkiye NATO’dan çekilecek.
–  Avrupa Birliği, askeri müdahaleye karşı olacak ve İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını isteyecek.
–  Çin, İran’a yönelik BM yaptırımlarına dahil olacak ancak bunları yumuşatacak. (4)

Soru neydi?

-“ABD ve İngiltere: 15 Temmuz darbesi ile seçilmiş iktidarı bu kez ne değişti de indiremedi?”

-Bu sorunun cevabını “İsrail’de bir düşünce kuruluşu” vermektedir:

-“İsrail’de bir düşünce kuruluşu ‘İran’ın nükleer silah elde etmesiyle değişecek dengeleri’ tahmin etti. Simülasyon oyununda İsrail’in NATO’ya katılacağı, Türkiye’nin de örgütü terk edeceği konuşuldu….”

Yani o akşam, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ…

 

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar:

1)Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız: http://www.canmehmet.com/turkiyenin-dis-borcu-imf-ve-dunya-bankasinin-gercek-yuzu.html

2)(Önbellek) http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:3Vsl6HG5bk4J:arsiv.taraf.com.tr/yazilar/suleyman-yasar/kocun-imf-hesabi/9020/+&cd=2&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

3)Tamamı için bakınız: http://www.akparti.org.tr/site/haberler/basbakan-erdoganin-sivas-mitinginde-yaptigi-konusmanin-tam-metni/6660#1

4) http://www.milliyet.com.tr/nukleer-iran-senaryolari-turkiye-nato-dan-cikar/dunya/dunyadetay/11.01.2012/1487179/default.htm

Yabancılar Hedef Ülkeler’de Okul ve Askeri Üsleri nasıl açabilmekte ve izin alabilmektedir?

 

Amerika, ülkemizdeki okulları (Robert ve benzerleri) "Kapatılır!" endişesi ile bizimle I. Dünya Savaşı'nda doğrudan bir askeri çatışmaya girmemiştir.

Amerika, ülkemizdeki okulları (Robert ve benzerleri) “Kapatılır!” endişesi ile bizimle I. Dünya Savaşı’nda doğrudan bir askeri çatışmaya girmemiştir.

 

 

Gelişmiş Batı, “Doğu” ve İslam ülkelerinde Cumhuriyet/Demokrasi istememekte, bu nedenle hedef ülkelerde, Düşünce-İfade Hürriyeti’nin gelişmesine de engel olmaktadır?

Batılılar biliyorlar ki: ülkelerin gelişmesi nitelikli insanlara, nitelikli insanların gelişmesi, “ama”sız “Düşünce-İfade Hürriyeti’ne bağlıdır.

Peki, bu manada ülkemizde, “düşünce ve ifade hürriyeti” bulunmakta mıdır

Kişisel kanaatimiz: Kesinlikle Hayır!

Yabancı okul ve üslerin varlık nedenlerine geçmeden, Batının, ülkemizde neden (gerçek manada) demokrasi istemediği belgeleri ile aşağıda açıklanmaktadır.

Açıklamaya, Toplumumuzda çok sık gündeme gelmesiyle birlikte; genelde içeriği fazlaca bilinmeyen “Kopenhag Kriterleri”nden başlayalım:

-“22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir.

Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

A. Siyasi kriterler: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden kurumların varlığı.

B. Ekonomik kriterler: İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığının yanı sıra Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olunması.

C. Topluluk Müktesebatına Uyum kriterleri: Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uyma dahil olmak üzere üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması.

Bahsekonu kriterlerden anlaşılan;

-Biz AB olarak bir karar aldık. Genişleyeceğiz ve ilk olarak MDAÜ’leri de aramıza alacağız. Bilinmelidir ki, Tüm (aday) ülkeler açıklanan kriterlere uyacaklardır. Bu nedenle ve önemle; “Siyasi kriterlere uyumun katılım müzakerelerinin açılması için ön koşul olduğu belirtilmiştir. (1)

Tercümesi; Kurumlarının mevcut (siyasal) yapıları uygun olmayanlar AB girmeleri mümkün olmadığı gibi ilgili ülkelere katılım müzakerelerinin açılması da söz konusu değildir.

Peki, bu şart, TSK, TBMM, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Dışişleri bakanlığı veya diğer ilgililer tarafından bilinmez mi? Bilinir de, mevcut yapı neden değiştirilmez? Ve Türkiye (bu) şartları yerine getirmediğinde Avrupa Birliği neden bu konularda bir tavır almamaktadır.

Avrupa birliği, tüm MDAÜ ülkeleri ile yaptığı üyelik görüşmelerinde, ülkedeki kurum ve yasalarını A’dan Z’ye değiştirmek için ısrarcı olur ve bunun yaptırırken, neden Türkiye’de ısrarcı olmamaktadır?

Örneğin, Asker ve Yargı Vesayetine neden ses çıkarılmamaktadır? (2)

-15 Temmuz 2016 darbesinin öncülleri ve fiili kalkışma: Asker ve Yargı’nın (kontrolündeki Polisin) eseri değil midir? “MİT Tırları”, 17-25 Aralık, hatta Taksim’deki  “Gezi!” Provokasyonu  bunların eseri değil midir?

Ve Yabancı Okullar ile Askeri Üsler gerçeği:

(Amerikalı Subay) Commodore Perry * Japonya ve  limanlarını, uluslararası ticarete açmaya zorlayan Amerikalı Amiral’dir.

Commoder Perry, 1853’de 4 gemiyle Japonya’ya gidip Limanları açın yoksa fena yaparız” der ve “Yine de 1 sene düşünün sizuyarısı ile geri döner.

Bir yıl sonra bu kez 10 gemi ile gelir. Bir yıl evvelki tehdit işe yaramış olmalı ki,  Japonlar limanlarını ticarete açar, konsolos bulundurma yetkisi verir ve kapsamlı bir anlaşma imzalarlar.

Bu olay Japon tarihinde bir dönüm noktası olacaktır. Bu süreçle birlikte 1000 yıl süren Shogun yönetimi sona erecek ve imparator Meiji yönetimi başlayacaktır. (3)

Özel görevle Ülkemize gönderilen Amerikalı Misyoner Cyrus Hamlin’in  (1863 Yılı) kurduğu Robert Koleji’nin bilmeyenimiz nerede ise yoktur.

Peki, O Okulun kuruluş hikâyesini bilir misiniz?

“…Rahip Hamlin okula izin alabilmek için devreye sokmadık kişi bırakmaz. Bu arada Cizvitler de boş durmaz, engelleme mücadelelerine devam ederler. Ancak durum bir anda şöyle değişir ve Girit isyanı ile sonun başına gelinir.

O sıralarda ABD’li Amiral Farragut Bâb-ı Âli’ye gelmiştir.

Hamlin bu kez şansını bu Amiral üzerinden denemeye karar verir ve okul izni için Amiralden aracılık etmesini ister.

Bunun üzerine Amiral Bâb-ı Âli’den Hamlin’in istediğine müspet cevap verilmesini aksi halde Akdeniz’e Yunanistan lehine zırhlı gemiler göndereceği tehdidinde bulunur.

Etekleri tutuşan Osmanlı bürokrasisi “Farragut’un zırhlılarından birinin Akdeniz’e açılmasındansa iznin verilmesini daha uygun görürler. (4)

Amerikalılar –Savaş gemileri üzerinde yaprıkları tehditle- ne yapmışlardır? Japonyayı serbest ticarete (sömürgeleştirmeye) açmışlar, Osmanlıları da ileriye yönelik, -açtırdıkları misyoner okulları üzerinden- Amerikanlaştırmışlar!”dır.

Kabul etsek de, etmesek de gerçek budur.

Bahsekonu okulun Hıristiyanlar için çok önemli bir amacı daha vardır. Bu amaçlarını, onların ilgililerinin kalemlerinden ve ifadelerinden aktarıyoruz.

Bu, “Fatihin İstanbul’u aldığı surlardan bu milletin kültürünü fethedeceğim.” (5)

Diyerek, okul binasını inşa ettiği taşları bile Fatih’in fetih için yaptırdığı Rumelihisarı’nda  kullanılan taş malzemenin aynısını seçen Misyoner Cyrus Hamlin’in hikayesinde anlatılmıştır.

-Tarihçi Cezmi Yurtsever de okul binasının inşa edildiği taşların sırf bu maksatla Rumelihisarı’nda kullanılan taş malzemenin aynısından seçildiğini belirterek şunları söylüyor:

-“Robert Kolej’in amacı, Osmanlı yurttaşı yabancı azınlıklardan zeki olan çocukları en iyi şekilde yetiştirip, gelecekte onların ülke yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlamaktı.Nitekim Bulgar isyanlarında Robert Kolej mezunu gençlerin lider olarak bulunması dikkat çekiciydi. Hamlin’in görevi sadece İstanbul ‘da bir okul açmak da değildi. O, 1840’lı yıllarda, gelecekte bütün Anadolu’yu saracak olan Anadolu Kolejlerinin de temellerini atmıştı. Nitekim Anadolu kolejleri içinde Merzifon’da kurulu olanı 1880 ve 90’lı yıllardaErmeni ve Rum isyanlarının merkezi oldu.” (6)

-(Amerikalı özel görevli Misyoner Cyrus) Hamlin’in kurduğu bu okulun dış güçlerin üssü olarak bir ajan yuvası haline geldiği iddiaları da çok dillendirilen iddialar arasında yer alıyor.

Örneğin, “Türkiye’de ve Dünyada Casuslar” adlı kitabın yazarı Aytunç Altındal, ‘Robert Kolej, ayrıca Osmanlı’daki Amerikalı, İngiliz ve Rum casusların da yuvası olmuştu. Birçok casus, bu okulda öğretmen kisvesi altında faaliyet göstermişti. (7)

-Amerikalılar, Osmanlılarla fiili bir savaşa girmedikleri halde, (Lozan’da) İngiltere ve Fransa’nın aralarında paylaştıkları Osmanlının mirasından pay isterler. Bu talep karşısında şaşıran Fransızlar;

-“Siz Türklerle savaşa girmediniz ne mirası, ne payı?” dediklerinde, Amerikalılar;

-“Aaa… Olur mu? Biz uzun yıllar boyunca okullarımızda adam yetiştiriyoruz.” Derler. Peki, bahsedilen bu adamlar ne için ve hangi amaçla yetiştirilmektedir? Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğundan 1908 yılında ayrıldığında Bulgar Devleti’nin İlk başbakanlığı yapan (Okulda özel yetiştirilenler arasından seçilen) Robert Kolej mezunu bir Bulgar’dır. “Bulgar isyanlarına bu okul mezunu gençlerin liderlik ettiği” tarihe meraklı olanlara sır değildir.

– “Robert Kolej’de okuyan Müfide Ferit Tek, ecnebi mekteplerinde Türk çocuklarını nasıl feci bir akıbetin beklediğini “Pervaneler” isimli romanında şöyle özetlemiştir: Gerçekte buraya Türk giremez demek doğru değildir. Türk girer, fakat Türk çıkamaz.(8)

-Bahsekonu okulun (Robert Koleji’nin) temel atma töreninde (özellikle konuşturulan) Yunan hatip, Fatih’in İstanbul’un fethi için yaptırdığı surları göstererek; Bu bina şu kulelerden daha yüksekte, Bu bina onların yıkılıp gitmesine şahitlik edecek. (9) Demiştir.

-“10 Yıldan fazla bir zamandır Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan Yardım Programı şimdi  meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan Eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi devlet teşebbüsü hemen hemen kalmamıştır. Halen bulundukları kuruluşlarda ilerici kuvvet niteliğini taşıyan bu kimselerin kısa zamanda genel müdürlük ya da müsteşarlık mevkilerine geçmeleri beklenir. AID*  bütün çabalarını bu gruba yöneltmelidir.” (10)

Sizce Bir Türk öğrenci nerede (Hangi okullarda) Amerikan eğitimi almaktadır?

Bunlar İmam Hatipler olabilir mi? (Elbette değildir)

Şimdi, İmam Hatip Okulları’nın kapatılması veya yaygınlaştırılmamasının istenmediği, daha iyi anlaşılabilmekte midir?

Ülkemizde, 1932-1947 Yılları arasında Din, Din eğitimi, Dini yayınlar yasaktır.)

Ve Askeri üsler ülkemizde hangi tezgahlarla kuruldu-kurduruldu?

Bizim, (Osmanlının) NATO’ya ilk girişimiz, 1853 Kırım Savaşı öncesidir.

O savaştaki taraflar: İngiltere, Fransa, Sardinya-Piyemonte Krallığı (İtalya) ile Osmanlı İmparatorluğu. Karşı tarafta ise, Rus İmparatorluğu vardır.

İlk tezgâh şöyle kurulur; Ruslar, Osmanlıları sıkıştırır, (Tavizler ister), İngiltere ve Fransa (sözde) yardım altında bizimle bir ittifak kurarlar ve birlikte yapılan savaşta Ruslar yenilir.

Ancak, Osmanlı’nın da kazandığı bu savaşta verdiği tavizler, Rusların istediklerinden birkaç kat daha fazladır.

Bu, gerçeğinde Osmanlıyı parçalamak için, (daha doğrusu hazırlamak için) İngiliz-Fransız ve Rusların aralarında anlaşarak attıkları büyük bir kazıktır.(11)

NATO’ya sokulmamız,  Dünyanın, ABD-Rusya arasında paylaşımının bir parçası mıdır?

2. Dünya Savaşı bitmiştir.  Bu savaşla birlikte Avrupa ülkelerinin gücü de.

Sıra, ABD-Rusya’nın,  Avrupa’nın elinden oyuncaklarını (sömürgelerini) almaya gelir. ABD-Rusya anlaşır ve dünyayı aralarında paylaşırlar.

Bir kez daha, 1853’teki  (Kırım Savaşı öncesindeki) tezgâh kurulur ve bu kez de (aynı istekler) Rusların, (1945 Stalin’in boğazlardan üs ve Kars-Ardahan’la ilgili istekleri)  bazı talepleri vardır.

Bu dönemde dünya dengeleri değişmiş ve Rusların talepleri karşısında (duracak! Aslında –üs- pazarlığı yapacak) İngiltere-Fransa-İtalya yerine ABD (NATO) vardır.

Ve yaygın bilinenin aksine NATO’ya (Menderes değil) İnönü (belki de zaruretten!) sokmuştur.(12)

İşte hikâyemiz!

Düşünce ve İfade Hürriyet olmayan ülkelerde, Düşünce ve fikrin gelişmesi ham hayaldir. Yazıyı bir soru ile noktalayalım.

-Neden, (özellikle) ülkemizin son yüzyılına ait askeri arşivler araştırmacılarına kapalıdır?

Bunun izahını yapacak birisi çıkabilir mi?

Sanmıyoruz….

www.canmehmet.com

Resim: http://www.kanalahaber.com/haber/gundem/abd-usleri-neden-istiyor-197572/

Kaynaklar:

(1) www.ikv.org.tr

(2) Konunun daha geniş şekilde ele alındığı, 2011 yılı yazımı makaleye bakınız: http://www.canmehmet.com/kopenhag-kriterleri-ve-ab-turkiyeye-ne-getirmektedir.html

(3) BATI TERÖRÜ, ROGER GARAUDY, Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/amerika-ve-ingiltere-osmanlinin-yeni-devlete-donusturulmesinin-neresindedir-8.html

(4) Robert Kolej Kuruluş hikayesi: Yararlanılan eser, “Robert Kolej Uğrunda Bir Ömür” İstanbul: Dergâh Yay., Kasım 2012, Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-arsa-satan-adam-kiyamete-kadar-onlarin-can-sesini-dinlesin-6.html

(5) ROBERT KOLEJ’I KURAN MİSYONERİN ANILARI, Türkler Arasında, CYRUS HAMLIN

(6) Robert Kolej’in Hikayesi,Cezmi Yurtsever, Expres Gazetesi (Adana), 06.05.2011

(7) İstihbarat tuzağındaki Türkiye-1, Tuna Serim, Tercüman Gazetesi, 01.06.2008

(8)http://www.guncelmeydan.com/pano/yeni-azinliklar-yaratmak-icin-necdet-sevinc-t35341.html

(9) ROBERT KOLEJ’I KURAN MİSYONERİN ANILARI, Türkler Arasında, CYRUS HAMLIN Sahife;231

(10) Necdet Sevinç, Sanık Yazılar, s.163. “Ajan Okulları”, Necdet SEVİNÇ, Sahife;21)

11)Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/kisa-bir-nato-giris-hikayesi-natoya-ilk-kez-1853te-girdik-aaa-o-zamanda-mi-nato-vardi.html

12) A.g.y

Açıklamalar:

* Matthew Calbraith Perry (Komodor Perry) (d. 10 Nisan 1794 – ö. 4 Mart 1858) Japonya’yı iki yüz yıllık bir dışa kapanma döneminden sonra Batı’yla ticari ve diplomatik ilişki kurmaya zorlayan Perry Seferi’ni (1853 – 1854) komuta eden ABD’li deniz subayı. ABD’nin Doğu Asya’da İngiltere, Fransa ve Rusya’yla boy ölçüşebilecek sömürgeci bir güç durumuna gelmesinde önemli rol oynamıştır. (daha fazlası için bakınız: https://tr.wikipedia.org/wiki/Matthew_C._Perry

** AID: Etkili bölgesel kalkınma politikası için bölgesel düzeyde kurumsallaşmanın  önemi  ön  plana  çıkmaktadır.  Bu  amaçla  birçok  ülkede bölgesel  kalkınma  ajansları  kurulmaktadır.  Bu  kurumların değişik yapılarda  kurumsallaşmakla  beraber  en  belirleyici  özellikleri  bölgesel ölçekte örgütlenmeleridir.  ABD’deki  Tennessee  (Tennessee  Valley Autority),  Türkiye’de  GAP  Bölge Kalkınma  İdaresi  ekonomik  nedene dayalı bölgesellemenin bir örneği olarak nitelendirilebilir. Bölgeyi ekonomik  kalkınmanın  temel  dinamiği  olarak  kabul  eden yeni  bölgeselleşme  anlayışı  kamu özel sivil  toplum  kuruluşları  arasında  işleyen bir kalkınma modelini beraberinde getirmiştir(Tahin, 2005: 1357143). Geçen süreçte ABD’de çok sayıda kalkınma ajansı kurulmuştur.

Bunlardan  ABD  Uluslararası  Kalkınma  Ajansı  (US  AID)  ise  ABD’deki diğer kalınma ajanslarından farklı olarak ABD dışında yatırım yapmaya yönelik  olarak  politikalar  ve  stratejik  ortaklıklar düzenler.  Aynı zamanda,  uluslararası  işbirliği  ile  daha  olumlu  bir  iş  ortamı  oluşturmak  için  yabancı  ülkelere  yatırım  programları  yöneltir.  Kısacası,  US AID ajansı çok uluslu kuruluşların desteği ile gerek doğrudan gerekse dolaylı olarak daha rekabetçi i ortamları oluşturmak için ABD sınırları dışında yatırım yapılacak ülkeleri belirleyerek bu bölgelere yatırımların aktarılmasını  amaçlar.  Burada  asıl  amaç  geri  kalmış  bölgelerin kalınması  gibi  görünse  de  çokuluslu  şirketlerin  çıkarları  da  göz  ardı edilemeyecek boyuttadır (http://www.usaid.gov/, 21.05.2010). (Daha fazlası içi bakınız: http://www.kamu-is.org.tr/pdf/1134.pdf